Hoşgeldiniz; Bugün 25 Şubat 2018 Pazar
Terörizm ve Terörizmle Mücadele|08 Ağustos 2011 Pazartesi

“Açılım sürecine” yurt dışından oyuncu transferi

Kenan Ertürk tarafından yazıldı.

Bir ülkenin sonsuz menfaatleri söz konusu olduğunda varsayımların doğru ve tutarlı olması gerekmez mi?

12 Eylül 1980 sonrası İsveç'e giden Kemal Burkay, 31 yıl aradan sonra Türkiye'ye geri döndü.Gelişi (gidiş sebepleri düşünüldüğünde) Türkiye'de gelişen, değişen "demokrasi" anlayışının bir göstergesi olarak algılandı. Medya, anlaşılmaz yanlı tutumu ile Burkay'ı siyasi kimliğinden daha çok edebiyatçı, şair olarak tanıttı. Sezen Aksu'nun popüler hale getirdiği "gülümse" şarkısı eşliğinde "barış", "kardeşlik" söylemleri aldı başını gitti. Karşılamada VIP (very important person) muamelesi gördü. Turizm ve Kültür Bakanı Günay tarafından otelde ziyaret edildi. Bakan Günay' "Sayın Burkay, uzunca bir zamandan bu yana Türkiye`de sorunları şiddetten uzak, tam bir demokrasi anlayışı içinde, diyalog ortamı içinde konuşmak, tartışmak ve çözmek konusunda cesaretle düşüncelerini yüksek sesle söyleyen bir insan. Bu açıdan önümüzdeki süreçte kendisinden düşünce dünyamızın ve siyaset dünyamızın güzel şeyler beklediğini"[1] ifade etti.

Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Burkay ile yaklaşık 45 dakika süren bir görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında "Bugün Türkiye kendisinin bıraktığı Türkiye değil. O da, onun farkında olduğu için bugün burada. Demokrasimiz çok daha ileri bir noktada. Bugün, siyaset geçmişe nazaran çok daha güçlü bir noktada, hak ve özgürlükler düne göre çok daha gelişmiş durumda. Ama daha yapılacak çok işimiz var, daha atılacak çok adımlar var,….ümit ederim ki, kendisi Türkiye'nin demokrasi, özgürlük ve barış yurdu olmasına çok önemli katkılarda bulunacaktır. Devletimizin kapısı, demokratik yollarla demokrasimizin güçlenmesini isteyen herkese açıktır. Ama şiddete hiçbir zaman prim vermedik, vermeyeceğiz"[2] dedi. Kemal Burkay ise, "hükümetin açılım konusunda daha kararlı ve cesur olması gerektiğini, barış ve özgürlüğü getirecek her şeyi destekleyeceğini,…Kürt sorunu çözülmeden Türkiye'nin düze çıkması zordur, bir ayağı hep çukurdadır" ifadeleri ile "açılım" konusunda daha fazla beklentileri olduğunu ima etti.

Uzun zamandır bir "hafıza tutulması" yaşatılan Türkiye, bu konuda da yakın tarihte olanlarıgörmezlikten gelerek (bilerek/isteyerek), sorunun!. çözümünde başka bir oyuncuyu sahneye sürmüş olabilir mi? 2009 yılından beri sahnede olan ve başrolü oynayan Öcalan 27 Temmuz'da görüşmelerden çekildiğini açıklamıştı. Eğer "sorunun" çözümüne Burkay katkı sağlayacaksa, kamuoyu algısı bakımından bu olumlu gibi görünebilir. Çünkü Burkay bir terör örgütü lideri değil, bilinen bir terör eyleminin içinde yer almamış ve üstelik şair, yazar ve düşünür yani o bir entellektüel. Ancak "Kürt sorununa" ve çözümüne bakışı pek öyle masum değil.

Kemal Burkay Kürt örgüt ve partilerini birleştirmeye çalıştı

Kemal Burkay'ın kurucusu ve eski lideri olduğu PSK'nın (Partiya Sosyalista Kurdistan/Kürdistan Sosyalist Partisi) tüzüğünde ve programında ulusal güçlerin cephesinin oluşmasını amaçlamıştır. Bu maksatla 12 Eylül öncesi, Kürt örgütleri arasında bir güç birliği yaratmak amacıyla; o zamanki kitlesel, etkili örgütlerden Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları (KUK)'a ve KİP'e (DDKD) öneri götürülmüş ve bir yıllık bir çalışma sonunda1979 yılında ortaya üç örgütten oluşan Ulusal Demokratik Güç birliği (UDG) çıkmıştır. Daha sonra bu birliğin içerisine Tekoşin ve Ala Rızgari'de katılmış HEVKARİ olarak adlandırılan bu oluşum yerini daha sonra sekiz örgütünde katılmasıyla 1987 yılında Tevgera Rızgariya Kurdistan'ı (Kürdistan Kurtuluş Örgütü) ortaya çıkmıştır. Burkay "Bizim de öteki örgütlerin de kanaati oydu ki PKK bir devlet ürünüydü ve en başta Kürt hareketine karşı savaşmak için kurulmuştu. Bağımsız-birleşik Kürdistan söylemi, silahlı mücadeleyi yüceltmesi filan hep bu rolünü gizlemek, inandırıcı olmak içindi"[3] ifadesi ile 1970'li yılların sonunda PKK'ya bakışını ortaya koymuştur. O dönemde çatışma içerisinde oldukları PKK'da bu oluşumun içine çekilmeye çalışılmıştır. Bu maksatla Şam'da Öcalan'la görüşmeler yapılmış ve bir protokol imzalanmıştır. Burkay, o dönem de PKK ile protokol imzalamalarının gerekçesini, Öcalan'ın Şam'da olması nedeniyle manevra alanının genişlemesine, Cumhurbaşkanı Özal'ın Kürtlerle savaşı sona erdirmek için bir politika değişikliği ve diyalog çabası içine girmesine ve kendileri ile PKK arasında ki ilişkilerin 1980'li yılların ikinci yarısına göre yumuşamasına bağlamaktadır. Burkay "protokol Kürtler ve dostlarımız arasında sevinçle karşılandı. Ayrıca protokolde gerek partimizin politikaları, gerekse Kürt halkının talepleri bakımından hiçbir gerileme yoktu. Kendi kaderini tayin hakkını savunuyor, çözüm için iki cumhuriyetli bir federasyonu öneriyorduk."[4] İfadesi ile imzalanan protokolün hedefini ortaya koymaktadır. Burkay'a göre Cumhurbaşkanı Özal'ın ve Org. Eşref Bitlis'in zamansız ölümü, 33 askerin şehit edilmesi, PKK'nın Avrupa'da ki eylemleri ve Irak'taki KDP'ye saldırıları nedeniyle protokol hayata geçememiştir.

PKK ile ayrılık

Burkay Öcalan'ın 1998 yılında yakalanması ile birlikte PKK'nın politikalarının da 180 derece değiştiğini, eski bağımsız Kürdistan talebinin kalmadığını. Hatta bağımsız, ayrı Kürt devleti istemi gibi, federasyon veya otonomi gibi istemlerin de "gericilik, ilkellik" sayılır olduğunu, "Demokratik cumhuriyet" yeterli dendiğini, Öcalan'ın Türk üniter devletini ve Kemalizmi savunur olduğunu, PKK'nın da onu izlediğini ve Kürt hareketinin bir bütün olarak bu hatta, "yeni politikaya" çekilmeye çalışıldığını[5] belirtilerek hedeften (Bağımsız Kürdistan) sapıldığını ifade etmektedir. Burkay, "bir başka deyişle, Öcalan ve PKK geçmişte Kürt hareketini terörize etmekte kullanılmıştı, bu kez pasifize etmekte kullanılıyor" demiştir.

Özetle Kemal Burkay'ın kamuoyunda daha çok ön plana çıkartılmak istenen edebiyatçı ve şair kimliğinindışında siyasetçi bir kimliği vardır ve o siyasetini Kürt hareketini birleştirmek içine Türk solunu da katarak genişletmek için kullanmıştır. Öcalan ve PKK'yı "bağımsız Kürdistan" hedefinden vazgeçmekle suçlamaktadır.Ve Hak ve Özgürlükler Partisi'nin (HAK-PAR) ortaya çıkışının gerekçesini buna bağlamaktadır.

Kemal Burkay 18 Haziran 2001'de Köln toplantısı için yazdığı çağrı mektubunda "Öcalan'ın yakalanmasıyla birlikte o ve partisi politikalarını temelden değiştirmiş, düne kadar söylediklerini bir yana bırakmış, "barış ve demokratik cumhuriyet projesi" adı altında, Türk rejiminin yıllardır savunduğu üniter devletçi, tek ülkeli, tek uluslu, Kemalist bir söylemi benimsemişlerdir. Bu Kürt ulusal varlığının, Kürt vatanının ve Kürt halkının yıllardır uğruna bunca ağır bedeller ödediği haklı istem ve değerlerin terki demektir. Bu Kürt ulusal mücadelesinin inkârıdır. Rejimin kendisi, Kürtlere hak ve özgürlük tanıyan adil bir barış için hiç bir adım atmazken, Kürt ulusal varlığını yok etmeye yönelik inkarcı ve zorba tutumunda bir milim değişiklik bile yapmazken, Öcalan ve PKK eliyle geliştirdiği bu içi boş, sahte barış ve demokrasi söylemiyle tüm Kürt ulusal hareketini uyutmaya, ideolojik ve politik planda teslim almaya çalışmaktadır. Bu, halkımıza karşı yeni ve büyük bir oyundur. Kürt ulusal hareketi tehlikededir."[6] demiş ve toplantı sonucunda ise "Tüm uluslar gibi Kürt ulusu da kendi kaderini özgürce belirleme, kendi toprağı üzerinde özgürce yaşama, ülkesini yönetme, onun zenginlik kaynaklarından, çağdaş bilim ve teknikten yararlanma, dilini ve kültürünü özgürce kullanıp geliştirme hakkına sahiptir" ifadesi ile beklenen amaç ortaya koyularak, Türk yönetiminin AB'nin ortaya koyduğu, Kopenhag Kriterleri'nin gereklerini yerine getirmesini ve ayrıca;

1- Olağanüstü Hale son verilmesi, köy korucuları, kontrgerilla, JİTEM, Özel Timler ve benzeri örgütlerin dağıtılması,

2- Köy ve kasabalarından göç edenlerin dönmesinin sağlanması ve zararlarının tazmin edilmesi,

3- Katılımcıların, sivil ve savunmasız kimselere karşı yapılan katliamları, kadınlara yönelik taciz, tecavüz ve aşağılayıcı uygulamaları bir savaş ve insanlık suçu saydığı, faillerinin yargılanıp cezalandırılmasını talep ettiği,

4- İdam cezasının kaldırılmasını ve genel bir af çıkarılarak siyasal tutuklu ve hükümlülerin serbest bırakılması ve yurt dışındakilerin dönüşüne olanak sağlanması;

5- Türkiye'nin yasal sisteminin demokratikleştirilmesi, yeni ve demokratik bir anayasa yapılması, Kürt kimliğinin bu anayasada tanınması,

6- Tam bir düşünce ve örgütlenme özgürlüğü sağlanması, Kürt partileri de kendi özgün adları ve programlarıyla legal planda serbestçe çalışabilmesi,

7- Kürt diliyle eğitimin, basın, radyo ve televizyonun serbest olması, istenmiştir. Görülmektedir ki bu taleplerin bir kısmı "açılım" sürecinde PKK tarafından da gündeme getirilmiş, bir kısmı da zaten hayata geçmiştir.

Burkay son dönemdeki gelişmeleri Kürtler için daha kötü bir durum olarak belirterek, "Öcalan ve partisinin Kürtleri Türk ulusal birliği içinde bir alt kimliğe indirgediklerini, Kürt dilinin resmi dil olmasına gerek yok dediklerini, son dönemde dile getirilen "demokratik özerkliğin" ise gerçek özerklikle ya da otonomiyle bir ilgisi olmadığını, bunun da içi boş ve salt Kürtleri oyalamaya yönelik olduğunu, Öcalan'ın ve PKK'nın Kürt halkının önüne koydukları çözüm haritasının aslında devletin haritasından başkası olmadığını, PKK'nın yanı sıra, KCK, BDP, DTK'ında bu durumu kendi iradeleri olarak nitelediklerini ve Öcalan'ın her dediğine, bir kralın fermanını yerine getirir gibi harfi harfine uyulduğunu."ifade etmiştir.

Sonuç yerine

2009 yılından itibaren hız kazanan İmralı görüşmeleri, anlaşılan o ki istenen aşamaya bir türlü gelememiştir. İmralı ve Kandil "açılım sürecini kendi kazanımları ve hedefleri için istismar etmiş, hükümet terörü bitirememiştir. BDP'nin zamanı tartışılan "demokratik özerklik" ilanı, seçimden önce oluşturulan blog içerisinde çatlaklara neden olmuştur. Aynı blok içerisinde bulunan Leyla Zana, Şerafettin Elçi, Altan Tan ve Ertuğrul Kürkçü gibi isimler bu ilana karşı çıkmışlardır. Burada sorgulanması gereken bu kişilerin kopmalarının sebebi zamanlama mı? Yoksa ilan edilen "demokratik özerkliğin" yeterliliği mi? olmalıdır. Kemal Burkay yukarıda da bahsedildiği üzere "demokratik özerkliğin" yeterli olmadığı savunmaktadır. Ve Öcalan/PKK/BDP ve DTK'yı bu nedenle eleştirmektedir. O "iki cumhuriyetli bir federasyon" önermektedir, şimdi Türkiye'ye "sorunun" çözümü için gelmiş, törenle karşılanmış, iki bakanla görüşmüştür. İki Bakan'da kendisinden "güzel şeyler" ve "katkılar" beklemektedir. Türkiye'den uzak geçen 31 yıl'da Türkiye'nin olumlu değiştiği (demokratikleşme) argümanı üzerine oturtulan bu iyimser tabloda, acaba 31 yılda Kemal Burkay'ın da değiştiği varsayımı ne kadar doğrudur. Bir ülkenin alii (sonsuz) menfaatleri söz konusu olduğunda varsayımların doğru ve tutarlı olması gerekmez mi?



[1] "Bakan Günay Kemal Burkay'ı ziyaret etti", dengê Kurdistan, 02.08.2011 http://www.kurdistan.nu/dk-yazilar/kemal_bakangunay020811.html, Erişim tarihi: 04 Ağustos 2011

[2]"Egemen Bağış, Kemal Burkay ile görüştü", 01.08.2011. http://www.haber3.com/egemen-bagis,-kemal-burkay-ile-bir-araya-geldi-975914h.htm, Erişim tarihi: 03 Ağustos 2011

[3] "Ulusal güçlerin birliği üzerine, 1. Bölüm:Geçmişe bir bakalım", Kemal Burkay,http://www.kurdistan.nu /psk/psk_bulten/kemal_burkay_ulusal_guclerin_birligi_uzerine.htm, Erişim Tarihi: 04. Ağustos 2011

[4] Ulusal güçlerin birliği üzerine, 1. Bölüm:Geçmişe bir bakalım", Kemal Burkay,http://www.kurdistan.nu /psk/psk_bulten/kemal_burkay_ulusal_guclerin_birligi_uzerine.htm, Erişim Tarihi: 04. Ağustos 2011

[5] Ulusal güçlerin birliği üzerine, 1. Bölüm:Geçmişe bir bakalım", Kemal Burkay,http://www.kurdistan.nu /psk/psk_bulten/kemal_burkay_ulusal_guclerin_birligi_uzerine.htm, Erişim Tarihi: 04. Ağustos 2011

[6] Ulusal güçlerin birliği üzerine, 2. Bölüm: HAK-PAR hangi koşullarda ve neden ortaya çıktı", Kemal Burkay , http://www.kurdistan.nu/psk/psk_bulten/kemal_burkay_ulusal_guclerin_birligi_uzerine2.htm, Erişim Tarihi: 04. Ağustos 2011

Bu yazı 3113 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı