Hoşgeldiniz; Bugün 21 Ekim 2017 Cumartesi
Terörizm ve Terörizmle Mücadele|27 Ekim 2016 Perşembe

Özgür Çevik Yüzbaşı ve Murat Özer Uzman Çavuş’un Şehadetleri Üzerinden: Irak sınırındaki Hisar Dağı ile Güven Dağı'nın Stratejik Önemi

Abdullah Ağar tarafından yazıldı.

Çukurca, Sınır, Güven Dağı...

19 Ekim 2016, gece yarısına yakın bir vakit. 2.400 metre yüksekliğindeki dağın ciğer acıtan Ekim soğuğunda ve ayazında geceyi, karanlığı, dağı ve geçmeyen zamanı bekliyorlardı. Aynı zamanda çok da heyecanlıydılar.

Bu gece komşu Hisar dağına helikopterle indirme yapılmıştı. Hemen de çatışma çıkmıştı. Saat ondan beri hem telsizleri, hem de cümbüşüyle çatışmayı takip ediyorlardı.Nasıl takip etmesinler?

Hemen her şey gözlerinin önünde oluyordu. Helikopterler Hisar Dağına indirme yaparken, havadayken ateş açılmış, bir arkadaşları helikopterin içindeyken yaralanmıştı.

İyiydi çok şükür.

Açılan ateşlere rağmen indirme başarıyla gerçekleşmiş, Hisar Dağının zirvesi ele geçirilmişti.

Başarmıştı Dağ Komando.

5 gün önce onlar da Güven Dağı’nı çatışarak ele geçirmişlerdi. Dağa çıkarken 8 teröristi öldürmüşler, dördünü de yaralamışlardı. Önlerinden kaçan teröristler yaralılarını Irak’a kaçırmışlar, ama ölülerini kaçıramamışlardı. Canlarını yaktıklarından beri de sınırın öte yanına kurdukları havanlarla atıp duruyorlardı.

“Geçmiş olsundu.” Geçirilmişti!

İkide bir de doçka, bikisi ve keskin nişancı tacizi oluyordu. Bir kaç kere de sızmaya çalışmış, baskına yeltenmişlerdi.

Bunlardan birinde Murat Uzman 50 metreden iki teröristi birden indirmişti. Hoş, bu sadece Murat’ın hesabına düşendi. Birini de diğer arkadaşı indirmişti. Mevzileri en uçlarda bir yerlerdeydi. Gözünü budaktan esirgemezdi Murat, ama teröristle sadece güç ve cesaret üzerinden mücadele edilemeyeceğini de bilirdi. Akıl gerekirdi. O yüzden gündüz görüntü verdikleri yerlerde durmaz, hava karardıktan sonra başka yerlere geçerlerdi. Zaten iki teröristi de gündüz mevziisine sızmaya çalışırken avlamıştı.

Şimdiye kadar sızmaların hepsini boşa çıkarmışlardı. İyi de terörist düşürmüşlerdi. Ama Murat işlerin her zaman istediği gibi gitmeyeceğini de bilirdi.

Dağdı burası. Kurşun, bomba, şarapnel ADRES SORMAZDI.

Sözün özü; Güven dağını çatışa çatışa vuruşa vuruşa almışlardı, şimdilerde de çatışa çatışa, vuruşa vuruşa tutuyorlardı.

 

Zordu burası. Sınırın hemen üstüydü. Çok güvendikleri bir bölük komutanları vardı. Gencecik bir üsteğmendi ya, ateş gibi deli gibi biriydi. Çok sever ve sayarlardı. Hele Ağustos ortalarında başlayan Şemdinli operasyonlarında nasıl biri olduğunu hepten görmüşlerdi. Hedefe girerken hiç mi hiç geride kalmamış, hep en önde dalmış, tetiğe hep en önce o asılmıştı. O, komutandı.

Geceleri uyumuyorlardı. Üstüne artık çok da soğuk oluyordu. Hele bir de ayaz varsa. Şu saatlerde bir yandan kapkaranlık geceyi bekliyorlar, bir yandan da yanı başlarında devam eden Hisar Dağı çatışmasını takip ediyorlardı. Hava kapalıydı ya Hisar Dağı, mermi ve bomba yakamozlarında çakıp çakıp sönüyordu. Normalde yıldız ışığının olmadığı kapalı gecelerde dağ kapkaranlık olur, göz gözü görmez, bastıkları yeri bile bilemezlerdi.

Günün aydınlanmasına kadar hiç uyumadan karanlığı bekleyecekler, sonra fırsat bulduklarında uyumaya çalışacaklardı. Bir de çok üşüyorlardı. Artık bunu da doğan güneşle hallederler, kemiklerini ısıtırlardı.

Burası Güven dağıydı.

Ve Zap kampının açılış kapısıydı.

Oraya da dalacaklardı elbet. Şimdi Güven dağını tutmuş, Zap’a yukarıdan bakıyorlar, yarın Zap’tan Güven dağına bakmaya hazırlanıyorlardı.

Çukurca’nın Çağlayan – Uzundere bölgesinde Seni Tepe, Han Tepe, Dağbaşı Tepe, Kale Tepelerde başlayan operasyon dalga dalga genişliyordu. Yaklaşık 50 gündür buralardaydılar. Buralara gelmeden önce Şemdinli’de yapılan operasyonlara katılmışlar, sonra da 3.717 metredeki Buzul Dağına Havillati’ye vurmuşlardı. Orası da çok soğuktu.

Havillati, Ağrı dağından sonra Türkiye’nin en yüksek yeriydi. Yanındaki Hakkı Uzmanla iki kısa laf etti Murat Uzman. Havillati’den konuşunca, daha bir büzüldü. Üşümüştü. Derken! Derken, geceyi yararak üstlerinden geçen o roketi gördüler. Daha doğrusu roketin izini. Roket, dağa çarpmadan büyük bir gürültüyle gerilerde bir yerlerde, havada paralandı.

Mehmetçiklerin patlamanın boğuk sesini sindirmeye dahi vakitleri olmadı.

Bir anda ve dört bir yandan üzerlerine mermi yağmaya başladı. Kri tepeden, Kishi tepeden, Kulika tepeden, Nirva Seytu’dan ve Seriberi’den. Tuttukları dağın başına her bir yandan, ama her bir yandan doçka, bikisi, kanas, roket ve havan mermisi yağıyordu.

Ağır bir tacizdi bu.

Ama kesinlikle sadece taciz değildi.

Bilirlerdi!

Bu tür yoğun atışlar, bir sızmayı ya da cüret edecekleri bir baskını örtmek, himaye etmek için yapılırdı.

 

Gecenin buz gibi karanlık ayazında ateş gibi oldu içleri. Kaygıların öfkenin ve dikkatin kabardığı bu anlarda namlu üstünden gözlemeye dinlemeye beklemeye başladılar. Hemen ardından da yoğun roket atışları altında el bombaları yemeye!

Karşılık verdiler hemen. Üçer beşer mermi atıp, birer el bombası yolladılar karanlığa.

Hemen sonrada bir başka noktaya sıçradılar.

İşte tam bu anlarda ardı ardına 10 kadar el bombası patladı bulundukları bölgede. Sonra karşılıklı silah sesleri. Büyük bir uğultu. Apansız, kısacık bir sessizlik. Ve hemen sonra yine birden ve tekrar başlayan silah sesleri ve el bombası patlamaları. Bu yaşananlar, sadece bir kaç dakika süren, ama koskoca bir zamana sığan ve kopkoyu bir karanlığa saklanan amansız bir ölüm dirim kavgasıydı. Yaralanmışlardı.Hem de üçü birden. Ateş ve barut kokusu bütün dağı kaplamıştı. Durmadılar ama. Duramazdılar. Üstlerine gelen karartılara mermi yağdırdılar. Özellikle Murat Uzman. Bir de iniltiler. Koşuşturmalar. Atışlar, namlu ağız alevleri ve el bombası patlamaları. Yaralı olmalarına rağmen mevzilerini bırakmadılar. Kimseyi de sokmadılar. El bombası atıp duruyordu namussuzlar. Gecenin karanlığında arkalarından gelen ayak seslerini duydular. Yanlarına koşuyordu Ar’kardaşlar. Ümit doldu içleri. Bir de onur. Yanlarından, üstlerinden teröristlere atılan mermilere tanık oldular. Öfkeli bağrışlara, küfürlere, sövmelere. Bir de “Allah Allah (!)” diye haykırmakta olan arkadaşlarına! Burası düşmanın yürekte yenildiği, yenildiğini kabul ettiği andır. Vurdular öteye.

Gecenin karanlığında kaçıp giden ayaklarının seslerini duydular. Bastılar mermiyi artlarından. Üç kişi hariç ama! İniltiler ve bir sessizlik. Murat Uzman!?

“Yiğidim, aslanım, koçum, kardeşim?” Murat?

Gelen Mehmetçiklerin, baskının hedefi olan mevzide yeni bir yerlerde mevzi tutmaları. Ve yardımlar. Mevzideki iki Mehmetçik yaralı. İnleyişler. Sövmeler, dualar, küfürler, emirler... Acı ve merhamet cümleleri. Ve bir Mehmetçik’in sessizliği. O BİR ŞEHİT! Uzman Çavuş Murat ÖZER. Yaralı Kamil Uzman: “Kahpeleri yaralandıktan sonra vurdu komutanım.” “Tamam aslanım. Yorulma sen.” Mehmetçik’in başını okşayan Üsteğmen, bölük komutanı. “Şehidimizi, yaralıları yukarı götürün Kayhan.” “Emredersin komutanım.”

Ve ateş altında yeni ve çok zor bir boğuşma. Yaralı iki Mehmetçik’in ve şehidin yukarı çekilmesi. Oralarda, oracıklarda, dağların başında ve karanlıklarda şehit için tutulan kısa bir ağıt... Gözlerden akan yaşlar, sessiz ağlayışlar.

Canını hiçe sayan, canını gözünü budaktan esirgemeyen ve artık Şehit olan Murat. Mermi yağmuruna yağmurla karşılık veren, mermi yağmuru altında namluyla dürbünle terörist gözleyen, canını öne atmaktan çekinmeyen Şehit Murat. Akıllara geliveren apansız hatıralar.

Yiğitlik, delilik, delikanlılık. Şehitlik. Ve bir türlü kabullenemeyiş. İnanamayış.

Daha dün tugay komutanıyla şakalaşmışlardı. Daha dün; “Ölürüm de yerimi terk etmem komutanım” demişti. Ve terk etmemişti. Ve kahrediş ve kahredişle yaşanan bekleyiş. Ötede, ön tarafta, karanlığın içinde duyulan iniltiler. Teröristler!

Şimdi mi gidelim, güneşin doğmasını mı bekleyelim düşüncesi. “Karanlık çözülünce bakarız arkadaşlar. Gerek yok.” Ve bir türlü geçmeyen anlara, dakikalara, saatlere sığan koskoca bir bekleyiş. Gerginlik. Ve Hisar dağında devam eden çatışma. Hisar dağında süren çatışmanın dağları sarsan gümbürtüleri. Ve hala ön tarafta iniltiler. Gecenin kör karanlığında duyulan başka başka sesler. Mermi ve el bombası atışları. Cızırdayan telsizler. Artık bundan sonrası ağır bir sessizlik. Ve artık alaca karanlık başlangıcı. Hava buz gibi, yüzler kaskatı. Kasılmaktan kasılmış bedenler hepten kaskatı. Soğuktan, acıdan, öfkeden, kaygıdan, beklemekten, gerilmekten, üşümekten eller yüzler yürekler kaskatı. Ama her şey KOR GİBİ.

Ve öne çıkış. Ateş ve hareket. Cebri keşif! Biri yürüyor, üçü mevzi alıyor. İkisi yürüyor, ikisi mevzi alıyor. Arıyorlar. Seslerin, iniltilerin geldiği yere yaklaşıyorlar. Ve ayrı ayrı iki yerde iki terörist görüyorlar. Ölü onlar. Şehit Uzman Murat’ın şehit olmadan iki gaziyle birlikte öldürdüğü iki terörist bunlar.

“Komutanım dere yatağında bi ceset daha var.” Ve burada hemen yakın bir yerden inilti gibi sesler duyuyorlar. Dere yatağındakine bakmayı bırakıp, o tarafa yöneliyorlar. Dinliyorlar, gözlüyorlar, dikkat kesiliyorlar, sonra yavaş yavaş yaklaşmaya başlıyorlar. Tam; “Kadın sesi gibi” filan derken! Bütün dağı ve anı sarsan boğuk ve devasa bir patlamayla sarsılıyorlar. Zaman duruyor sanki. Nefes alamıyor, savruluyorlar. Havalarda uçuştuktan sonra taşa kayaya toprağa çakılıyorlar. Bölük komutanı üsteğmen ile kol komutanı astsubay düştükleri yerlerden kalkamıyorlar. Yaralanıyorlar. Bundan sonra koskoca bir hengame daha yaşanıyor.

Gözlerine, yüzlerine, bedenlerine, kollarına, bacaklarına saplanmış şarapnel ve taş parçalarıyla tahliye ediliyorlar. Bölük komutanı deli üsteğmen, kol komutanı yiğit astsubay, yaralı aslan iki uzman ve Şehit Murat helikopterle dağdan ayrılıyorlar.

Geride kalanlar ise gece yaralanmış sonra da bizimkilerin yaklaşmasıyla kendini patlatan canlı bomba kadın teröristin silahını 150-200 metre ötede buluyorlar. Bir de parçalanmış gövdesinden geriye kalanları.

Yüzü olmayan kanlı saç yumağını.

Bir de akıllarına düşüyor: O kadın canlı bomba, mevzilerine girseydi, neler olabileceği... Murat uzmanın canını feda ederek , onları nasıl kurtardığı...

Aynı saatler...

Çukurca, Sınır, Hisar Dağı...

19 Ekim 2016, gece yarısına yakın bir vakit

 

 

 

30 Ağustos 2016, Zafer gününde başlayan Çukurca Çağlayan – Uzundere operasyonları yaklaşık 50 gündür devam ediyor. 50 gündür adım adım, gıdım gıdım dağları tepeleri vadi ve dereleri ele geçiriyorlar. Şu zamana kadar sadece buralarda 300’e yakın terörist öldürdüler. Bu da bildikleri. Hem de dağ kadrosu.

Özgür Çevik Yüzbaşı ise bölüğüyle birlikte 50 gündür buralarda. Operasyonlara Dağbaşı tepede dahil oldular. Hoş, 50 günün öncesinde de aylardır buradaydılar.. 64 gün süren İkiyaka dağları, bir hafta süren Yeşiltaş operasyonlarından sonra buralara geldiler. Şimdi de Hisar dağına baskın yapacaklar.

Özgür Yüzbaşı bulundukları tepede Yıldız Yarbay’la karşılaşmıştı. “Mehmet nasılsın?” diye seslenmişti. Bozuntuya vermemiş; “Sağolun komutanım iyiyim” demişti. Nasıl olsa hepsi Mehmet değiller miydi? Yıldız Yarbay’la Dağbaşı tepede tanışmış, sonra bir kaç kez daha karşılaşmıştı. O zaman da Yıldız Yarbay kendisine “Mehmet” diye seslenmiş, yine ses etmemişti. Dün konuşurlarken de Yıldız Yarbay, onun kompozit başlığına reçel bulaştığını fark etmiş ama buna ses etmemişti. Yorgun olduğunu, telaşlı olduğunu fark etmişti sanırım. Hoş, nasıl olsa toz toprak olacaktı”.“Dağbaşından sonra dinlenebildin mi” diye sormuştu. “Sayılır” demişti. Hiç durmamışlardı ki. Durmaksızın arama tarama yapmışlardı. Bütün hazırlıklarını tamamladılar ve sonra gecenin karanlığındaki Hisar dağına baskın yaptılar. Ve 22.00-23.00 gibi yoğun ateş altında bindirme yaptıkları Hisar dağında hemen çatışmaya girdiler ve yaklaşık 7-8 saattir çatışma halindeler.

Özgür Yüzbaşının bir Mehmetçik’i yaralandı şu ana kadar. O da helikopterin içinde, atma - atılma sırasında. Şimdi ise, teröristler çoktan kaçtı. Geride de bayağı bir adam bıraktılar. Artık uzaktan uzaktan dokça, biksi, kanas atıyorlar. Özgür ise hala teröristlerinin yerlerini görmeye, oraları ateş altına almaya ve ateş altına aldırmaya çalışıyor. Uçaklar gelecek, işaretleme yapmaları gerek, tam koordinat gerek.“Bize ateş geliyor komutanım.” Bakıyor, bunu diyen Mehmetçik’in yüzüne. Tebessüm ediyor. Sonra yine görmeye, bakmaya, anlamaya çalışıyor. Ve! Ve ne olduğu bilinmeyen bir mermi saplanıyor boyun bölgesine. Ya doçka ya keskin nişancı. Ve kocaman bir hikaye buracıkta bitiveriyor. Ansızın. Ve mahşerde başlamak üzere.

Dağların aslanı Özgür Yüzbaşı, dağlarına düşüyor. O saate kadar 17 teröristin öldürüldüğü Hisar dağı baskınında, baskını yöneten Bölük Komutanı Özgür Çevik Yüzbaşı, arşa doğru devriliyor.

Ruhun şad olsun Özgür Çevik Yüzbaşı.

Ruhun şad olsun Murat Özer Uzman.

Vatanın şu varlık mücadelesinde, en kritik yerlerde döktüğünüz kan, verdiğiniz canla, vatana can vatana kan oldunuz.

Mahşerinizde SAĞ OLUN, VAR OLUN, DAĞ OLUN büyük adamlar.

Yıldız Yarbay diyecek ki; “Şimdi anlıyorum. Özgür’ün yüzündeki tebessüm, hareketlerindeki belli belirsiz telaş, bir başka buluşmanın heyecanıymış meğer. Hakkını helal et kardeşim. Tekrar görüşmek dileğiyle...”

İçe akan gözyaşları ile...

Güven Dağı ve Hisar Dağı:

Güven dağı, PKK’nın sınır ötesindeki Zap kampının ağzını tutar. Bu dağ Zap kampını üstten himaye eder. Burayı kim tutarsa, sınır hattındaki üstünlük ona geçer. Zap bölgesindeki PKK istediği gibi hareket edemez.

Hisar dağı ise, Ertuş kampının üstünü tutar. Hisar dağı tutulduğunda PKK Ertuş kampında barınamaz. Güven dağı ile Hisar dağı birlikte tutulduğunda ise PKK’nın başta Zap ve Ertuş kampları olmak üzere bölgede barınma imkanı kalmaz. PKK, Ertuş kampının ötesindeki Avaşin Basyan’a sıkışmak zorunda kalır. Böylece bu bölgeden Türkiye’ye giriş (sızma) ve çıkış (sıyrılma) kabiliyetini kaybeder. Bu nedenle bu bölgede yapılan operasyonlar, Türkiye’nin sınır güvenliği ve içeride yapılan terörle mücadele için hayati öneme sahiptir. Sınır geçişleri yapamayan ve içerideki terörünü takviye edemeyen PKK, iç bölgelerde yapılan operasyonlarla etkinliğini zamanla yitirir, bölge halkının üzerinde var olan baskı ve nüfuzunu kaybetmeye başlar. Bu alanların tutulması ayrıca sınır ötesine yapılacak harekatlarda kıyı başı oluşturur. Yapılacak harekatların baskın etkisini ve başarısını doğrudan etkiler.

PKK, Güven dağı ile Hisar dağını kaybetmemek için yoğun bir uğraşa girmiştir. Güven dağını kaybetmesiyle büyük bir moral bozukluğu yaşamış, hemen ardından Hisar dağını da kaybetmesiyle bu çöküntüsü derinleşmiştir. Özgür Çevik Yüzbaşının 8 saatlik çatışmadan sonra şehit düştüğü Hisar dağında o gün 24 terörist öldürülmüştür. Ertesi gün öldürülen 9 teröristle birlikte bu rakam 33’e ulaşmıştır. Mehmetçik’in “Dokunulmaz değerler adına” kendini YEM olarak kullandığı operasyon ve çatışmalar 30 Ağustos Zafer Bayramı gününden bu güne devam etmektedir. Sadece bu bölgede (30 Ağustos-24 Ekim döneminde) öldürülen dağ kadrosu terörist sayısı 338’e ulaşmıştır. 15 Ağustos’tan beri Hakkari bölgesinde öldürülen terörist sayısı ise 466’dur.

Bu veriler PKK ile mücadelede ‘Moral ve Sayısal değerler bağlamında’ STRATEJİK BİR KAZANIMDIR.

Not 1: Bu rakamlara PKK’lıların çekerek kaçırdıkları ve adı bilinmez yerlere gömdükleri ölü teröristler ve yaralıları dahil değildir. Yapılan arazi aramalarında ‘kurda kuşa yem’ kaya yarıklarına sokuşturulmuş, uçurumlardan atılmış, 30-40 santim kazılan çukurlara gömülmüş teröristlere rastlanmıştır. Irak’a kaçırdıkları yaralı teröristler de bu rakamlara dahil değildir, bu yaralılardan sonradan ölenler de...

Bu yazı 1395 defa okundu.
google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı