Hoşgeldiniz; Bugün 28 Haziran 2017 Çarşamba
Suudi Arabistan|06 Ocak 2016 Çarşamba

Suudi Arabistan-İran İlişkilerinde Son Durum

Özdemir Akbal tarafından yazıldı.

Suudi Arabistan’ın Şii nüfusu tarafından büyük değer verilen ve saygı gören bir din adamı olan Nemr Bakır en-Nimr’in de aralarında bulunduğu 47 kişinin, 2 Ocak 2015’te idam edilmesi İran Suudi Arabistan ilişkilerini son dönemin en gergin noktasına getirmiştir. Tahran’da yapılan gösteriler sırasında Suudi Arabistan büyükelçiliğinin yakılması ile iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler kesilmiştir. Suudi Arabistan’da Şii azınlık üzerindeki baskılar yeni değildir. Ancak bu son olayla bölgesel ve küresel bir krizin kapıları aralanmıştır. Çünkü Suriye İç Savaşı ile başlayan ve İran ile yapılan nükleer anlaşma ile doruk noktasına çıkan Suudi Arabistan’ın rahatsızlığı, İran tarafından sert açıklamalarla karşılık bulmuştur. Bölgedeki gerginliğin ABD’nin çağrısı doğrultusunda azalma ihtimali olsa da, Suudi Arabistan’ın son girişimi aslında uluslararası ekonomik sistem ve buna bağlı olan askeri sistemin dışına itilme algısının yansımasıdır. Suudi Arabistan ekonomik açıdan bir dar boğaza girerken, Suriye ve Yemen’de sergilediği dış politika açısından da geleneksel Amerikan müttefiki olma hüviyetini yitirme yolunda ilerlemektedir.

 

Suudi Arabistan’ın Alternatifsiz Olduğu Dönem

Şah döneminde ABD’nin Orta Doğu’da önemli bir müttefiki olan İran’ın 1979’da gerçekleşen Humeyni İhtilali ile ittifak ilişkisinden uzaklaşması, tam aksine ABD’yi ‘Büyük Şeytan’ ilan etmesi bir dönüm noktası olmuştur. Basra Körfezi güvenliği açısından iki temel dayanak olarak görülen İran ve Suudi Arabistan ikilisinden İran’ı kaybeden ABD, Suudi Arabistan ile olan ilişkilerine daha ağırlık vermiştir. Bu süreçte SSCB’nin başlattığı Afganistan işgali sırasında, Suudi Arabistan’ın rolü daha da önemli olmuştur. Suudi Arabistan’ın Vahabi görüşü, Afgan mücahitlerin desteklenmesi ve eğitilmesi konusunda ön plana çıkarması, ABD açısından o dönem için SSCB’nin çevrelenmesi ve gücünün azaltılması açısından olumlu sonuçlar verdiği için, ciddi bir kaygı yaratmamış ve hatta desteklenmiştir. Bu yaklaşım daha sonra mücahitler içinden ortaya çıkacak başta el Kaide olmak üzere pek çok terör örgütünün de zihinsel alt yapısının oluşmasına sebep olmuştur. ABD-Suudi Arabistan ilişkileri açısından bu olumlu gidişat sürecinde, İran ise ihtilal sonrası büyük ölçüde kesilen uluslararası ilişkileri dolayısıyla içe kapanmış ve ekonomik sorunlarla uğraşmak zorunda kalmıştır. Yani Suudi Arabistan, SSCB’nin çevrelenmesi konusunda üstlendiği rol dolayısıyla bir parlayan yıldıza dönüşürken, İran Humeyni İhtilali’nin etkisiyle Batı Yarıküre uluslararası sisteminden uzaklaşmıştır.

Irak-İran Savaşı’nın ağır ekonomik ve askeri sonuçlarıyla da yüzleşmek zorunda kalan İran karşısında, Suudi Arabistan, Irak’ı destekleyerek Tahran’ı yıpratma siyaseti yürütmüştür. Suudi Arabistan’ın hem 1990’ların başındaki Körfez Krizi döneminde, hem de 2003 Irak’ın işgali sürecinde ABD’ye verdiği destek de ABD-Suudi Arabistan ‘özel’ ilişkilerinin devamına yol açmış, Basra Körfezi’nin güvenliği de diğer Basra Körfezi ülkelerinin de katılımıyla, büyük ölçüde Arap Yarımadasındaki ülkelere verilmiştir. ABD’nin 11 Eylül olayları sırasında bile Suudi Arabistan ile olan ilişkileri iyi sayılacak bir düzeyde devam etmiştir. ABD’nin Basra Körfezi konusundaki hassasiyeti dünya petrol ticaretinin büyük çoğunluğunun bu hat üzerinden gerçekleşmesinden kaynaklanmaktadır. Dünya petrol ve petrole dayalı ürünler üretiminde ilk on beş ülke içinden altı ülke Basra Körfezi’ne kıyısı olan ülkeler arasında yer almaktadır.[1] Dolayısıyla bölge, hem petrol üretimi hem de bu petrolün kullanıcılara ulaştırılması açısından kritik önemi haizdir. ABD-Suudi Arabistan ilişkileri bu çerçevede de iyi bir seyir izlemiş, İran ile ABD’nin çekişmesi de Suudi Arabistan’ı alternatifsiz bir konuma getirmiştir. Ancak, bu durum Suriye ve Yemen’de başlayan iç savaş dolayısıyla değişmeye başlamıştır.

 

Suriye ve Yemen’de İran-Suudi Arabistan Çekişmesi

Nemr Bakır en Nimr’inidamı dolayısıyla muhtemel bir İran-Suudi Arabistan  çatışması gündeme gelmektedir. Bir cephe savaşı yaşanmasa da, Suudi Arabistan ve İran arasında vekâleten yürütülen bir savaş, hem Suriye hem de Yemen’de devam etmektedir. Suudi Arabistan, İran’ın Suriye üzerindeki nüfuzunu kırabilmek için Esat yönetimine muhalif olan her grubun desteklenmesi politikasını yürütmektedir. Bu yaklaşım ABD-Suudi Arabistan politikasını da gergin bir duruma sürüklerken, Haziran 2014’ten itibaren IŞİD’in daha faal eylemler yapmaya başlaması ABD için İran’ın da dikkate alınır bir ortak olabileceği görüşünü ortaya çıkarmıştır. IŞİD sorunu aslında Suudi Arabistan’ın Batı Yarıküre uluslararası sistemi ile yaşadığı en derin krizdir. Zira başta ABD olmak üzere “cihatçı” terör örgütleri konusunda hassasiyeti olan batı ülkeleri, Suudi Arabistan’ın IŞİD konusundaki girişimlerini yetersiz görmektedirler. Buna ek olarak, Suudi Arabistan-Katar ve Türkiye’nin zaman zaman Esat yönetiminin askeri bir operasyonla devrilmesi gerektiği görüşünü dile getirmesi de bir başka gerginlik noktasını oluşturmaktadır. Çünkü başta ABD olmak üzere batılı devletler Esat yönetiminin devrilmesinin ardından yerine nasıl bir hükümetin, ne şekilde geleceği konusundaki soruları henüz net bir şekilde cevaplayamamıştırSuriye’de yönetimin “cihatçı” örgütler tarafından ele geçirilerek, yeni bir başarısız devlet yapısının ortaya çıkmasıyla uluslararası sisteme yeni bir sorunun eklenmesi endişesi vardır. Aslında ABD’nin Suriye’ye askeri müdahalede bulunmayacağının sinyalleri krizin çok erken bir aşamasında gelmiştir. Dönemin CENTCOM komutanı Org. James Mattis Mart 2012’de Amerikan Senatosu Askeri Hizmetler Komitesine verdiği brifingde Suriye’nin yönetiminin Libya’daki gibi bir hava operasyonu ile değiştirilemeyeceği ve söz konusu operasyonun ya da oluşturulması istenen uçuşa yasak bölgenin ABD için büyük kayıplarla sonuçlanabileceği bilgisini vermiştir.[2] Hem askeri kayıpların yaşanma ihtimali hem de bir operasyon sonrası yaşanacak siyasi belirsizlik ortamı dolayısıyla ABD, Suriye’ye bir askeri operasyon yapmaktan uzak dururken Suudi Arabistan liderliğinde Katar ve Türkiye’nin askeri operasyon çağrıları ilişkilerde gerginliği artırmıştır.

Suriye politikası hakkında anlaşmazlıklar devam ederken ortaya çıkan IŞİD, ABD-Suudi Arabistan ilişkilerinin dönüm noktasını oluşturmuştur. Suudi Arabistan, IŞİD karşısında başta ABD olmak üzere batılı müttefiklerinin beklentilerini karşılayamazken, İran tarafından IŞİD’le yapılacak mücadelede verilecek desteklerin son derece kararlı bir tonda açıklanması, İran lehine gelişmelere sebep olmuştur. İran ile yapılan nükleer müzakerelerin olumlu bir şekilde sonuçlanması da İran’ın 1979 Humeyni İhtilali ile uzaklaştığı batı yarıküre sistemi ile yeniden ilişki kurmasına sebep olmuştur. Bu çerçevede İran, Rusya ve Irak IŞİD’e karşı bir koalisyon oluşturduklarını açıklamış ve operasyonlara başlamıştır. Bir yandan Suudi Arabistan’ın Vahabi görüş dolayısıyla IŞİD karşısında eylemsiz kalması, öte yandan IŞİD terörünün Paris saldırıları ile birlikte Avrupa’ya da sıçraması ve bu gelişmeler karşısında İran’ın tereddütsüz bir şekilde IŞİD’le mücadele edileceği açıklaması ABD’nin Suudi Arabistan ile olan ilişkileri açısından da bölgede bir başka alternatifin olduğu değerlendirmelerine sebep olmuştur.

Suriye’de durum bu şekilde gelişirken; Yemen İran-Suudi Arabistan arasındaki bir başka sorun alanını oluşturmaktadır. Suudi Arabistan’ın güney batı komşusu Yemen’de de Suriye ile yaklaşık aynı dönemde toplumsal olaylar başlamıştır. Söz konusu bu olaylar neticesinde dönemin Yemen devlet başkanı Ali Abdullah Salih görevini yardımcısı Abdurrabu Mansur el Hadi’ye bırakarak ülkeyi terk etmiştir. Sözde Arap Baharı döneminin sentetik yorumlama döneminde bir “demokrasi zaferi” olarak yorumlanan bu olaydan itibaren ülkede sular durulmamıştır. Yemen devlet başkanı Hadi’nin yeni anayasa süreci çerçevesinde ülkedeki Şiilere haklarını teslim etmediği görüşü ile Husi kabilesi ayaklanmış ve ülke bir iç savaşa sürüklenmiştir. Şii Husi kabilesinin Aden bölgesini ele geçirmesinin ardından Suudi Arabistan Mart 2015’te Arap Yarımadasındaki ülkeler, Mısır, Sudan, Pakistan ve Ürdün’ün de desteğiyle Kararlı Fırtına operasyonunu başlatmıştır.[3] ABD de bu operasyona istihbarat desteği vereceğini açıklarken; Türkiye de bir açıklama ile Suudi Arabistan’ın yanında olduğunu ifade etmiştir. ABD, Yemen konusunda Suriye’ye nazaran Suudi Arabistan’la daha yakın bir siyaset yürütmektedir. Bunun ilk gerekçesi; Suriye’deki gibi bir cihatçı örgüt ya da örgütlerin idareyi elealma ihtimalinin düşüklüğüdür. İkincisi ise; Kızıl Deniz’in seyrü sefer güvenliğinin ve dolayısıyla petrol ticaretinin Suudi Arabistan tarafından yapılan operasyonla bir nebze de olsa güvenlik altına alınmasıdır. Husilerin Bab’ül Mendep bölgesini ele geçirmesinin ardından ortaya çıkan güvenlik kaygıları giderilmiştir. Bu bölge Kızıl Deniz’in Hint Okyanusuna açılan kapısıdır ve çoğunluğu Suudi Arap petrolü olan günlük yaklaşık 3,5 milyon varillik petrol trafiği mevcuttur.[4] Dolayısıyla petrol ticaretinin devamı gerekçesiyle ABD, Suudi Arabistan’la Suriye konusunda yaşadığı anlaşmazlığı Yemen’de yaşamamaktadır. Ancak Suudi Arabistan ile İran arasında bu bölgede örtülü bir çatışma devam etmektedir. İran bölgede askeri varlığının bulunduğunu doğrulamıştır.[5] Bu durum Suudi Arabistan ile İran arasında gerginliği artırırken, İran’ın Basra Körfezi yoluyla Yemen’de operasyon düzenleyecek birlikleri göndermesi de bir başka gerginlik noktasıdır.[6] Yani İran ile Suudi Arabistan idamların gerçekleştirilmesinden çok önce bir askeri çatışma ortamına girmişlerdir.

 

Sonuç

Suudi Arabistan her ne kadar Yemen’de ABD tarafından kısmen desteklenmiş ve ABD ile bir sorun yaşamamış olsa da Suriye meselesi ikili ilişkileri önemli derecede zorlamıştır. İran’ın nükleer anlaşma sonrası batı ittifakı ile nispi yakınlaşması da Suudi Arabistan’ı bir hayli rahatsız etmiştir. Üstelik Rusya’nın Suriye’de Suudi Arabistan’ın terörist olarak tanımlamadığı muhalif gruplara saldırması ve ABD’nin buna karşı düşük profilli tepkiler vermesi de Suudi Arabistan için kabul edilebilir bir durum olmamıştır. Söz konusu bu gergin dönemde 2012’den beri tutuklu bulunan bir Şii din adamının idamı ise bir test niteliğini taşımaktadır. ABD ile Suudi Arabistan arasında Suriye merkezli yaşanan olumsuzlukların yanı sıra İran ile Suudi Arabistan’ın yaşadığı çekişmeler bağlamında, Suudi Arabistan geleneksel müttefiki ABD’nin tepkisini de ölçmeye çalışmaktadır. ABD’den gelen açıklamalar tarafların itidalini koruması gerektiği yönündedir. Bu da göstermektedir ki, Suudi Arabistan, İran’ın uluslararası sistemle ılımlı bir hale dönüşen ilişkileri sonrasında bölgesindeki tek alternatif olma durumunu yitirmek üzeredir. Ayrıca İran’ın Suudi Arabistan’a nazaran “cihatçı terör” örgütleri ile olan mücadelesi Amerikan tercihlerine daha yakın durmaktadır. Ancak öte yandan Suudi Arabistan halen önemli bir petrol ülkesi ve ABD ile derin ekonomik ve askeri ilişkileri olan bir ülkedir.

Suudi Arabistan-İran gerginliği bir müddet sonra azalacak ve yine Suriye ile Yemen üzerinden bir çekişme eksenine oturacaktır. Yani Suudi Arabistan ve İran’ın bir idam olayı sonrası cephe savaşı yapmaları hayli düşük bir ihtimaldir. Buna karşın her iki ülke zaten Suriye ve Yemen’de çeşitli boyutlarda çatışmaya devam etmektedir. Ancak ABD, Suudi Arabistan’ın ekonomik açıdan kırılgan yapısı dolayısıyla yaşadığı sorunları dikkate alarak bölgeye dönük politikalarında düzeltmeler yapabilir. Bu durum da gelecek dönemde Suudi Arabistan ABD ilişkileri devam ederken, ABD ile İran ilişkilerinin de eskisine nazaran daha ılımlı bir şekilde devam etmesi olacaktır. Dolayısıyla Suudi Arabistan ile İran arasında adı konmamış bir savaş devam ederken, ABD de küresel çıkarları doğrultusunda her iki ülke ile de ilişkilerini koruma yolunu tercih edecektir. Ancak her şeye rağmen Suudi Arabistan, ABD için İran’a nazaran daha tercih edilir bir ülke konumundadır.


[1]http://www.eia.gov/beta/international/ (04.01.2016)

[2]Stratfor, Syria: What Prevents U.S. Military Involvement”, http://www.stratfor.com/analysis/syria-what-prevents-us-military-involvement(20.03.2012)

[3]Saudi-led Coalition Begins Air Strike in Yemen, National Council Resistance of Iran, 26.03.2015. https://www.ncr-iran.org/en/news/iran-world/18122-saudi-led-coalition-begins-air-strike-in-yemen-against-forces-linked-to-iranian-regime

[4]Oil surges 6% after Saudi launches military airstrikes in Yemen, RT.com, 26.03.2015

 (http://rt.com/business/244205-oil-surge-yemen-airstrikes/).

[5]«Iranian military commander: We have forces in Syria, Yemen and Iraq.» Middle East Monitor. 1 Ocak 2015. https://www.middleeastmonitor.com/news/middle-east/16115-iranian-military-commander-we-have-forces-in-syria-yemen-and-iraq (Şubat 10, 2015 tarihinde erişilmiştir).

[6]Iran Sends Navy Vessels to Yemen Amid Airstrikes, Voice of America, 08.04.2015, http://www.voanews.com/content/us-to-expedite-arms-supplies-to-saudi-led-coalition-in-yemen/2710956.html(08.04.2015)

Bu yazı 2611 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı