Hoşgeldiniz; Bugün 23 Kasım 2017 Perşembe

21. Yüzyılda Sosyal Bilimler Dergisi'nin 13. Sayısı Çıktı

İş Geliştirme ve Stratejik Yönetim Araştırmaları Merkezi|02 Ocak 2016 Cumartesi

21. Yüzyılda Sosyal Bilimler Dergisi "Terörizm" konulu 13.sayısıyla Çıktı;

ÖZETLER

1) Terörizmin Stratejileri ve Terörizmle Mücadelede Grup Dinamikleri Modeli

Uzm. Dr. Psikiyatrist Rıfat Serav İlhan

Terör örgütleri sanılanın aksine genellikle psikopat veya akıl hastası olan kişilerden oluşmamaktadır. Terör eylemlerinin altında yatan motivasyon örgütlerin benimsemiş oldukları stratejiye göre değişebilmektedir. Teröristler çoğu zaman politik rasyonel aktörler olarak karakterize edilmektedirler. Ancak çoğu zaman politik amaçları ile uyumsuz eylemler gerçekleştirdekleri görülmektedir. Bu yazıda terörizmle mücadele önlemleri terörizmin stratejileri ve terörizmin grup dinamikleri bağlamında ele alınmış ve terör örgütlerinin grup dinamiklerini temel alan bir terörizmle mücadele modeli sunulmuştur.

2) IŞİD'in Psikolojik Savaş Stratejisi

Merve Önenli Güven

Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), Irak ve Suriye’deki mevcudiyetini farklı cihatçı örgütlerin kendisine bağlılıklarını ifade etmeleri ve izlediği terörizm stratejisi neticesinde Ortadoğu’nun dışında da göstermeye başlamıştır. IŞİD’in yarattığı terör, geleneksel terörizme yeni bir boyut getirmiştir. IŞİD, terörün ortaya çıkardığı şok ve korku duygularının süresini ve etkisini daha kalıcı hale getiren ve hedef alınan kitlenin dışında da ses getirecek şekilde bir strateji izlemektedir. Bu çalışmada, IŞİD’in izlediği bu strateji ‘psikolojik savaş stratejisi’ tanımlaması çerçevesinde incelenecektir. Psikolojik savaş stratejisi tanımlamasıyla IŞİD’in terörün beklenmedik anda ortaya çıkan doğasını, şiddeti boyutlandırma ve çeşitlendirme temelinde nasıl kullandığı hususuna açıklık getirilmeye çalışılacaktır. Bu bağlamda IŞİD’in terör eylemlerinde nasıl yöntemler izlediği, örgüt içi cezalandırma sistemini nasıl gerçekleştirdiği üzerinden, örgütün kendi tabanı ve kendisi dışında tanımladığı diğerleri üzerinde nasıl bir psikolojik üstünlük sağlamaya çalıştığı analiz edilecektir.

3)Vahabi Görüş ve Radikal Örgütler Bağlantısı

Özdemir Akbal

Suudi Arabistan’ın kuruluşundan beri temel motivasyon değeri Vahabiliktir.Vahabilik ayrıca bedevi kabileleri, Suudi Arabistan Devletini ve vatandaşları gibi pek çok sosyal gücü Arap Yarımadasında etkilemiştir. Bu makalede Vahabiliğin ihracı ve bu ihracın radikal gruplar üzerindeki etkisi incelenecektir. Ardından,Vahabiliğin bölgesel yansılamaları ve Amerikan politikaları ele alınacaktır. Makalenin bu kısmı Vahabiliğin ve onun bölgesel politikalara muhtemel etkilerinin kronolojik analizidir. Makalenin diğer kısmında ise el Kaidenin teorik ölçekte analizi yapılmaktadır. Teorik ölçekte iki aşama bulunmaktadır. İlk aşamada Göreceli Yoksunluk Teorisi ve ikinci aşama ise Kaynak Seferberliği Teorisidir. Her iki teori de radikal grupların hareketlerinin açıklanmasında kullanılabilmektedir. Ayrıca Vahabilik de el Kaidenin ortaya çıkışını etkilemiştir.

4)Orta Asya'da Köktendincilik ve Afganistan'ın Kuzeyinde Son Durum

Mehmet Çağatay Abuşoğlu

Orta Asya, İslam Dünyası’nın önemli merkezlerinden birisidir. İslam’a inanmakla kalmayıp büyük katkıda bulunan OrtaAsya’nın İslam anlayışı yaşadığı Sovyet dönemiyle ve maruz kaldığı İslam karşıtı politikalarla zarar görmüştür. İslam’ın büyük baskı altında tutulduğu bu dönemle birlikte cihatçı selefi hareketler bölgede zemin kazanabilmiştir. Öz İslam felsefesi darbe alan bölgenin Afganistan’la uzunca bir sınırı paylaşması diğer bir sorundur. Bu sınır komşuluğu bölgeden atılmış terör örgütlerinin Afganistan’da toparlanarak, eğitimlerini sürdürerek yeniden bölgeye terörün taşınması ihtimalini canlı tutmaktadır. Ortadoğu’da varlık gösteren ve Afganistan’a sıçrayan IŞİD ile ABD’nin çekilmesinin ardından yeniden hareket kazanan Taliban’ın Orta Asya’ya yönelik politikaları bulunmaktadır. Orta Asya’nın istikrarsızlaştırılması ve bölgedeki seküler yapıların ortadan kaldırılmasını hedef edinen terör örgütleri bugün itibariyle etkinliklerini yitirmişler gibi görünseler de potansiyellerini korumaktadırlar. Bölgedeki mevcut yönetimlerin hedef alınmasının yanında IŞİD ve Taliban için Orta Asya bir militan temin alanıdır. Savaşa giden militanların geri dönüşleri de diğer bir kriz noktasıdır. Bu çalışmada, Rus işgallerinden bağımsızlığa bölge İslam felsefesinin gördüğü zarar, Orta Asya’daki terör örgütlenmesi, IŞİD’in Orta Asya bağlantısı ile Afganistan’ın kuzeyindeki gelişmeler incelenmiştir.

5)Orta Doğu'nun Laboratuvarında Devletleşen Örgüt Hizbullah

Ahmet Cülük

Ortadoğu birçok farklı etnik unsurun, kültürün, dinin ve hatta aynı dine mensup farklı mezheplerin yer aldığı birçok ülkeye ev sahipliği yapmaktadır ve hiç şüphesiz uzun ve çalkantılı tarihi boyunca Ortadoğu, bu farklılıkların yaratmış olduğu çatışmalara ve zorunlu birlikteliklere şahit olmuştur. Bu farklılıklar kimi zaman ayrıştırıcı bir unsur olmuş, kimi zaman ise hiç beklenmediği şekilde birleştirici bir güce sahip olmuştur; fakat Orta Doğu`nun laboratuvarı olarak adlandırılabilecek bir ülke varsa şüphesiz ki o ülke Lübnan`dır. Ortadoğu`nun Paris`i olarak adlandırılan Beyrut`un başkentliğini yaptığı Lübnan Ortadoğu`daki diğer devletlerden çok daha fazla farklı dini kimliğin yer aldığı bir ülke olup, Lübnan`da neredeyse her dini grubun siyasi gücünü oluşturan yapılar bulunmaktadır; fakat içlerinde öyle bir grup vardır ki; zaman içerisinde siyasive askeri gücünü giderek arttırarak devletleşme noktasına gelmiştir ve bugün onsuz bir Lübnan düşünülemez; Hizbullah. Bu çalışma Hizbullah`ın laboratuvar ülke olarak adlandırılan Lübnan`da hangi amaçla, hangi süreçlerden geçerek bugünkü konumuna geldiğini, süreç içerisinde ve bugün hangi devletlerle ittifak içerisinde olduğunu ve Lübnan`ın sosyal ve siyasi yapısının bu süreçte etkisini araştırmaktadır.

6)Rusya'nın Arap Baharı Sürecinde Orta Doğu Politikası

Öğr. Gör. Altun Altun

Arap Baharı ile Ortadoğu’da yaşanan rejim değişiklikleri ve eski yönetimlerin yerine batı yanlısı yönetimlerin gelmesi ihtimali Rusya’da bölgedeki etkisini yitireceği endişesi yaratmıştır. Arap Baharı’na hazırlıksız yakalanan Rusya’nın Ortadoğu’daki gücünün yeniden yükselişe geçtiği böyle bir dönemde patlak veren Arap Baharı, diğer pek çok ülke gibi, Rusya’yı da hazırlıksız yakalamıştır. 2011 yılının ilk aylarında Tunus ve Mısır’da meydana gelen iktidar değişikliklerini oldukça temkinli ve Batıyla uyumlu bir biçimde takip eden Moskova, olayların Libya ve Suriye’ye sıçramasından sonra daha aktif bir politika izlemek zorunda kalmıştır. Ortadoğu’da nüfuz mücadelesiyle birlikte bir “varoluş mücadelesi” verdiği izlenimine sebep olan bu politika, her ne kadar bölge toplumlarının Rusya’ya güveninde aşınmalara sebep olsa da bölgedeki otoriter eğilimli siyasi elitler ile kurduğu “çıkar endeksli” ilişki Rusya açısından daha önemli ve gerekli olarak değerlendirilmektedir. Kremlin’de şuan için güçlü ve yeni bir Putin yönetiminin bulunması ise ABD ve Batılı güçlerle yaşanan bu güç mücadelesinin "Rusya açısından çok daha realist ve pragmatik bir çerçevede" gerçekleşeceğini göstermektedir.

7)Boko Haram ve Boko Haram'ın Eylem Analizi

Bekir Ali Yüksel

Maitatsine isyanı ile başlayan ve Maiduguri’de Muhammed Yusuf’un devam ettirdiği Nijerya’daki radikal bu gelenek, 2009 yılında Muhammed Yusuf’un polis tarafından sorgu esnasında öldürülmesi ile birlikte yeni bir boyut kazanmıştır.Nijerya’nın kuzeyinde eğitimsiz, yoksul ve ötekileştirilmiş gençleri kendi amaçları doğrultusunda kullanarak bölgede ölüm saçan Boko Haram, Nijerya’nın çok etnikli, çok kültürlü ve çok dinli yapısından faydalanmaktadır.Bu makalede, Nijerya’daki radikal hareketlerin geçmişi ve bu hareketlerin nasıl Boko Haram gibi radikal bir örgüte evrildiği anlatılacaktır. Nijerya’nın sorunları temelinde Boko Haram’ın ortaya çıkışına neden olan etmenler belirtilecektir. Son olarak da Boko Haram’ın ideolojisi, örgüt yapısı, stratejisi, saldırı yöntemleri ele alınacak ve yaptığı eylemler üzerinden örgüt analiz edilecektir

8)Uluslararası Hukukta Üçüncü Dünya Yaklaşımları

Arş. Gör. Burak Güneş

Bu makalenin amacı, Uluslararası Hukuk ile Üçüncü Dünya Yaklaşımları arasındaki ilişkiyi eleştirel bir gözle irdelemektir. Bu irdeleme yapılırken, cari Uluslararası Hukuk’un meta-teorik temelleri tartışmaya açılmıştır. Böylelikle, Pozitivist Sosyal BilimlerFelsefesinin epistemolojik ve ontolojik varsayımları sorunsallaştırılmıştır. Ayrıca, Uluslararası Hukuk’un sömürgecilik ile olan bağı ortaya konarak, Uluslararası Hukuk’un mevcut tahakküm ilişkilerinin yeniden üretilmesindeki rolü irdelenmiştir. Sonuç olarak, Uluslararası Hukuk’ta Üçüncü Dünya Yaklaşımları olarak bilinen akımın, hem politik hem de entelektüel bir hareket olduğu ortaya konmuştur.

  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı