Hoşgeldiniz; Bugün 20 Mayıs 2018 Pazar
Terörizm ve Terörizmle Mücadele|18 Şubat 2011 Cuma

Öcalan'ın Mısır "açılımı"

Kenan Ertürk tarafından yazıldı.

Erdoğan’ın “Mısır açılımı” onu muhtemel Kürt eylemlerine karşı yeterince güçlü önlem almaktan alıkoyabilir mi?

Mısır'da olanlar dünya kamuoyu tarafından yakından izlendi. Tahrir meydanını dolduran genç işsiz muhalifler, yolsuzluklara bulanmış,ülkenin değil de kendilerinin refahını düşünen Mübarek ve ailesinin iktidarı bırakarak ülkeyi terk etmelerini istiyordu, başardılar.

İmralı'nın avukatları aracılığı ile gönderdiği ve basına yansıyan bilgilerden, Mısır'da yaşananların Öcalan'a da ilhamverdiği anlaşılmaktadır. "Diyarbakır'da halk, Mısır'daki gibi günlerce sokaklardan ayrılmazsa, taleplerini dile getirirse, işte o zaman barış gelir, bakın bakalım o zaman AKP kalır mı kalmaz mı, işte o zaman Erdoğan'ın kendisi bu sorunun çözümünü talep edecektir"[1] ifadelerinden anlaşıldığına göre Öcalan, gündemi rahatlıkla takip ederek, hükümete şantaj yapabilmekte, yapılacak eylemler ile ilgili yandaşlarına taktikler verebilmektedir.

Öcalan'ın "halk sokaklardan ayrılmazsa, taleplerini dile getirse" ifadesinden ne kastettiği açıktır.Daha önce de Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ve PKK tarafından bu talepler[2] defalarca gündeme getirilmişti. Hükümetin de bu taleplere kayıtsız kalmadığı, Ankara'nın, konuk ettiği Irak Kürdistan Demokrat Partisi Başkan Yardımcısı ve Bölgesel Kürt Yönetimi eski Başbakanı Neçirvan Barzani aracılığıyla KCK'ya önemli mesajlar ilettiği iddiaları basında yer almıştır.[3] Talabani'nin en son Türkiye ziyaretinde de bu taleplerin hükümetle görüşüldüğü iddiası kamuoyunda yer almıştır. Daha sonra bu talepler "demokratik özerklik" ve "iki dilli yaşam" istekleri ile daha da zenginleştirilmiştir. Ancak Öcalan'ın "zamansız ve yersiz" ikazı ve "şimdilik" kaydı ile en azından söylemlerden çıkarılmıştır.

Öcalan'ın Mısır'da olanlardan yola çıkarak tavsiye ettiği gibi, halk sokağa çıkıp, taleplerini dile getirebilir mi?

Mısır'daki muhalefetin ülkenin üniter yapısı ile ilgili bir sorunu ve talebi olmamıştır.Mısır'da bireysel örgütlenme, ifade özgürlüğü vb. haklar talep edilirken, Türkiye'de ise PKK ve yandaşları etnik bir grubun ayrıcalığını istemektedirler. Bölge halkının talepleri ile PKK, BDP ve/veya DTK'nın taleplerinin aynı olmadığı yapılan anketlerle ortaya çıkmıştır. (halkın %90'nından fazlasının yukarıda sözü edilen böyle bir talebi yoktur)[4]

Çeşitli bahanelerle ülkemizin çeşitli şehirlerinde yapılan "sivil itaatsizlik eylemleri" şekil olarak masumane olsa da PKK'nın bu yolla talep ettikleri, eylemcilere "dayatılan", Kürtlerin gerçek ihtiyaçları ile uyumsuz ve aşırı boyutlardadır.

Mısırlı göstericiler şiddet kullanmadı, polis ve ordu ile çatışmaktan kaçındı. PKK ise neredeyse 30 yıldır terör yapmaktadır. ABD ve AB'de terör örgütleri listesindedir. PKK ve yandaşları Mısır'daki gibi sivil eylemlere geçseler bile "dağdaki teröristler" nedeniyle bu eylemlerin arkasındaki şiddet tehdidinin gölgesi sürdükçe bunlara masum eylemler olarak bakmak mümkün olmayacaktır.

Radikalleşmiş Kürtler en baştan itibaren şiddet yerine sivil eylemleri tercih etmiş olsalar bu sorunun son 30 yıldaki tarihi çok farklı olabilirdi. Tartışma ve reformlar, daha barışçı, makul, çoğunu Kürtlerin ödemek zorunda kaldığı insani ve ekonomik maliyet çok daha düşük olacaktı.Kürtler için "şiddetin fırsat maliyeti" muazzam boyutta gerçekleşmiştir. Terör nedeniyle ölenlerin büyük kısmının Kürtler olması, köylerini terk etmek zorunda kalmış yüz binler, bölgenin ülkenin geri kalanından ekonomik olarak daha da kopması,ülkede Kürtler ile Türkler arasında sosyal barışın zaman zaman olumsuz noktalara ulaşması terörün kaybettirdiklerinin sadece bir kaçıdır.

Mısır'da halk özellikle internet paylaşım sitelerini kullanarak "kendiliğinden" organize olmuştur. Ancak Türkiye'de hem bölge halkı, hem de bölge halkı adına siyaset yaptığını iddia eden partiler ve yerel yönetimlerKCK'nın ve İmralı'nın baskısı altındadır.

Mısır'da muhalefet parlamentoda temsil edilmemiş, göstericilerin temsilcilerinin taleplerini Meclis'e taşımalarına izin verilmemiş, liderleri hapse atılmış çeşitli baskılarla siyaset yapmaları engellenmiştir. Oysa Türkiye'de devlet Öcalan'la bile görüşebilmektedir. BDP ve TDK her türlü platformda ve mecliste taleplerini gündeme getirebilmektedir.

Son olarak bölge halkının Mısır'da olduğu gibi sokağa çıkmasına gerek yoktur. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, "demokratik açılım" kapsamında gündeme getirilen talepler konusunda devlet ile ilgili diğer taraflar (İmralı, BDP, TDK, PKK) arasında "görüşme" süreci devam etmektedir. 2011 seçimlerinden sonra "Anayasa değişikliği" başta olmak üzere yukarıda bahsi geçen konularda (taleplerde) nasıl bir gelişme olacağı beklenmelidir.

Tunus ve Mısır'da olanlardan sonra, Türkiye demokrasisi bölge ve batı ülkeleri tarafından örnek gösterilirken, Türk demokrasisinin gerilediği, otoriterleştiği iddialarının tartışılması ve gündeme gelmesi kötü bir tesadüften öte ayrı bir anlam taşımaktadır.

Erdogan'ın "halkın sesine kulak verilmeli" ifadesi ile gündeme gelen "Mısır açılımı" onu muhtemel Kürt eylemlerine karşı yeterince güçlü önlem almaktan alıkoyabilir mi? İleride Batılı bir liderin içişlerimize yönelik benzer bir açıklama yapması halinde nasıl bir tepki verilebilir? Bu soruları cevaplayabilmek için ise zamana ihtiyaç var, umarız ki bu soruları cevaplamak zorunda kalmayız!..



[1] "Öcalan bu kez de Mısır'la tehdit etti", Vatan Gazetesi, 4 Şubat 2011, http://haber.gazetevatan.com/ocalandan-misir-tehdidi/357230/1/Gundem

[2] " Bize Taahhütlerde Bulundu", OdaTV, http://www.odatv.com/n.php?n=akp-bize , 24 Ekim 2010.AKP

1- Askeri operasyonların durdurulması.

2- Yeni bir anayasa için çalışmaların derhal başlatılması.

3- PKK ve KCK ile olası bir çözümde "güvenlik" sorununun nasıl halledileceği meselesi.

4- Abdullah Öcalan tarafından gündeme getirilen "Hakikatleri Araştırma Komisyonu'nun kurulması".

5- Öcalan'ın daha aktif rol alabilmesi için koşullarının gözden geçirilmesi.

6- KCK operasyonlarının sonlandırılması, yargılamalarda tahliyelerin olması.

[3] "Yedi başlıktan oluşan mesajda devletin Kürt sorununun çözümü için atacağı adımlar özetlendiği" ayrıca bu adımlardan bazılarının Kurban Bayramı'ndan sonra, bazılarının ise 2011 Haziran seçimlerinden sonra süratle hayata geçirileceğinin belirtildiği", Kurtuluş Tayiz, "Ankara'dan Kandil'e Yedi Maddelik Mesaj", Taraf,9 Kasım 2010.

[4] Salih Akyürek, " Kürtler ve Zazalar Ne Düşünüyor?,Ortak Değer ve Sembollere Bakış", BİLGESAM, Rapor No:26, s.41, Ocak 2011

Bu yazı 3077 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı