Hoşgeldiniz; Bugün 14 Aralık 2017 Perşembe
Terörizm ve Terörizmle Mücadele|23 Ocak 2013 Çarşamba

Paris’te Üç PKK’lı Kadın Teröristi Kim/Kimler Ne Maksatla Öldürdü?

Emruhan Yalçın tarafından yazıldı.

“Siz Yürüyün, Yolunuzdaki Taşları Biz Temizleriz!”

Giriş

Ülkemizde 1984'den bu yana devam eden, 50 binin üzerinde insanın ölümüne ve devletin milyonlarca liralık maddi ve manevi kaybına sebep olan PKK Terör Örgütünün yaratmış olduğu terörün bitirilmesi için, AKP Hükûmeti tarafından 2006 yılında "Kürt Açılımı" adı altında bir proje başlatıldı.

"Kürt Açılımı" projesi kapsamında, terörü ve terör örgütünü bitirmek adına 5 Ağustos 2009'da Demokratik Toplum Partisi (DTP) ile başlatılan görüşmeler, Abdullah Öcalan'ın muhatap gösterilmesi üzerine Öcalan'a döndürüldü. Öcalan'ın gücünü gösterdiği görüşmeler 19 Ekim 2009'da Habur'da sekteye uğratıldı. Bu arada MİT temsilcileri ile PKK arasında 2008'de başlatılan Oslo görüşmeleri de 2010'da, müzakere tutanaklarının basına sızdırılması nedeniyle kazaya uğratıldı. Bu sefer yeni bir süreç çerçevesinde, İmralı'da Abdullah Öcalan ile görüşmeler ve müzakereler başlatıldı. 3 Ocak 2013 günü İmralı'ya giden BDP'li milletvekilleri Öcalan ile görüşerek, yeni süreçte hangi pazarlıkların yapılacağı hususu kararlaştırıldı. Bu görüşmelerde amaç, PKK'nın dağdan inerek silah bırakması ve yurt dışına gitmesidir. Kendi görüşlerinin dikkate alınacağı bir süreç olması hasebiyle, PKK'sıyla, KCK ve BDP'siyle hepsinin bu görüşmelere büyük umut bağladığı görülmektedir.

Terörü sona erdirmek son derece önemli bir konu olmakla beraber, bunun yolu, yöntemi de en az onun kadar önemlidir. Çünkü AKP Hükümeti'nin PKK'dan aldıkları karşılığında PKK'ya neleri vermeyi kabul ettiği de bilinmelidir. PKK'ya mümkün olduğunca az verip mümkün olduğunca çok almanın yolu ise önce terör örgütünü askeri alanda mağlup ederek, tehdit yaratması durumunun ortadan kaldırılmasıdır.

Terörü sona erdireceğim derken siyasi bölücülüğe ortam yaratılırsa, bilerek veya bilmeyerek kimlik, vatandaşlık, yemin metinleri derken, Türk ve Türk Milleti olmaktan vazgeçilirse, eşit vatandaşlıktan farklı vatandaşlığa geçiş yapılarak ayrı bir millet oluşturulmasına imkân yaratılırsa yanlış yoldasınız demektir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi ve yapı taşı "Ulus Devlet" tir. Teröristlerle pazarlık yapmak zaten hatadır. Hele 'Ulus Devlet'i pazarlık konusu yapmak en büyük hata olur.

Burada şunu söylemeliyim ki, eğer Kürt­çe­nin ikin­ci res­mi dil ol­ma­sı, Türk ke­li­me­si­nin Ana­yasa'dan çı­kar­tıl­ma­sı, Öcalan'ın ser­best bı­ra­kıl­ma­sı ve atalarımızın kanlarını akıtarak bizlere emanet ettiği bu vatan topraklarında göndere Türk bayrağının yanında başka bir bayrak çekilmesi, şimdilik kaydıyla diyerek bu ülkede özerk bir bölge üzerinden federal bir devlet kurmanın kapısı aralanıyorsa, Türk milletinin bunu kabul etmemiz mümkün değildir.

Başlatılan sürecin sabote edilmemesi için hem PKK/KCK ve BDP tarafı hem de hükûmet tarafı büyük titizlik göstermekteydi. Ancak unutulan bir şey vardı: Acaba gaziler, yüreği yanan anneler, ocaklarının ateşi sönen babalar bu konuda ne düşünüyorlardı? Onlar bu yolda evlatlarını kaybettiler, bu sebeple annelerin-babaların sürece ilişkin düşünceleri çok çok değerli olması gerekir.

Sabote edilir diye endişe edenleri anlıyorum. Ama birilerinin süreci tıkamak için elini tetikte tuttuğunu da çok iyi biliyorum. Bundan evvelki süreçlerde bu tür provokasyonları görmüştük. İşte hiç beklenmedik yerden ilk provokasyon haberi geldi bile... Fransa'nın göbeğinde ve Fransa istihbaratının gözleri önünde, kimliği belirsiz kişi veya kişiler tarafından Paris'teki Gare du Nord'da bulunan bir biranın birinci katında yer alan Kürdistan Enformasyon Bürosu'na girerek susturucu takılı silahla PKK'nın kurucularından olan ve Almanya sorumlusu Sakine Cansız, KNK Paris temsilcisi Fidan Doğan ile Leyla Söylemez 9 Ocak 2013'de öldürüldü.[1]

Olayla ilişkisinin olduğunu düşündüğüm başka bir kişi daha, Kürt kökenli Rus vatandaşı, Rusya'da uyuşturucu ve benzeri suçlar mafyasının en önde gelen isimlerinden "Dede Hasan" diye bilinen Aslan Usoyan 16 Ocak 2013 günü TSİ 12.30 sularında Moskova'nın merkezindeki Azeri "Karetni Dvor" adlı restoranının önünde suikastle öldürüldü.[2] Şimdi bu iki olayı yorumlamaya çalışalım.

Paris'te üç PKK'lı kadın teröristin öldürülmesi olayı nasıl gerçekleşti?

ANF'nin haberine göre, Paris'te Gare du Nord yakınlarında bulunan Kürdistan Enformasyon Bürosu'na dün gece gelen kimliği belirsiz kişiler, büroda bulunan 3 kadına saldırdı. Sakine Cansız ve Fidan Doğan başlarına, Leyla Söylemez ise vücuduna isabet eden bir kurşunla öldürüldü. Büroya saçılan aşırı kan izlerine dikkat çeken görgü tanıkları saldırının susturuculu silahlar ve kesici aletlerle yapılmış olabileceğini dile getirdi.[3]

İtalyan gazetesi La Repubblica olayla ilgili bir detayı aktardı. "Örgüt içi hesaplaşma mı?" teorisini güçlendirecek bilgiye göre, suikastın gerçekleştiği binanın birinci katına ancak şifreli bir sistemle girilebiliyordu. Ülkenin ana akım gazetelerinden La Repubblica, şimdiye kadar elde edilen bilgiler ışığında Paris polisinin, olayın bir örgüt içi hesaplaşma olduğunun güçlü bir ihtimal olduğu yönünde bilgi aktardığını vurguladı. 3'lü suikastın, Türkiye'nin İmralı'yla başlattığı barış görüşmelerinin akabinde gerçekleştiğine dikkat çeken gazete, başlarından vurulan Sakine Cansız ile Leyla Söylemez'in, öğleden sonra Fidan Doğan'la buluşmak üzere suikastın gerçekleştiği binanın birinci katına gittiklerini aktararak, "Yani, sadece girilen bir şifreyle ve dâhili telefon sistemiyle erişilebilen kata" diye not düştü. Gazete bu nedenle, öldürülen kadınların, suikastçılarına kapıyı açmış olma ihtimalinin güçlendiğine dikkat çekti. Haberde ayrıca, binanın girişinde, Gare du Nord'da bulunan Kürdistan Enformasyon Bürosu'na ait herhangi bir tabela da bulunmadığı da ifade edildi.[4]

Türkiye'nin Paris Büyükelçisi Tahsin Burcuoğlu, üç PKK'lı kadının öldürülmeleri konusunda, Fransa Dışişleri Bakanlığı'ndan hem yazılı hem de sözlü olarak bilgi talebinde bulundu. Burcuoğlu'nun, cinayetin Türkiye'nin ulusal güvenliğini ilgilendirebilecek nitelik taşıdığı üzerinde durduğu belirtildi. Dışişleri'nin yanısıra MİT ile Emniyet de devreye girdi.[5]

Suikastle ilgili soruşturmada Paris ile Ankara arasındaki bilgi akışı istihbarat teşkilatları ile emniyet birimleri arasında yürütüldü, gözaltına alınan iki kişinin örgüt içindeki bağlantılarına ilişkin önemli bilgi paylaşıldı. Fransız istihbarat birimi, 18 Ocak günü Ankara'ya gönderdiği ön bilgi notunda, olayın 'bir örgüt içi hesaplaşma' tespitinde bulundu.[6]

Dede Hasan'nın öldürülmesi nasıl gerçekleşti?

Moskova'nın merkezinde, Kremlin'e 1,5 km mesafede bulunan Azeri "Karetni Dvor" adlı restorana yakın bir yerdeki bir evin penceresinde pusu kuran keskin nişancı, "Dede Hasan"ın restorandan çıkmasını bekledi. Bazı görgü tanıklarına göre nişancı üç el ateş etti; bunlardan ikisi Aslan Usoyan'a, üçüncüsü de o anda sokaktan geçen bir kadına denk geldi. Usoyan öldü, kadın yaralandı.[7]

Öldürülen PKK'lı terörist kadınlar kimlerdi?

Öldürülenler arasında en dikkat çekici isim 'Sara' kod adlı Sakine Cansız'dır.

Sakine Cansız; 1958 yılında Tunceli'de doğmuş,PKK'ya katılmadan önce evlenerek 'Polat' soyadını almıştır. 1978 yılında Diyarbakır'ın Lice İlçesi Fis Köyü'nde PKK'yı kuran kurucular arasında bulunan ve Abdullah Öcalan ile evlenen Kesire Öcalan ile birlikte 2 kadından biriydi. Kesire Öcalan, PKK'dan daha sonra ayrılmıştı. Örgütte halen faaliyet gösteren ve yaşayan 5 kişiden biriydi. Sakine Cansız'ın öldürülmesiyle kuruculardan PKK'da sadece Abdullah Öcalan, Cemil Bayık, A. Haydar Kaytan ve Duran Kalkan hayatta kaldı. PKK için Elazığ, Tunceli ve Bingöl bölgesinde örgütlenme çalışmalarında yer alan Sakine Cansız, daha sonra boşanmıştır. 12 Eylül döneminde gözaltına alınarak 5 Nu.'lu Diyarbakır E Tipi Cezaevi'nde 11 yıl hapis yatmış,cezaevindeki direnişlere katılmıştır. 1991 yılında cezaevinden çıktıktan sonra yeniden PKK'ya katılarak Lübnan'da Bekaa Vadisi'ne gitmiş, PKK kadın örgütlenmesini yürütmüş, PKK'nın birçok kampında sorumluluk üstlenmiştir. 1992 yılında PKK'nın cephe savaşı vermesi ve 500 militanını kaybetmesinin ardından, Osman Öcalan örgüt tarafından sorgulanarak etkisizleştirilirken; Abdullah Öcalan'ın Suriye'den çıkarıldığı dönemde Sakine Cansız da Murat Karayılan tarafından Almanya temsilcisi olarak görevlendirilmiştir. Almanya ve Fransa'da örgütsel çalışmalara devam eden ve Abdullah Öcalan'a yakınlığı ile bilinen Cansız'ın adı, 2008 yılında PKK içindeki bir cinsel taciz sıkandalıyla gündeme gelmiştir.

Abdullah Öcalan 1999 yakalandığında Soruşturma Komisyonu'na verdiği ifadede Fransa'da öldürülen Sakine Cansız hakkında şöyle demişti: "Kadın örgütlenmesini erkek feodalizminden kurtarmak, güçlü bir kadın yaratmak istediğim için oluşturdum. Bol bol tartışmalarını istedim. "Sara" kod adlı Sakine Polat (Cansız) da hatırladığım isimler arasındadır. Görevden alınan Sakine şu anda Avrupa'dadır. Fransa tarafından kendisine pasaport verilmiştir. Kapalıdır. Duygu ve düşüncelerinde partiye bağlıdır."[8]

Cansız, Interpol tarafından kırmızı bültenle aranmaktaydı, 20 Mart 2007'de Fransa'da gözaltına alınan Cansız, Dammtor Cezaevi'nde 40 gün tutuklu kaldı, bu süre içinde Türkiye, iade dosyasını ulaştırmasına rağmen, Alman mahkemeleri tarafından serbest bırakıldı.

Fidan Doğan ise şu an Avrupa'da bulunan, kapatılan Halkın Emek Partisi Van eski Milletvekili (HEP) Remzi Kartal'ın yardımcılığını ve asistanlığını yapıyordu, KNK (Kürdistan Ulusal Kongresi) Paris temsilcisiydi. Leyla Söylemez ise PKK'nın gençlik yapılanmasında yer alıp, staj için Fransa'da bulunuyordu.

Rusya'da öldürülen Dede Hasan Kimdir?

Rus Güvenlik birimlerinin, "Rusya'nın Mafya Kralı" olarak bilinen Kürt asıllı Dede Hasan lakaplı Aslan Usoyan'ın, PKK'ya silah sağladığı noktasında bazı tespitleri vardır.[9] Yani, Paris'te öldürülen üç PKK'lı kadınla olayı bağdaştırırsak Sakine Cansız, Avrupa'dan topladığı paraları Rusya'da Ded Hasan'a göndererek, PKK için silah, mühimmat ve malzeme temin ediyordu.

Üç PKK'lı terörist kadının öldürülmesine Paris'te tepki

PKK'lı üç kadının öldürülmesi Paris'te büyük bir gösteriyle protesto edildi. Avrupa'nın değişik şehirlerinden gelen göstericiler, cinayetlerin gerçekleştiği Kürdistan Enformasyon Bürosu yakınlarındaki Doğu Garı önünde buluştu. KCK, PKK, PJAK, PYD ve kadın organizasyonlarının katıldığı eyleme, Fransız partileri ve kadın örgütleri de destek verdi. KCK Yürütme Konseyi Başkanı Zübeyir Aydar ve Kongra Gel Başkanı Remzi Kartal'ın da aralarında bulunduğu çok sayıda Kürt siyasetçi ve kurum temsilcisi olay yerinde hazır bulundu. Fransa'da yaşayan Kürtlerin, saldırıyı protesto etmek için çocuklarını okula göndermemeleri de istendi. BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve Genel Başkan Yardımcısı Gültan Kışanak, Leyla Zana, Aysel Tuğluk ile Fransız Yeşil Partinin eski liderlerinden Dominique Voynet, Fransa Komünist Partisi Başkanı Pierre Laurent de gösteriye katıldı. Kışanak, burada yaptığı konuşmada, "Katiller bulunana kadar sesinizi yükseltmeye devam edin" ifadesini kullandı. Yapılan ortak açıklamada, "Dünyanın her yerinde Kürde sadece ölümü reva görenler bilmelidir ki, özgürlüğümüzün bedeli ne olursa olsun bunu ödemekten çekinmeyeceğiz. Halkımızı bulunduğu her yerde protesto gösterileriyle bu katliamı lanetlemeye ve Kürt halkının şehitlerini sahiplenmeye çağırıyoruz" denildi.[10]

PKK bayrakları ve Abdullah Öcalan posterleriyle Colonel Fabien Meydanı'na doğru yürüyen binlerce kişi, cinayetlerin aydınlatılmasını istedi,PKK lehine ve Türkiye aleyhine sloganlar attı. Geniş güvenlik önlemlerinin alındığı gösteriye katılan Fransa Kürt Dernekleri Başkanı Mehmet Ülker, cinayetlerin Kürt sorununa çözüm bulmak için başlayan görüşmelerle aynı zamana denk gelmesine dikkat çekti. Ülker, cinayetin faillerini bir an önce bulmaması halinde saldırının sorumluluğuna Fransa'nın da ortak olacağının altını çizdi. Gösteriye Fransa'daki sol partilerin yanı sıra Türkiye'deki sol örgütler de destek verdi. Türkiye'de de İstanbul ve Diyarbakır başta olmak üzere birçok ilde protesto gösterileri düzenlendi.[11]

PKK'lı kadın teröristleri Kim/Kimler Niçin Öldürmüş olabilir?

Türkiye'de kafalarda hep aynı soru var: İmralı süreci başlamışken bu suikastları kim yaptı? Kim sorusunu, salt özne anlamında değil 'çözüm kimin işine gelmez' yorumuyla sormak tartışmayı daha doğru yere götürür diye düşünüyorum.

Cinayetin yapıldığı bölgenin Paris'in en işlek yerlerinden biri olması nedeniyle, cinayetleri işleyenlerin bölgedeki kameralara takılmış olabilmesi ihtimal dâhilindedir. Fransa'daki Kürt kurumları ve PKK'lılar tarafından yapılan açıklamalardan, başta Kürt Enformasyon Bürosu olmak üzere pek çok Kürt kurumu ve PKK'lının Fransa istihbaratı ve polisi tarafından yakından takip edildiği bilinmektedir. Yakından izlenen bir kurumda cinayetin işlenmesinin hem Fransa İstihbaratı, hem de PKK'lılar açısından kuşkulu bir durum ortaya çıkarmaktadır. Hatırlanacağı gibi, Fransa daha önce PKK'nın para kaynaklarını kurutma adına geniş kapsamlı bir operasyon düzenlemiş, aralarında PKK Avrupa Sorumlusu Rıza Altun'un da olduğu pek çok kişiyi gözaltına alarak yargılamıştı. Yargılama sırasında devletin güvenlik birimlerinin Kürt siyasetçileri nasıl takip ettiği ayrıntılı bir şekilde ortaya çıkmıştı.

Fransa'da PKK'lı kadınların öldürülmesine ilişkin ilk açıklama hükûmet adına Hüseyin Çelik'ten geldi. Çelik, "Yapılış şekline bakılırsa PKK'nın kendi içindeki iç hesaplaşması gibi görülüyor. Fransa güvenlik güçlerinin yaptığı bir baskın değil, faili meçhul kimseler tarafından yapılan baskındır. PKK'nın kendi içinde binlerce infaz yaptığı, bu tür hesaplaşmalara giriştiğini hepimiz biliyorum. Bu terör örgütlerinin tabiatında vardır. Bu süreçte, bu ve benzeri olaylar artabilir. Ne zaman 'silahlar sussun ve silahlar bırakılsın' aşaması gündeme gelirse, irade ve kararlılık ortaya çıkarsa, ardından bu ve buna benzer olaylar meydana geliyor. Hakkâri'deki saldırı eğer erken haber alınmamış olsa ve güvenlik güçlerimiz daha atak davranmasaydı 1993'teki 33 şehit meselesine benzer bir durumla karşılaşabilirdik."[12]

BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da Twitter hesabı üzerinden açıklama yaparak, "Hassas sürece binaen AKP Paris'teki katliamın aydınlatılması için Fransa nezdinde girişimde bulunacağına, örgüt içi infazdır deyip kapatıyor. Bu tutuma karşı şunu soruyorum o halde; bu açıklamayı yapanların bizzat bu katliamı planlamadığını nereden biliyoruz, telaşınız bundan mı yoksa" diyerek, Çelik'in 'PKK'nın iç hesaplaşması' sözlerine tepki gösterdi.[13]

Olayın failleri ile ilgili ellimizde henüz net bir bilgi olmadığından bir şey söylemek mümkün değildir. Biz burada ihtimal dâhilinde bulunan bütün alternatifleri sıralayacağız.

1. Olay PKK Terör Örgütünün bir iç hesaplaşması olabilir

Binanın kapısında dijital kilit olması, kadınların kapıyı açtıkları kişiyi tanıdığı şüphesini doğurmaktadır. Suikastı soruşturmakla görevlendirilen Fransız Emniyetinin Terörle Mücadele ekipleri PKK içi hesaplaşması ihtimali üzerinde durmaktadır. Özellikle birden fazla olduğu sanılan saldırganların suikastın yapıldığı ve girişinde dijital kodlu kilidin bulunduğu binaya kapıyı zorlamadan girmeleri, Fransız yetkililerin bu tezini güçlendirmektedir.

Üç kadın PKK'lının Paris'te infaz edilmesinin örgüt alt kadrolarında kafa karışıklığı ve güvensizliğe neden olabileceği endişesiyle, örgütün silahlı kanadı olan (Hêzên Parastina Gel- Halk Savunma Güçleri) HPG ana karargâhı tarafından talimatın verildiği tahmin edilmektedir. HPG'nin başında bulunan Suriye uyruklu Fehman Hüseyin'den böyle bir talimat gelmiş olabileceği, güvenlik birimleri tarafından dikkatle incelenmektedir. Sakine Cansız, Murat Karayılan'ın sağ kolu olarak biliniyordu, ancak örgütün kasası olarak bilinen Zübeyir Yılmaz ve Bahoz Erdal'la geçinemiyordu. Bahoz Erdal ile arası 2008'den beri bozuktu. Bu yüzden çok tatsızlıklar da yaşanmıştı. Hatta örgütün Fransa'da yaptığı bir toplantıda Bahoz Erdal'ı eleştiren Sakine Cansız tehdit edilmişti. Örgütün Almanya'daki "kasası" Zübeyr Yılmaz'ın evinde, "örgütün şiddet politikası ve Abdullah Öcalan'ın sağlıkdurumu ve cezaevi koşulları ile ilgili konuların ele alındığı bir toplantı yapılmıştı. Toplantı sırasında "Sara" kod adlı Sakine Cansız, Suriyeli Fehman Hüseyin'in eylem politikalarını eleştiren bir konuşma yapmıştı. Toplantının bitiminden sonra eleştiri ve suçlamalardan rahatsız olan Zübeyr Yılmaz, örgütün mali durumunu konuşacağını söyleyerek Sakine Cansız'ı derneğe çağırmıştı. Burada Cansız'ı, "Bahoz'a bir daha laf edersen dilini koparırım senin" diye tehdit eden Yılmaz'ın, daha sonra iki adamının yardımıyla Cansız'a cinsel tacizde bulunduğu iddia edilmişti.[14]

Sakine Cansız ile birlikte PKK'nın 16 kurucusundan biri olan Baki Karer, Cinayetin hedefinin Sakine Cansız olduğunu belirterek, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez'in görgü tanığı bırakmamak için öldürüldüğünü ileri sürdü. Cansız'ın uzun yıllardır örgüt içinde geri planda tutulduğunu ve pasif görevlerde kullanıldığını kaydeden Karer, tehlikeli işler söz konusu olduğunda ise ileri sürüldüğünü vurguladı. "Para taşımak işi Cansızın göreviydi, örneğin büyük miktarda para taşıma veya transfer işleri söz konusu olduğunda, çoğu zaman Sakine Cansız kullanılmıştır. PKK'nın topladığı paraların kaynağı zaten başlı başına tartışma konusu. Tehlikeli görev oluşu bu noktadan kaynaklanmaktadır, cinayetin nedeni paradır, tetiği çeken veya çekenler de PKK'lıdır" dedi. Binlerce insanın infazlarla katledildiği bir örgütsel yapıda, para nedeniyle işlenen bu tür cinayetlerin yeni olmadığının da altını çizen Karer, "Aslında bunu Kandil de bilmekte, ama üzerinden siyasal kazanç elde edebilmek için kullanmaktadır. Sürmekte olan Öcalan-MİT görüşmelerinde doğrudan taraf olmak isteyenlerce, fırsata dönüştürme yönünde kullanılmaktadır" şeklinde konuştu.[15]

Ayrıca, Paris'ten gelen son haberler ve tutuklanan iki PKK'lı da olayın bir iç hesaplaşma olduğuna dair yeni emarelerin ortaya çıktığını göstermektedir. Paris'te PKK'lı 3 kadının öldürülmesi olayı ile ilgili soruşturmada Paris ile Ankara arasındaki bilgi akışı istihbarat teşkilatları ile emniyet birimleri arasında yürütüldü, gözaltına alınan iki kişinin örgüt içindeki bağlantılarına ilişkin önemli bilgi paylaşıldı.

Fransızlar tarafından bir süreden beri örgüt üyeleri arasında bir gerginliğin olduğu biliniyordu. Bu nedenle son gelişmeler ve elde edilen bazı delillerle de örgüt içi hesaplaşma tezinin giderek güçlendiği belirtiliyor. Bu kapsamda suikastın, "İmralı ile başlatılan sürece karşı çıkan örgüt içindeki bazı çevrelerin etkili olup olmadığı ile bazı ülkelerin örgüt içindeki ayrışmayı dikkate alarak örgütten taşeron kullanıp kullanmadıkları" ihtimalleri de değerlendiriliyor. Le Parisien gazetesine göre, şüphelilerin evlerinde yapılan aramada cinayeti aydınlatacak ipucuna rastlanmadı. Le Point dergisinin internet sitesindeki habere göre şüphelilerden biri suikasttan kısa süre öncesine kadar maktullerin yanındaydı ve onları canlı olarak gören son kişiydi. Ayrıca paltosunda barut kokusu tespit edilmişti. Bu kişi ifadesinde, olay günü neler yaptığını net ve tutarlı ayrıntılarla veremeyince üzerindeki şüpheler yoğunlaştı. Öte yandan soruşturmayı yürüten Paris Terörle Mücadele Alt Müdürlüğü, her ikisi de Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan 38 ve 31 yaşlarında iki erkek şüphelinin gözaltı süresini uzattı. Yakın arkadaş oldukları belirtilen iki şüphelinin gözaltı süresinin 96 saate kadar sürebileceği belirtildi.[16]

Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez'in öldürülmesiyle ilgili soruşturmayı yürüten Paris Cumhuriyet Savcısı François Molins, cinayetin bir numaralı şüphelisinin iki yıldır PKK üyesi olduğunu belirttiği 1982 Sivas Şarkışla doğumlu Ömer Güney olduğunu açıkladı. Savcı Molins, tutuklanan şüphelinin cinayetleri itiraf etmediğini, ancak çelişkili ifade verdiği için şüpheleri üzerine çektiğini belirtti. Ortaya çıkan bir belgede ise Ömer Güney'in Fransa Kürt Dernekleri Federasyonu üyesi olduğu anlaşılıyor.[17]

Bir diğer değerlendirmeye göre, Öcalan'ın elle tutulur bir şey istemediği ve sadece kendi geleceğini düşündüğü anlaşılınca, PKK içindeki değişik çevreler telaşlanmaya başladı ve "satılacak mıyız" endişesine kapıldılar. Bu telaş ve "satılacak mıyız" endişesi farklı kesimleri harekete geçirmiş olabilir.

Bu görüşe göre, infazı gerçekleştirenler bir taşla birkaç kuş vurmak istemiş olabilirler. Örgüt içindeki Alevi-Sünni çatışması kaşınmak istenmiş olabilir. Cinayeti işleyenler, Kandil'deki PKK liderlerine, "Barış sürecinde silah bırakıp Avrupa'ya gitmeniz söyleniyor, bakın sonunuz böyle olur" demek istemiş olabilirler. Önümüzdeki günlerde bin bir versiyonunu dinleyeceğimiz bu açıklamaların biri ya da birkaçı aynı anda doğru olabilir.

PKK'nın kurucusu ve o kuşak içindeki son kadınlardan olan Sakine Cansız, Murat Karayılan'la sıkı bağlantısının olması, Karayılan'la düşünce beraberliği içinde çözüm sürecinde rol alabilecek olması açısından dikkat çekmektedir. Avrupa kanadı, PKK'nın ekonomik bağlantıları bakımından dikkate alınması gereken bir husustur. Karayılan adına denetim mekanizması içinde olduğu söylenen Sakine Cansız'ın, ekonomik güç üzerindeki denetim mekanizmasını da ifade eder.

Diğer yandan, PKK'nın kurucu üyelerinden Sakine Cansız PKK içindeki Kürt Alevi yapılanmanın önde gelenlerinden biridir. PKK içindeki Alevi-Sünni çatışması, diğer adıyla Urfalılar-Dersimliler çatışması öteden beri bilinen bir çatışmadır. PKK taban itibarıyla Sünni, tavan itibarıyla Alevilerin ağırlıkta olduğu bir yapıdır. Bu, zaman zaman PKK içinde kanlı infazların yolunu da açmıştır. Abdullah Öcalan'ın barış için devreye girdiği dönemlerde PKK'nın içindeki Dersimliler grubu bu girişimlere genelde karşı çıkmıştır. Örneğin 1999 yılında Öcalan, PKK unsurlarına çekilin talimatı verdiğinde Dersimliler buna karşı çıkmış bunların bir kısmı da çekilmemiştir. Yine 2011 de Öcalan 'Türk-Kürt tarihinin en büyük barışına hazırlanıyoruz' dediğinde PKK içindeki Dersimliler grubunun yönlendirmesiyle Silvan saldırısı yapılmış süreç baltalanmıştı. PKK'nın Batı ve Karadeniz yayında etkinliği belirgin bir şekilde devam eden bu grubun PKK ile yapılacak barış görüşmelerini sabote etmesi her an mümkündür.

İşte Sakine Cansız cinayeti tam bu keşmekeşin kesiştiği noktada ortaya çıktı. Sakine Cansız, örgüt içinde Mustafa Karasu ve Duran Kalkan ekibine yakın ama pasifize edilmiş bir örgüt lideriydi. Bu yönüyle de onun infaz edilmesi Duran Kalkan ve Mustafa Karasu ekibine verilmiş net bir mesajdır. Mesajın anlamı şudur: Barış sürecini kabul edip devletin önerdiği plana göre Avrupa'ya gelirseniz Sakine Cansız gibi infaz edilmeyeceğinizin garantisi yoktur. Bu nedenle savaşa devam.[18]

İnfazın arkasında kim olursa olsun mesaj PKK liderlerine veriliyor ve çok net: "Örgütü bırakıp Avrupa'ya gelirseniz infaz edilmeyeceğinizin garantisi yok." O halde bu cinayetten yola çıkarak şu değerlendirmeyi yapabiliriz: PKK içinde barış olasılığına karşı ciddi bir yarılma yaşanıyor ve bu yarılma infazlara kadar gidiyor.

Öte yandan ilginç bir diğer nokta da PKK'nın kurucu ve yönetici kadrosundan hiçbirinin bugüne kadar dışarıdan bir güç tarafından öldürülmemesi. Terör örgütünün "kurucu-yönetici" kadrosundan kim öldürüldüyse, hepsi örgüt içi infaza kurban gitti. Örgüt yönetimini sert eleştirmeye başlayıp PKK'nın Türk derin devletinin denetiminde olduğunu ima eden Kani Yılmaz bunlardan biri. Yılmaz Irak'ın kuzeyinde PKK tarafından öldürüldü. Örgütün Almanya sorumlusu Enver Ata İsveç'te, Avrupa sorumlusu Çetin Güngör de Almanya'da örgüt tarafından infaz edilenler arasındadır.

Sonucu itibarıyla Sakine Cansız'ın infazı hem örgüt içinde bir çatlamaya,hem de İmralı sürecine yönelik kuşkuların derinleşmesine neden olabilir

2. Olay Türk istihbaratının işi olabilir

"İmralı görüşmelerini şu veya bu nedenle torpillemek isteyebilecek güçlerin Türkiye içinde de mevcut olabileceğini; Öcalan ile anlaşan devlet aykırı sesleri ortadan kaldırmak için MİT veya diğer gizli örgütlerini devreye sokmuş olabilir" diyenlere vereceğimiz yanıt, "olası değildir" olacaktır. Failin istihbarat veya derin devlet olamayacağının nedenini ortaya koyabilmek için önce onun, ne olduğunu anlamak gerekmektedir. Derin devleti, "ülke çıkarları açısından devlet tarafından yapılmak istenen, fakat hukuk sistemi içinde gerçekleştirmesi mümkün olamayan faaliyetlerin, devlet içinden bazı unsurlar veya seçilen kişiler tarafından, ülke çıkarları için inisiyatif alınarak hukuk dışına çıkıp, kendi arzularıyla bir kısım riskli teşebbüslerde bulunmaları" şeklinde tarif etmek mümkün olabilir.

Bu noktadan hareketle, eğer böyle bir derin devlet olsaydı ve böyle de bir kabiliyeti bulunsaydı, yıllardır yurt içinde ve dışında devam eden PKK'yla mücadelede, bugüne kadar neden benzer eylemler yapmadığı akla gelirdi. Bir diğer husus da derin devletin var olduğunu kabul etsek dahi günümüzde böyle bir oluşumun devam ettiğini söylemek oldukça zordur.

3. Olay İran, Irak, Suriye, İsrail, Rusya, ABD İstihbaratlarının işi olabilir

Türkiye'nin Kürt sorunu maalesef bölgeselleşmiştir. Türk Hükûmeti ve Kürt hareketi dışındaki birçok bölgesel aktör Türkiye'nin Kürt sorunu denklemine dâhil olmuşlardır ve bu aktörlerin çoğunluğunun menfaati Türkiye'nin Kürt sorunun çözülmemesinde, hep kanayan bir yara olarak kalmasında ve Türkiye'ye karşı kullanışlı bir araç olarak kalmaya devam etmesindedir.

Bölgeyi yeniden şekillendirme arayışları içinde Türkiye ile politikası uyumsuz olan ülkelerin örgütle bağlantıları ön plana çıkacaktır. Böyle puslu bir havada öncelikle kullanılacak konu PKK içindeki bağlantılarıdır. Suriye'yi, Irak içindeki Türkiye ile çatışan güçleri, Şii-Sünni ekseninde Türkiye ile sorunlu ülkeleri ve burada İran'ı, daha geniş çerçeveli güç odaklarını da dikkate almalıyız.

Oldukça profesyonel bir görüntü sergileyen bu cinayet bir Ortadoğu ülkesinin istihbarat elemanları tarafından işlenmiş olabilir. Abdullah Öcalan'ın bu konudaki mesajını Fatih Altaylı iletmiştir; "Provokasyonlar olacaktır ama en önemlisi İran'dan gelecek provokasyonlar... Bunu engelleyin" demiştir.[19]

4. Cinayet Almanya, Yunanistan, İngiltere, Fransa İstihbaratı veya Asala'nın bir kolu tarafından işlenmiş olabilir

Bu cinayetlerin birçok hedefi olsa da barış sürecine denk getirilmesi asıl hedefin İmralı süreci olduğu ve bu suikastlar PKK'ya 'barışma, savaş' mesajı olabilir. Kandil'e mesaj olan bu suikast, öteden beri derin Ortadoğu'ya yön veren aktörlerin bir organizasyonu olabilir. PKK da, Türkiye de bu süreçte bu derin Ortadoğu ile mücadele edeceklerini unutmamalıdırlar. Bütün dirençlere rağmen stratejik bir üs gibi gördükleri Suriye'yi kaybedenler PKK'yı da Türkiye'ye kaptırmak istemezler.

Diğer önemli bir husus da Başbakan Erdoğan'ın ziyaret ettiği bazı Afrika ülkesinin eskiden Fransa sömürgesi ülkeler olduklarını da düşündüğümüzde pazılın parçaları birleşmektedir. Derin Ortadoğu bu yüzden boş durmayacaktır. Bu arada İran-Fransız istihbaratının da iyi ilişkiler içinde olduğu unutulmamalıdır. Derin Ortadoğu'nun bu sürece kolay kolay izin vermeyeceğini düşünmeliyiz. Her şeye rağmen bu derin organizasyonla başa çıkılmazsa barışın gelmesi zor olur.

Örgüt, bölge ülkelerinden İran, Suriye, Irak tarafından kullanılmakta, İsrail ve Yunanistan'ın da gelişen durumlara göre kullandığı ve kullanabildiği de bilinmektedir. ABD'nin kontrolünde hareket ettiği de göz ardı edilemez.

Soruşturma neticesinde infazın kim/kimler tarafından yapılmış olacağının ortaya çıkması mümkün olabileceği gibi, çıkmama veya şüpheli durumda kalma ihtimali de mevcuttur. Tetikçiler yakalansa bile, cinayetin arkasındaki gerçek neden öğrenilemeyecektir. Çünkü bu bölücü örgütün, Türkiye'yi bölme ve zayıflatma arzusunda olan birçok Avrupa ülkesiyle irtibatı vardır. Örgüt, başta İsveç, Norveç, Almanya, Hollanda, Belçika, Danimarka ve Fransa olmak üzere, birçok ülkenin himayesinde faaliyette bulunmaktadır. İtalya ve Yunanistan'la da irtibatlı oldukları gözlemlenmiştir.

5. "Siz yürüyün, yolunuzdaki taşları biz temizleriz" mesajı verilmiş olabilir

Bu mesajı kim verebilir, ya da İmralı Sürecinden kimin ne menfaati olabilir?

Türk Hükûmeti'nin İmralı Süreci içinde PKK ile görüşmesi ve müzakere yapması Kuzey Irak Yönetiminin işine yarayabilir. Bu süreçten en fazla istifade edecek kesim belki de onlardır. Irak'ta Şi­i Ma­li­ki­'ye kar­şı Sün­ni Ku­zey Irak Kürt­le­ri­nin ha­mi­li­ği­ni üstlenen hükûmet, Ku­zey Irak Kürt­le­ri­ni ül­ke bü­tün­lü­ğün­den ko­par­ma­yı, bu­na Su­ri­ye Kürt­le­ri­ni de ila­ve ede­rek, fe­de­re bir ya­pı için­de Tür­ki­ye­'ye ek­lem­le­me­yi amaç­lamaktadır. Ni­ha­i he­def, bu fe­de­re ya­pıy­la Ku­zey Irak pet­rol­le­ri­ne sahip olmaktır. Kürt so­ru­nu­nun çö­zü­mü ve Kan­di­l'­de­ki PKK gü­cü­nün tas­fi­ye­si, bu pro­je ne­de­niy­le önem ka­za­nmaktadır. Böylelikle Büyük Kürdistan'ın temelleri atılmış olacaktır. Zamanı geldiğinde de nihai adım atılacaktır. Bağımsız Büyük Kürdistan…

Ni­yet bu olun­ca da, pet­rol­de gö­zü olan di­ğer bölgesel ve küresel güç­ler, belki de Tür­ki­ye'ye yön vermeye çalışıyorlar gibi görülüyor. İmralı Sürecinde Kuzey Irak Yönetimine bazı görevler de verilmesi ve Barzani'nin Türkiye ile birlikte hareket etmesi söz konusu olabilecektir. Çünkü dağdan inen PKK'nın toplanması, silahsızlandırılması, belli bir süre muhafaza ve barındırılması görevi yine Kuzey Irak Yönetimi'ne verilebilecektir. Gö­rü­nen o ki, pet­rol odak­lı fe­de­ra­lizm se­nar­yo­su, İm­ra­lı­'da­ki mü­za­ke­re­le­rin sınırını ve Öcalan'ın gücünü aşacaktır.

İmralı sürecinin başarıyla sonuçlanması İsrail'in de işine yarayabilir. Kürdistan topraklarını "vadedilmiş topraklar" olarak gören İsrail, bağımsızlığına kavuşmuş Kürdistan'ın kendisine bağlanması, kendi güdümüne girmesini beklemektedir. Amerika ise, bu projelerden her ikisini de desteklemektedir. ABD için nihai hedef, hem kendisi ile hem de İsrail ile müttefik Büyük Kürdistan'dır. Ayrıca, Suriye ve İran'a karşı AKP – PKK ittifakı ABD'nin de işine gelir ve projenin arkasında zaten ABD'nin olmaması düşünülemez.

Bunun yanında, PKK içinde Öcalan'a bağlı olan kesim, bu varılacak olası anlaşmadan sonra problem çıkarabilecek insanları ortadan kaldırmış olabilir…

"Dede Hasan" diye bilinen Aslan Usoyan niçin öldürülmüş olabilir?

Bazı Rus kaynaklarında "Rusya'nın Mafya Kralı" olan Kürt asıllı Dede Hasan, daha önce de suikastle öldürülmek istenmiş; ancak olaydan yaralı olarak kurtulmuştu. Girişimin arka planını araştıran Rus güvenlik güçleri, Usoyan'ın PKK'ya silah sağladığı kanısına varmış, buna ilişkin haberler Rus basınında çıkmıştı. "Dede Hasan"ın bir numaralı düşmanıysa, kendisi gibi önde gelen bir mafya olan Gürcü Tariel Oniani idi. Oniani, "Dede Hasan"ın elinde bulunan Moskova'daki uyuşturucu trafik kontrolünü ele geçirmek istiyordu.[20]

Ded Hasan'ın silahlı saldırı sonucu ölmesinin Paris'te üç PKK'lı kadın cinayeti ile ilgili olduğu iddia edilmektedir. İtalya'nın Corriere della Sera gazetesinin yer verdiği iddialara göre PKK, Kalaşnikov ya da roketi Ded Hasan'dan istiyor, o da bunları nakit ya da uyuşturucu karşılığında temin ediyordu. Burada Ded Hasan'ın Gürcistan'da Kürt etnik topluluğu üyesi olarak doğması etkili olmuştu.[21]

Moskova'da Panorama adlı bir düşünce kuruluşundan analist Vladimir Pribylovsky da Ded Hasan'ın öldürülmesine başka bir yorum getirmektedir: "Suç dünyasının 2014 Soçi Kış Olimpiyatlarına yatırım yaptığına ve bu paranın Ded Hasan üzerinden yapıldığına dair dedikodular dolaşıyor. Niçin öldürüldüğü hakkında dilediğiniz sayıda senaryo sıralayabilirsiniz; belki birileri olimpiyatlara müdahil olmak istedi; belki birileri Hasan'dan parayı çalmak istedi; Olimpiyatlara müdahil olarak çok para kazanabilirsiniz. Parayla ilgilidir; siyasetle hiçbir ilgisi yok bunun."[22]

II. Dünya Savaşı sonrası Sovyet Gürcistan'ında geçen ergenliğinden itibaren azılı bir suçlu olan Ded Hasan, Sovyet lideri Mikail Gorbaçov'un Perestroika'sıyla birlikte karaborsayı himaye etmeye başladı. Ded Hasan, gadfather'ın/mafya babasının muadili olan nüfuzlu "vor v zakone" idi; Moskova'da ve çevresinde güneydeki Krasnodar'dan Kuzey Kafkasya'ya uzanan güçlü bir yeraltı şebekesini kontrol ediyordu.

"Soçi Olimpiyatları, yolsuz devlet yetkilileri ve örgütlü suç için müthiş bir bal peteği olduğunu ispatlıyor. Ded Hasan'ın çabucak takdir ettiği bir şeydi bu ve örgütü, bunun etrafına en güçlü şekilde yerleşti. Etkinlik öncesinde gayrimenkul satın alıp şişirilmiş fiyatlarla satmaktan inşaat ve turizm sektörlerine nüfuz edip onları istismar etmeye kadar varan şeylerden bahsediyoruz."[23]

Ancak, hem üç PKK'lı kadını öldürülmesi olayında hem de Ded Hasan olayında net bir şey söyleyebilmek ve bizim açıklamaya çalıştığımız alternatiflere ulaşabilmek için henüz erken olduğunu da ilave etmemiz gerekiyor.

Terörist Cenazelerinin Türkiye'ye getirilmesi

Paris'te öldürülen 3 PKK'lının cenazeleri 16 Ocak 2013'de Türk Hava Yolları'nın uçağıyla Paris'ten İstanbul Atatürk Havalimanı'na getirildi. Cenazeler, İstanbul'da bir süre kaldıktan sonra THY'nin yolcu uçağı ile Diyarbakır'a gönderildi. İstanbul-Diyarbakır yolcu uçağı saat 20.45'te Diyarbakır Havalimanı'na indi.

Binlerce kişi, Diyarbakır Havalimanı'nın çıkışında karşıladıkları cenazeleri taşıyan ambulanslara Bağlar Hastanesi'ne kadar eşlik etti. Polis havalimanı giriş ve çıkışlarında yoğun güvenlik önlemi aldı.

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, beyaz bir fularla karşıladığı cenaze araçlarını yürüyerek takip etti. Yeşil örtüye sarılı tabutları taşıyan ambulanslara kadınların fotoğrafları asıldı. Cenazeler 2 km mesafedeki hastaneye 2 saatte ulaşabildi. Kalabalık da giderek arttı ve 50 bine ulaştı. Hastanenin bayrak direğine sözde PKK bayrağı asıldı.

İç Hatlar Terminali önünde bekleyen yaklaşık bin kadar BDP'li de uçağın piste iniş yapmasıyla "Katiller halka hesap verecek" ve "Şehitler ölümsüzdür" sloganları attı. BDP'li vekiller ile öldürülen kadınların yakınları terminal önünde bir dakikalık saygı duruşunda bulundu.

Hava alanında bir konuşma yapan Sebahat Tuncel şöyle konuştu: "Bugün bir kez daha buradan hunharca alçakça katledilen arkadaşlarımızı, kendi topraklarına uğurluyoruz. Onlar dünyanın neresinde olursa olsunlar. Sakine Cansız bu direnişin, özgürlüğün adıdır. Onla hem kadın özgürlük mücadelesi hem de halkların eşitlik ve kardeşlik mücadelesine inanıyorlardı. Onların mücadelesi bizim mücadelemizdir. Onların bıraktığı bu görevi biz devralıyoruz. Katliamı yapanlar şunu unutmasınlar, bu katliamın hesabını soracağız. Bu katliama karşı vereceğimiz cevap her gün bu katliamın hesabını sormaktır. Bu ülkede gerçek anlamda barış isteyen, kardeşlik isteyen herkes Diyarbakır'da olacak. Dimdik ayaktayız."[24]

Terörist cenazelerinin defnedilmesi

Paris'te öldürülen,PKKüyeleri Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez içinDiyarbakır'da düzenlenen cenaze töreni, hem hükûmet, hem muhalefet hem deBDP kanadından yapılan uyarılar doğrultusunda,görünüşte herhangi bir olay olmadan tamamlandı. Ama törenin kendisi başlı başına bir olaydı. Batıkent meydanındaki törende,İmralısürecine destek mesajları verilirken, Kürtlerin samimiyet testinden geçtiği, bundan sonra sorumluluğun hükûmete ait olduğu mesajı yükseldi. Diyarbakır'dacenaze töreninedeni ile eczaneler ve fırınlar dışında esnaf büyük ölçüde kepenk kapattı. Öğrencilerin ise okulları "boykot" ettiği belirtildi.

Cenazeler,BağlarHastanesi morgundan BDP'li kadın vekillerinin omuzlarında çıkarılarak, cenaze aracına bindirildi. Kırmızı karanfil ve güllerle donatılan tabutların, sözde PKK bayraklarına sarıldığı görüldü. "Hepimiz Sakineyiz", "Hepimiz Leylayız", "Hepimiz Fidanız" yazılı dövizler taşındı.

Terör örgütünün siyasi kanadı BDP, yönetici ve vekilleriyle kortejin önünde yürüdü. Törende yapılan konuşmalarda; Genel Başkan Demirtaş, "Yok etmek istediğiniz irade Paris'ten buraya sel gibi aktı. Halkımızın geleceğinin belirleneceği dönemde değerlerimize sahip olmak istiyorsak sabırlı, akıllı ve cesur olalım. Bu halk İmralı'da, Öcalan'ın arkasındadır. Kürt halkı tavrını ortaya koydu, sıra AKP ve Avrupa'da" dedi.HDK(Halkların Demokratik Kongresi) adına BDPİstanbulMilletvekiliSebahat Tuncelde sözlerine, "MerhabaKürdistanlılar" diye başladı ve şöyle devam etti: "Bu kurşunlarsadeceKürdistan halkına değilTürkiyehalklarına da sıkılmıştır. Bu kurşunlar halklar bir arada yaşamasın diye sıkılmıştır. Ama hevesleri kursaklarındakalacak. Onlar özerk Kürdistan, demokratik cumhuriyet için çalıştılar, bizler de bunun için çalışacağız. Cinayetin açığa çıkarılmaması halinde Fransa bunun altında kalacaktır." Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir kalabalığaKürtçeseslenerek, Diyarbakır'dan "Başkent" diye söz etti. Baydemir, "Diyarbakır ve Kürt halkı bugün yastadır. Onları başkentte misafir edin. Sakine bacı, Seyit Rıza'nın yolundadır. Kürt halkının özgürlüğüne kavuşuncaya kadar barış yürüyüşümüz devam edecektir" diye konuştu. Mardin Bağımsız Milletvekili Ahmet Türk, "Barış için hassasiyet isteyenler Kandil'i bombalıyor. Bu nasıl bir siyasettir. Hem barıştan söz edeceksin, hem de Kürtlere bomba yağdıracaksın." diye seslendi. Diyarbakır Bağımsız Milletvekili Aysel Tuğluk, "O katiller, Kürt sorununun barışçıl çözümünü istemeyenlerdir" ifadelerini kullandı. Diyarbakır, Hakkâri, Yüksekova, Şemdinli ve Çukurca'da işyerleri kepenk kapattı. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü tarafından polis ekiplerine sağduyu anonsu yapıldı.[25]

Fransa Cumhurbaşkanının "Teröristlerle görüşüyoruz" demesi ne anlama geliyor?

La Tresne kentindeki havacılık merkezini ziyareti sırasında gazetecilere konuşan Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, Paris'te Kürt kadın teröristleri Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez'in katledilmesine ilişkin açıklamada bulunarak, "Dehşet verici bir olay. Öldürülen üç kişiden biri sık sık bizimle görüşmeye geldiği için hem benim hem de birçok siyasi aktörün tanıdığı bir isim. Şimdilik soruşturma başlatıldı. Olayın nedenlerini ve faillerini bilmemiz için sanırım en doğrusu beklemek" dedi.

Gerek Cumhurbaşkanı Hollande'in gerekse diğer Fransız siyasetçi ve yöneticilerinin PKK'lı teröristlerle ne konuştukları bizce malum olmamakla beraber, ne konuşabileceklerine yönelik bazı tahminlerimiz olabilir. Bu görüşmeler sadece Cumhurbaşkanı Hollande zamanında olmamış, geçmiş dönemlerde de yapılmıştır. Bilindiği gibi, Türkiye-Fransa ilişkilerinde tarih boyunca Türkiye verici olmuş buna karşın Fransa Türkiye'ye hep olumsuz yaklaşmış, Türkiye'yi kendi amaçları doğrultusunda kullanmıştır. Bunun örneklerini Türk İstiklal Harbi'nde Türk yurdunu işgal etmesiyle, Ermeni meselesinde 1915 olaylarını "Ermeni soykırımı" ilan etmesiyle yakından gördük. Burada ise, Fransa'nın 1920'deki Sevr Antlaşması'nda gerçekleştiremediği Türkiye'nin parçalanması olayını, giderek güçlenen Türkiye'nin bölgede söz sahibi olmasının önünün alınmasını PKK eliyle yerine getirme planlarının konuşulduğu ve bunun gayri ihtiyari sarfedilen sözlerden anlaşılmaktadır.

Ben inanıyorum ki, Fransız makamları Sakine Cansız'ın kim olduğunu, onunla ne yapabileceğini çok iyi biliyordu. Türk yetkili makamları tarafından İnterpol aracılığıyla aranan kişi ilan edilen Cansız'ın Fransa'da serbestçe dolaşabilmesi, Fransız makamlarının ondan istifade etmesi karşılığı olabilir. Biz biliyoruz ki, Fransa Türkiye'ye karşı iki kartı kullanmaktan çekinmemiştir. Birisi PKK kartı, diğeri de Ermeni kartı… Bu, Osmanlı döneminde de böyle olmuştur, Anadolu topraklarını Fransız askerleri tarafından işgali döneminde de… Fransız makamları Sakine Cansız'da iki kartı birden bulduğundan, bir taşla iki kuş vurmak istemiştir. Bizim bilmediğimiz bir gerçeği, Sakine Cansız'ın özünün Tunceli Ermenisi olduğunu Fransa daha ona pasaport verirken biliyordu. Kod adı olan "Sara" da onun ninesinin ismi idi.

Türkiye'de sosyalist hareketlere katıldıktan sonra Erivan'a yerleşen ve rejim muhalifi olduğu gerekçesiyle bir süre cezaevinde kalan Ermeni aydını Sarkis Hastpanian'ın Facebook sayfasında Sakine Cansız'la ilgili yazısı bunu anlamamızı sağladı. Hrant Dink'in de arkadaşı olan, PKK'ya sert eleştirileriyle bilinen ve 1915 olaylarında Kürtlerin rolünü sık sık gündeme getiren Hastpanian "Dersim'in Asi Kızı Sara'nın Ölümsüz Anısına" başlıklı yazısında şu ifadelere yer verdi:

"Değerli Sara'yla (Ben SakineCansız'ı bu ismiyle tanıdım) ilk kez Paris'te Silopi'nin Ermeni Varto aşiretinden sınıf arkadaşıma ait işyerinde, zamanında onun iltica başvurusunun kabul edilmesi için yardımını esirgemeyen Dersimli Ermeni arkadaşım vasıtasıyla tanışmıştım. Onunla neredeyse bütün bir gün Ermeni davası, Doğu ve Batı Ermenistan sorunları, Dağlık Karabağ özgürlük mücadelesi, kendi doğup-büyüdüğü Dersim'in yüzlerce Ermeni köyleriyle hısımlık ilişkileri olduğunu bildiği aşiretlerdeki Ermeni insanlar, yaşamış olduğu Kharbert (Elazığ) ve tutuklu bulunduğu Tigranakert (Diyarbakır)mapushanesinden yakinen bildiği ortak dostumuz, çocukluk ve okul arkadaşım Liceli Garbis hakkında uzun uzun konuşup durduk."

Hastpanian kendi babasının "Aslınıza sahip çıkın kızım, aslınız hakkında oturup araştırın, bilgilenin, özünüzü, soyunuzu, öğrenin ve kimliğinize sahip çıkın. Ben memleketi adım adım gezmiş biriyim. Kızılbaşların bizim özbeöz kardeşlerimiz olduğunu iyi bilirim. Biz bir elmanın iki yarısı gibiyiz" sözlerine Sakine Cansız'ın şu yanıtı verdiğini de aktardı: "Bu topraklarda özgürlük rüzgârı estiğinde, özü Ermeni olan insanların artık başka kimlikler ardına saklanmadan kendi etnik aidiyetlerini korkmadan, layıkıyla yaşayacakları günler de gelecek. Biz bunun için de kavga vereceğiz."[26]

Şunu herkesin çok iyi kavraması gerekir. PKK'nın mücadelesi bir Kürt milliyetçiliği mücadelesi değildir. Asala terör örgütünün yok olmasının hemen akabinde, onun devamı şeklinde kurulan PKK'nın hedef ve amaçları Kürtlere hizmet etmemekte, Ermeniler tarafından kullanılmaktadır.

Fransız makamlarının PKK'lılarla niçin görüştüğüne ilişkin başka bir değerlendirme ise şu şekildedir. "Eğer infazların barış süreciyle ilgisi yoksa –ki bu da pekâlâ mümkündür- örgüte yönelik Avrupa'ya yapılan operasyonlar nedeniyle bir iç tartışmanın sonucu olabilir. Özellikle Fransa'da PKK terör örgütüne yönelik yapılan operasyonlarda örgüt üyelerinin birbirlerini Fransız güvenlik makamlarına ajanlık yapmakla suçladıklarını biliyoruz. Fransa'da örgüte yönelik operasyonlarda birçok kişi tutuklanırken örgütün kurucularından Sakine Cansız'ın elini kolunu sallaya sallaya kamuya açık bir kurumda yöneticilik yapması onu örgüt içinde "ajan" durumuna düşürmüş olabilir. Örgütte "ajan"ın cezası infazdır…"[27]

Cenaze Törenlerinin düşündürdükleri ve akıllarda kalan sorular

Paris'teki Kürt Enformasyon Merkezi'nde öldürülen ve cenazeleri Diyarbakır'a getirilen PKK'nın üç üst düzey görevlisi Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez için terör örgütü tarafından tören düzenlendi. BDP ve DTK'nın "Hayatı durdurun" çağrısı üzerine kentteki işyerlerinin büyük bir bölümü kepenk açmadı. Hakkâri merkez, Yüksekova, Şemdinli ve Çukurca'da da işyerleri açılmadı. Bölge halkına, bir gün önceden "Törene mutlaka gelin. Karalar bağlayın, karalar giyinin" çağrısı yapıldı. Cenaze töreni süresince polis helikopteri sürekli uçuş yaparken, görevli polis ekiplerine "sağduyu" anonsu yapıldı. Anonslarda törene katılan çocuk, yaşlı, kadın ve milletvekillerine karşı daha duyarlı olunması istendi. Diyarbakır'da düzenlenen törenin ardından cenazeler memleketlerine gönderildi. Sakine Cansız Tunceli'de, Fidan Doğan Elbistan'da, Leyla Söylemez ise Mersin'de toprağa verildi.

Türk kamuoyunda, Fransa'da öldürülen üç PKK'lı kadının cenaze törenlerinde herhangi bir olay olmadığı için olumlu hava estirildi. Ancak;

1. Üç cenaze, bir yönüyle Abdullah Öcalan'dan başlayarak BDP'ye uzanan"hattın"bir güç gösterisi, bir gövde gösterisiydi, "ikinci Habur" olayı idi.

2. Şehit askerlerimizin cenazeleri bile başkentimiz olan Ankara'ya getirilmezken, üç PKK'lı kadının cenazelerinin memleketlerine yakın illerdeki havaalanlarına götürülmek yerine başkent ilan ettikleri Diyarbakır'a getirilmesine, morguna konuldukları hastanenin bayrak direğine örgütün sözde bayrağının çekilmesine, binlerce kişinin terör örgütü lehine propaganda yapmasına ve sekiz bin polisin havadan ve uzaktan takip ettiği gösterilerde, tören güvenliğinin kollarında kırmızı bez üzerine siyah boyayla "görevli" yazılı bant takan milislerce sağlanmasına göz yumuldu. Anladığım kadarı ile bölgenin özerkliği, özerk bölgenin başkenti, bayrağı ve polis kuvveti kabul edilmiştir.

3. PKK'lı teröristlerin cenaze törenlerini düzenleyenler, törenlerde Kürt kökenli vatandaşların toplanmasını sağlayanlar, cenaze törenleri masraflarını üstlenenler, cenazeleri Paris'ten getirtenler, PKK adına tüm açıklamaları yapanlar BDP'li vekiller ve BDP'li Belediye Başkanlarıdır. BDP işine gelmediği zaman veya PKK'nın cinayetlerini üstlenmek istemediği zaman "Biz PKK'nın siyasi kanadı değiliz" diyorlardı. Fakat bu olay artık açıkça, BDP'nin de bir daha kesinlikle inkâr edemeyeceği bir şekilde ortaya koymuştur ki, BDP PKK Terör örgütünün siyasi kanadıdır.

4. 17 Ocak Perşembe günü 3 PKK'lının Diyarbakır'daki cenaze töreninde konuşan Selahattin Demirtaş, taleplerini dünyaya şöyle ilan etti: "Herkes şunun farkındadır. Sadece Türkiye'deki Kürtlerin kaderi çizilmiyor, bütün Kürdistan'ın kaderi çiziliyor. Sorun eşitler arası hukukla çözülür. Çözüm, demokratik bir Cumhuriyet (egemenliğin paylaşılması) ve demokratik bir anayasa ile mümkündür. Yerinden yönetimin güçlendirilmesi, otonomi, demokratik özerklik. BDP'nin de desteklediği formüllerdir"[28] diyerek, açık açık ne istediklerini ortaya koymaktadır. Zaten hükûmet de bu talepler doğrultusunda hareket etmektedir.

5. Üzerinde durulması gereken başka bir konu da Diyarbakır'da İslami herhangi bir söylemin duyulmamış olmasıdır. Bu, dinimizle dalga geçen, namaz kılanları alaya alan PKK'nın gittiği yolu apaçık ortaya koymaktadır. Diyarbakır'da, Tunceli'de, Elbistan'da kılınan cenaze namazları, ölenlerin Müslüman olmasının göstergesi olamaz (zaten Sakine Cansız Ermeni'dir), sadece bir şovdur. Kürt kökenli vatandaşların, kimlerin peşinden gittiklerini iyi görmeleri gerekir.

6. Türk uçaklarının Kuzey Irak'taki PKK kamplarını bombalamasını süreci baltalayan olay olarak nitelendiren Ahmet Türk'ün, 16 Ocak günü Mardin'de şehit edilen polis memurunu, PKK'nın 100 kişi ile Hakkâri/Çukurca'daki baskınında üç askerin şehit edilmesini duymamış olduğunu sanıyorum.

7. BDP İstanbul vekili Sabahat Tuncel'in açıklaması, aslında silahların bırakılması gibi bir sürece hizmet etmek değil, sanki mücadeleye devam derken, devletin neden mücadeleden çekildiğine başka anlamlar yüklenmesi mümkündür.

8. Cenaze törenlerinde görülen odur ki, sözde PKK bayraklarının açılması, ölenlerin özgürlük savaşçısı olarak tanıtılması, teröriste gerilla denmesi ve Kürt halkının özgürlük mücadelesinin bedelini ödediğini söylemeleri ve cenaze törenlerinin propaganda ve şov aracı olarak kullanılması yadırganmamaktadır. Artık ayrı bir millet oluşumunun kabul edildiği ve bunun gereklerinin yerine getirilmesi için yapılan çalışmaların tepki çekmemesine gayret edildiği algısı yaygınlaşmaktadır.

Sonuç

Diyarbakır'da, Tunceli'de, Elbistan'da terörist kadınlar için düzenlenen cenaze törenleri devlete ve Türk milletine bir meydan okumaya dönüştürüldü. Diyarbakır'ın ortasında sözde PKK bayrakları sallandı, tabutlara örtüldü. Bütün bunlar olurken, polis ve jandarma olayları seyretmek zorunda bırakıldı. Güvenliği PKK milisleri üstlendi. İllegal bir PKK gösterisinde olay çıkmaması, hükûmet çevrelerinde büyük sevinç yarattı.

Cenaze törenleri ile PKK'nın bölgedeki manevi üstünlüğü gelişti ve süreç böyle devam ederse gelişmeye devam edecektir. Devlet yanlısı halk, devlet PKK'nın taleplerini kabul etme sürecine girmiş iken neden devleti destekleyerek kendisini tehlikeye atacağını kendi kendisine sormaya başlamış durumdadır. Artık kimse kahraman olmak istemeyecektir. Bütün bunlar, PKK'nın hedefine ulaştığını göstermektedir.

Üç PKK'lı kadın teröristin öldürülmesinden PKK kazanç sağladı, KCK, BDP kazanç sağladı. Güneydoğu'da özerk devletlerini kurmuş kadar oldular. Devlet ise sadece seyretti. Anlaşılan o ki; millî ve üniter yapıda kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin "federasyona" dönüştürülmesi çabaları şimdiye kadar en çok bu cenaze törenlerinde görüldü. 'Kürt Açılım süreci provoke edilmesin diye büyük özen gösteriyorlar' diye empoze edilmeye çalışılan PKK/KCK ve BDP tarafı asıl provoke eden oldu, ama devlet farkına varamadı. Bizim devletin ülkesi ve milletiyle bölünmesi dediğimiz, millete rağmen yapılan bu dönüşüme, iktidar sahipleri Türkiye'nin büyütülmesi adını veriyor. Yani önce bir olan devleti, milleti ve ümmeti böleceğiz, sonra çevreden geleceklerle birleştirip, büyüteceğiz.

Bu olanlardan anlaşıldığı kadarıyla, PKK ile anlaşma yapıldı, süreç tamamlandı, şimdi yapılan ise yavaş yavaş toplumun alıştırılmasıdır. Bu da, milletin soğuk su dolu kazana konularak suyun yavaş yavaş ısıtılması ile olacaktır.





[1] Hürriyet, "BDP'li Kışanak: Bedelsiz kalmayacak", 10 Ocak 2013.

[2] Samanyolu Haber, "Fransa'dan Ankara'ya gelen bilgi notuna göre olay, örgüt içi hesaplaşma sonucu yaşandı.", 20.01.2013.

[3] Radikal Dünya, "Paris'te PKK'lı 3 kadına suikast", 10.01.2013.

[4] Milliyet, "Fransa PKK suikastını konuşuyor", 10.01.2013.

[5] Milliyet, "Ankara, suikastı Paris'e üç kanaldan sordu, yanıt verilmedi", 12 Ocak 2013.

[6] Ntvmsnbc, "Olay örgüt içi hesaplaşma", 20 Ocak 2013.

[7] Hürriyet, "Ded Hasan Kimdir?", 17.01.2013.

[8] İnternethaber, "Sakine Cansız kimdir?", 11.01.2013.

[9] Hürriyet, "Ded Hasan Kimdir?", 17.01.2013.

[10] Taraf, PKK'lıların cenazeleri Diyarbakır'a gelecek", 13 Ocak 2013.

[11] Posta, "Paris'te PKK'ya şok suikast", 10.01.2013.

[12] Ntvmsnbc, "Çelik: Fransa'daki baskın iç hesaplaşma", 10 Ocak 2013.

[13] Milliyet, "Paris'teki suikast için PKK ve BDP kimi suçluyor?", 10 Ocak 2013.

[14] En Son Haber, "Sakine Cansız PKK'nın kurucularındandı", 10.01.2013.

[15] Bugün, "Baki Karer'den suikast deşifresi", 13.01.2013.

[16] Samanyolu Haber, "Fransa'dan Ankara'ya gelen bilgi notuna göre olay, örgüt içi hesaplaşma sonucu yaşandı.", 20.01.2013.

[17] Star, "İşte Paris cinayeti zanlısı Ömer Güney", 22 Ocak 2013.

[18] Emre Uslu, "Sakine Cansız infazını nasıl okumalı?", euslucom, 10.01.2013.

[19] Fatih Altaylı, "İran'a dikkat", Haber Türk, 10.01.2013.

[20] Hürriyet, "Ded Hasan Kimdir?", 17.01.2013.

[21] Sabah, "Ded Hasan'ın ölümü Paris olayıyla mı ilgili?", 19.01.2013.

[22] Dünya Bülteni, "Ded Hasan'ın öldürülmesi, mafya savaşlarını tetikleyebilir", 18.01.2013.

[23] Radio Free Europe, Dünya Bülteni için çeviren: Ertuğrul Aydın, "Ded Hasan'ın öldürülmesi, mafya savaşlarını tetikleyebilir", 18.01.2013.

[24] Hürriyet, "PKK'lı kadınların cenazesi Diyarbakır'da", 16 Ocak 2013.

[25] Yeniçağ, "Teröre diz çöktürülen devletin cenazesi!", 17.01.2013.

[26] İnan Gedik, "Öldürülen PKK'lı kadınla ilgili şok bilgi", Habertürk, 21 Ocak 2013.

[27] Mynet, "Sakine Cansız, Öcalan'la ilgili derin bilgilere sahipti", 10 Ocak 2013.

[28] Sadi Somuncuoğlu, Yeniçağ, "Uyan ey ehli vatan", 19 Ocak 2013

Bu yazı 15115 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı