Hoşgeldiniz; Bugün 23 Haziran 2017 Cuma
Politik-Sosyal-Kültürel Araştırmalar Merkezi|25 Temmuz 2013 Perşembe

Kürtçe Eğitim Mi? Ama Nasıl?

Arslan Tekin tarafından yazıldı.

Dr., Yeniçağ Gazetesi Yazarı

PKK'nın ana hedefi Kürtçeyi eğitim dili olarak kabul ettirmek. Hükûmet buna yatkın. Zaten "barış şartnamesi"nde "eğitim dili" olmazsa olmaz maddeler arasında...

Yurt dışında yaşayan bir "kanaat önderimiz", "Anadilde eğitimin ilke planında kabul edilmesi devletin vatandaşlarına karşı âdil olmasının gereğidir. Ancak pratikte karşılaşılabilecek problemler ayrı değerlendirilmelidir." buyurmuşlar.

Talebin siyasî olduğunu ve meselenin nereyle gideceğini çok iyi bilecek olan bu zat-ı muhterem neden böyle konuştuğunu açıklarlarsa, biz de kaygılarımızı gidermiş oluruz.

Hükûmet, "Kürtçe"yi seçmeli dil yaptı. Kürtçe televizyon kanalları açtı. Kürtçe gazeteler, dergiler Turgut Özal döneminden beri çıkıyor. Kitaplar yayınlanıyor. Kim okuyor ve kim ne anlıyor?Tartışmalı!

Türkiye'de var olan diller birilerinin dilleri değil, hepimizin dilidir. Mugalata etmiyorum. Benim ülkemin insanı bir başka dil konuşuyorsa elbette o dil de benimdir. Dediğim gbi, maksada bakmalı...

Tunceli Üniversitesi Sosyoloji Bölümü BaşkanıDr. Ali Kemal Özcan'dan bir açıklamasını da diyordu ki:

 "Irak'ın Kürt bölgesindeki eğitim dili tam Kürtçe değil, ileri aşamalar İngilizce ve Arapça'dır. Eğer ileride Türkiye gerçek misak-ı milli sınırlarına kavuşursa, Arapça'nın (İngilizce'nin değilse de) yerini Türkçe alacaktır. Şu anda bile Türkçe eğitim veren okullar açılıyor, gelişiyor. Kürtçe çok kadim bir dildir ancak eğitim dili olarak gelişememiştir. Pedagojik olarak ilkokulda Kürtçe ihtiyaçtır ve mümkündür. Ancak ötesine geçince karaya oturur. Çünkü eğitim literatür gerektirir. Uzun vadede (birleşme halinde) lise ve üniversitelerde eğitim dili Türkçe'ye dönecektir."(Burcu Bulut, "Türkler ve Kürtler bir tarih yazabilir", Yeni Şafak, 7 Mayıs 2013).

Ali Kemal Bey, kendi deyişiyle "PeKeKe"nin içinden gelme.

Kendisiyle  konuştum. Bu sözlerini daha açmasını istedim. Çok önemli şeyler söylüyor. "Eğitim dili Kürtçe olsun." istiyorlar ama "mahallî dil" eğitim dili olarak yeterli mi? Bir üniter yapıda başka dillerle eğitim mümkün mü?

Üniter yapıyı kaldıralım! Recep T. Erdoğan, hemen her konuşmasında 36 etnisiteyi birden sıralayarak sonuna "kardeşiz" sözünü eklemesi, bizi kurtaracak mı? Kardeşliği etnik ayrışmalar mı sağlar, fikirler mi? Adını "İslâm kardeşliği" de koysanız, sizin bir devlet sınırınız var ve bu devlet sınırı içinde yaşayan -birilerinin ifade şekliyle-  halkların ortak adı da var! Devletin adı "Türkiye", halkların adı da "Türk"!... Bunu kabul etmeye mecburuz. ("İcbâr" için değil, gelinecek nokta itibarıyla söylüyorum.)

 

‘Kürtçe Yeterli Değil!’

 

Türk Dil Kurumuna Kürtçe-Türkçe/Türkçe-Kürtçe sözlük hazırlattırılmasından çıkmıştı tartışma… Sonra “Bu TDK’nın işi mi?” sorusu aklımıza takılmış ve Bu mesele üzerine kafa yoran Mardin Artuklu Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Yaşayan Diller Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Kadri Yıldırım’ı aramıştım. Kadri Yıldırım Bey “Emaneti ehline veriniz” âyet ve hadisini hatırlatmış, “Sözlük asıl bizim işimiz.” demiş, ben de TDK Başkanına seslenip: “Mustafa S. Kaçalin kardeşim, ne dersin?” diye sormuştum.

Doğduğum ve yetiştiğim yerde Yozgat-Yerköy) Kürtlerle iç içe olduğumuz ve ayrı gayrı gütmediğimiz için “Kürtçe”ye kulak dolgunluğum da vardır.

(Ara not: “Yaşayan Diller” adı altında enstitüler, bölümler kuruluyor ama bu PKK’ya verilen tavizden başka bir şey değildir ve sadece bir mahallî dil üzerinde çalışma yürütülmektedir. İlim katledilmiştir yani... Keşke siyasîler sadece kapıyı açsalardı ve hiçbir şeyi yönlendirmeselerdi, ilim adamları “zenginliklerimiz” üzerine kafa yorarlar ve gide gide bir yol bulurlardı. Her şey PKK’ya endekslenmiş durumda... Bunun acısı da ayrıca nasıl çıkacak, kestiremiyorum. Bir an gelecek “ısmarlama” ilim olmayacağı, “ısmarlama” dilin rağbet görmeyeceği anlaşılacak, akıl almaz bir karmaşaya sürükleneceğiz.)

Doç. Dr.Ali Kemal Özcan’ın tespitine göre, Kürtçe bir ilim dili bir edebiyat dili olamaz. “Öyleyse sözlük niye hazırlanıyor? Bu çaba niye?” diye sordum. Şunları söyledi:

- Piyasada sözlük var, Kürtçe-Türkçe ve Zazaca-Türkçe sözlükler var. Sözlük hazırlamak zor iş değil, oturursunuz, bazılarında zorlanırsınız, bazılarında eklersiniz, bir zamanlar Türkçede asansöre indirgeç-kaldırgaç denildiği gibi, uydurarak yaparsınız. Böyle sözlükler Zazaca da Kürtçe de var. Benim söylediğim şey bu değil. Hiç Türkçe bilmeyen birini götürün ilk sınıfa başlar başlamaz “Türk’üm doğruyum çalışkanım...” dedirtin... Çoçuk anlamıyor. Sadece bu sloganlar değil, eğitime de çocuğun başka bir dilden başlaması başlı başına ne Allah’ın, ne kulun kabul etmediği çok büyük bir zulümdür. Alıntı yaptığınız yazıda demişim ki ilkokulda pedagojik olarak Kürtçe zorunludur. Olması da gerekir. Bu çok önemli. Benim çocuklarım, ikisi Londra doğumlu. Ben bunlara bilinçli uğraşıyla biraz Kürtçe öğrettim. Yalnız Londra’daki örgüt sempatizanları ve çalışanlarının çocuklarının ezinci çoğunluğu Kürtçe bilmiyor; Türkçe öğreniyorlar. (Araya girdim: “-Türkçe mi?” dediniz?) Tabiî tabiî Türkçe. Coğrafik olarak ‘Kürdistan’ dediğimiz, yani Kürtlerin yaşadığı bölgede Kürtçe ana dilde eğitim hemen başlamalı ve organize edilmeli. İlkokulda, anaokulunda falan. Fakat üçüncü beşinci sınıftan itibaren herkes çocuğunu, hani derler ya, mumla arar gibi, Türkçe eğitim yapan bir yere taşımak zorundadır.

 

‘Türkçeye Dönülecek’

 

Doç. Dr. Ali Kemal Özcan“Türkçe gibi gelişkin diller, resmî diller, 200 yıllık ulus-devletleşme döneminde sistematikleştiler, geliştiler. Bu kadar gelişmişliğin içinde, dünyanın küreselleşmeye gittiği bir dönemde Kürtçenin üniversitede eğitim yapılacak seviyeye getirilmesi olanaklı değil.” diyor ve bir teklif getiriyor:

- Bu literatür işidir. Ben şimdi üniversitede ders veriyorum. Çocuklara burada ben bir konuyu verirken, onlarca, yüzlerce kaynağa yönlendirmeye çalışıyorum. Bu onlarca, yüzlerce kaynağı Kürtçeye çevirecek ne insan bulunur, ne bir şey... Bakın, sözlük yapılır, bu ayrı bir şey... Ben İngiltere’de Max Weber üzerine çalışırken, bu kadar gelişkin Almanca ve İngilizcede bile Max Weber’in İngilizceye çevirisinde sorun yaşardım. Sizin gibi Türk vatanseverliğinden kuşku duymadığım insanlar, Kürtlerin anadan doğma bu hakkını savunurlarsa mesele çok yumuşar. Siz üniversitede Kürtçe eğitim olamayacağını benimle beraber yüklenin ben de sizinle beraber yüklenirim. Fakat siz de benimle beraber ilkokulda Kürtçe eğitimi, Allah’ın verdiği bir şeydir, gelin bunu destekleyin, o zaman meseleyi çok rahatlatacağız. Kasap et derdinde koyun can derdinde örneğini çok verdim. PeKeKe, bu ihtiyacı kullanarak Kürdistan denilen bölgede ulus-devlet kurmak istiyor. Bu bizi onlarca yıl birbirimizi kırmaya götürür. Oysa biz bakın, koyun can derdinde dediğim bu dil derdi üzerinde durursak ve Kürt ulusçu hareketinin önüne geçmezsek, bunlar ulus-devletleşmeye götürecek bu işi. Gelin can derdini onların elinden alalım.

- Tamam ben mantıklı olan her şeyin içindeyim. Bir bütünlüğü koruduktan sonra onun içindeyim. Zaten ‘zenginliğimiz’ olarak sürekli bahsediyoruz. Bir dil varsa bu bir realitedir ve bu realitenin üzerinde durmamız gerekir. Fakat benim söylediğim şu: Bir gelişmemiş dil var. Literatür yok diyorsunuz. Kadri Yıldırım Bey’e de söyledim. Türk dilinin köklü bir geçmişi var, dünya kadar eser verilmiş… Arapçada da böyle Farsçada da böyle… Kürtçe olarak ne kadar eser verildi? Yeterli birikim var mı?

- Yok, yok… Ben buna inananlardanım. Hatta sayın Bülent Arınç bir laf söyledi: ‘Kürtçe dedi, bir eğitim dili olur mu acaba?’ diye bir soru sordu. 

- Daha ağırını söyledi, siz cümleyi yumuşattınız!

- Kürtçe medeniyet dili değildir! Medeniyet dili olamamak başka bir şey eğitim dili başka bir şey. Medeniyet dili değildir, dediğiniz zaman orada biraz hakaret oluyor. İnciniyor Kürtler. Kadim dil deyim falan. Eğitim dili olması ayrı bir sosyolojik hâdisedir.

- Bu noktada ben size şöyle katılıyorum: Kürt arkadaşlarımdan da duyuyorum. Meselâ Şırnaklı bir arkadaşım var… Ben Türkçe bir kelime bile bilmiyordum. Hoca beni çok azarladı, çok üzüldüm, diyor. Babam imamdı, Türkçe biliyordu. Kelimeleri sora sora öğrendik, dedi. Fakat şu problem çıkmıyor mu? Kürtçe gelişmemiş bir dil, şurada burada ayrı ayrı konuşulmuş; lehçeler, şiveler, ağızlar ortayla çıkmış. Bunlar nasıl birleşecek?

 

Farklılıklar Birleşir mi?

 

- Kürtçenin çok farklı lehçeleri, şiveleri, ağızları var, konuşmuştuk. Nasıl birlik sağlanabilecek?

- Bunlar ilkokulda birleşir... Hiç mesele yok. Şimdi Güney denilen, devletleşmiş bölgede, sekiz ay bulundum. Burada ilkokulda, ortanın bir aşamasına kadar Kürtçe götürülüyor ama sonra Arapça ve İngilizce devreye giriyor. Türkiye’de de Türkçe devreye girer. Kürtçede literatür yok... Buna karşı çıkmak başka, çocukları Kürtçe eğitime hazırlamak başka bir tarihsel ihtiyaç. Biz bunları lütfen ayıralım. Anadilde eğitimi ilkokulda yapacak kadarını devlete hazırlatalım. Bu bir ihtiyaçtır ama üniversitede uzmanlaşma dediğimiz düzeyi Kürtçe karşılamıyor, bundan sonra da karşılayamayacak. Şu örneği çok verdim. Sütün yoğurt olma derecesi vardır. Isı bu derecenin altına düşünce ne kadar maya atarsanız atın o yoğurtlaşmaz. Onun için Kürtçenin belli bir aşamadan sonra eğitim dili hâline gelmesi mümkün değil. Sizinle beraber sonuna kadar bunu savunalım. İlkokulda Kürtçe eğitim sosyolojik, pedagojik, psikolojik çok büyük bir ihtiyaçtır. İngiltere’de danışman hocam David McLlelan İskoçyalıdır. Kendisi dindar Katoliktir ve bir Marx uzmanıdır. İskoçya’nın, Galler’in parlamentoları bile olduğu hâlde, İngilizce eğitimi değiştirememişlerdir. Sorduğumda literatür eksikliğinden bahsetmiştir.

- Zazaca ne olacak? Kırmançe ver, Soranice var… Farklılıklar çok. Çok karmaşık bir mesele. Ortak noktayı nasıl bulacağız?

- Bakın, kapitalizmin kendisini çok geliştirdiği bir liberalizm aşaması var. Hayatın kuralı arz-talep dengesidir. Zazaca sınıf açın… Bakalım kaç kişi gider? İhtiyaç olur devam edersiniz, ihtiyaç olmaz kapatırsınız. Neden ondan korkuyoruz? Bakın, ben size bir şey söyleyeyim: Türk milliyetçiliği, veya Türk vatanseverliği öyle diyeyim, Türk halkının geleceğini, gerçekten sizin gibi kendilerine dert edinen insanlar başkalarının geleneksel yerel değerlerini inkâr ederek Türklüğü kurtaramazlar. (Araya girdim: Değerleri inkâr etme meselesine şiddetle karşıyım.) Şöyle bir şey: Hani derler ya cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşelidir. İyi niyetli olabilirsiniz, ki öyledir ben buna inanıyorum. Kürtlerin bu haklarını Türk milliyetçiliği savunursa, bakın Kürt ulus-devletçiliğinin elinden de bu paslı silâhı hep beraber alırız. Ben Kırmançe konuşurum, kendimi hem Kürt hem Türk hissediyorum, giderim Kürt meselesini Yozgat’ta, Niğde’de anlatırım, o gece orada misafir olurum. Çünkü ben orada bağcının peşine düşmeyeceğim. Ben derdimi anlatınca Türk halkı beni iliklerime kadar anlayacaktır. Bir Kürt’ün dilinin yasaklanmasını ben onlara anlatırım.

-Türkiye’de etnik kimliklerin saha çalışması yetersiz. Literatür araştırmaları son derece yetersiz. İlişkiler siyasetin dışında kurulması gerekir ve siyasetin dışında araştırma yapılması gerekir. Konjonktürün dışında çalışma yapmalıdır.

Ali Kemal Özcan, bizi “faşist”, kendisini “komünist” görerek: “Dürüst faşistler ve dürüst komünistler bir araya geldiğinde mesele kalmayacaktır!” dedi.

(Sonra telefon açarak, “Sizin gibi vatansever insanlara ‘faşist’ diyemem. Farklı düşünen dürüst insanların bir araya gelmesini kastediyorum.” dedi. Biz de zaten bir “espri” olarak yazmıştık son cümlesini.)

 

Kürtçe İçin Uzmanı Ne Diyor?

 

"Kürtçe eğitim" meselesini, yğıllardır bu konu üzerinde çalışan ve kitaplar makaleler yayınlayan  Prof. Dr. Ahmet Buran'a sordum. İsteğim üzerine açıklamasını yazılı gönderdi:

"Dil, bildirişimi sağlayan göstergeler dizgesi olarak tanımlandığı için genel anlamda, anlaşmayı sağlayan her türlü araca dil denir. Bu genellik içinde, Kürtçe de Esperantoca da Kuş dili de Islık dili de birer dildir. Kürtçenin gramer ve söz varlığı incelendiği zaman köken ve yapı bakımından karma bir yapı gözlenmektedir. Dolayısıyla Kürtçe "Karma" bir dildir.

Dil fert ve toplumun dünyasının bir aynası, bir yansımasıdır. Dünyanız ne kadar ise diliniz de o kadardır. Dünyanızın dışında bir diliniz, dilinizden daha büyük bir dünyanız olamaz. Dilini büyütmek isteyenlerin önce dünyalarını büyütmeleri gerekir. Dil bu dünyaya paralel olarak büyüyecektir. Bir kavram toplumun dünyasında yoksa onu sözlük kitaplarına yazmanın hiç anlamı ve geçerliliği yoktur. Dolayısıyla her dil, onu ana dili olarak konuşan insanların dünyasını anlatmaya yeter.

Kendi küçük dünyalarında yaşamak, o dünya ile sınırlı bir algı ve bilgi düzeyi içinde kalmayı isteyen yerli Afrika kabilelerinin dilleri de onların dünyalarını anlatmaya yeter. Ancak bu dünyanın üzerinde bir kavram dünyasına talip iseniz, bu bilgi ve kavram evrenini gerçek bir yaşama alanı, müşterek bir dünya haline getirmeniz ve bu dünyayı dilinizle soyutlamanız gerekir. Zira "dil dünyayı değil dünya dili belirler."

Dünya dili belirleyince her şey doğal olarak, kendiliğinden gelişir, şekillenir ve oluşur. Doğal yolla gelişmeyen, oluşmayan bazı yapıları, toplum mühendisliği, dil mühendisliği formülleri ve planlamaları ile yapay olarak oluşturmak da mümkündür. Ancak bu toplumun doğal dünyası ile örtüşmediği sürece bir gerçeğin ifadesi olmaz. Âdeta karşılıksız çek gibi kalır.

Kürtçenin eğitim dili olabilmesi için öncelikle yazı dili olması gerekir. Yazı dili, kendisiyle yazı yazılan dil ya da konuşma biçimi değil, dilin beş temel birimi ve imlâ bakımından seçilme, standartlaşma, yaygınlaşma ve kabul aşamalarından geçerek toplumun ortak konuşma ve yazı aracı hâline gelmiş dil demektir. Bu özellikleri kazanmayan bir dil, yazı dili sayılmaz. Kürtçe, tarihsel ve doğal gelişimi içinde bu özellikleri kazanmamıştır. Kürtçenin herhangi bir lehçesiyle yazılan bir metni Kürtçe konuşanların büyük bir bölümü anlayamamaktır. Dolayısıyla doğal bir gelişme içinde ortak bir eğitim dili olarak kullanılması, en azından bütün Kürtler için, mümkün değildir. Siyasi mülahazalar ile, toplumu şekillendirmek ve istenilen yapıya kavuşturmak için, yapay olarak oluşturulan yazı dilinin ne kadar kalıcı ve işlevsel olabileceği de tartışma konusudur.

Kişilerin zihinsel faaliyeti varlığı ve olayları anlamak üzere kullandıkları aracın, yani dilin sunduğu imkânlarla ilgilidir. Bilim terimlerle yapılır. Tarihsel olarak bilimsel bir dünyası olmayan bir günlük konuşma dili ile bilim yapmak teknik olarak da mümkün değildir.

Sonuç olarak Kürtçe veya herhangi bir dil ile yazı da yazılabilir, eğitim de yapılabilir. Ancak bunun standardının ve düzeyinin ne olacağı ve bu dil ile eğitim alan, bilim yapmaya çalışan insanların karşılaşacağı anlama, adlandırma ve ifade etme güçlüğünü de yabana atmamak gerekir."

 

 

Türkiye'de Karma Diller

Meselenin çıkışı, Kürtçe/Türkçe-Türkçe/Kürtçe sözlüğü kim hazırlamalı ve "Kürtçe eğitim" idi. Artuklu Üniversitesi Yaşayan Diller Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Kadri Yıldırım: "Bu iş TDK'nın değil, bizimdir." demişti; okudunuz. Ardından Tunceli Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Doç. Dr. Ali Kemal Özcan'ın görüşünü aktardım. Özeti: "Kürtçe eğitim bir yere kadar; tıkanır. Literatür yok!" dedi. Bu meselede en son "Türkiye'de Diller ve Etnik Gruplar" kitabına imza atan Fırat Üniversitesinden Prof. Dr. Ahmet Buran'ın görüşünü aldım.

Prof. Dr. Ahmet Buran, Kürtçeyi "karma diller" kategorisinde görüyor. Onun "Karma Diller ve İki Örnek: Klasik Osmanlıca ve Kürtçe" makalesini ilim erbabı bilir. (İnternet taramasında karşınıza çıkacağı için kaynak göstermiyorum.)

Ahmet Buran, Rus ilim adamlarının tespitine dayanarak Kürtçenin Farsçanın, Arapçanın ve Türkçenin bir halitası olduğunu belirtiyor. Örneklerle de bunu "ispat" ediyor. (Şunu öncelikle belirteyim: Bu tartışmalarımız tamamen siyasî mülahazaların ve tercihlerin dışındadır. Onun için kimse havadan nem kapmasın ve ilmî mutâlara itibar etsin!)

Karma dil nedir? A. Buran iki ayrı dünya görüşünden tarif veriyor:

Prof. Dr. Berke Vardar:"Çeşitli dillerin karışmasından oluşmuş dil. Karma diller, yeterince gelişmemiş bir aşamada bulunan çeşitli toplulukların, ülkelerine gelen gelişmiş topluluklardan bireylerle daha kolay ilişki kurabilmek, alış veriş yapabilmek vb. nedenlerle onların dillerinden büyük ölçüde öge almaları sonucu oluşmuştur."

Prof. Dr. Ahmet Topaloğlu:"Genellikle medeniyet bakımından alt seviyede bulunan toplulukların, ilişki kurdukları üst seviyedeki milletlerin dilinden aldıkları türlü ögelerle meydana getirdikleri dil."

A. Buran, "Osmanlıca"yı anlattıktan sonra sözü "Kürtçe"yi getiriyor:

"Kürtçe, yazı dili geleneği olmadığı için standartlaşmamış ve adeta Osmanlıcanın halk ağızlarındaki kullanımını temsil eden bir karma dil görünümüne bürünmüştür. Kürtçenin gramer yapısındaki karmaşıklığı daha önce yazdığımız kimi yazılarımızda da belirtmiştik. Söz varlığı konusunda bugüne kadar çok sayıda çalışma yapılmış ve yayınlanmıştır. Bu çalışmalarda genellikle Kürtçenin söz varlığının karma olduğu da ortaya konmuştur. Biz burada Rusya Bilimler Akademisi tarafından yayınlanan "Kürt Dilinin Etimolojik Sözlüğü"nü esas alarak Kürtçenin söz varlığı üzerinde özet bir değerlendirme yapmaya çalışacağız. Söz konusu sözlüğün birinci cildinde yer alan 3499 kelimenin 3435'i başka dil ve lehçelere aittir. Kalan 64 kelimenin kökeni ise açıkça belirtilmemiştir."

 

Mahallî Dillerle Eğitim?

 

Prof. Dr. Ahmet Buran, Rusya Bilimler Akademisinin yayınladığı “Kürt Dilinin Etimolojik Sözlüğü”ne dayanarak Kürtçede başka dillerden kaç kelime olduğunu ortaya koyuyor:

“Kürt Dilinin Etimolojik Sözlüğü'ne göre Kürtçenin söz varlığının % 99'dan fazlasının kökeni başka dillerdir. Başka dillerden gelen kelimelerin % 40.96'sı Arapça; % 39.09'u Farsça(<Farsça %29.23, + Eski İranca %8.85 + Fars Ağızları %1.11) ; %14.96'sı da Türkçedir. (Türkçe %14.73 + Azerice<%0.23). Bu üç dilden alınan kelimelerin toplamı yaklaşık olarak %95'tir. %2.21'lik Ermenice kelimeyi de katarsak bu oran %97'ye yükselmektedir. Daha küçük oranlarda kelimesi olan dilleri de katınca bu oran %99'u geçmektedir.”

Ahmet Buran, Ahmed-i Hanî'nin Mem u Zîn'inden şu beyti Farsçayla karşılaştırıyor:

“Hendan bı ke hunçeya dehane  / Nâlan ke hezare dasitane”

Aynı beytin Farsçası:

“Handân be kun gonca-i dehân / Nâlân be kun hezâr dâsitân”

Bu kelimelerin hemen tamamı Osmanlı Türkçesinde de geçtiğini biliyorsunuz. Biraz üzerinde dursanız çözersiniz!

Söylemek istediğim şu: Ne PKK'nın kirli emellerine uyalım, ne ülkeyi karıştırmak, insanlarımızı birbirinden ayırmak isteyenlerin tuzağına düşelim. “Neo-İslâmcılarımız” da “Türk düşmanlığı” edeceğiz diye, olmayanı olur yapma peşinde koşmasınlar, günaha girerler!

Neticede Türkiye'de etnik gruplar var ve başka dilleri de var onların. Bu etnik grupların ve dillerinin yok sayılması mümkün olamaz. “Elin gâvuru” neyin ne olduğunu ortaya koymuş da biz niye araştırmıyor, kendi insanlarımızın hangi dille konuştuğunu öğrenmek istemiyoruz? PKK'nın oyuncağı olmadan araştıracağız. Gerçekleri ortaya çıkartacağız.

Prof. Dr. Ahmet Buran Bey, bana gönderdiği açıklamasında  -yukarıda verdim- çok önemli meseleleri dile getirmiştir. Bir dil var, bu dille eğitim de yapabilirsiniz. Ama “Nasıl bir dil ve nasıl bir eğitim?” sorusunun net olarak cevabını buluyor:

“Kürtçenin eğitim dili olabilmesi için öncelikle yazı dili olması gerekir. Yazı dili, kendisiyle yazı yazılan dil ya da konuşma biçimi değil, dilin beş temel birimi ve imlâ bakımından seçilme, standartlaşma, yaygınlaşma ve kabul aşamalarından geçerek toplumun ortak konuşma ve yazı aracı hâline gelmiş dil demektir. Bu özellikleri kazanmayan bir dil, yazı dili sayılmaz. Kürtçe, tarihsel ve doğal gelişimi içinde bu özellikleri kazanmamıştır.”

Köşe yazılarımda zaman z aman “Asimilasyon da güzeldir.” dediğimi şimdi anladınız mı? Din değiştirmedikten sonra  “büyük cemiyet”le bütünleşmen kayıp değil kazançtır! ("Ümmet" meselesinde de gerekli olan budur!)

 

 

Bu yazı 7046 defa okundu.
  • Yorumlar3
  • Onay Bekleyenler1

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı