Hoşgeldiniz; Bugün 24 Mayıs 2017 Çarşamba
Politik-Sosyal-Kültürel Araştırmalar Merkezi|16 Aralık 2013 Pazartesi

Timuru Tanı Kendini Tanı

Arslan Tekin tarafından yazıldı.

Ak Parti yöneticisi bir profesörün Bayburt Üniversitesinde yaptığı asılsız, esassız “Türk yoktur.” mealindeki saçmalığı; dün bahsettiğim gibi, bu tartışmaların partisinin altını yostuğunu gören Recep T. Erdoğan'ın kerhen de olsa, “Ne bayrağı olacak! Türk bayrağı” diye BDP/PKK'lı milletvekillerine verdiği cevap, bizi, Türk tarihinin derinliklerine götürdü ister istemez... Sayısız belge... Hangi birini açıp densizlerin, inkârcıların, vurdumduymazların, kemik yalayıcıların yüzüne vuracaksınız!

AKP yönetiminin “Türk”ü silme emeline inat, Türklere dair ilmî araştırmalar o kadar yaygınlaştı ki, daha dün üç kitap birden geldi: Prof. Dr. İlhami Durmuş: “Türk Tarihinin Öncüleri: Alp Er Tonga-Tomris-Mo-tun-Attila-Bilge Kağan” (168 s.); Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar: “Medler ve Türkler” (600 s.), “Yunanistan'da Saka Türk'ü Üç Filozof” (255 s.). (Üçü de Akçağ yayınlarından. 0312 432 17 98).

Bu eserlerin her biri tarihin bilinmeyen sayfalarını aralıyor. Madene ulaşmak için toprağı usûlünce eşmeli, asıl damarı bulmalıyız, değil mi? Tarih de böyledir; usûlünce yapılan araştırmalar bizi belgelere götürecektir. İlim adamı, bir şeyi ispat için değil; gerçeği ortaya çıkarmak için emek harcar. Bu üç eser de gerçekleri ortaya çıkarma çabasının ürünüdür. 

TÜRKLER VE CENGİZ YASASI

Sıcağı sıcağına bahsetmek istediğim başka bir kitap var... Geçen gün, Habertürk'te, Fatih Altaylı, Prof. Dr. Celal Şengör, Murat Bardakçı ve Doç. Dr. Erhan Afyoncu'nın birlikte, yukarıda bahsettiğim, AKP yöneticisinin dengesiz sözleri üzerine yaptıkları programda, Cengiz Han'ın (1155-1227) asırlarca önce kurduğu hukuk düzeninden  bahsetmiş ve Cengiz Han'ın, komutanının tasarrufuna müdahale etmediğini ve kendi oğlunun başını vur dediği hâlde vurmamasını haklı gördüğünü söylemişti. Programı seyredenler bu defa Cengiz yasalarını merak etmiştir. Ali Bademci'nin, “Cengiz Yasası Timur ve Tüzükâtı” size doyurucu bir cevap verecektir.

“Cengiz Han Türk değildir.”deyip kestirip atanlar, o çağda, bütün İslâm ve Türk dünyasına hâkim olan Cengiz ve oğullarını incelediklerinde, nice derslerin çıkarılacağını göreceklerdir.

Bir ülke kanunlarla yönetilir. Astığı astık, kestiği kestik bile olsa, hükümdarın dayandığı bir taban vardır ve bu tabanı idare etmek için kanunlar vaz' etmesi gerekir.

Bu kanunlar içinde en meşhurları Cengiz'ın yasaları ve Timur'un tüzükleridir. Cengiz Han'ın yasalarına bir itiraz yok; ancak, derli toplu, bir arada gösteren kaynak problemi var. Emir Timur'un Tüzükat'ı ise tartışmalıdır. Kimileri böyle bir tüzükâtın olmadığını iddia ederler. Varsın Timur tüzük vaz' etmesin… Ama neden ortalıkta bir Timur'a ait olduğu iddia edilen kanunlar manzumesi dolaşıyor? Timur'da, buna sebep bir icraattan bahsedemez miyiz?

Bütün bunları büyük boy 312 sayfalık kitapta Ali Bademci ayrıntılı işlemiştir. (Ötüken Yay., 0212 251 03 50).

Ali Bademci, değişik kaynaklarda değişik rakamlarla verilen Cengiz Han yasalarını 36 maddede toplamıştır. Bu maddeler üzerinde ayrıca durmak gerekir. Benim dikkatini çeken bir madde, Hz. Ali'nin soyundan gelenlerin ve Kur'ân okuyucularının vergiden muaf olacaklarına dair maddedir. 

TÜRK'ÜN BAŞBUĞUYUZ’

Ali Bademci'nin, son zamanların en önemli çalışmalarından "Cengiz Yasası Timur ve Tüzükâtı"ndan dün bahsederken, Emir Timur'un yasalarının kendi zamanında vaz' edilmediğine dair şüphelerin olduğunu belirtmiştim.

Bundan önce Ali Bademci’nin gönderdiği açıklamayı vereceğim:

"‘Hz.Ali ve Yasalar’ hususunu ben çok araştırdım. Fakat maalesef Cengiz'e kadar çıkmıyor. Esasan Cengiz devrinde ‘Şia’ bugünkü kadar Türk Dünyasını etkilememişti. Bu hususlara daha ziyade  ‘Uygur’ bürokrasisi müdahil olması lâzım gelirken  onların da çoğunun İslâmiyete girmemiş  Türkler'den olması bu hususu engellemiştir. Sanıyorum  Türk Moğolları'nın Hz. Ali sevgisi İlhanlı Olacay Han devrine ait zayıf bir iddia. Reşidüddin'in rivayeti olması lâzım gelir. Çünkü  Hülâgü'nin Alamut'u süpürmesinde  güya "Şii zulmü"nü başka türlü izah edememişlerdir. Bu sebeple, bu görüşe destek verilmek için yazılmıştır.Yasalar'da böyle bir şey yok,izafe gibi bir şey.Gerçi bu destek ileride Şah İsmail örneğinde görüldüğü gibi, ‘12 İmam Şia’sı ile ‘İran İslamcılığı’nı  tamamen Türkleştirecektir. Nitekim sırf bu temel yüzünden Kaçarlar devrinde himaye gören ‘İsmaililik’e ‘Ağa Han’ unvanını Kaçar Şahları vermiştir. Bugün yaşayan en iyi "Şiîlik" uzmanı olan  Ferhar Daftary da  bu şekilde hakkını vermiştir.”

Alamut ve Hasan Sabbah meselesi bizim de işlediğimiz bir konudur. “Alamut’un Büyüsü-Haşhaşîler: Sır ve Ölüm” kitabımız 2013’te çıkmıştır. Daftary’i de göz önünde bulundurduk… Daftary’nin Şiî tarafının ağır bastığını belirtmeliyiz. Hülagu’nun, Ali Bademci’nin deyişiyle Alamut’u süpürmesini değişik kaynaklar anlatmış, bizzat, Hülagu ile birlikte hareket eden ve Alamut ve başka kalelerin alınışına şahit olan Cüveynî, bütün ayrıntıları vermiştir.

Konumuza dönersek;

Emir Timur, muhakkak ki dünyanın tanıdığı en büyük fâtih ve komutanlar arasında en başlarda yer alan bir Türk'tür. Densiz-dengesiz bir Ak Parti yöneticisinin “Türk yoktur.” sözünü tenkit ederken Timur'un “... biz ki, halkların en kadîmi Türk'ün başbuğuyuz.” sözünü hatırlatmıştım. Timur, ne olduğunu baştan söylemiş, Türk müydü, değil miydi tartışmalarına da fırsat vermemiştir.

Arap “Arab'ım.”, Fars “Fars'ım.”, Frenk “Frenk'im.”, Cermen “Cermen'im”... dediği bir zamanda, soyunun nereden geldiğini bildiği hâlde, “Türk'üm.” diyebilen kaç padişah gösterebilirsiniz! Biz ırktan bahsetmiyoruz,. “Irk” aklımızın ucundan bile geçmez; “asabiyet”ten bahsediyoruz.    

Emir Timur'un mensup olduğu Barlas boyunun Moğol asıllı olduğunu söyleyenler olduğu gibi, eskiden beri böyle bir Türk boyundan söz edenler de vardır. Fakat Timur'un tartışılan yanı komutanlığı ve Türklüğü değil; okur-yazar olup olmadığı, devletini şeriat kurallarına göre mi, Cengiz Han yasasına göre mi yönettiği, Tüzükât'ını kendisinin mi, yoksa başka birinin mi yazdığıdır.

MÜBAREK TİMUR!

Timur'un Ankara Savaşıyla (28 Temmuz 1402) ilgili kitap yayınlayan Yard. Doç. Dr. Halil Çetin'in belirttiği gibi, “Timur'un Anadolu seferi ve Ankara savaşının muasır kaynakları Nizamüddin Şâmî ve Şerefüddin Ali Yezdî'nin aynı isimleri taşıyan Zâfernâme'leridir. Bunlara İbn Arabşah'ın Acâibu'l-Makdûr adlı eserini de eklemek gerekir. Bu üç eser olmadan Ankara savaşını kaleme almak ilmî bir usûl değildir.” (Ankara Savaşı ve Timur'un Anadolu Seferi, 2012).

Timurdöneminin üç temel kaynağı, yukarıda adları verilen eserlerdir. Diğer eserlerin hemen tamamı bu üç ana kaynak esas alınarak yazılmıştır. Nizameddin Şâmî'nin “Zafernâme”si Necati Lügal tarafından çevrilerek Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanmıştı (1987).  

D. Ahsen Batur, yukarıda bahsedilenTimur ve dönemine dairiki temel eseri, her zamanki titizliğiyle orijinallerinden çevirmiş ve anlamayı kolaylaştıracak zengin notlar eklemiştir:  İbn Arapşah'ın Acâibu'l-Makdûr (Bozkırdan Gelen Bela) (2012) ve Şerefüddin Ali Yezdî'ninEmîr Timur (Zafernâme) (2013) eserleri Selenge Yayınları arasında çıkmıştır (Tel. 0212 514 45 73).

Nizameddin Şâmî'nin “Zafernâme”si de, Şerefüddin Ali Yezdî'nin “Zafernâme”si deTimur'u övüp göklere çıkarır. Bu ikisine, özellikle de Yezdî'nin yazdıklarına bakacak olursak, Timur, himmet deryası, bağrı geniş, aşırı merhametli, İslâm dininin en büyük savunucusu, Allah yolunda gaza etmeyi çok seven (gaza kâfirlere karşı yapıldığına göre Timur'un Suriye, Mısır, Anadolu, Irak ve İran'da ne aradığını elbette sorgulamak gerekir!) bir hükümdardır. Hatta Yezdî, Timur'u öveceğim derken nefesini, bakışlarını dahi mübarek addeder ve “Mübarek nefesiyle… ye yürüdü”, “Mübarek hatırından geçirdi…”, “Mübarek nazarı filanın üzerine düştü...” gibi cümleleri sık sık tekrarlar. İbn Arapşah ise tam tersi…

İZMİR FÂTİHİ TİMUR!

Yıl 1992... Başbakan Süleyman Demirel, MHP lideriAlparslan Türkeş'le birlikte Türk ülkeleri gezisine çıkar. Özbekistan'da, Semarkand'a uğrarlar. Emir Timur'un bu şehirdeki kabrini ziyaret ederler. Ziyaret defterine duygularını yazmaları gerekiyor. Demirel, Türkeş'e döner: “Ben şimdi ne yazayım? Ankara fâtihi mi yazayım?!” diye sorar. Bu sözde telâştan ziyade bir ironi saklı bence... Türkeş: “İzmir fâtihi yazarsınız!” der.

Dr. Abdülkadir SezginBey, sonra bana gönderdiği açıklamada, ayrıntıyı vermiştir:

Ben Sayın Demirel’le her hangi bir geziye katılamadım.

Özbekistan ziyareti ve Timur Türbesi ile ilgili ziyaret meselesini merhum ve mağfur Alparslan Türkeş Bey’den dinledim.

 Olayı değişik zamanlarda yazdık, bazı resmi toplantılarda da dile getirdim.

Olay şudur:

Bağımsızlıklarını kazanmış yeni Türk Devletlerine Sayın Başbakan Demirel’in gezisi planlanmaktadır. Geziye Türkeş Bey’in de katılması talep edilmiş, o da kabul etmiş.

Özbekistan’dan gelen resmi davet programında, Timur Türbesi’nin de ziyareti yer almış.

Bu türbe ziyareti sebebiyle Sayın Demirel’de bazı tereddütler oluşmuş ve Sayın Türkeş’i davet ederek, “Türbedeki hatıra defterine yazacağım, Anadolu’ya geldin, Yıldırım Beyazıd’ın ölümüne sebep olarak devletimizi fetrete uğrattın, diye yazamam ki. N’apacağız Sayın Türkeş!” şeklinde sormuş.

Merhum Türkeş, Sayın Başbakan’a tarihî doğru bilgileri aktarmış:

“Timur son derece önemli bir Türk Devlet adamıdır. En büyük Türk devletini Timur kurmuştur. Çin’den Moskova ve Ankara’ya uzanan coğrafya Timur devletinin topraklarına dâhildi.

Bayezid’in üzüntüden kendisini zehirlemesi üzerine, oğlu Çelebi Mehmet’i çağırarak, devletinin başına geç, sahip çık, şeklinde davrandığını ayrıca Anadolu’da Osmanlı tarafından fethedilmemiş toprakların olup olmadığını sormuş. İzmir’in denize bakan yöreleri ile bazı yarım adaların henüz Türk topraklarına dâhil edilemediği bilgisini alınca da, oğlunun komutasında 20 bin kişilik bir ordu göndererek, oraları fethedip, Osmanlı topraklarına katılmasını sağlamış bir kahramandır. Timur İzmir Fatihi’dir.”

Yüreği ferahlayan Demirel de Semerkand ziyaretinde “İZMİR FATİHİ TİMUR” diye başlayan bir yazı yazmış.

Timur, Ankara'da I. Bayezıd'ı yenmiş ama İzmir'i fetheden de odur. İzmir önce Türklerdeyken elden çıkmıştı. Onun fethettiği İzmir sonra Osmanlı'ya kalmıştır.

İzmir’de bir eksik var: Timur heykeli... Bakalım kim dikecek!

Yeri geldi: Demirel, bir başka Özbakistan gezisinde ünlü Nevâyî'den bahsedecek ama hazırlığı yok... Taşkent büyükelçisine, Nevâyî hakkında bir sayfalık bir şeyler yazmalarını ister. Büyükelçi, kime yazdırsam, diye düşünür. O sıra Taşkent'te olan sık görüştüğü Ahsen Batur aklına gelir. Ahsen Batur, Nevâyî üzerine metni yazar, verir. Demirel'in anlattığı Navâyî, Ahsen Batur'un yazdığı metindir. (Ahsen'den dinlemiştim.)

TİMUR’UN EĞRİSİ DOĞRUSU

Cengiz Han'ın yasalarından ve Timur'un tüzüklerinden bahsediyorduk. Timur'u anlatan birinci el üç esas kaynak vardır: Şâmî'nin “Zafernâme”si (N. Lügal çevirisi), İbn Arapşah'ın Acâibu'l-Makdûr (Bozkırdan Gelen Bela)'u ve Yezdî'ninEmîr Timur (Zafernâme)'u... İbn Arapşah'ı Arapçadan ve Yezdî'yi Farsçadan D. Ahsen Batur Türkçemize kazandırmıştır. Bence Türk milleti Ahsen Batur'a medyundur. Selenge Yayınlarını kurmuş, telif ve tercüme, Türk kültürünün temel kitaplarını yayınlamıştır. Selenge'nin sitesine girerseniz, Türk kültürünün gediklerinin bir bir nasıl kapatıldığını görürsünüz!

İbn Arapşah (1388-1437), Timur'un dönemini yaşamıştır. Semarkand'da ve Edirne'de bulunmuş, Timur'dan bahsettiği eserini ise Şam'a çekildiği bir zamanda kaleme almıştır.

İbni Arapşah, Timur'dan hep: “Bu vicdansız, bu aşağılık, bu boyu devrilesice, bu soyka, bu topal deccal…” diye bahseder ve attığı okla onun topal kalmasına sebep olan çoban için de: “Ellerine sağlık o çobanın.” diye minnettarlık bildirir. Acemler ve onları taklit eden Araplar Timur'a “Timurlenk” demişlerdir. “Lenk” sözü Farsçada “topal” demektir. Fakat ona topal diyen ilk kişi Araplar veya Acemler değil; Altın Orda hanı Toktamış'tır. Toktamış Timur'a yazdığı mektupta “Sen bir çoltaksın!” diye hitap eder. (“Çoltak > çolak”).

Bununla birlikte her üç yazar da Timur'un seyyidlere, velilere, âlimlere karşı son derece saygılı davrandığı, onları el üstünde tuttuğu konusunda hemfikirdirler. Yine her üç yazar da Timur'un kadınların namus ve iffeti konusunda hassas olduğunu belirtirler. Her ne kadar İbn Arabşah, Ankara savaşından sonra Timur'un Bayezid'in hanım ve cariyelerini çırılçıplak soydurarak sâkilik yaptırdığını yazarsa da, eserinin sonlarına doğru ondan son derece saygılı kelimelerle söz eder: “Şakayı ve yalanı sevmezdi. Hoşuna gitmese dahi daima doğruyu severdi; onun meclislerinde genellikle edepsiz sözler konuşulmaz, birinin hanımı aleyhinde tahkir edici şeylerden söz edilmezdi. Son derece doğru görüşlü, oldukça ferasetliydi; büyüklük ona yakışıyordu.” der.

TİMUR'UN HASSASİYETLERİ

Timurhakkındaki üç kitaptan hareketle zamana ışık tutmak istiyoruz.

Timur, en azından kendi zamanına kadar dünyanın gelip geçmiş en geniş istihbarat ağına sahipti. Onunla savaşa girmeyi göze alabilecek olan I. Bayezid ise istihbarat ve casusluk teşkilatından bîhaberdi.

Şâmîve Yezdî'nin Zafernâme'lerinde Timur'un gençlik yıllarına hiç temas edilmediği gibi, okur-yazar olup olmadığına, mezhebine, uyguladığı yasalara dair bir kayıt mevcut değildir. Ancak Timur'un zaman zaman Kur'ân'la tefe'ül yaptığından  (fal baktığından) söz edilir ki, okuma-yazma bilmeyen bir insanın Kur'ân'ı rastgele açarak okuyup tefe'ül yapması mümkün değildir. Fakat İbn Arapşah, ısrarla onun okuma yazma bilmediğini, Türkçe, Farsça ve Moğolcayı da günlük konuşmaları yapabilecek kadar bildiğini belirtir. Ünlü Rus tarihçisi V. V. Bartold ise, kaynak göstermeden Timur'un okuma yazma bildiğini yazar.

Pek çok tarihçi “Tüzükât” diye bilinen eserin bizzat Timur tarafından vaz' edilmediğini, onun ölümünden yıllarca sonra Şerefüddin Ali Yezdî tarafından yazıldığını kabul eder. Ama onun Cengiz Han'ın yasalarını uyguladığı konusu her iki Zafernâme'de belli belirsiz şekilde geçiştirilirken, İbni Arabşah:  “Cengiz Han'ın yasalarına sıkı sıkıya bağlıydı ve ona göre bu yasalar İslam fıkhının fürûları gibiydi. Cengiz Han yasalarına göre hareket ederdi ve bunları Şeriattan üstün tutardı. Onun dışında Çağataylılar, Deşt-ı Kıpçak, Hitay, Türkistan halkı ve avam tabakasının tamamı da Tanrı'nın lanetlediği Cengiz Han yasalarını Şeriattan üstün tutarlardı.” demektedir. Bartold da aynı görüşleri tekrar eder. Fakat Timur'dan sonra hâkimiyeti ele geçiren oğlu Şahruh, Cengiz Han yasalarını uygulamayı reddederek, Şeriatı uygulamayı seçmiştir.

Bartold, gerek Timur ve gerekse torunu Uluğbey zamanında şeyhülislâmların da katıldığı içki meclisleri düzenlendiğini, Uluğbey'in bu yüzden dinsizlikle suçlandığını, Nakşıbendî şeyhleriyle ters düştüğünü, bunun da Timur'un ve torununun şeriat kurallarına pek de bağlı olmadığını gösterdiğini kaydettikten sonra: “Gerçekten de bir şeyhülislâmın kadın hânendeleri çağırarak bezm-i cemşid düzenlemesi… Timur ve Uluğbey zamanında İslâmî hükümlere ne kadar az uyulduğunun bir göstergesidir.” der.

Şerefüddin Ali Yezdîise, Hindistan seferine giderken Enderâb'daki Müslümanların kendisine müracaatta bulunarak kâfirlerin zulmünden şikâyet etmeleri üzerine: “Emir Timur bu sözleri duyunca gayrete geldi ve 'Önce bu kâfirleri ortadan kaldırıp sonra başka yerlere yürümek bize vacip oldu'" dediğini belirtir ki, bu sözler onun İslâma ve Müslümanların şeref ve haysiyetine ne kadar önem verdiğini göstermektedir. Yahut Dımaşk'ta (Şam) fetih sırasında çıkan yangın esnasında askerlerine Emevî camisinin yanmaktan kurtarılması için öncelikle emir vermesi, yine Şam'dayken Hanefi imamın arkasında saf tutarak namaz kılması, hem onun İslâmiyet konusundaki gayretkeşliğini, hem de bazılarının zannettikleri gibi Şiî olmadığını gösteren örneklerdendir.

Neo İslâmcısından sağ/sol liberaline ve hatta bölücüsüne diyorum ki, ne olursa olsun, "Türk"ü tanı... Neden "Türk"ün silinemediğini anlayacaksın. 

 

Bu yazı 6185 defa okundu.
  • Yorumlar2
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı