Hoşgeldiniz; Bugün 25 Şubat 2018 Pazar
Terörizm ve Terörizmle Mücadele|27 Ocak 2011 Perşembe

Demokratik Özerklik mi? Yeniden Sevr mi ?

Kenan Ertürk tarafından yazıldı.

PKK'nın 26 yıldır vazgeçmediği Kürt devleti sevdası


Türkiye Temmuz 2010'dan itibaren sıklıkla gündeme getirilen ve 12 Eylül referandum süreci ile yoğunlaşan "iki dilli yaşam" ve "demokratik özerklik" tartışmalarını yaşadı. Çeşitli vesilelerle(sempozyum, kongre, miting vb) gündeme getirilen bu talepler, toplanan kalabalıklar üzerinden siyaset yapmanın heyecanı olarak görülebilirdi. Ancak 18/19 Aralık 2010'da Diyarbakır'da düzenlenen Demokratik Özerklik Çalıştayı'ndan sonra basınla paylaşılan taslak metin ve ekinde yer alan demokratik özerklikle ilgili hususlar kamuoyunun büyük tepkisi ile karşılanmıştır. Bu tartışmalar, Öcalan'ın söz konusu toplantı ile ilgili "zamansız ve yersiz" açıklamaları ile aniden kesilmiştir. O zamana kadar bu konuyu devamlı gündemde tutan medya kuruluşları da anlaşılmaz bir şekilde konuyu kapatmışlardır. Zamanı ve yeri gelince (Öcalan isteyince) medya dahil diğer " ilgililer" bu konuyu hiç kuşkusuz tekrar gündeme getireceklerdir.

İngilizler Sevr'i unutmadılar

Kısa bir süre önce İngiliz Parlamentosu'nda yapılan oturumun tutanaklarında yer alan "..Bugünkü müzakerede, Türkiye, Irak, Suriye ve İran'la yan yana duran Kürdistan açısından bakarak, meselelerin üzerinden hızlıca geçmeliyiz. Sevr anlaşması dahil o tarihe kadar vermiş olduğumuz sözleri tutmaktaki başarısızlığımızı ve İkinci Dünya Savaş'ından sonra Kürdistan Partisi'nin İngiltere tarafından Irak'tan sınır dışı edilmesi olaylarını göz önünde tutarak birçok açıdan bölgede sorumluluğumuz olduğunu unutmamalıyız"[1] ifadesi 91 yıl önce bölgenin sınırlarını yeniden çizen İngilizlerin konuya günümüzdeki bakışlarını da ortaya koymaktadır. AB'ne giriş sürecinde Türkiye'ye sunulan koşullar da Sevr'i aratmayacak türdendir.

Öcalan ve BDP'nin amacı

"Demokratik Özerklik Çalıştayı"tarafından gündeme getirilen talepler, PKK terör örgütünün yapmış olduğu kongrelerde, Avrupa'da ve ülkemizde düzenlenen Kürt Konferanslarında veÖcalan tutuklandıktan bir süre sonra yayımlanan iki ciltlik kitabında yer almıştır. Bu kitapta, "Demokratik Özerk Kürdistan Toplum Kongresi hedeflerinin, Demokratik özerk (bağımsız) Kürdistan'ın inşası olduğu, kendisini temsil eden özgün bayrak ve sembollere sahip olacağı, Türkiye ve Kürdistan'ı ortak vatan olarak" gördükleri, Kürtlerin öz savunma yoluyla işgalci ve istilacı güçlerin saldırısından korunacağı, Özerk Kürdistan'da resmi dilin Kürtçe ve Türkçe olacağı ve Kürtçenin anaokulundan üniversiteye kadar eğitim ve öğretim dili olmasının sağlanacağı, Bölgedeki ekonomik kaynakların (madenler, barajlar, fabrikalar vs.) kullanım ve tüketim hakkının, kurulacak Kürdistan özerk yönetimi tarafından kontrol edileceği"[2]belirtilmektedir.

BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, partisinin Muş İl Başkanlığ'ının başlattığı özerkliğin bir adımı olan "İki Dilli Hayat" imza kampanyası ile ilgili parti binasında düzenlenen toplantıda "… 1920 yılından bu yana 91 yıl geçmesine rağmen halen Kürt sorunu çözülmedi."[3] Şeklinde ifadede bulunmuştur. 1920 rastgele seçilmiş bir tarih değildir. 10 Ağustos 1920'de imzalanan Sevr anlaşmasıyla Türkiye parçalanmak istenmiş, bu anlaşma ile yeni bir harita çizilerek topraklarımız üzerinde Kürdistan'ın da kurulması için adım atılmıştı. Sakık'ın bu açıklamasını tarihin anlamını yeniden okuyarak değerlendirmek gerekir.

Talabani ve Barzani farklı düşünmüyor

Demokratik açılım kapsamında BDP'li bazı milletvekilleri, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) mensupları, Irak'ın kuzeyinde Talabani, Barzani ve bazı diğer Kürt liderlerle görüşmelerde bulunmuşlardır. Talabani'nin Çırağan görüşmelerinden sonra yaptığı açıklamalar, Necirvan Barzani'nin Ankara görüşmelerinden sonra basına yansıyanlar, Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin de (KIBY) açılım kapsamında konunun içerisinde olduğu izlemini yaratmıştır. Sırrı Sakık'ın 1920 yılına yaptığı vurgulama, ilginç bir rastlantı sonucu bölgesel yönetimin taslak anayasasında da yer almaktadır. Taslak anayasanın giriş bölümünde "1920 Yılında imzalanan Sevr Anlaşmasının 62-64 nolu maddeleri Kürtlerin self-determinasyon hakkını tanımalarına rağmen, uluslararası çıkarlar ve siyasal dengeler Kürtlerin bu hakkı elde edip uygulamaya geçirmelerini engellemiştir. … O tarihten bu yana Kürdistan'ın bu kısmı Irak Kürdistan'ı olarak bilinmiştir" İfadeleri yer almaktadır. Sevr Anlaşmasının ilgili maddeleri "Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları bölgede Kürtler bağımsızlık talebinde bulunur ve Milletler Cemiyetine başvururlarsa, Türkiye'nin bağımsızlığı koşulsuz olarak tanımasını ve tüm haklarından vazgeçmesini" öngörmektedir. Ayrıca bu maddeler gereği istedikleri takdirde Musul bölgesindeki Kürtler, bu bağımsız Kürt Devletine kendi istekleriyle katılabileceklerdir.

AKP hükümeti tarafından duyurulan, ABD, Türkiye ve Irak arasında PKK'ya karşı mücadele için oluşturulduğu ifade edilen üçlü mekanizmanın dördüncü ayağını teşkil etmesi için çaba gösterilen Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi (KIBY) Türkiye ile bu konuda bir anlaşmaları olmadığını duyurmuştur. Bölgesel yönetimin amacının, PKK ile mücadeleden çok, onun ve siyasi uzantılarının talepleri doğrultusunda hareket etmek olduğu anlaşılmaktadır.

Demokratik açılım kapsamında irtibat kurulan, görüşleri alınan, Türkiye'nin iç meselesi ile ilgili yorumlar yapan Iraklı Kürt liderlerinin gerçek amaçlarını daha iyi anlamak maksadıyla, Kürdistan Yurtseverler Birliği (IKYB) ve Irak Kürdistan Demokrat Partisi'nin (IKDP) ortaklaşa hazırladıkları taslak anayasanın doğru yorumlanması gerekmektedir. Türkiye'deki bazı ayrılıkçı ve etnik milliyetçilik üzerinden siyaset yapanlar, taleplerinin arkasında art niyet aramanın bir paronaya olduğunu ifade etseler de, yine kendilerinin yaptıkları açıklamaların içerisinde yer alan şifreler, kastedilenin aslında bağımsız bir Kürdistan olduğunu ortaya koymaktadır.

Sonuç

PKK, 26 yıldır bağımsız bir Kürt devleti kurma amacını gerçekleştirmek maksadıyla, terörü sürdürmektedir. PKK bu amacından günümüzde de asla vazgeçmiş değildir. Güvenlik güçlerinin terörle mücadelede elde ettiği başarı, terör örgütünü Türkiye'de son dönemde oluşan ortamdan azami istifade ederek amacını siyasi alanda gerçekleştirme yoluna itmiştir. Bu hedefe ulaşmak maksadıyla, bir yandan "Demokratik özerklik"ambalajıyla, Türkiye'nin gündeminde kalmayı diğer yandan da terörü baskı ve tehdit aracı olarak kullanmayı sürdürmektedir. Barış ve Demokrası Partisi'ni amacına ilişkin olarak geliştirdiği stratejinin bir aracı olarak kullanmaktadır.



[1]"Özerklik Sevr projesi ve Petrol", İnternet Haber, 03 Ocak 2011, http://www.internethaber.com/ozerklik-sevr-projesi-ve-petrol-11075y.htm#ixzz19yfkRcp8

[2] Hakkı KESKİN, "İçi Boş ve Konseptsiz 'Kürt Açılımı", 03 Ocak 2011, http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=204886

[3] BDP Muş İl Başkanlığı, 'İki Dilli Hayat' projesi için imza kampanyası başlattı, İnternet Haber, 02 Ocak 2011, http://www.internethaber.com/bdpden-iki-dil-icin-imza-kampanyasi-318414h.htm#ixzz1C7ykLC2y

Bu yazı 4750 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı