Hoşgeldiniz; Bugün 21 Eylül 2018 Cuma
Yunanistan|15 Mayıs 2018 Salı

Türk-Yunan Dostluğunun Yarını

Ergun Mengi tarafından yazıldı.

Birinci Dünya Savaşı sonrası başlayan sorunlar, 1950’lerin ortalarından itibaren Türk-Yunan sorunları olarak gündeme oturmuştur. Altmış yıldır çözülemeyen bu sorunları; “Karasuyu, Kıta sahanlığı, Münhasır Ekonomik Bölge, Ege Adalarının silahlandırılması, Hava sahası, FIR hattı, vb. Ege Sorunları; Kıbrıs, Batı Trakya Türkleri, Ortodoks Fener Rum Patriğinin Ekümenik statüsü gibi siyasi sorunlar şeklindedir.

Kıbrıs’ta de facto olarak 1974’den beri süre gelen barış hariç[1] tüm sorunlar 60 yıldır tartışılıyor; ama çözüm yok. Lozan sonrası gündemi işgal eden bu sorunlar için bugüne kadar ne yaptık, nasıl bir çözüm bulduk veya ne yapıyoruz? Soruların cevabı özetle, maalesef koskocaman bir “HİÇ”. Yarın ne yapacağız diye hiç sormayın! Ama yine de “yarın ne yapılabilir?” şeklinde bir soru sorulmalı ve aydınların buna vereceği bir cevabı olmalıdır.

O zaman geçmişteki güzel örnekleri esas alarak geleceğe bakmalıyız. Lozan sonrası mübadele konusunda, ekonomik durumu iyi olmayan Yunanistan, mümkün olduğu kadar fazla Rum halkının İstanbul’da kalmasını arzu ediyordu. Ancak işgal sırasında İstanbul’a gelen binlerce Yunanlının geri dönüşü sıkıntılara neden oluyordu. Diğer bir konu da Fener Patrikhanesinin İstanbul’da kalmasıydı. 1925 yılında başlayan ihtilaflı ilişkiler, 1930’da Venizelos ve Atatürk’ün uzlaşıya varmasıyla iki ülke arasında dostluk rüzgarları en yüksekten esmeye başlamıştır. Venizelos, 1929'da Ankara'ya gerçekleştirdiği ilk ziyaretinde İsmet Paşa ile görüşmeler o denli yapıcı ilerliyordu ki; her ikisi de Türkiye ile Yunanistan arasındaki sınırların (une valeur admistrative) sadece "idari" hale dönüşmesi konusunda çalışmalar yapmaya karar vermişlerdi. Bunu da yeterli görmeyen Venizelos, Mustafa Kemal'in 'Türk ve Yunan halklarının aslında hemşeri oldukları' yönündeki teorisine bile sıcak bakmaya başlamış ve bu nedenle Türkiye ile Yunanistan arasında bir konfederasyon kurulması olasılığı üzerinde çalışıyordu. Atatürk de, Venizelos da birbirlerinin üzerinde hâkimiyet kurmadan Türk ve Yunan halklarının aşamalı olarak birbirlerini barışçıl yollardan hazmederek tek bir vücut altında birleşeceklerine ve başkenti İstanbul olacak geniş bir bölgede yaşayabileceklerine inanıyorlardı."[2] Ancak, bu yakınlaşmanın hemen arkasından 1931 yılında Kıbrıs’ta Enosis ve Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması gösterileri başlamıştır[3]. Ancak, bu sorun Venizelos ve Atatürk’ün itidalli davranışlarıyla atlatılmıştır. Türkiye, iyi dostluk ilişkilerine zarar gelmemesi için ENOSİS gösterileri ve 1931 yılında Yunanistan’ın hava sahasını 3 milden 10 mile çıkaran’ kararına hoşgörü göstermiştir. Yunanistan da Ada’daki Enosis taraftarlarına prim vermemiştir.

1933 yılında Venizelos’un yerine başbakanlık koltuğuna oturan Panagis Tsaldaris, Ankara’ya geldi ve 14 Eylül 1933 tarihinde, Türkiye ile Yunanistan arasında Samimi Misak Antlaşması’nı imzaladılar. Buna göre her iki ülke sınırlarının ihlal edilemezliğini karşılıklı garanti ettiler. Bu anlaşma Türk-Yunan yakınlaşmasının zirvesini teşkil ederken, taraflar Kıbrıs dahil sınırların değiştirilmeyeceğini kabul etmiştir. Diğer taraftan, bu antlaşma Yunanistan ile olan sınırında kendi lehine değişiklik isteyen Bulgaristan’ı da caydırarak Yunanistan’a önemli bir siyasi güç sağlamıştır.

Eski Başbakan Venizelos’un 12 Ocak 1934 tarihinde Atatürk’ü Nobel Barış Ödülüne aday göstermesiyle, el-ele birlikte yaşanabilirliğin en güzel örneklerini yaşadı bu iki ülke[4].

II. Dünya savaşında tarafsız kalma politikasını gayet iyi uygulayan Türkiye’ye karşılık, Yunanistan önce İtalyanların daha sonra Almanların işgaline uğramış ve savaşta çok kayıp vermiştir. Ekonomik olarak zor durumda kalan Yunanistan’a, Türkiye tarafından tonlarca yiyecek, gıda ve ilaç yardımı yapılmıştır. 13 Ekim 1941 günü İstanbul’dan hareket eden Kurtuluş Şilebi, İstanbul-Atina arasında toplam 6 sefer yapacak ve tonlarca yiyecek, içecek, gıda ve ilaç yardımı taşımıştır[5]. Ege’de Alman denizaltılarından sakınarak seyreden Kurtuluş Şilebinin kahraman mürettebatını da saygıyla yad etmek istiyorum. Yedinci seferine, 19 Ocak 1942 günü ağır kış şartlarında ve fırtınalı bir havada çıkan Kurtuluş Şilebi, maalesef seferini tamamlayamadan Marmara Adasında kayalıklara çarparak batmıştır.

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ABD'nin Tufs Üniversitesi'nden mezun olurken 1986'da hazırladığı "Venizelos ve 1928-1932 Yıllarında Dış İlişkiler" adlı doktorasından alıntılar yapan Yunanlı Prof. Andonis Liakos, To Vima gazetesinde yayınlanan yazısında "Büyük savaştan ve büyük göçlerden tam 6 yıl sonra gösterilen siyasi cesaretler, niçin 85 yıl sonra gösterilemiyor" sorusunu soruyor ve Karamanlis başta olmak üzere Yunanlı politikacılara bu düşüncelere sahip çıkmasını öneriyor[6].

Evet üzerinden nerdeyse 100 sene geçti ama yakın gelecekte olabilecek bir Türk-Yunan dostluğuna kimse olasılık vermiyor. O zaman şimdi tekrar soralım “Türk-Yunan Savaşından 10 yıl sonra varılabilen barış ortamına, 100 yıl sonra, şimdi neden uzak duruluyor?”

 

 

Kıbrıs tartışmalarının başladığı 1950’lerin ortasına kadar, çok güzel giden Türk-Yunan ilişkileri bu tarihlerde bozulmuştur. İstanbul’daki 6-7 Eylül olayları, Kıbrıs’ta EOKA’nın yaptığı katliamlar ve PKK lideri Abdullah ÖCALAN’ın Kıbrıs Rum Cumhuriyeti pasaportuyla Kenya’nın Yunanistan Büyükelçiliğinde yakalanması Türk-Yunan dostluğuna en büyük darbeyi vurmuştur. 

Bugün Karasuları, Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge, Adaları’nın silahsızlandırılması, FIR Hattı, Hava Sahası sorunları çözümsüz bir nev’i dondurulmuş sorunlardır. Kim bugün bu konularda aktif bir siyaset yapıyor? Karasularının Yunanistan tarafından 12 mile çıkarılması, tüm Ege’yi Yunanistan egemenliğine vereceğinden kabul edilmesi ve gerçekleşmesi zordur. Kıta sahanlığı konusunda dünyada benzer birçok coğrafyada alınan yüksek yargı kararları konunun, tarafların mevcut görüşleriyle, çözümsüz olduğunu ortaya koymaktadır.

Adalar zaten silahlandırılmıştır. Ancak ironi olan bu adalardaki Yunan askeri gücü, ne bu adayı savunabilecek ne de Türkiye’ye tehdit oluşturabilecek veya caydıracak bir seviyede olmamasıdır.

FIR hattı ve Hava Sahası sorunları uluslararası hukuk ilkeleri gereğince tartışılabilecek seviyede değildir.

Kısacası sorunların hepsi enstrümantal nitelikte masada durmaktadır. Üzerlerinde bırakın yetkililer tarafından tartışmayı, halkın dahi konuşması absürt hale gelmiştir.

Halen iki ülkenin arasındaki aktif olarak devam eden tek sorun, Kardak Krizi ile özdeşleşen Coğrafi Formasyonlar konusudur. Egemenliği anlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş olan Ada-Adacık ve Kayalıklar ihtilafında Yunanistan aktif bir politika yürütmekte, adalara yüksek düzeyli ziyaretler yapmakta, adalarda askeri ve dini yapılaşma gayreti göstermektedir.

Yunanistan ve Türkiye arasında 1923’te tesis edilmiş olan “Lozan Dengesi” son derece önemlidir. Lozan Dengesi her zaman dikkate alınmıştır. ABD tarafından 1948 Truman Yardımında ve 1980 sonrası ABD silah yardımında bu dengelerin bir şekilde korunduğunu görmekteyiz. Bu denge nedeniyle, Türkiye ve Yunanistan aynı gün NATO’ya alınmıştır. Lozan Dengesi, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşunda da esas alınmıştır. Ancak Lozan Dengesinin dikkate alınmadığı uluslararası gelişmeler de yaşanmıştır. Yunanistan 1931’de hava sahasını 3 milden 10 mile, 1936’da karasularını 3 milden 6 mile çıkartarak Lozan Dengesine ilk tahribatı yapmıştır. Türkiye dostluk içinde bu girişimlere sessiz kalmıştır[7]

Yine II. Dünya Savaşı sonrası, 1947 Paris Antlaşması 12 Adaları İtalya’dan Yunanistan’a devrederken bu dengeyi göz ardı etmiştir. Benzer şekilde Avrupa Birliği (AB), Lozan dengesini dikkate almamış ve Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’ni, Avrupa Birliği’ne tam üye yaparak bölgedeki Lozan Dengesini tamamen bozmuştur. BM ve AB, Kıbrıs’taki barış ve huzur ortamını ve Lozan Dengesini gözardı etmeye devam etmektedir.

Şimdi sormak istiyorum, tüm bu sorunlar, yetkililer arasında çok iyi niyetle tartışılsa dahi, bunlara önümüzdeki 50 yılda çözüm bulunabileceği hayalini paylaşabilecek siyasi, tarihçi ve bilim adamı veya sade vatandaş var mıdır? Cevap %98 “HAYIR” olacaktır. Çünkü son 70 yıldır yaşananlar bize bu cevabı dikte etmektedir.

Sonuç ve Öneriler:

O zaman “Türk-Yunan sorunlarının yarını nasıl olacak?” sorusunu herkesin kendisine sorması ve kabul edilebilir bir çözümü önermesinin zamanı gelmiştir. Eğer gelecek için bir plan yapılacaksa ilk adımını atılacağı gün bugündür.

Türk-Yunan Halkları;

-Barış, huzur ve refahı hak ediyor. Birçok ortak değeri paylaşıyor. Hangisi aynı apartmanda, sitede sorunlu bir komşuyla yaşamak ister. Bu nedenle barış ve refahı ön plana alıp, gerginlikten beslenen siyasetçilere prim vermemelidir.

Türk-Yunan Hükümetleri;

-Türk ve Yunan hükümetlerinin milli politikası, halkının barış ve refah seviyesini artırmaktır. Hükümetler buna yönelik milli hedeflerini gerçekçi bir şekilde tespit etmelidir.

-Yunan ve Türk siyasiler sorunları tartışmak yerine, onların arkasındaki gerçekleri tartışmalı ve çözüm yolu aramalıdır.

-Çözülmesi güç Türk-Yunan sorunlarını dondurmalıdırlar. Günümüzde zaten hemen hemen donmuş olan bu problemlerin üzerine benzin döküp ateşe vermemek siyasetçilerin ilk vazifesi olmalıdır. Bunu daha önce AB üyesi olurken aralarında sınır sorunları olan birçok Avrupa ülkesi yapmış ve sorunlarla uğraşmaktan ziyade refahı paylaşmayı seçmişlerdir. Türkler ve Yunanlılar niçin aynısını yapmasın? Türk ve Yunan halkı, barışı ve refahı, diğer ülke halklarından daha az mı hak ediyor!

-Yunanistan, Türklerin Mora Yarımadası, Teselya, Makedonya, Batı Trakya, Ege Adaları ve Kıbrıs gibi egemenliği altında tuttuğu yerlerde 500 yıllık misafir olduğu görüşünü bir kenara bırakmalıdır

Türkiye de Yunanistan’ın 1829’dan itibaren Teselya, Makedonya, Batı Trakya, Girit ve Ege Adaları kapsamında topraklarını genişletmesini gündemde tutmamalı ve Yunanlıları bu topraklarda misafir olarak görmemelidir.

-1933 yılında Türkiye-Yunanistan arasında imzalanan Samimi Misak 85 yıl sonra bugün tekrar yenilenmelidir. Sınırlarımızı karşılıklı güvence altına alıp, tehdit kelimesini sözlüğümüzden çıkarmalıyız.  

-Ege’de askeri sorunlar var, uçaklar it dalaşına giriyor bugüne kadar taraflar onlarca uçak ve pilot kaybetti. Bu kayıpların arkasındaki nedenler, diğer uçak 10 millik hava sahasını 2sn ihlal etmiş, karasuyunun 500 yarda içine girmiş vb. hususlardır. Tarafların kaybettiği hayatlar soruna çözüm oldu mu? İleride olacak mı? Bu girişimlere ve Soğuk Savaş dönemi uygulamaları olan basit çekişmelere son verilmelidir.

-Türk-Yunan Ortak Askeri Tatbikatları icra edilmelidir. Ortak tatbikatlar NATO şemsiyesi olmadan da sadece Ege’de değil, Karadeniz’de, Doğu Akdeniz’de ve hatta Hint Okyanusunda, Afrika sahillerinde yapılmalıdır.

-Türk ve Yunan Genelkurmay karargahlarında karşılıklı subay görevlendirilmelidir. Bu subaylar irtibat subayı değil, bizatihi karşı ülke üniforması giyerek, proje subayı olarak çalışacaklardır. Bunun en güzel örneğini I. ve II. Dünya Savaşının kanlı-bıçaklısı almaya ve Fransa uygulanmıştır. Türk Genelkurmay Karargahının Ege Şubesinde bir Yunanlı subayın görev yaptığını hayal edebiliyor musunuz?

-Dostluk ve güven ortamında, Türk-Yunan Çok Uluslu Deniz, Hava ve Kara birlikleri kurulmalı ve her iki ülkenin savunma harcamaları azaltılmalıdır[8].

-Türk-Yunan çok uluslu şirketleri kurulmalı ve Ege’nin yer altı zenginliklerinden birlikte istifade edilmelidir.

-Yunanistan; AB üyesi olarak ciddi bir siyasi güç elde etmiştir. Bu gücün bugüne kadar kullanılarak çözüldüğü bir sorun olmadığını, AB üyesi bir Türkiye’nin savunma, ekonomi, ticaret vb. konularda çok daha fazla yararına olduğunu ayırt etmelidir.

Uluslararası Aktörlere-ABD, AB, RF ve hatta BM’e- önemli görevler düşmektedir. Bu barış girişimine tam destek vermeli ve Lozan Dengesini daima gözetmelidirler.

Barış İçinde Bir Arada Yaşama[9]Nikita Khrushchev


Şimdi Türk ve Yunan siyasilerine düşen görev, halkların arzu ettiği barış ve refah ortamını sağlamak için küresel aktörleri bir tarafa bırakarak Lozan Dengesini kendi aralarında kurmalarıdır. Türk ve Yunan halkları barış ve refah içinde bir arada yaşamayı hak etmektedir. Sorunları bir kenara bırakıp, Ege’nin ciddi yeraltı zenginliklerinden hep birlikte istifade etmelidirler.

 

 

 


[2]Stelyo Berberakis, Atatürk ve Venizelos’un Konfederasyon Hayali, Sabah Gazetesi, 20 Haziran 2007, https://www.sabah.com.tr/yazarlar/berberakis/2007/06/20/ataturk_ile_venizelos_un_konfederasyon_hayali, 23 Mart 2018.

[5]Ertuğrul Özkök, Kahraman şilebin altıncı yolculuğu, Hürriyet Gazetesi,18 Mart 2018,

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ertugrul-ozkok/kahraman-silebin-altinci-yolculugu-40775925, 23.3.2018.Elçin Macar, “İşte Geliyor Kurtuluş” adıyla bu geminin hikâyesini kitap haline getirdi. Kitap İzmir Ticaret Odası’nca aynı sayfalarda karşılıklı Türkçe ve Yunanca olarak bastırıldı ve yayımlandı.

[6]Stelyo Berberakis, Atatürk ve Venizelos’un Konfederasyon Hayali, Sabah Gazetesi, 20 Haziran 2007, https://www.sabah.com.tr/yazarlar/berberakis/2007/06/20/ataturk_ile_venizelos_un_konfederasyon_hayali, 23 Mart 2018.

[7]Türkiye karasularını 1964’de 6 mile çıkarmıştır.

[8]Paul Haydon, Greece's austerity doesn't extend to its arms budget (Yunanistan’ın kemer sıkma silah bütçesine uzanmıyor),The Guardian, 21 Mart 2012, https://www.theguardian.com/commentisfree/2012/mar/21/greece-austerity-measures-military-spending

[9]SSCB Başkanı Nikita Khrushchev, 21 Haziran 1960'ta kapitalizm koşullarında savaşın kaçınılmaz olduğu yolundaki kuramın artık geçerli olmadığı görüşünü yineledi. Khrushchev, daha sonra da sosyalizmin başarısının anahtarının barış içinde bir arada yaşama olduğunu vurguladı.

Bu yazı 1110 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı