Hoşgeldiniz; Bugün 24 Mayıs 2017 Çarşamba
Politik-Sosyal-Kültürel Araştırmalar Merkezi|12 Mayıs 2017 Cuma

Güvensizlik Unsuru-6: Türkçemizin Bozulması

Ergun Mengi tarafından yazıldı.

Biraz Türkçe lütfen.

Küreselleşme yaklaşım ve girişimler etkilerini, sadece ticaret ve pazar kapsamında değil, ülkelerin bağımsızlıkları, sınırları ve en önemlisi anadilleri konusunda da etkilemeye başlamıştır.

Yıllardır her alanda öz Türkçe kelimeler kullanılması sık sık dile getirilmesine rağmen bazı kişiler “hangi kelimemiz öz Türkçe,  birçok kelime Arapçadan, Farsçadan, Fransızcadan, İngilizceden dilimize girmiş ve halk bunları kabullenmiştir. Değiştirilmesi güçtür. Teknoloji[1] çağında bunlara alışmamız lazım” diyerek ya karşı çıkmakta veya tehlikeyi küçümseyerek göz ardı etmektedirler. Ama “Bugün atılacak bir adım, geleceği şekillendirir” sözü de bu düşünceye en başından karşı çıkmaktadır.

Aslında güzel bir sözümüz vardır “zararın neresinden dönülse kardır”. Evet, birçok kelime diğer dillerden dilimize girmiştir ve bu sadece Türkçe için değildir, tüm dillerde benzer uygulamalar vardır. Ancak, içinde bulunduğumuz küreselleşme çağında Türkçemizdeki bozulma kabul edilemez bir hal almıştır.

Bu böyle mi devam edecek? Her yeni teknolojik gelişme veya yeni oluşumlarla karşı karşıya kaldığımızda, onun içindeki yabancı kelimeleri dilimize mi dolayacağız, yoksa onlara Türkçe karşılıklar mı bulacağız? Bernard Shaw’un güzel bir sözü var, “Herkes neden, nasıl diye sorar, ben ise olmayanı hayal eder, neden olmasın derim”. Bence “Neden Olmasın” demenin zamanı geldi ve geçiyor, dilimize sahip çıkmamız gerekir ve dilimizin yozlaşma süreci böyle devam etmemelidir.

Konfüçyüs’den bir alıntı...

''.... bir milleti, ülkeyi bölüp parçalamak isterseniz, öncelikle dillerini bozarak işe başlayın.

        Dil düzensiz olursa, sözler düşünceyi iyi anlatamaz...

        Düşünce iyi anlatılmazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz...

        Görevler gerektiği gibi yapılmazsa, adetler kültürler bozulur...

        Adetler kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar...

Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez…İşte bunun için, hiçbir şey dil kadar önemli değildir...''

Türkçemiz günden güne bozuluyor, bunun herkes farkında ama çok da önemsemiyor. Yaşam tarzları, beklentiler değişiyor. Herkes çok yoğun, aslında fazla yoğunluk kısırlık yaratır, üretemezsin. Çünkü herkes çok çalışıyor; ama kimse düşünmüyor. Yeni nesil, maalesef AVM ve internet lisanı adı verilen değişik bir lisana özeniyor. Sokaktaki tabelalardan tutun da, basit kuaför, doktor tabelalarına kadar her şey İngilizce özentisi. Turistik kasabalarda buna “ama turistler de anlasın diye yapıyoruz” diyorlar da; biz anlamıyoruz.

 

 

İnsanlarımız üzerlerinde ne anlama geldiğini bilmediği İngilizce yazılı gömlekleri (T-Shirt demeye dilim varmıyor ama artık bu kelime için çok geç zannedersem) giymektedirler. Üzerinde FDNY (New York Fire Division- New York İtfaiye Teşkilatı) veya NYPD yazılı tişörtü giyiyor da, İETT (İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel) veya ASKİ (Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi)  yazılı tişörtü giyeceğini sanmıyorum.

Giyim imalat şirketlerinin öncelikle kıyafetlerin ölçülerini Türkçe yapması lazımdır. Bugün insanlar Türkçeleri varken, X Small (XS), Small(S), Medium (M), Large (L), X Large (XL) kelimelerini kullanmakta ve hatta Size’ı nedir diye sormaktadır. Bunların Türkçelerini 2 Küçük (KK), Küçük (K), Orta (O), Büyük (B), 2 Büyük (BB), 3 Büyük (BBB) şeklinde kullanıma sokmak giyim firmalarının ve giyim ile ilgili Ticaret Odalarının, Sivil Toplum Kuruluşlarının (STK) sorumluluğundadır.

Diğer taraftan inşaat alanındaki yeni yapılan yerleşkelerin isimleri aslında çok rahatsız edici. Örnek verecek olursak, Mashattan,Windowist Tower, Selenium Retro9, Airlife City, Vantage Ümitköy, Parl Elegance Konutları. Neticede burada oturan vatandaşın yerleşkenin adını değiştirme şansı olmadığına göre, bu isimleri vermenin gerekçelerini inşaat şirketleri halka açıklamalıdır.

Her lisanda zamanla bozulmalar, diğer lisanlara özentiler yaşanmış ve lisanlar kendilerini düzeltme, kelime haznelerini zenginleştirme çabalarına girmiştir!

Cumhuriyet döneminde, Türkçemize yeni kelimeler katılırken, muhteşem seçenekler bulunmuş ama bir o kadar da o zamanın etkin lisanı olan Fransızcadan alıntılar yapılmıştır.

Bunda yapılan hata, yabancı sözcüğün anlamına uygun Türkçe kelimeyi sözlüğümüze dahil etmek yerine Fransızcasını sokmuş olmamızdır. Birkaç örnek verecek olursak; Sutyen: Kadınların kullandığı iç çamaşırı, Fransızca “destek” anlamına gelen “sutyen” kelimesinin aynen okunduğu gibi Türkçemize sokulmuştur. Hâlbuki onu sutyen olarak değil de Fransız’ın dediği gibi “Destek” olarak adlandırabilirdik.

Gardırop: Elbise Dolabı demektir. Bu kelimede “koruma” anlamına gelen “garde” ile “elbise“ anlamına gelen “robe”  birleştirerek kullanan Fransızcadan aynen alınmıştır. Hâlbuki Fransız buna “Elbise koruyucu” demektedir. Ama biz, “elbise dolabı” demektense, “Gardırop” kelimesini aynen almışız.

Döpiyes: Etek-ceket kadın elbisesi demektir.  Bu da Fransızcadan alınmıştır. Fransız “iki” anlamına gelen “deux (dö)” ile “parça” anlamına gelen “piece” yi birleştirmiş ve kadınların kullandığı etek-ceket elbiseye “ikiparça-döpiyes” demiştir. Biz neden aynı elbiseye “iki-parça” adını vermemişiz de “Fransız’ın “döpiyes” ini almışız. Benzer şekilde Nankör (Non-Coeur- Kalpsiz), Bonkör ( Bon-Coeur- İyi Kalpli) kelimeleri de Fransızcadan Türkçemize girmiştir.

Vites: Fransızca arabalarda “hız” anlamına gelen “vitesse” kullanmıştır. Biz ise Fransız’ın “hız” olarak adlandırdığı kola, tembellik yapıp, aynen onun dediği gibi “vites” demişiz[2]. Direksiyon da aynı, istikamet demek, biz arabanın dümenine “istikamet” adını verememişiz.

Television; hem Fransızcasında hem de İngilizcesinde “Uzaktan Görüş” demektir. Almancaya ise, “Televizyon” olarak alınmamış, yerine  “Uzaktan görüş-Farn-sehen” olarak dahil edilmiştir.

Cumhuriyet döneminde ve sonrasında Türkçeye kazandırılmış o kadar güzel kelimeler üretmişiz ki severek kullanıyoruz.

  • Cankurtaran; Ambulance kelimesini almamışız, onun yerine “Can-Kurtaran” demişiz. Hoş şimdi hepsi Ambulans oldu.
  • Gün-Aydın: ne güzel kelime, sabah ışığıyla aydınlanan yeni güne başlarken, Günaydın” diye selamlaşmak
  • Ayakkabı;  “Potin” der Fransız ayağa giydiğimize, biz çarık deriz. Sonra iskarpin demişiz, sonra en güzel kelimeyi bulmuşuz. “Ayak-kabı”.
  • Milletvekili; Parlamenter, yine bazıları bu yabancı kelimeyi alıp hemen kullandılar. Ama çok güzel kelimemiz var “ Millet-vekili”, yani Cumhuriyet yönetiminde Milleti temsil eden, yani onun Meclisteki vekili, “Milletvekili”.
  • Buzdolabı: Refrigerator veya Frijiderkelimelerini almamışız.
  • Bilgisayar; “Computür” çıktı, bazıları aynen alıp kullanmaya kalktı. Bilgileri depolayan bu alete çok güzel bir isim bulduk; “Bilgi-sayar”.
  • Hayatımıza ve dolayısıyla Türkçemize “Shopping Center, Mall” şeklinde girmesine rağmen, Alış-Veriş Merkezi (AVM) olarak güncellenmiş ve günlük yaşam dilimize çok yakışmış ve Türkçemize kazandırılmıştır.

AVM derken aklıma yabancı dilbilimcileri, karşılığı olmayan kelimeler için güzel bir uygulaması geldi.  Yapılan işi anlatan veya bir nesneyi, kurumu tanıtancümlenin baş harflerini alıp yeni kelime üretmektedirler.

  • NEWS-Haber”, kelimesinin, her ne kadar teyide muhtaçsa da, İngilizce Kuzey-Doğu-Batı-Güney, yani çevreye tanımlayan yönlerin baş harfleri (North-East-West-South = News) alınarak türetildiği söylenmektedir.
  • POS Cihazı: “Point of Sale- Satış Noktası”, baş harfleri kullanılarak türetilmiştir. Biz niçin POS cihazı diyoruz?
  • USB: “Universal Serial Bus” yani “Evrensel Veriyolu” anlamına gelen kelimelerin baş harfleri kullanılarak oluşturulmuş bir kelimedir. Bunu “Flaş Bellek” olarak kullananlar var, bence son derece anlamlı bir kelime. Diyeceksiniz ki “flaş” da yabancı kelime, haklısınız o zaman “taşıma bellek” de diyebiliriz.
  • LED; tasarruflu lamba. İngilizcede, bu lambayı anlatan “Light-Emitting Diode (LED) - Işık Yayan Diod” kelimelerin baş harflerini alınmış ve bu tasarruflu lambaya  “led” ismi verilmiştir. Biz bu lambayı “IYAD” diye alıp Türkçemize özel bir kelime yapabilirdik. Ama hayır tembellik edip, İngiliz’in dediği gibi LED deyip geçip gittik. “Tasarruflu Ampul”den gelen “Tampul” da diyebilirdik.
  • PET: (Poli Etilen Tereftalat-PET). Biz ise aynen PET şişe olarak alıp kullanmışız. Biraz tembeliz. Umursamıyoruz.
  • Brunch (Breakfast- Lunch), Kahvaltı ile yemeğin ilk ve son hecelerini alarak, sabah ve öğle yemeği karışık zengin içerikli yemeği “Brunch” şeklinde tanımlamış. Biz Kahvaltı ötesi, tatil kahvaltısı veya geniş kahvaltı dememiş Brunch’ı alıp kullanmışız. Özenti içinde miyiz, yaratıcı mı değiliz, tam anlaşılmıyor.
  • Duty Free kelimesi güzel bir şekilde “Serbest Bölge” şeklinde veya“Gümrüksüz Alan” şeklinde Türkçemize kazandırılmıştır. Havaalanlarında Duty Free yazılarının (Yabancılar için bu kelime gerekli olabilir) ancak yanına Türkçesi de yazılırsa güncel yaşamımızda daha çok kullanabiliriz.

Türkçe de böyle uygulamalar vardır.

  • Küçük OrtaBüyüklükteİşletme” tabirini kullanmamakta onun yerine baş harflerinden oluşan “KOBİ” kelimesini kullanmaktadır.
  • AKBİL”, de çok güzel bir örnektir. AkıllıBiletin ilk heceleri kullanılarak türetilmiştir.

Yabancı kelimelerin en çok kullanıldığı alanlardan birisi de spor dallarıdır (branşları). Fransızlar hala futbolda “Gol” (İng. Goal) yerine “But(büüüü)” diye bağırmaktadırlar. Ofsayt (İng. Off Side) yerine “oyun dışı” anlamına gelen “Hors-jeu” kullanmaktadırlar.  Ama Türkiye’de tüm kelimeler hemen hemen İngilizce’sinin Türkçe okunuşu şeklinde kullanılmaktadır. Bunlardan, Köşe Atışı (Korner yerine), Serbest Vuruş (Free kick yerine), Başlama vuruşu (Santra-Center yerine) gibi Türkçeleştirdiklerimiz de kullanılmaktadır. Santrfor (Center-forward),  ofsayt (off-side) v.b birçok kelime Türkçeleştirilememiştir. Diğer sporlara bakacak olursak: Teniste de aynı şekilde; TV sunucusu, maalesef servis atan sporcu, oyunu kazanamadıysa, “kırmak” anlamına gelen İngilizce “Break” ifadesini kullanmaktadır. Servis karşılamada da ne olduğu belli olmayan yeni kelimeler kullanmaktadır. “Servisi karşılama” anlamında da ritörn (İng.return) kelimesini kullanmaktadırlar. Sunuculardan, bazen de çok komik şekilde, yarı Türkçe yarı İngilizce “iyi ritörnleyemedi” gibi ifadeleri duymak insanı gerçekten üzmektedir. Özellikle sporda kullanılan kelimelerin Türkçeleştirilmesi konusunda Alan Önderlerine, başta federasyon başkanlıkları olmak üzere, televizyonlar ve basın olup bu kurumlara önemli sorumluluklar düşmektedir.

Örneğin basketbolda TV sunucuları ve köşe yazarları sayesinde çok önemli gelişmeler olmuştur. Artık “Bench (Oturma sırası)” yerine “kenar” ifadesini kullanmaktadırlar, “fast-break” yerine “hızlı hücum” v.b çok güzel yeni ifadeleri basketbol lisanına kazandırmışlardır. Tenisten-Boksa, Futboldan-voleybola, eskrimden-buz hokeyine Türkçe ifadeleri dilimize kazandırmak için federasyonlar, basın mensupları ve Türk Dil Kurumu el-ele çalışmalı ve en önemlisi halk, özenli desteğini vermelidir.

Küreselleşme çağında en önemli ortam internet (Küresel ağ) ve bu ortamda kullanılan ifadelerdir. Bunları özellikle Türkçe’ye kazandırmadığımız takdirde gelecek Türkçemiz açısından gelecek daha da karanlık gözükmektedir. İnternet ortamındaki bir nesne veya belgeye İngilizcede “soft-yumuşak” kağıda basılmışsa “hard-sert” adı verilmektedir. Bizse internet veya bilgisayar ortamında olana “Sanal ortam” kâğıda basılana da “çıktı“gibi çok güzel kelimeler bulmuşuz. Bunların kullanımı artırılmalıdır. “@” şeklinde yazılan ve “et” olarak okunan bu işarete TDK çok güzel isim bulmuş, “Çengelli, Kuyruklu a” kullanılması ve yaygınlaştırılması biz vatandaşlara düşüyor.

Almanya ve Fransa, dillerini koruma ve geliştirmek için tüm yabancı film ve dizilere seslendirme (dublaj) zorunluluğu getirmiştir[3]. Aslında, alt yazılı orijinal bir film yerine seslendirme yapmak çok masraflı bir faaliyettir. Ancak, bu iki ülke lisanlarının İngilizce kelimelerle bozulmasını önlemek maksadıyla seslendirmeyi mecbur tutmuşlardır. İngilizce konuşan insanlar için ise az sayıda özel sinemalar tahsis etmişlerdir[4].

Dilimizi korumak, Türkçemize sahip çıkmak, mücadele ister, emek ister, çalışmak ister, tembellik yapıp yabancı lisanda üretilen kelimeyi kullanmak kolay olanıdır. Hele millet de anlamaya başladıysa işler daha da kolaydır. Ama zor olanını yapmak, dilimizi, güzel Türkçemizi korumak, onu zenginleştirmek için mücadele etmek gerekir.

Yeni gelişen sahalarda Türkçe kelimelerin geliştirilmesinde en önemli sorumluluk, başta Türk Dil Kurumuna olmak üzere, okullara, öğretmenlere, ailelere ve konu hakkındaki “alan önderlerine”, televizyon sunucularına ve basına düşmektedir. Ayrıca konu ile ilgili devlet kurumları da bu konuda çalışmalar yapmalı ve her şey Türk Dili ve Tarih Kurumundan beklenmemelidir.

Dilimizi kaybetmek demek, benliğimizi, kimliğimizi kaybetmek demektir. Türkçemizdeki bozulma sürdürülemez hale gelmiştir. Bu konuda, Milli Eğitim Bakanlılığı başta olmak üzere Tüm Bakanlıklar, TDTK, RTÜK, STK, Basın, Öğretmen, Yazar, anne, baba kısaca tüm bireylere önemli sorumluluklar düşmektedir.


[1] Altı çizili kelimeler, Türkçemize yerleşmiş olup karşılıkları bulunamayan kelimelerdir.

[2] Fransızcadan Türkçeye giren kelime sayısı çok fazladır. Burada sadece birkaç örnek verilmiştir.

Bu yazı 556 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı