Hoşgeldiniz; Bugün 24 Kasım 2017 Cuma
Politik-Sosyal-Kültürel Araştırmalar Merkezi|13 Ocak 2014 Pazartesi

Tarihte Türkler ve Kürtler Sempozyumu Hakkında Bazı Değerlendirmeler

Ali Rıza Özdemir tarafından yazıldı.

 

Türk Tarih Kurumu tarafından “Tarihte Türkler ve Kürtler Uluslararası Sempozyumu” başlığı altında 09-10 Ocak 2014 tarihlerinde Ankara’da bir sempozyum düzenlendi.

Bu sempozyumun birçok faydası olmuştur.

Öncelikle; uzun yıllardır, (birkaç girişimi ve bazı akademisyenlerin bireysel çalışmalarını saymazsak) resmi ve siyasi düzeyde görmezden geldiğimiz ve bu yüzden istismara açık hale gelen bir konunun, Türk bilim insanlarınca bilimsel bir platformda tartışılması son derece önemlidir. Karşılıklı saygı çerçevesinde; terör, şiddet ve ayrılıkçılık meşrulaştırılmadan bütün görüşlerin bilimsel temelde tartışılması, zaten doğal olandır.

Sempozyumda her ne kadar sadece dini referanslara sahip olsalar da Kürt kökenli akademisyenlerin de bulunması son derece önemliydi. Çünkü bugüne kadar Kürtlerin Türk kökenli olduğunu savunan akademisyenler ile Kürtlerin ayrı bir halk olduğunu iddia eden akademisyenler, bilimsel bir platformda bir araya gelmemişti. Birinci grup kendi içinde bir ağ ve ikinci grup da kendi içinde başka bir ağ oluşturmuştu. Tabir yerinde ise, herkes “kendisi çalıp, kendisi oynuyor”du. Böylece birbirimizi biraz daha duyar olduk.

Diğer taraftan karşı fikirlerin olması, bu konuda çalışan akademisyenleri daha titiz, daha dikkatli çalışmaya teşvik edecektir. Kürtler konusunda, akademik camiada gelişigüzel birçok şey yazılmıştır. Böylece bu rahatlık da ortadan kalkacak ve yanlı/yanlış bilgiler kendiliğinden elenecektir. Bilgi kirliliği en az düzeye inecektir.

Bu tür toplantıların artarak devam etmesinde, sadece Kürtler ile ilgili değil, Aleviler, Çerkezler, Zazalar, Ermeniler, Gürcüler … hatta birkaç yüz kişi kalan Yahudi Karay Türkleri hakkında dahi akademik çalışmalar yapılmasında yararlar vardır. Hatta daha da ileri gidilerek Türkiye’de yaşamayan ancak komşu ülkelerimizde ve Türkiye’nin ilgisine giren diğer ülkelerde yaşayan etnik gruplar hakkında bilimsel çalışmaların yapılması zorunludur. Çünkü bilgi güçtür ve devlet politikalarını da “doğru bilgi” temelinde inşa etmek durumundadır. Eğer biz doğru bilgiyi ortaya koymazsak, birileri kirli bilgi ile ülkemize, milletimize ve devletimize zarar vermeye devam eder.

Maalesef, bu bilgi kirliliği TTK’nın sempozyum açılışında sunulan belgesele kadar nüfuz edebilmişti. Tartışmalı olan birçok mesele bir yana, yanlışlığı defalarca ispatlanmış uydurma bilgiler belgeselde yer almıştı. Mesela sinevizyonda “Kürdistan” eyaleti Erzincan ile Musul arasına yerleştirilmişti. Şeyh Said’in torununa Kürtler hakkında açıklama yapma payesi verilmiş, Tuncelili Zaza kökenli mebuslar “Kürt” yapılmıştı. Bununla yetinilmemiş, abisi tarafından ailenin Kürt olmadığı açıklandığı halde Ziya Gökalp’in “Kürtlüğü” vurgulanmıştı. Daha da garibi kronolojik bir yanlışlığa imza atılmasıydı. 1932 yılında vefat eden Dersimli Diyap Ağa, 1938 yılındaki “katliam”dan Atatürk’ün uyarısı sonucunda kurtulmuştu.

Tabii olarak katılımcılar, bu bilgi yanlışlıklarına tepki gösterdiler; gerekli uyarıları yaptılar. Bütün sempozyumların açılışında gösterilen belgesellerin TTK sitesine eklenip, bu videonun eklenmemesi bu tepkilerin sonucu mu, onu bilmiyorum, ama TKK o videoyu sitesine eklememekle isabetli bir iş yapmıştır.

Bunun dışında, sempozyumda Zazalar ve Zazaca ile ilgili birkaç tebliğin bulunması yanlıştır. Ayrıca açılış belgeselinde Zazaların Kürt olarak gösterilmesi bu yanlışlıktan daha büyüktür. Çünkü Zazalar, Kürt değildir ve Zazaca Kürtçenin bir lehçesi değildir. Zazalar ile ilgili olarak başka bir sempozyum yapılması daha uygun olacaktır.

Son olarak sempozyumun adında “Türk” ve “Kürt” kelimelerinin eşitlenmesi son derece yanlıştır. Çünkü burada ulusal kimlik ile etnik kimlik eşitlenmiştir ki, bu bilimsel bir tutum değildir. “Kürtler”in yalnız kullanılması, “Kürtler ve Türkmenler” yahut “Kürtler ve Türk halkları” gibi bir başlık daha uygun olurdu. Başka temalar, mesela “Anadolu ve çevre coğrafyada Kürtler”, “Ortadoğu’da Kürtler” gibi temalar da seçilebilirdi.

Bunların dışında sempozyum, değişik görüşlerin konuşulduğu ve dile getirildiği özgür bir platform olmuştur.

Özetle, TTK bazı eksikliklerine ve yanlışlarına rağmen önemli bir adım atmıştır. Ülkemizin yakıcı sorunlarını ele alarak, değişik görüşlerin bir araya geldiği ve bilimsel düzeyde istişare edildiği bu tür toplantılar artarak devam etmelidir. Özellikle, geçmiş dönemlerde yaşanan bazı uğursuz olaylar nedeniyle kimliklerini gizlemek zorunda kalan Ermeniler ile Kürtleşen Türkmen aşiretleri konuları bilimsel düzeyde ele alınmalıdır. Türkiye’de herkes “Türk” ulusal kimliği altında, kendi alt kimliğini özgürce ve saklanmadan yaşayabilmelidir.

Bu yazı 3254 defa okundu.
  • Yorumlar2
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı