Hoşgeldiniz; Bugün 24 Mayıs 2017 Çarşamba
Terörizm ve Terörizmle Mücadele|16 Mayıs 2017 Salı

PYD ve PKK İlişkisini Anla(ta)mamak

Erol Başaran Bural tarafından yazıldı.

PKK terör örgütünün kuruluş mantığını araştıranlar terör örgütünün temel hedeflerini iyi bilirler. Terör örgütünün kuruluş manifestosundan düzenlediği konferanslara, çeşitli vasıtalarla basına verdiği açıklamalardan teröristbaşı Öcalan’ın konuşmalarına kadar, terör örgütü PKK ile ilgili okuduğumuz hemen her dokümanda örgütün nihai hedefinin bölgede bir Kürt devleti kurmak olduğu açıkça görülüyor. Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgeleri ele geçirerek, bu dört bölgenin birleştirilmesiyle sözde Kürdistan’ın oluşturulmak istendiğini sağır sultan bile biliyor artık, ancak bu gerçeği görmek istemeyen çıkar çevreleri dün olduğu gibi bugün de mevcut.

Teröristbaşının 25 Aralık 2001’de avukatlarıyla yaptığı görüşmede; “Dört ülke için önermiştim. İran’da demokratik İslam esprisi ile olmalı. PKK, Irak’ta yaşamalı, Güney PKK biçiminde olabilir. Suriye’de Demokratik Birlik Partisi. Artık ayrıntıya girmeyeceğim. Çünkü bunları savunmamda ayrıntılı verdim. Ama esprisi şu: Her ülkenin demokratik birlik amaçlarına bağlı bir partileşme, ittifaklaşma, cepheleşme önerdim. Ülkelerin birliğinin demokratik aracı. Bunları biraz özümsemek gerekiyor” tanımlaması, PYD terör örgütünü oluşturulması için önemli bir adım olarak değerlendirilebilir.

Nisan 2002’de gerçekleştirilen KADEK’in 1’inci Kongresinde, Türkiye’nin yanı sıra Irak, İran ve Suriye’de PKK’ya bağlı örgütlenmelerin kurulması kararı alınıyor. Kararda, “... Suriye Demokratik Birlik Hareketi’ni veya partisini ortaya çıkartarak, onu önümüzdeki dönemde hareketimizin örgütsel yapısı olarak görüp gerekli desteği vermelidir” deniliyor. Böylelikle Öcalan’ın “Suriye’de Demokratik Birlik Partisi’nin kurulması” talimatı sonrasında PYD, 17 Ekim 2003’te “Partiya Yekitiya Demokratik” adıyla kuruluşunu ilan ediyor.[1]

Bu dönemde teröristbaşı Kürdistan Topluluklar Birliğinin (KCK) kurulması için gerekli adımları atıyor. Mart 2005’te hazırlanan KCK Sözleşmesi, sözde yasama organı KONGRA-GEL (Kürdistan Halk Meclisi) Genel Kurulunun 25 Mayıs 2007 tarihli oturumunda kabul ediliyor. Sözleşme PKK terör örgütünün Önderlik (Öcalan’ın) felsefe ve ideolojisinin hayata geçirilmesinden sorumlu olduğunu ifade ederken, KCK sistemi içindeki bütün unsur­ların ise PKK terör örgütünün ideolojik ve ahlaki ölçülerini esas almakla yükümlü olduğunu vurguluyor.[2]

KCK’nın örgütlenme şeması incelendiğinde terör örgütünün dört ülke toprağında PKK, PÇDK, PYD ve PJAK adı altında örgütlendiği ve örgütlerin tek bir çatı altında terörist başına bağlı olarak faaliyet gösterdiğini görmemek için adeta kör olmak gerekiyor.

PYD’nin silahlı kanadı olan Halk Savunma Birlikleri (YPG) de tıpkı PKK terör örgütü ve KCK gibi taban örgütlenmesine dayalı, piramit şeklinde yükselen, her konuda komiteler kurulmasını öngören, güçlendirilmiş yerel yönetimlere dayanan, kendi savunma birliklerini de kurmayı öneren, sözde “demokratik özerklik” modelini savunuyor.[3]

PKK/PYD, 2011 yılında Suriye’de başlayan ayaklanmalardan yararlanmak için Esad rejimiyle birlikte hareket etmeye başlıyor. Ocak 2014 tarihinde Cezire, Ayn el-Arap ve Afrin bölgelerini sözde kanton olarak ilan ediyor.  PYD sözde kantonlarıyla Türkiye’de uygulamak üzere alt yapısını oluşturduğu öz yönetim modelini hayata geçiriyor. DAEŞ terör örgütünün Suriye’deki faaliyetlerinden de yararlanmayı bilerek başta ABD olmak üzere birçok batılı ülkeye karşı kendisini DAEŞ’la mücadele eden bir demokratik ve seküler bir yapı olarak göstermeyi başarıyor.

Ardından Ekim 2015’te büyük kısmını PKK terör örgütünün Suriye’deki kolu YPG’nin oluşturduğu “Suriye Demokratik Güçleri (SDG)” kuruluyor. YPG, YPJ ile Süryani Askeri Konseyi, Burkan El Fırat, Suwar El Reqa, Şems El Şemal, Lîwa El Selçuki, El Cezire Tugayları gibi gruplar ortak basın açıklamasıyla birleştiklerini duyuruyor.[4]SDG’nin kurulmasıyla nüfusun büyük çoğunluğunu Arapların oluşturduğu bölgelerin PYD tarafından daha rahat bir şekilde yönetilmesi sağlanmaya çalışılıyor.

PKK terör örgütü ile PYD arasındaki organik ve fikri ilişki, her iki terör örgütünün belgeleri incelendiğinde açık bir şekilde anlaşılıyor. Her ikisinin de sözde önderinin teröristbaşı olduğu açıkça görülüyor. Basında da yer aldığı şekilde istihbarat birimlerinin çalışmalarına göre, PKK terör örgütünün 1.500 kadar teröristi Irak’tan Suriye’ye kaydırarak PYD terör örgütünün çekirdek kadrosunu oluşturdukları biliniyor.

PYD’nin ele geçirdiği bütün bölgelerde teröristbaşının posterleri boy boy yer alıyor. PKK terör örgütü simgeleri ile PYD’nin simgeleri hep kol kola resimleniyor. 1986’da Şırnak’ta etkisiz hale getirilen Mahsum Korkmaz isimli teröristin heykeli Ayn El Arap’a dikiliyor.[5]

PKK ve PYD terör örgütleri ilişkisi sadece simge ve sembollerin ortak kullanılmasıyla kalmıyor. Terörizmle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi tarafından Aralık 2016 tarafından yapılan “Ölüler Yalan Söylemez” başlıklı çalışma[6], PYD ve PKK terör örgütlerinin tek bir örgüt çatısı altında aynı merkezden yönetildiklerini gözler önüne seriyor. Yapılan araştırmada 2001 ve 2015 yılları arasında etkisiz hale getirilen ve açık kaynaklarda yer alan 2.096 terör örgütü mensubunun doğum yerlerine göre analizi yapılıyor. Araştırma aslında etkisiz hale getirilenlerin hepsinin PKK terör örgütü mensubu olduğunu belirtiyor. PKK’nın aynı kadroyu kimi zaman Suriye’de kimi zaman Irak’ta kimi zaman İran’da kullandığını gösteren terör örgütünün oyununu ifşa ediyor. Suriye’de PYD-YPG saflarında bulunan teröristlerin çoğunluğunun büyük ölçüde Türkiye, Irak ve İran’dan gelen PKK’lılar olduğu da belirtiliyor. Bu teröristlerin yüzde 16’sının Türkiye’den geldiği bilgisi veriliyor. Suriye’de öldürülen PYD-YPG’lilerin yüzde 35’inin Suriye dışından gelen teröristler olduğu da kaydediliyor[7]. PYD’nin aslında PKK terör örgütünün ta kendisi olduğu bu çalışma sayesinde somut verilerle ortaya konuluyor.

Suriye kökenli Bahoz Erdalkod adlı Fehman Hüseyin ve Sofi Nurettin kod adlı Nurettin Halef Al Muhammed isimli PKK terör örgütü mensuplarının çatışmaların ilk gününden itibaren YPG bölgesinde olduğu ve hatta sınır bölgemizdeki PKK terör eylemlerini de yönlendirdikleri biliniyor.

PKK terör örgütü ve PYD bağlantısını özetlemeye çalışan yukarıdaki örnekler elbette bunlarla sınırlı değil. Daha sayılabilecek birçok bağlantı ispatı söz konusu ve devletimizin birçok biriminde bu bilgiler mevcut. Sadece burada sıralanan örnekler bile ABD’nin PKK terör örgütü PYD bağlantısını görmesi için yeterli. Savunma gücü olarak dünyanın en büyük ordusuna sahip, bölgede çok sayıda askeri unsuru ve istihbarat elemanı bulunan ABD bizim bildiklerimizi bilmiyor mu? Elbette ki biliyor, PYD’yi çok iyi tanıyor ancak şu andaki çıkarları gereği bilmezden ve anlamazdan geliyor. Şu anda ABD aklı stratejik olarak değil taktik açıdan çalışıyor, çünkü zihinlerinde sadece DAEŞ terör örgütünün ortadan kaldırılması hususu yer alıyor. Türkiye gibi NATO ülkesi bir ülkeyi karşısına almayı dahi göze alarak PYD’yi silahlandırma ve PYD ile ortaklık kurma yoluna gidiyor.

Burada sorulması gereken soru şu. Diyelim ki ABD, PKK ve PYD ilişkisini ve organik bağını bilmiyor. Acaba bu bağlantıyı biz mi anlatamadık? Bildiğimiz kadarı ile başta Dışişleri Bakanlığımız olmak üzere devletin çeşitli kurum ve kuruluşları her fırsatta ABD’li yetkililere bu bağlantıyı anlattılar ve anlatmaya da devam ediyorlar. Devletin en üst seviyesinde Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız dâhil olmak üzere tüm yetkililer ABD’li muhataplarına konuyu defalarca dile getirdiler ve getiriyorlar.  O zaman buradan şu sonuç çıkıyor ki ABD devlet aklı şu anda PKK ve PYD terör örgütü bağlantısını anlamak istemiyor ve PYD’yi bir terör örgütünden öte DAEŞ terör örgütüyle mücadele eden silahlı bir unsur olarak görüyor. ABD’li yetkililerin söylemlerinden PYD’yi taktik bir araç olarak kullandıkları anlaşılıyor. Ancak gerideki stratejik akıl bu bölgede butik bir Kürt devleti kurulmasına destek veriyor.

PKK/PYD ise ABD’nin Suriye’de DAEŞ’le mücadele politikasına hizmet ederek küresel bir gücün desteğini arkasına alarak, Suriye kuzeyinde oluşturduğu kanton hatları boyunca bir devletçik oluşturmak istiyor. Bu amaç doğrultusunda çocuk savaşçıları kullanmaktan, demografik yapıyı değiştirmek için kendisinden olmayanları göç etmeye zorlamaya kadar savaş suçları işlemekten çekinmiyor. Ekim 2015 tarihli Uluslararası Af Örgütü Amnesty International raporu[8] PYD’nin bölgede gerçekleştirdiği savaş suçlarını bir bir ortaya koyuyor. Trajik bir ironi olarak, “Anti Emperyalist PKK terör örgütü” günümüzde koruma kalkanı olarak Suriye’de ABD bayrağını kullanıyor. PYD terör örgütü kendisini ABD’nin kara gücü olarak DAEŞ ile mücadelenin ana yapısı haline getirmeye çalışırken, aynı zamanda kendi çıkarlarını da en üst seviyeye çıkarıyor.

Bütün gerçekler bir arada değerlendirildiğinde ABD’nin PKK ile mücadelede yanınızdayız ancak PYD’yi terör örgütü olarak görmüyoruz açıklamaları da oldukça çocukça bir diplomasi kandırmacası gibi görünüyor. Bunun da ötesinde Türkiye’yi ikna edebilmek adına PKK ile mücadelede istihbarat desteğinin artırılacağı gibi kozlar öne sürmek de açıkçası çok komik gözüküyor. PYD=PKK olduğuna göre kendisine destek verdiği PYD ile ilgili istihbarat paylaşımını mı artıracaklar? Ayrıca bugüne dek ABD’nin istihbarat paylaşımı veriyoruz diyerek parlattığı desteğin insansız hava araçları görüntü izlemesinin ötesine geçmediğini de terörle mücadelede görev yapan profesyoneller çok iyi bilmektedirler. Buradan çıkan sonuç acaba ABD’nin PKK ile mücadelemize destek için daha fazla İHA tahsisi midir?

Diğer bir açıklamada Türkiye sınırının güvencesinin ABD olduğu üzerinedir. Türkiye 1984 yılından bugüne PKK terörü ile mücadele etmektedir ve sınır güvenliği için başka bir ülkenin yardımına ihtiyaç duymamıştır ve duymayacaktır. Bu söylemle ABD, PYD’li teröristlerin ABD silah ve teçhizatıyla Türkiye topraklarına girmeyeceği taahhüdünü vermeye çalışmakta ise de bunun gerçeği yansıtmadığını kendisi de çok iyi bilmektedir. Dünya var olduğu sürece ABD Suriye’de PYD ile birlikte kalmaya mı niyetlendi acaba ki böyle bir konuda güven vermeye çalışıyor.

ABD tarafından son bir haftada öne sürülen başka bir argüman ise PKK/PYD’nin Rakka operasyonunun ardından bölgeyi terk edeceği ve yönetimin Araplara bırakılacağı yönünde. Yani PKK/PYD ABD ile birlikte en ön saflarda Rakka’ya yürüyecek hem de en ön saflarda ancak sonra geri dönecekler. Peki neden ölecek ki YPG’liler? Bunun karşılığında bir beklentileri olmaması ne kadar gerçekçi? Yoksa senaryo şu şekilde olmasın? Biz sizi (PYD’yi) destekleyelim, siz önden gidin, bir kısmınız ölsün ancak ABD askerleri ölmesin, dönüşünüzde Suriye kuzeyinde daha sağlam oturun, bir küçük devlet kurun, hatta Türkiye ile aranıza birkaç da ABD askeri koyalım ki Türkiye size dokunmasın…

Sonuç olarak; ABD PYD’nin bir terör örgütü olduğunu anlamak istemiyor. ABD’nin bu tutumu Trump yönetimi döneminde de değişecekmiş gibi görünmüyor. Ancak, her olaydan olduğu gibi bu yaşananlardan da alınması gereken dersler var. Bunlardan en önemlisi ulusal ve uluslararası kamuoyunu şekillendirmeyi ve lobicilik faaliyetlerini bir düzene sokmamız gerektiği. Henüz PYD’nin adının dahi bilinmediği dönemlerden itibaren, kamu diplomasisi, stratejik iletişim, bilgi harekâtı unsurlarının kullanılarak özellikle uluslararası kamuoyu şekillendirilmeliydi ki PYD’yi tüm ülkeler terör örgütü olarak görsün ve kabul etsin.

Bu arada tam da Cumhurbaşkanımızın ABD ziyareti öncesi bu konuda İçişleri Bakanlığınca atılan olumlu bir gelişme basına yansıyor.[9] İçişleri Bakanlığı tarafından PKK/KCK terör örgütünün Suriye kolu olan PYD-YPG’ye ilişkin tespitlerin yer aldığı 62 sayfalık kitapçık hazırlanıyor. Kitapta YPG terör örgütünün Türkiye’ye yönelik faaliyetleri başta olmak üzere, YPG içerisinde faaliyet gösteren PKK/KCK mensubu teröristler ile PKK ve YPG militanlarının bağlantısına ilişkin örnekler yer alıyor. İçeriği oldukça etkili ve yabancı dilde hazırlanmış olsa da bu bilgilendirme için oldukça geç kalındığı aşikâr. Tabi ki gelecekte üretilecek argümanlar için temel oluşturmak açısından oldukça yararlı bir doküman olabilir ancak daha erken davranılmalıydı.

Biz sadece ikili resmi görüşme ve toplantılarda yabancı muhataplarımıza terörizmle ilgili derdimizi anlatmaya çalışırken kamuoyu bilgilendirmesi ve lobicilik faaliyetlerinde sanki biraz geride kaldık.


[1]http://m.milliyet.com.tr/yazarlar/tolga-sardan/iste-pkk-pyd-iliskisi-2193527 (Son erişim tarihi: 12.05.2017)

[2]Vakkas Bilgin, (2014),  PKK/KCK’nın Bağımsızlık Hedefi, Çözüm Süreci ve Kendi Kaderini Tayin Hakkı, BİLGESAM Analiz, No:1163

[3]Ayşe Karabat, (2013), Suriye Savaşları, İstanbul: Timaş Yayınları, s. 256

[4]http://www.milliyet.com.tr/-demokratik-suriye-gucleri-ni-ilan-gundem-2132545 (Son erişim tarihi: 12.05.2017)

[5]http://www.sozcu.com.tr/2017/dunya/son-dakika-iste-pydypgnin-teror-orgutu-pkk-ile-baglantisini-ortaya-koyan-kanit-1762855/(Son erişim tarihi: 12.05.2017)

[6]Andrew Self ve Jared Ferris, (2016), Dead man Tell No Lies: Using Killed in Action Data to Expose The PKK’s Regional Shell Game, Ankara: ISSN 1307-9190

[7]http://www.hurriyet.com.tr/oluler-yalan-soylemez-40321654 (Son erişim tarihi: 12.05.2017)

[8]Amnesty International, (2015), We Had Nowhereelse To Go Forced Displacement Anddemolitions In Northern Syria, London: Index: MDE 24/2503/2015

[9]http://www.milliyet.com.tr/icisleri-bakanligi-ndan-pyd-ypg-analizinin-ankara-yerelhaber-2042612/  (Son erişim tarihi: 15.05.2017)

Bu yazı 2665 defa okundu.
  • Yorumlar1
  • Onay Bekleyenler1

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı