Hoşgeldiniz; Bugün 24 Mayıs 2017 Çarşamba
Terörizm ve Terörizmle Mücadele|27 Ocak 2015 Salı

Stratejik Savaşı Kaybetmek

Ergüder Toptaş tarafından yazıldı.

Stratejide Denge

Strateji kelimesinin “ayağa düştüğü” bir ülkede; bu işin laf ebeliği, dalkavukluğu ve şarlatanlığını yapanların mantar gibi çoğalmaları ve de itibar görmeleri öncelikle bir sistem, kültür ve nitelik sorunudur. Stratejinin düzeyi, yöntemleri ve modelleri ne olursa olsun her şeyden önce “yönetmekle”ilgilidir. Merkeze alınması gereken temel konu, siyasi amaçlar için örgütlü güç kullanımı ve bu gücü kullanabilme tehdidi hakkında teori ve pratiğin uyumluğunu sağlamaktır.[1] Eğer ki bir uyumluluk varsa stratejide her şey basittir. Ancak o kadar da kolay değildir. Mücadele gibi savaş ve barışı bünyesinde barındıran ve her zaman kaotik bir durumu yönetmenin çok sayıda zorlu kombinasyonu ile yüz yüze bulunmanın ciddiyeti hafife alınamaz. Bu iradeden yoksun olmak ya da bu gücü nasıl kullanabileceğini hesaplayamamak varlığın bekası açısından yaşamsal bir tehdittir.

‘Uyum’ ile vurgulanmak istenen amaçlar, araçlar ve irade arasındaki ‘denge’nin sağlanmasıdır. Bu iki yanlı bir çabadır. Kendi dengenizi koruyup geliştirirken, rakip ve/veya hasımları istikrarsızlaştırarak dengesini bozmak ve kontrolü kaybetmesine dolaylı ve dolaysız yöntemlerle neden olmak mücadelenin özüdür. ‘Stratejik savaş’ın temelinde hiç şaşmaz ve değişmez bir şekilde bu anlayış vardır. Sun Tzu’nun “Üstün başarı düşman direncini savaşmadan kırmaktır” düsturu, bu anlayışın en üst seviyesidir. Yenilmezliğin, savaşmadan zafer kazanmanın, hükmetmenin, rakiplere karşı mutlak üstünlüğün ve yürütülen mücadelenin maliyetini de hasımlara yüklemenin akıllıca ve zekice yoludur; stratejik savaş.[2] Bir adam bile yitirmeden kesin zafere ulaşmanın, muhasım orduları/güçleri savaşmadan mutlak yenilgiye uğratmanın en etkili ve verimli yolu düşmanın stratejisine saldırarak çökertmektir. Çağının strateji Mei Yaochen ( 1002-1060 ), bunu “zekânın zaferi”[3] olarak tanımlar.

PKK İle Mücadelede Eksik Strateji

Yaklaşık otuz yıldır, PKK ile yürütülen mücadelede temel sorun; kültürel değerlerle beslenen düşünceler ve onun pratiği olan davranışların politika vasıtasıyla stratejiye aksetmemesidir. Bu yönüyle strateji adına atılan tüm adımlar yetersiz ve etkisiz kalmıştır. Çünkü mücadele topyekûndur ve bütün millî güç unsurlarıyla yürütülür. Terörizmle mücadelede askerî gücü başat faktör olarak değerlendiren ve stratejinin temel aracı olarak kullanan bir anlayış mevcut sorunları daha da derinleştirmiştir. Bu çetrefilli problemin çözümünde hiç şüphesiz ki öncelik; sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel, sosyo-politik ve psikolojik tedbirlerin güvenlik eksenli uygulamalarla eşzamanlı veya kademeli olarak devreye sokulmasında olmalıydı. Ne yazık ki bu yaşamsal gerçeklik görmezden gelinerek işin kolayına kaçılmıştır. Gerçekte ise en zor, maliyetli ve de en uzun süreli yöntem bir kader olarak tercih edilmiştir.

Politikadan kaynaklanan yetersizlik ‘stratejide uyumsuzluk’ olarak tecelli etmiş ve de  stratejinin yukarıda izah edilmeye çalışılan en temel kuralları ihlal edilmiştir. Burada vurgulanmak istenen, millî güç unsurlarının her birinin politika olarak tanımlanan büyük stratejinin kontrolünde, belirlenen hedef(ler)e ulaşma yönünde mütemadiyen ve aralıksız gayretle beslenerek bir ve beraber yürümeleridir. Maalesef Türk siyaseti, bu prensibi de dikkate alarak bir politika üretmeyi başaramamıştır. Bu son derece hayati ve hiçbir ikincil nedenle yer değiştirmeyecek kadar stratejik başlangıç noktası olmasına rağmen ehemmiyetinin gerektirdiği ilgiden uzak kalmıştır. Bu eksikliğin birçok mazereti olsa da, üç temel neden makalenin ilk cümlesinde vurgulanmıştır: Kültür, sistem ve nitelik sorunu.

Strateji Kültüründen Stratejik Kültüre

Mücadelenin başından beri millî güç unsurlarının belirlenen hedeflere ulaşmak maksadıyla yeterince etkili ve verimli kullanılamamasının en önemli nedeni strateji kültürünün yetersizliğidir. Politikadan neşet eden kifayetsizliklerin kaynağında o vardır. Türk ordusu hiç şüphesiz ki 1984’den bu yana, PKK’ya karşı sürdürdüğü mücadelede başarılı olmuştur. Bunu da ispatına gerek duyulmayacak şekilde özellikle 1992-99 yılları arasındaki süreçte göstermiştir. 2011’de yine, terör örgütüne ağır kayıplar verdirildiği ve marjinal düzeye düşürülmek üzere olduğu bir sırada, mücadelenin ruhu ile çelişkili tedbirlerin zamansızca uygulamaya sokulması, üzerinde fikir birliği sağlanmamış bir stratejinin apaçık göstergesidir, ancak bu durum incelenmesi gereken ayrı bir konudur. Ne var ki bu gerçeklik, Türkiye Cumhuriyeti’ni “Muharebeleri kazandık, ama savaşı kaybettik” klişe cümlesini tekrarlatmaktan uzak tutamaz. Askerî gücün başarısında kurumsal stratejik kültüründen kaynaklanan çok özel bir durum vardır ki daha sonra değerlendirilecektir.

Strateji kültürünün ulusa özgü tarih, kimlik ve karakteri olsa da kültürde olduğu gibi diğer kültür çevrelerinden kazanmış olduğu özellikleri görmezden gelmek mümkün değildir. Söz konusu strateji kültürü olduğunda, bu etkileşim diğer unsurlara nazaran daha fazladır. Yıllarca süren bir veya daha fazla siyasi ve askerî ekollere endeksli yardımlar ve ittifaklar strateji kültürünün oluşum, dönüşüm ve inşasında son derece etkilidir.[4] Bir diğer belirleyici oluşum da, siyasal kurumların inşa edilme sürecinde kazandıkları yetenekleri, mücadelenin değişen karakteri kapsamında yeterli ve sürekli dönüşüme tabi tutamamalarıdır. Mücadelede oyunun sonucunu belirleyecek olan o toplumun siyasal kurumlarının gücüdür. Diğer güç unsurlarının etkinliği, verimliliği ve de başarısı siyasal kurumlarından doğar.[5] Millî güç unsurlarının eş güdümünde kamu idaresinin (bürokrasi) ve onu işleten iyi yetişmiş nitelikli personel gücünün(bürokrat) yaratacağı sinerji (görevdeşlik) güç ve performans artışının bir neticesidir.[6] Terör ve terörizmle mücadelede arzu edilen düzeyde sinerjinin oluşturulamadığı her kesimce sıkça dile getirilen bir problem sahası olarak hâlâ varlığını devam ettirmektedir.

Strateji kültüründen kaynaklanan bu problemli saha, hem ‘stratejik kültür’de hem de tutum ve davranışların istikrar ve gücünde önemli ölçüde zaaf ve zayıflığa sebebiyet vermiştir. Stratejik kültür devlet kişiliği anlayışında uzun vadeli stratejik tercihlerin bir veya birkaç stratejiyi istikrarlı ve verimli bir şekilde destekleme gücüdür.[7] PKK terör örgütüne karşı yürütülen mücadelede ilke ve davranışlarda tutarlılık ve süreklilik bir türlü arzu edilen seviyede sağlanamamıştır. Tutum ve davranışlarda güncel politikanın popüler konuları hep ön plana çıkmıştır. Bunun nedenleri hakkında çok çeşitli görüşler ileri sürülse de, rasyonel stratejik tercih yapamamanın kökeninde stratejik kültürden kaynaklanan yetersizlik vardır.

Yürütülen bu mücadele, Türk güvenlik güçleri ile kanlı bir terör örgütünün karşılıklı meydan okuması değil, zaman zaman bölge ülkelerinin farklı düzeylerde ve zeminlerde destekledikleri ve müdahil oldukları sorunlu bir mirasın bitmemiş hesaplaşmasıdır. Ayrıca, terör örgütünün arkasında uluslararası daha büyük bir sistemin olduğu; ABD’den Rusya’ya, Avrupa’dan İsrail’e kadar birçok istihbarat örgütlerinin kontrolünde bir pazarlık aracı olarak kullanıldığı gün gibi ortadadır. PKK, bütün bu karmaşık ve kirli ilişkiler yumağının bir sonucu olarak Türkiye’ye karşı asimetrik bir tehdit olarak ortaya çıkarılmıştır.[8] Problem bu kadar devasa boyutlu olmasına rağmen, çözümü konusunda iyi bir yönetimin zorunlu kıldığı ortak düşünce ve tutumun yeterince geliştirilememesi ve bu durumun hâlâ devam etmesi, strateji ve stratejik kültür ekseninde başlangıç adımlarının atılmamış olmasındandır. Bu konunun, entelektüel ve strateji çevrelerinde yeterli ilgi gösterilerek, bahsedilen boyutuyla tartışılmamış olması da, önemli bir zafiyet alanı olarak bugün de varlığını sürdürmektedir.

Sistem Yaklaşımı

Devlet hayatından tutun da ekonomik, askerî, sosyal ve siyasi hayatın tüm boyutları kültürün derin etkisi altındadır. Bu etkiyi stratejinin tüm boyutlarında da görmek kaçınılmazdır. Colin S. Gray, “…Tüm stratejik davranış kültüreldir… Dolayısıyla stratejik davranış bizim strateji kültürü olarak bildiğimiz tavır ve fikirler tarafından biçimlendirilmektedir…”[9] tespiti son derece anlamlıdır. Strateji kültürünün de stratejinin de mimarı insandır. Onun fikri düzeyi, düşünce yapısı, olayları değerlendirmedeki yaklaşımı, tercihleri ve kararları büyük ölçüde sahip olduğu kültürün bir neticesidir. İnsanların da toplumların da farklılaşmasının başlangıç noktası burasıdır.[10] Bu son derece önemli ve belirleyici farklılaşmanın siyasete ve siyasal süreçlere olumlu/olumsuz yansımaları kaçınılmazdır. Meseleyi anlamada ve çözümü konusunda en alt kademede uzman analizlerinden başlayarak her safhada karar alma ve uygulama süreçleri aklın ve bilimin ışığında incelenmelidir.

Türkiye’nin yıllar içerisinde gittikçe derinleşen, genişleyen ve kangrenleşen güvenlik sorunu maalesef “sistem yaklaşımı” anlayışıyla ele alınamamıştır. Sorunun analizinde bütün faktörleri dikkate alan bilimsel, bütünsel ve disiplinler arası bir yaklaşımla farklı tercihlere ulaşma ve uygulama fırsatı yakalanamamıştır. Bu sorunun kaynakları, karakteri ve doğası bahse konu yöntemin zorunlu kıldığı esaslarla incelendiğinde; uzunca bir süre daha ülke gündemini meşgul etmeye devam etmesi kaçınılmaz gözükmektedir. Terör ve terörizmin varlığı çok bilinmeyenli bir denklemden neşet etse de, onu besleyen kaynakların gür damarları bulunduğu ülkeden doğar. Kaynakları kurutacak olan da destekleyerek gürleştirecek olan da öncelikle ülkenin siyasi kurumlarıdır.

Adına ne denirse densin, bugün yüz yüze olunan bu sorunun uzun yıllara dayalı çok yönlü olumsuz etkileşiminin yarattığı kısır döngüden tabii ki çıkış yolu vardır. PKK terör örgütünün ve onun millî güç unsurları üzerinde meydana getirdiği tahribat sistem yaklaşımı ile değerlendirilerek; etkili, verimli, refah ve güvenlik artırıcı bir verimli döngü sürecine dönüştürülebilir. Bu bir rota değişikliğidir, gerçekleştirilmesi tahmin edildiğinden daha da zordur, hem de çok çok zordur.

Nitelik Sorunu

Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını ve bütünlüğünü koruyarak, refah seviyesini geliştirmesi ve değerlerini güçlendirmesinin temel koşulu; çağdaş bir eğitim sistemiyle nitelikli insan gücü yetiştirmesi ve bunların kurum ve kuruluşlar içerisinde etkinleştirilmesidir. Bunun doğal sonucu olarak meydana gelecek sinerjinin, millî güç unsurlarının tamamında olumlu neticelere sebebiyet verecek şekilde gerekli tedbirlerin alınmasıdır. Sorunlara bakış açısında bu yaklaşım kaybedildiğinde, bugünün meseleleri belki de günü kurtarmaya yönelik tedbirlerle çözümlenmiş gibi görülebilirler, ancak yarınlardaki maliyeti çok daha yüksek problemlere de verimli bir zemin hazırlanmış demektir.

Sonuç Olarak

Türkiye’nin bu zorlu, maliyetli ve de her yönden tahripkârlığı yüksek mücadelesinde; PKK’nın askerî anlamda ezilmesi, siyaseten de kontrol altına alınması ve gündemden düşürülmesi fırsatı birçok kereler yakalanmış olmasına rağmen, kalıcı ve kapsayıcı çözüm yollarının açılamamasını “stratejik savaş veya mücadele” anlayışıyla değerlendirmenin ufuk açıcı bir yönü olduğu düşünülmektedir.    

 


[1]  Akad M. Tanju, Askerî Tarihte Stratejik Düşünce, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2013, s. 5-10.

[2] Sun Tzu, Savaş Sanatı, çev. Adil Demir, Kastaş Yayınları, İstanbul, 2004, s. 49-50.

[3] Age. , s.122.

[4] Toptaş Ergüder, Gerilla-Kontrgerilla Savaşı, Kripto Yayınları, Ankara, 2015, s. 38-42.

[5]Acemoğlu Daron, Robınson James A., Ulusların Düşüşü-Güç, Zenginlik ve Yoksulluğun Kökenleri, Doğan Kitap, İstanbul, 2014, s. 80.

[6] Toptaş Ergüder, 21. Yüz Yılda Savaş-Yeni Bir Mücadele Felsefesine Doğru Harp ve Stratejiyi Yeniden Düşünmek, Kripto Yayınları, Ankara, 2009, s. 173-190.

[7]Toptaş Ergüder, Gerilla-Kontrgerilla Savaşı, s. 43-9. 

[8] Özdağ Ümit, Türk Ordusu PKK’yı Nasıl Yendi? Türkiye PKK’ya Nasıl Teslim Oluyor?, Kripto Yayınları, Ankara, 2010, s. 18.

[9] Gray S. Colin, Modern Strateji, çev. Handan Öz, Truva Yayınları, İstanbul, 2008, s. 54-9.

[10] Age. 187-214.

Bu yazı 2816 defa okundu.
google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı