Hoşgeldiniz; Bugün 20 Temmuz 2018 Cuma
Terörizm ve Terörizmle Mücadele|10 Aralık 2010 Cuma

Kürtçe Savunma Talebi mi? Ayrışmanın Argümanı mı?

Kenan Ertürk tarafından yazıldı.

Ana dil, kendi yargısı, kendi ordusu, kendi toprağı” ifadeleri kamuoyunun tepkisini test etmeye yönelik “ısınma turlarıdır

Terör örgütünün Avrupa lider kadrosundan Zübeyr Aydar Taraf'tan Neşe Düzel'in "KCK nedir?" sorusuna şöyle cevap vermişti: "Eskiden her şey PKK'ydı. Şimdi her şey KCK. PKK, KCK adı verilen hareketin içinde sınırlı bir bölüm. En tepede Abdullah Öcalan yer alır. Ondan sonra Meclis, ondan sonra da Yürütme Konseyi. 31 kişilik Yürütme Konseyi'nin başkanı Murat Karayılan'dır."[1]


Kürtçe savunma inadı

KCK davalarında tutuklu sanıklar arasında PKK terör örgütüne yardım ve yataklık ettikleri iddiası ile yargılanan eski/yeni Belediye başkanları BDP ve daha önceki partilerle (HEP/DEP/HADEP/DEHAP vb) irtibatı olanlar bulunmaktadır. Bunların tamamına yakını eğitimli ve en az ilkokul mezunudur. Devletin birçok kurumunda görev yapmış, resmi yazışmalarda bulunmuş, toplantılara katılmış ve daha önce de çeşitli sebeplerle ifade vermişlerdir. Yani Türkçeyi kullanmışlardır. Vatandaşlarımızın ödediği vergilerle yapılan okullarda, o vergilerin bir kısmı ile maaş alan öğretmenlerden eğitim, devletten burs, harç almışlardır. Belediye Başkanı ve milletvekili olmuşlardır. Şimdi bu ülkenin birlik ve beraberliğine kast eden terör örgütüne yardım ve yataklık suçundan yargılanmaktadırlar. Ancak ifadelerini Türkçe değil Kürtçe vermek istemektedirler. Kendilerinin belediye başkanı, milletvekili olmalarını vergileri ile sağlayan herkese minnet duymak yerine hakaret etmektedirler. "Biz, sizden değiliz" demeye getirimektedirler. KCK davaları bu anlamda onların işine yaramakta, duyarsızlığı had safhalara ulaşan medyada talepleri gündeme getirilerek gündemde tutulmaktadır. Medya bu gri propagandaya bilerek/bilmeyerek alet olmaktadır.

Türk mahkemelerinde Kürtçe, KCK'nın mahkemelerinde Türkçe

Davalar KCK'nın kendi yargısının olduğunu da ortaya çıkarmıştır. Basında semt, mahalle, köy, şehir mahkemeleri kurulduğuna dair bilgiler yar almıştır. Üstelik bu mahkemelerde Kürtçe ifade vermek gibi bir talepte de bulunulmadığı ve ifadelerin Türkçe verildiği ortaya çıkmıştır. KCK'nın başındaki Murat Karayılan Ağustos 2010'da Batman bölgesinde gerçekleştirilen mayın eylemini PKK'nın gerçekleştirdiğini (daha önce üstlenilmemişti) ve sorumlularının yargılanarak 20 ile 24 yıl hapis cezasına çarptırıldığını açıklamıştır. Cezalandırılan teröristler böyle bir kanlı eylem gerçekleştirdikleri için değil, PKK'nın talimatlarına uymadıkları ve ateşkesi ihlal ettikleri için suçlu bulunmuştur. Cezalandırılanların, cezalarını hangi koşullarda çektikleri, yaşam şartlarının durumu gibi hususlar avukatları aracılığı ile görülemediği için kamuoyu bu bilgilerden "mahrum" kalmıştır. Daha önce de Diyarbakır Belediye Başkanı, bölgedeki iş adamlarından yeterli para toplayamadığı için KCK'nın mahkemelerinde yargılanmış ve uyarı cezası almıştı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne genel af talepleri iletilirken, "biz kendi mahkemelerimizde gereken cezayı veririz" demek istenmektedir. Türk Devletine karşı işlenen suç, suç olmaktan sayılmamaktadır. Bu mahkemelerde suç/suçlu KCK'nın talimatlarına karşı çıkanlar ve uygulamayanlar olarak tanımlanmaktadır. Bu mahkemelerin yazılı yasaları da yoktur, semt, köy, mahalle, bölge, sorumlusu ne diyorsa o, yargılanan kişinin sosyal statüsüne göre kararı verenin terör örgütündeki statüsü de değişmektedir. Sabit bir suçun sabit bir cezası da yoktur, bazen bu ceza "ağız yırtma da" olabilmektedir.

"Öz savunma Gücü"

Demokratik Toplum Kongresi'nin (DTK), Güneydoğu'da sosyal ve siyasal alanlarda örgütlenmek için harekete geçtiği bilgisi basında yer aldı. Bu durum, terör örgütü PKK'nın uzantısı olarak görülen DTK'nın, gücünü anayasadan alan devletin kurumlarına karşı, sözde alternatif kurumlar oluşturması anlamına gelmektedir.[2] BDP'nin anayasa taslağı çalışmaları kapsamında Diyarbakır'da düzenlediği anayasa çalıştayında özerkliğe vurgu yapacağı ve DTK'nın çalışmalarını esas alacağı belirtildi. DTK Örgütlenme Komisyonu tarafından yapılan açıklamada, Öcalan'ın dikkat çektiği "Öz savunma gücü"ne vurgu yapılarak, bir "güvenlik gücü" oluşturulacağı belirtilerek, "Halkımızın kültürel ve fiziki soykırıma maruz bırakılma süreci devam ettiği sürece, devlet eliyle yürütülen fuhuş, uyuşturucu ve diğer toplumsal istismarlara karşı Kürt halkının kendi güvenliğini ve örgütlülüğünü oluşturması gerekliliği ifade edilmiştir" denildi. Oluşturulacak "güvenlik gücü"nün, semt ve mahalle komiteleri şeklinde örgütleneceği, halkın sorunlarında hakem rolü üstleneceği, gelen şikâyetleri değerlendirip sonuçlandıracağı öğrenilmiştir. Komitenin ayrıca fuhuş, uyuşturucu gibi suçlarla da mücadele edeceği ve bu kapsamda oluşturulan "sivil güvenlik birimleri" aracılığıyla caydırıcı rol üstleneceği kaydedildi.[3] Bu kapsamda yürütülen çalışmalardan anlaşıldığına göre, "federatif/özerk" bir bölgenin güvenlik alt yapısı da oluşturulma aşamasındadır. Bu arada KCK'nın PKK terör örgütünün dağ kadrosuna eleman temini "her damdan bir eleman"[4] şeklinde devam etmektedir.

Bir adı eksik

BDP Grup Başkan Vekili Bengi Yıldız, TBMM'de yaptığı basın açıklamasında Güneydoğu Anadolu bölgesini kastederek, "biz bu bölgeye her zaman ya Kürdistan ya da welat deriz" açıklamasını yaptı[5]. Referandum öncesi benzer bölge tanımları söz konusu parti tarafından oldukça fazla kullanılmıştı. Güneydoğu Anadolu bölgesini "Kürdistan" olarak ifade etmek saf bir alışkanlık değildir. Bölgedeki yer isimlerinin değiştirilme talepleri ve Osman Baydemir'in Tunceli'de Munzur Festivali'nde "Belediye binamızın önünde ay- yıldızlı Türk bayrağımızla, sarı kırmızı yeşil "bayrağımız" dalgalansa ne olur"[6] ifadeleri ile beraber değerlendirildiğinde başka bir anlam kazanmaktadır.

Tüm bu bilgiler değerlendirildiğinde, Türkiye'nin çok hassas bir döneme girdiği, üniter yapımızın ciddi bir tehdit algılamasıyla karşı karşıya kaldığı ifade edilebilir. Özellikle Güneydoğu Anadolu'daki vatandaşlarımız baskı altına alınarak siyasi tercihleri manipüleedilmiştir. İktidarın yatırım taahhütleri ve buna bağlı yaptırımları (oy vermezseniz yapmam) ile KCK/PKK terör örgütünün "korku" gösterileri arasında sıkışan bölge halkı, meramını bir türlü gerçek platformlarda ifade edememiştir. Bölge halkını temsil ettiğini ifade eden siyasi zihniyet, Öcalan'ın tehditleri, talimatları ve KCK'nın yaptırımları ile hareket etmek zorunda kalmış, ne kendisini, ne de bölge halkının gerçek ihtiyaçlarını ifade edebilmiştir. Terör örgütünün yönlendirmeleri ile " ana dil, kendi yargısı, kendi ordusu, kendi toprağı" ifadeleri kamuoyunun tepkisini test etmeye yönelik "ısınma turlarıdır." Kuvvetli bir tepki gösterilmediği sürece hazırlanan taktik uygulamaya konulacaktır.


[1]Neşe Düzel, "Pazartesi Konuşmaları, Zübeyir Aydar: 'Askerî Operasyonlar Başlayacak" Taraf, 05.Nisan 2010,
http://www.taraf.com.tr/nese-duzel/makale-zubeyir-aydar-askeri-operasyonlar-baslayacak.htm

[2] DTK'dan Haddi Aşan Öneri", Samanyolu,http://samanyoluhaber.com/h_477290_dtkdan-haddi-asan-oneri.html

[3] Namık Durukan, "Kürtlerin Savunma Gücü Planı", Milliyet, 06 Aralık 2010,

[4] KCK böyle siyaset yapıyor!Zaman, 02 Aralık 2010, http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1059967 &title=kck-boyle-siyaset-yapiyor

[5] TBMM'de "Kürdistan" krizi, CNN, 01 Aralık 2010,http://www.cnnturk.com/2010/turkiye/12/01/tbmmde. kurdistan.krizi/598069.0/

[6] "Baydemir'e bayrak soruşturması", Vatan, 2 Ağustos 2010, http://haber.gazetevatan.com/Haber/320625/1

Bu yazı 2979 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı