Hoşgeldiniz; Bugün 24 Eylül 2017 Pazar
Pakistan|14 Ocak 2014 Salı

Pakistan'da Etnik Gruplar Arası İlişkiler ve Başlıca Etnik Sorunlar

Osman Gazi Yiğit tarafından yazıldı.

Etnik ilişkileri veya varsa etnik bir çatışmayı tanımlamadan önce bir etnik gruptan ne şekilde bahsedebiliriz ve etnik grup nedir, hangi unsurların birleşmesi ile ortaya çıkar bunların anlamını kavramak ve ayrımı yapmak gerekir. Sosyal bilimler alanında kesin yargılara varmak, kesin çözümlemeler yapmak elbette çok zordur. Ancak Sosyal Bilimler alanında kabul görmüş bazı unsurların bir araya gelmesi ile bir etnik gruptan söz edebiliriz, bu alanda etnik sorun konusunda önemli yeri olan Anthony Smith’ e göre etnik grubu tanımlama da belirleyici özellikler vardır, bunların başında ilk olarak o etnik gruba ait ortak bir ad/isim gerekmektedir, bunu kollektif isim olarak tanımlamıştır. Yani o etnik grubun üyeleri tarafından kabul gören kendine has bilinen adıdır. Bir diğer önemli unsur ise ortak bir soy mitidir, o etnik grubu bir araya getirebilecek ve her dönemde sahipleneceği bir mitin, efsanenin, bir atanın yaratılmasıdır. Bir diğer önemli unsur ise ortak tarihtir, ortak anıların çevresinde bir araya gelen ve uzun süre bir arada yaşamış olan, yaşanmışlıkların bütünlüğü sonucu ortaya çıkan ortak tarih, ortak anılar en önemli unsurlardan birisidir. Olmazsa olmazlardan diğer unsurlar ise ortak tarihin sonucu olarak ortaya çıkabilecek ortak kültür’dür, bu ortak kültürün üzerinde yaşanacağı ortak bir vatan, anavatan’ da olmazsa olmaz bir unsurdur. Son olarak bütün bu unsurların birleşmesi ile Ortak dayanışma inancının var olması sonucu bir etnik gruptan söz edebilmek mümkün olacaktır.[1] Etnik sözcüğünün kökenleri çok uzun dönemlere gidebilen bir kavramdır, Yunanca ve Latince kadar uzanmaktadır. Etnik sözcüğü, etnisite ırktan, ırk tanımlamasında çok daha geniş ve kapsayıcı bir kavramdır. Irk doğrudan biyolojik unsurları kapsarken Etnisite din, dil, ırk, kültür gibi unsurlar o etnisiteyi zamanla belirginleştiren bir kavramdır.

 Etnik Çatışma

Bir Devlette, toplumda etnik çatışmadan bahsetmek için toplum içerisinde bazı ayrımcılıkların kendini göstermesi gerekmektedir, etnik çatışmayı, etnik sorunu tetikleyebilecek davranışlar var ise ve gerçekten o ülkede etnik sorun var ise, çatışmayı tetikleyebilecek bazı eylem ve davranışların yaşanması sonrası etnik sorundan kaynaklanan etnik çatışma ortaya çıkacaktır.

 Etnik Sorun

Bir ülkede, toplumda etnik sorundan bahsedilmek için o toplumda bazı ayrımcılıkların sosyolojik anlamda bir ötelemenin var olduğu durumların yaşanması gerekmektedir. Toplumda eğer farklı etnik gruptan olduğu için eğitim, öğretim hakkı kısıtlanıyorsa bu konuşa bir ayrım yapılıyorsa, İş alanlarına alınmıyor ve iş imkanı sağlanmıyorsa, yerleşim alanlarında doğrudan bir ayrımcılık yapılıyorsa, bölgesel manada bir ayrımcılık, bölgecilik yapılıyor ve o etnik gruba karşı öteleyici bir yaklaşım varsa, sosyal açıdan ayrımcılık aleni bir ayrımcılığa dönüşüyorsa, o toplumda, ülkede sosyal açıdan bir etnik sorundan bahsetmek mümkün olabilecektir. Bu durumda sosyal açıdan varılan noktada, etnik sorunun altyapısı oluştuğunda ilerleyen süreçte bunun etnik çatışmaya dönüşmesi varsayımını yapabiliriz, çünkü sosyal açıdan altyapısını oluşturan bir toplumda etnik çatışmaların olmaması, ayrımcılığa uğrayan grubların bir arada yaşaması çok zor olacaktır.[2]

 Bir ülkede etnik çatışmanın ortaya çıkması ile zamanla daha da yıkıcı sonuçlara mahal verilebilecektir, Devletin o ülkede etnik gruplar arası otoritesinin sağlayamaması, taleplere ve sorunlara karşılık verememesi zamanla devlet otoritesinin kaybolması ile birlikte etnik çatışma artık o toplumda bir etnik savaşa dönüşebilecektir.

Pakistan İslam Cumhuriyeti

Pakistan devletinin bugününü anlamak için öncelikle tarihsel gelişimine göz atmanın günümüz ve geleceğine ışık tutağı inancı ile tarihsel açıdan önemli dönüm noktalarını ele alacağız. Pakistan’ın toprak olarak, anakarası Güney Asya’da yer alan, Umman denizine kıyısı olan, batısında Afganistan, kuzeyinde Çin Halk Cumhuriyeti ve doğusunda Hindistan bulunmaktadır. 879.811 km2 yüzölçümüne sahip olan Pakistan tarihi çok köklü bir yapıya sahip değildir. Pakistan’ ın tarihini ele alırken Hind yarımadası tarihi ile birlikte ele alınması gerekmektedir. 11. Yüzyılda Müslümanlığın büyük bir ölçüde coğrafyaya yayılmasını sağlayacak olan Gazneli Devleti’nin kurulması ve Gazneli Mahmud döneminde 1000 ve 1026 yılları arasında Pencap’ a yaptığı akınlar ile Pakistan’ ın da içinde bulunduğu coğrafya Türklerin liderlerinin hakimiyeti altına girmeye başladı ve İslamiyet’in yayılmasında ekili oldular. Gaznelilerin bölgedeki hâkimiyetleri 1187'ye kadar sürdü. 1187 - 1206 yılları arasında Hind yarımadasının büyük bir kısmına Guriler hükmettiler. 1206'da Hindistan Memlükleri dönemi başladı ve bu süreç 1290'a kadar sürdü. 1290 - 1320 yılları arasında ise Halaçlar, 1320 - 1414 yılları arasında da Tuğluklar bir dönem hüküm sürdüler. Tuğluklar döneminin devam ettiği sırada 1398'den itibaren Hindistan toprakları Timuroğulları'nın saldırıları başladı. Timuroğulları ilk saldırılardan itibaren Hindistan'ın bir bölümünü ele geçirdiler ve zamanla Tuğluklar'ı ortadan kaldırarak onların topraklarına hükmetmeye başladılar. Timuroğulları'nın yönetimi bu coğrafyada 1858'e kadar sürdü.[3]

 Bu dönemde Avrupa’ da yükselen ve orta doğu’ ya Güney Asya’ ya göz diken Devletler vardı ve bunun başında Britanya Krallığı yer almaktaydı. Coğrafi keşiflerin gerçekleşmesi sonrası bölgede ki önemli yollara sahip olmak isteyen Krallık zamanla etkinliğini artırdı, Asya’ da baharat yollarında bir rekabet başladı batılı güçler tarafından Britanya Krallığı da bu yarışın içerisindeydi, 17. Yüzyıldan başlarından itibaren kurulan bazı şirketler oldu,  1600 yılında kurulan İngiliz Doğu Hindistan Şirketi oldu.Bu şirketlerin asıl amaçları kârlı bir iş olan baharat ticaretine girmekti ve bu şirket aracılığıyla da bölgeye girmeye başladılar. Şirket 1612 de ilk fabrikasını açarak bölgede boy göstermeye başladılar zamanla diğer batılı güçler Fransa ve Hollanda şirketleri ile bir rekabet, çekişme ortamı oluştu. Babürlerin duraklama dönemine girmesi ile oluşan boşlukta zamanla etki alanını geliştiren Krallık diğer batılı güçlerin şirketleri ile de mücadele ederek bölgeyi daha da hakimiyeti altına almaya başladı.1800 yilindaAllahâbâdsehriIngiliz işgalciler tarafından işgal edildi. İngilizler 1802'de Agra'yi ele geçirdiler. Daha sonra içerilere doğru iyice ilerleyipyarimadanın tamamına yakınınıisgal ettiler. 1857'de İngiliz isgalinekarsiçikan geniş çaplı halk ayaklanması İngilizler tarafından siddetle ve pek çok kan akıtılarak bastırıldı. İngilizler 1858'de de Timurogulları' nınhakimiyetine tamamen son verdi. İngiliz Parlementosu 1858 yılında Hindistan’ın İngiliz Krallığı yönetimine dahil edildiğini ilan etti.

İngiliz Krallığı bölgenin kaynaklarını önemli bir dönem adaya taşıdılar, işgal karşısında direnen Müslümanlar vardı ve İngilizler en çok Müslümanları ezmeye çalıştılar. Bu yüzdendir ki Müslümanlar bir araya gelmek adına 1906’da Tüm Hindistan Müslüman Ligi adı altında bir örgütlenmeye gittiler. 1930’ larda ünlü şair Muhammed İkbal Ancak başlarda İngilizler bu siyasi topluluk Hindistan’ daki Müslümanların haklarını korumak amacıyla ortaya çıkmıştır, o dönemlerde İngilizlerce desteklendiler. 1940’ lara gelindiğinde ise bağımsızlık fikri ortaya çıkıyor, Hindistan’ın bağımsızlığı düşüncesinden yola çıkılarak, Müslüman bir devletin kurulması, Hinduların denetiminde olmayacak şekilde bir Müslüman devlet kurma mücadelesi vermeye başladılar.

 23 Mart 1940’ da Müslüman Birliği’nin Muhammed Ali Cinnah önderliğinde Hindistan’ ın Müslümanlar ve Gayrimüslimler olarak ikiye ayrılması kararı alınmıştır.1947 yılına gelindiğinde ise Pakistan’ ın bağımsızlık mücadelesinin önderi ve valisi olan Muhammed Ali Cinnah liderliğinde Pakistan Devleti kurulmuştur. Müslüman ülke ideali  ile Hindistan’dan ayrılan Pakistan’ da bağımsızlığın ardından karşılıklı nüfus mübadelesi gerçekleşmiş ve milyonlarca Müslüman Pakistan’ a yerleşmiştir. Asıl olarak Pakistan, Müslümanların çoğunlukta olduğu eyaletlerin birleşmesi ile bağımsızlığını ilan etmiştir. Bununla birlikte Pakistan devletinin adı bu eyaletlerin baş harflerinin birleşmesi ile ortaya çıktı. İngilizlerin Hindistan’ dan çekilme süreci ile birlikte Muhammed Ali Cinnah önderliğinde Pakistan’ın bağımsızlığı sağlanmıştır.[4]

 Federal bir yapı üzerinde kurulan Pakistan bir yandan laik diğer yandan köktenci kesimler tarafından çekişmeye neden olmuştur, Laik  ve Kökten İslamcı kesimler arasında bir mücadele ortamı başlamıştı, Kurucusu Cinnah’ ınislami esaslara daha çok yakın olması İslami değerlerin ön planda tutulduğu dönem yaşanmıştır ancak Cinnah’ ınerken ölümü ile düzen tam manasıyla kurulamamıştır. Cinnah’ ın  ölümünden sonra istikrarsız bir süreç yaşanmıştır ve karmaşa ortamı hakim olmuştur, 1953 yılına gelindiğinde ise sıkıyönetim ilan edilmiştir, Doğu ve Batı Pakistan arasında sorunların döneminin başlangıcı olmuştur o dönem. 1956 yılında Pakistan İslam Cumhuriyeti şeklini öngören anayasa yürürlüğe girmiştir. Bu durum Doğu Pakistan’ ı özerklik kararı almaya yönlendirmiştir ve buna karşı ülkede askeri yönetimler dönemi başlamıştır.[5] Ancak bu sıkıyönetimler, askeri yönetimler çok başarılı olamamakla birlikte uygulamış oldukları yanlış politikalar sonrası doğu ile batı arasında ki fark ayrım git gide arttırılmıştır. 1970’ de seçimler düzenlenmiş ve Pakistan Halk Partisi ve Avami Ligi başarılı olmuştur. Avami Partisi Doğu Pakistan’ da, Pakistan Halk Partisi ise Batı Pakistan’ da başarılı olmuştur. Bu iki parti Doğu Pakistan’ ın özerkliği konusunda anlayamayarak siyasi bir kriz ortaya çıkmıştır,1971’ de iki ayrı siyasi bağımsız siyasi varlık olarak mücadele etmeye başladılar ve bu ayrılıkta kimi zaman Hindistan’ ın da desteği ile Doğu Pakistan’ da büyük direnişler başladı ve iç çatışmaya dönüştü, iç çatışmanın ortaya çıktığı bir Ülkede, toplumda daha öncede belirttiğimiz gibi bir iç çatışmanın başlaması o ülkede artık birşeylerin eskisi gibi olmayacağına delalettir ve sonucunda iç savaşın ardından 1971 de Doğu Pakistan- Bangladeş adını alarak bağımsızlığını ilan etti.[6]

 1972 yılında Zülkifar Ali Butto Başbakan olarak göreve geldiğinde Pakistan’ ın ayrıldığı sürecin hemen ardından o dönemde parçalanmaya katkısı olduğu düşüncesi ile halktan ağır tepkiler aldı. Ayrılık sonrası yeni bir yapılanmaya gitmeye çalışan Ali Butto bürokrasi ve askeri kesimlerin üzerine gitti ve bunların etkilerini siyasetten çekmeye çalıştı. Ancak 1977 yılında General Ziya’ül Hak yönetime el koydu yaklaşık 10 yıl yönetimde kalan Hak, daha önceden edinilmiş bazı kazanımları yok ederek Pakistan siyasetini geriye götürdü.10 yılın ardından 1988 de Ziya’ülHak’ın ölümüyle birlikte Pakistan Halk Partisinin başına geçen BenazirButto Arap ülkeleri ile denge politikası izlemiştir, iç politakada ise liberal ve laik bir tutum sergilemiş ancak Butto askeri bir müdahale ile görevden alınmıştır. Daha sonra yapılan seçimler sonrası Navaz Şerif dönemi bir dönem kendisini göstermiş Ziya’ül Hak çizgisinden gitmiştir. Navaz Şerif denge politikasından vazgeçerek körfez ülke kralları ile yakınlık göstermeye çalışmış olsada tekrardan uzun bir süre yönetimde kalamayacak yerine yeniden Butto gelecektir, değişik dönemlerde ikinci kez Butto ve yine ikinci kez Şeref dönemi yaşanacaktır. 1999 yılındaGeneral Müşerref yönetime el koyarak ikinci Şerif dönemine son vermiştir. Müşerref gelir gelmez yaptığı ilk iş sıkıyönetim ilan etmek olmuştur ve anayasayı, eyalet meclislerinin faaliyetlerini askıya almıştır ve tüm yetkiler kendisinde toplamıştır. Ocak 2008’de genel seçim kararı alınmıştır 2007 yılında ise daha önce sürgüne gönderilen BenazirButto ülkesine geri dönerek yarışa katılmıştır ancak döndüğü yıl suikast girişimi ile karşılaşmış ancak yara almadan kurtulmuştur o süreçte Navaz Şerif’ te ülkesine dönmüş, BenazirButto’ ya yönelik yapılan ikinci saldırıda Butto hayatını kaybetmiştir bunun sonucunda 2008 seçimleri ertelenmiştir.Şubat 2008 de yapılan seçimlerde  Butto’ nun partisi Pakistan Halk Partisi birinci gelmiş, Navaz Şerif’ in Müslüman Ligi partisi ikinci olmuştur.[7]Daha sonra ki dönemde Cumhurbaşkanlığı görevinde ise Müşerref çekildi ve yerine Asıf Ali Zerdari geldi. Pakistan siyasetinin bugününde ise seçilmiş Cumhurbaşkanı Memnun Hüseyin bulunmaktadır.

Pakistan’ da Kimlik Tanımlaması, Algılayışı

Kuruluşunun ilk yıllarında Cinnah döneminde İslami değerle ön plandaydı, Cinnah’ ın oluşturmak istediği Pakistanlılık kimliği altında bir çok etnik grubları barındırıyordu. Cinnahislamı bir birleştirici unsur olarak görüp bir milliyet olarak değerlendirdi ve birleştirici bir rol oynadığı inancı vardı. Cinnah Müslümanların tek millet olduğunu vurgulamıştır ancak ilerleyen dönemlerde Cinnah’ tan sonra ki dönemde Müslümanlığın bir kimlik, milliyet olarak uygulanamayacağı realitesi gün yüzüne çıkmıştır.

 Pakistan’ ın önemli sorunlarından biriside Pakistan kamu yönetiminde islamın kullanılış biçimlerinin, algılayış biçimlerinin farklılaşması ve ona göre değişik dönemlerde farkllı yöntemler kamu yönetiminde, devlet yönetiminde kullanılmıştır. Örneğin;  Ali Butto’ nun İslam sosyalizmi ve Ziya’ül Hak’ ın İslamlaştırma politikaları birbirinden farklıdır. İslami açıdan da kimi zaman farklı düşünceler ortaya çıkmıştır. Bu durumda Pakistan açısından tarihi boyunca farklı düşüncelerin, farklı radikal grupların din adına birşeyler yaptıkları düşüncesiyle sorunları teşvik etmiştir.

Sosyal ve Jeopolitik Konumu, Yapısı Bakımından Pakistan

 Pakistan’ ın konumu itibariyle hem zor bir coğrafyada jeopolitik açıdan, zorlu bir bölge, hem de Pakistan’ ın demografik yapısı bakımından nüfusu 170 milyonun üzerinde, dünya’ nın nüfus bakımından önde gelen ülkelerinden birisi olma özelliğini taşıyor. Hem jeopolitik açıdan hem de nüfus yoğunluğunun bu kadar fazla olduğu bir ülkede çatışmaların, sorunların olmaması çok zor görülecek bir olaydır, üstelik tarihinde emperyalist ülkelerin yönetimi altından yaşayan bir ülkenin sorunsuz olarak kendi bütünlüğünü idame ettirmesi günümüze kadar gelen örneklerden gördüğümüz farklı yönetimlerin zamanla sorunlar yaşadığını biliyoruz yani emperyalist güçler çekildikleri bölgelerde pekte olumlu izler bırakarak çekilmediğinden dolayı ve çekildikleri ülkelerde oluşturulacak yönetimleri kendi elleri ile çizip, şekillendirerek çekilmişlerdir.

 Pakistan’ ın yönetimi zor bir bölgede olması her dönem farklı sorunların çevresinde ve içerisinde sorunlarla karşı karşıya gelmesine neden olmuştur. Kuzeyinde Himalaya dağları, Çin toprakları, en büyük sınır komşuları Hindistan toprakları ve Afganistan’ dır.Güney’ de ise Belucistan eyaletine sınır İran bulunmaktadır, böylesine zor bir coğrafyada, çevresinde sorunların, çatışmaların bitmediği bir çoğrafya’ da bulunmaktadır.

 Dünya’ nın en kalabalık altıncı ülkesi olan Pakistan’ ın nüfusu 170 milyonun üzerindedir, nüfusun en yoğun olduğu şehirler Karaçi ve Lahor şehirleridir. Pakistan’ ınPencap eyaletinde/bölgesinde nüfus yoğunlaşmıştır. En büyük bölgeyi de Belucistan oluşturmaktadır.

 

Etnik / Dini yapılar

 Pakistan İngiliz sömürgesi döneminde etnik açıdan bir bölünme yaşamamıştır. İngilizler Hindular ve Müslümanlar olarak ayrım yaptıklarından dolayı, Hindistan’ dan bağımsızlığını kazanmaları, Müslümanlar olarak bir araya gelmeleri ile bu sayede bir Müslüman devlet, Pakistan olarak kurulabilmiştir. Pakistan’ ın kurulmasından sonra yine aynı şekilde kurucusu Cinnah tarafından da İslamcı bir misyon vardı ancak Pakistan birbiriyle kaynaşamamış farklı etnik grupları bir arada bulundurmaktadır. İslamlaştırma politikaları, üst kimlik oluşturma çabaları yetersiz kalmıştır. Bunun canlı örneği Doğu Pakistan’ ınBengallerinin bağımsız bir devlet kurması etnik temelli bölünmelerin yaşanabileceğini ortaya çıkarmıştır.[8]

 Pakistan’ da 170 milyonun üzerinde var olan, yaşayan insanların, etnik grubların %55 ini Pencaplılar oluşturmaktadır, %20 Sindiler, % 10 urduca konuşmakta olan Hindistan Muhacirleri, % 10 Peştunlar,  %5 Belucilerdir. Bu ülke konuşulan 20 den fazla dil bulunmaktadır. Resmi dil ise Urduca’ dır, Urduca konuşan ülkede % 10 civarı bir kesimdir bu dilin belirli bir elit kesimin benimsediği bir dil olarak kabul edilmektedir, her ne kadar birden çok yerel dil var olasada resmi dil Urduca’ dır.

 Mezhepsel/ Dini açıdan Pakistan’ ın Hindistan’ dan farkı nüfusun yaklaşık % 97 sinin Müslüman olmasıdır. Mezhepsel açıdan bakıldığında ise nüfusun %77 si Sünni, % 20 civarı Şiilerden diğer %3 lük kesim ise Hindu, Sih, Budist, Bahai gibi azınlıklardan oluşmaktadır.

Pakistan’ da İslam ülkelerinin bir çoğunda olduğu gibi, İslamı temsil eden liderlerin farklı kullanışı neticesinde bu ülkede de bir Şii- Sünni çatışması, yani mezhep ayrılığının temeli bu bağlamda oluşmuştur.

 

EntikGruplar

 

Pencablar

Pencablar Pakistan’ da 100 milyona yakın bir çoğunluğa sahip olan gruptur. Bu kadar büyük bir nüfusa sahip olması ile birlikte Pencap eyaleti Pakistan’ ın en önemli en büyük eyaleti olma özelliğini taşımaktadır. Bu bölgenin % 70’ i Müslüman,% 20’ si ise Hindu’ dur.

Peştunlar

Peştunların yaşadığı bölge Pakistan-Afganistan sınırının bulunduğu bölgedir, Peştunlara Farsça’ da Afganda denilmektedir. Kuzey Batı Sınır eyaleti olarak bilinen bölgelerinde yaşamaktalar ve yaklaşık olarak Pakistan nüfusunun %15 ini oluşturmaktalar ancak genellikle göçebe bir hayat tarzı sürdürmektedirler.

Sindiler

Sind, doğuda Hindistan, kuzeybatısında ise Belucistan’ a komşu olan çok eski bir yerleşim yeridir. Sindliler genellikle tarım ile uğraşan, bölgesel çatışmaların ortasında kalmış bir topluluktur. Eyaletin başkentini Karaçi oluşturmaktadır ve en kalabalık şehirlerden birisidir. Sindlilerin Pakistan’ da % 14 civarında bir nüfus yoğunluğuna sahiptirler.Sind eyaleti en gelişmiş ve sanayileşmiş eyaletlerden birisidir ve Karaçi’ den gelişmiş sanayileşmiş şehirlerdendir bundan kaynaklı zamanla köylü ve kentli nüfus açısından bazı sorunlar çatışmalar yaşandığı dönemler olmuştur. Diğer yaşanan bir sorun ise Şii- Sünni çatışmasıdır. Her iki farklı mezhep mensupları ibadet yerlerine saldırmaktadır. Bu olaylar zamanla tetiklenmekte ve güncel dönemde de yaşanmaktadır.

Beluciler

Beluciler ülkenin güney batısında Belucistan bölgesinde, genel olarak Peştunlarınhakimiyeti altındadırlar. Belucistan Pakistan’ ın en batıda ve en gelişmiş eyaletidir. Toplam Beluci nüfusunun  %70 i Pakistan topraklarında yaşamaktadırlar.

Hindistan Muhacirleri

Pakistan toprakları üzerinde anadil olarak Urduca konuşan tek gruptur. Muhacirler açısından dilsel bir ayırt etme yöntemi en doğru yöntemdir çünkü etnik köken açısından kesin çözümlemelere varmak zor olacaktır. Daha öncede bahsettiğimiz gibi Pakistan’ ın Hindistan’ dan ayrılmasının ardından Pakistan’ a Hindistan’ dan göç edenlerdir. En yoğun muhacir nüfusunun bulunduğu yer ise Sind eyaletinde yer almaktadır.

 Diğer Etnik Grubların Varlığı

Tacik, Hazara, Makrani, Saraiki, Hindkovan gibi pek çok etnik azınlıkta Pakistan toprakları içerisinde var olmaktadırlar ancak önemli bir çoğunluğa sahip olamadıkları için ülke siyasetinde etkisiz kalmaktadırlar.

PAKİSTAN’ DA YAŞANAN BAZI ETNİK MİLLİYETÇİ/ AYRILIKÇI HAREKETLER

Pakistan Devleti bulunduğu coğrafya ve çok fazla nüfusa sahip olması ve bu nüfus içerisinde birden fazla etnik, dini, mezhepsel grupları bulundurmasından dolayı bir çok açıdan günümüzde de devam eden bazı sorunlar yaşamaktadır, Kimi zaman ayrılıkçı bir hareket, kimi zaman dini, mezhepsel farklılaşmadan dolayı ortaya çıkan sorunlar Pakistan’ ın var oluşundan tarihsel gelişiminden bugüne uğraştığı sorunların başında yer almaktadır.Bir çok etnik yapıyı içinde bulunduran Pakistan’ da yaşayan bu gruplar aslında bir çoğu kendi bağımsız devletini kurma veya büyük imtiyazların olduğu özerk bir yönetimde yaşama düşüncesine sahip olan etnik gruplar vardır. Bu talepler yanlızca bugünün sorunu değil Pakistan’ ın Hindistan’ dan koparak oluşturduğu devlet mekanizmasının daha ilk başlarında ortaya çıkan sorunlar vardır.

  Pakistan’ ın bu konuda önemli bir dezavantajı ise daha öncesinde koloni bir bölge olması ve Batılı güçlerin, İngilizlerin böl-yönet şeklinde kabileleri, etnik grupları bölüp yöneterek yönetimi sağlaması tarihsel açıdan bu süreçlerin yaşanmasıda bir dezavantaj oluşturmaktadır.

 Pakistan devleti kuruluş aşamasında Müslüman bir devlet olarak, Müslümanların birliği beraberliği, Müslümanlık çatısı altında, Pakistanlılık üt kimliği altında toplanan farklı kabile ve etnik gruplardan oluşan bir yapıya sahiptir. Zamanla bu politikanın tutmaması Pakistanlılık fikrinin bir çok etnik grup ve kabile tarafından benimsenememesi zamanla artan etnik temelde ayrılıkçı temellere dayanan direnişlere yol açtı. Bu durumun kamçılanmasında ise bir çok dönemde yönetime el koyan ordunun rolü büyüktür, uygulamış oldukları yanlış politikalar sonucunda bu etnik temelli ayrılıkçı hareketler daha da geniş kitlelere ulaşabilmiştir.

Bu yüzdendir ki zamanla ortaya çıkan bir çok sorun ayrılıkçı hareketler örneğin; Bengladeş’ in bağımsızlık mücadelesi, Peştunistan meselesi, Keşmir sorunu, Beluş etnik milliyetçiliği ve çoğu zaman büyük katliamlara dönüşebilen mezhepsel çatışmalar, Pakistan’ ın yaşamış olduğu en önemli sorunlardan bazılarıdır.

 Pakistan tarihinde ve özellikle günümüzde büyük bir sorun olan mezhepsel çatışmalarda önemli bir rol oynamaktadır, ülkede var olan mezhepsel farklılıklar, bölgede ki dönemsel değişimlerin, konjonktürel değişimlerin ardından meydana gelen değişimler ile birlikte mezhepsel sorunlarda kimi zaman ülke siyasetinde önemli sorunlar haline gelmiştir. Hemen hemen % 77 si Sünni Müslüman, % 20 oranında da Şii olan ülkede mezhepsel açıdan büyük ayrılıkların, çatışmaların olması hemen söylenebilecek bir durum olmasa gerek ancak Pakistan’ ın günümüz sorunlarından aslında en büyük sorunların biri olan mezhepsel çatışmalarda büyük bir tehdit doğuruyor. Meydana gelen patlamalar, katliamların bir mezhep adına yapılması Pakistan siyaseti, istikrarı açısından sorunun çözülmesi güç hale gelmekte, Pakistan’ da etnik milliyetçi, ayrılıkçı grupların yanı sıra, köktenci, radikal mezhebi militanların varlığı daha büyük bir sorun haline gelmektedir.

 Genel olarak Pakistan’ ın bu sorunlarla uğraşması Ülke içerisinde ve Bölgesinde siyasi otoritenin sağlanamamasının en önemli etkenidir, Kendi ülkesinde ki iç huzuru sağlamayı başaramayan bir ülkenin, bölgesinde, dış ilişkilerde de başı dik bir şekilde duramayacağı bir gerçektir. Pakistan’ ın kuruluşundan bu güne yaşamış olduğu etnik gruplarının birbirleri ile olan ilişkileri ve ortaya çıkan etnik sorunların, aynı zamanda bu sorunların genel olarak ülke siyasetinde ki yansımaları, ülke siyasetinde ki etkileri büyük çaplı olmuş ve bazı sorunları bugünde yaşanmaya devam etmektedir.

BELUCİSTAN SORUNU:

Belucistan bölgesinde yaşayan Beluçların tarihlerinin Hint-Aryan kökenli oldukları ve Suriye’ den göçerek bugün ki İran, Afganistan ve Pakistan olarak bilinen bölgeye göç etmişler. Belucistan Pakistan toprakları üzerinde önemli bir yüzölüçümüne sahiptir, ancak yaşadıkları bölge ekonomik açıdan sıkıntılı ve verimsiz bir alandır. Afganistan’ a da sınır olması nedeniyle belli dönemlerde sorunlar yaşamıştır. Pakistan’ ın kuruluşundan bu güne Beluç milliyetçiliği farklı evrelerden geçmiştir. Farklı ideolojiler kapsamında ayrılıkçı, bağımsız, özerk, konfederasyon gibi talepler söz konusu olmuştur.Belucistan’ ın daha çok köylü ve yarı feodal yapıda olması özelliklede ekonomik açıdan zor bir bölgede yaşam sürmeleri bu tarz taleplerin zaman içerisinde oluşmasında önemli olmuştur.Beluç milliyetçiliği yanlızca Pakistan döneminde değil daha önce İngiliz döneminde Kalat hanlığı ile ve onun öncesi dönemde de var olmuş bir unsurdur.[9]

 İngiliz döneminde  Kalat hanlığı olarak varlığını sürdürürken Beluçlar Pakistan’ ın Müslüman bir devlet olarak kurulması düşüncesiyle Pakistan’ a katılmışlardır.Beluçlar diğer etnik gruplara oranlar sosyal-kültürel açıdan, eğitim seviyesi açısından biraz daha geri kalmış bir topluluk olduğu için Pakistanlı devlet adamlarıbölgenin geleneksel, yerel özelliklerinin sosyal hayatın biraz daha iyileşmesi adına politikalar izlemişler, ancak bölgeler arası gelişmişlik farkı büyük oranda bellidir.[10]

Pakistanlılık üst kimliği altında toplanmaya çalışılan etnik gruplar tamda istenildiği gibi bir araya gelmemiş ve zaman ayrılıkçı dereceye gelecek talepler gündeme gelmiştir. 1948 de, aslında Beluç kabileleri Pakistan’ a doğrudan katılmak yerine bağımsız olmaya düşünmüşlerdir. Sonuç olarak 1948 yılında Pakistan ile birleşme kararı alınmıştır o günden başlıca sorunlar başlamıştır çünkü isteksiz bir katılım olmuştur bu katılımdır. Beluç sorunları yanlızca o dönemde yaşanmamıştır 1973 yılına gelindiğinde Müşerref’ in askeri müdahalesi ile merkezi otoriteyi güçlendirip diğer eyaletlerin haklarına son vererek kendinde gücü toplamaya çalışmıştır böyle yapmasının nedeni ise halihazırda bir Bengladeş ayrılığı yaşanmıştır. Yeni ayrılıkların yaşanmaması için Müşerref böyle bir yönetimi kullanmıştır bu yıldan itibaren bazı sorunlar yaşanmaya başlamıştır ve kimi zaman bunlar ayaklanma niteliği taşımaktadır.[11]

1998 de ardından 2004 yılında da yine aynı şekilde çeşitli ayaklanma, direnme yollarını denemişlerdir ancak yine sert bir karşılık bulmuşlardır. 2006 yılında ise Beluç milliyetçi liderlerinden birinin öldürülmesi sonucunda Müşerref ve  Belucistan arasında ki gerilimin tavan yapmasına neden olmuştur. Müşerref’ in bu ayaklanmalar sert bir şekilde karşılık vermesi siyasi çatışmayı büyük bir oranda etkilemiştir.

Belucistan’ da etnik sorunlardan da bahsetmek mümkündür bölgede yaşayan  Peştunlar ve Beluçlar arasında da etnik ve dilsel açıdan sorunlar yaşanmıştır. Dilsel ve etnik farklılıklar kimi zaman etnik çatışmaya dönüşmüş ve kendi içlerinde mücadele zamanlarıda yaşanmıştır. Dış güçlerinde bu sorunu çözmeye yönelik müdahaleleri diplomatik açıdan olmuş ve soruna yönelik öneriler sunulmuştur.

Beluçların siyasi parti liderlerinin ve militanlarının ortak amacı Belucistan alanı üzerinde ki doğal kaynakları kendi elleri ile kullanmaları ve bölgede önemli bir konuma sahip olmak düşüncesidir. Meselede her ne kadar etnik boyut varsada siyasi boyutta en önemli husustur çünkü amaç Belucistan zenginliklerinin paylaşımıdır ve Beluçların buna karşın bu kaynakları kullandırmama  kendilerinin hakim olup kullanma arzusu söz konusudur. Siyasi açıdan özerkliğe sahip olmayan Belucistan zengin doğal kaynaklarının merkezi yönetim tarafından kullanılmasına, denetimine karşıdır. Bu kullanım Beluç halkına çok az bir katkısı olmaktadır bundan dolayıdır ki Beluçlar bunu kendi bağımsız iradeleri ile kullanmak istemektedir. Genel olarak Belucistan ayrılık hareketlerinin ve ayaklanmalarının tarihsel boyutu bu şekilde gerçekleşmiştir.

 Genel olarak bir tablo çizildiğinde Hindistan’ dan kopma sürecinde farklı nedenler ile Muhammed Ali Cinnah’ ın önderliğini yaptığı Pakistan devletine çeşitli sebebler ile gelen Beluçlar bugün gelinen süreçte Belucistan bağımsız devletinin hayali ile yaşamaktadırlar, bu hayal, ideal Beluçlar tarafından bir gün yaşanılacağına inanılıyor. Bölgede sosyal adaletin sağlanamaması, gelir adaletsizliği, bölgesel sorunlar, gibi sorunlara birde farklı dönemlerde istikrarsız siyasi otoritelerin var olması, farklı siyasi otoritelerin ortaya çıkması ile sonuca yansıyan politikaların tutarsız ve sürdürülemez olması önemli bir etken olmuştur Belucistan sorununun gittikçe derinleşmesinde.[12]Pakistan merkezi otoritesi, İslamabad Beluçların sorunlarına, etnik, dilsel, gelenek ve kültürel talerlerine cevap vermekte isteksiz görünmekte ve Pakistan’ ın ortaya çıktığı günden itibaren de bu şekilde devam etmektedir. Ancak sorunun çözülememesinden sadece Pakistan merkezi yönetiminin varlığından söz etmek sorunu anlatmakta çok doğru bir yaklaşım olmayacaktır, çünkü sorunda önem arz eden bazı durumlar da Beluçların devam ettirdikleri feodal yapınında etkisi çok önemlidir, Beluç milliyetçiliğin önemli bir ölçüde karar alma sürecinde Feodal liderlerin, önderlerin varlığı, çıkarları sorunun kimi zaman neye göre sorun, kime göre çözüm şeklinde yorumlanmasına neden olabilir. Pakistan’ da genel olarak çözümlenemeyen bu sorun ülke siyasetinde ciddi bir sorunsaldır, bu şekilde devam eden, kabile toplumu tarzı yaşam, feodal yapının devam etmesi sorunu derinleştiren önemli etkenler arasındadır.

 Pakistan’ da demokratik talepler adı altında farklı etnik grupların, kendi kaderini tayin hakkı, özerklik gibi talepler bir çok etnik grup tarafından tarihin belirli dönemlerinde arzı edilmiştir ve günümüzde de devam etmektedir. Beluçlar da bu etnik gruplar arasında önemli bir yere sahiptir ve talepleri bu doğrultudadır,Beluç sorunu Pakistan için geniş çaplı bir mesele olarak önemini korumaktadır.

Keşmir Sorunu

İngiliz dönemi zamanında bugün ki Keşmir bölgesinde Prensliğin halkı genellikle Sunni Müslüman bir yapıya sahipti. İngilizlerin çekilme sürecinin başlamasından itibaren Keşmir bölgesi büyük bir sorun teşkil etmeye başladı Hindistan ve Pakistan arasında paylaşılamaz bir hal alan bölge de bu uyuşmazlık 1947, 1965 ve 1999 yıllarında çatışmaya dönüştü. 1948 yılında büyük çaplı bir savaş haline gelmiştir ve bir Keşmir sorunu ortaya çıkmıştır,

Pakistan ve Hindistan arasında ki bu sorun günümüzde tam manasıyla sonuçlanmasa da 2003 yılında itibaren ilişkilerde önemli ölçüde gelişmeler görülmektedir. Ancak tarihten bu güne kaynaklanan ve potansiyel arz eden Keşmir sorunu tam manasıyla çözülememiştir, günümüzde soruna teşkil eden kaynaklar kesin olarak sona ermemiş ve potansiyel bir sorun olma özelliğini halen korumaktadır.[13]

Sind Milliyetçiliği Ve Özellikleri

Sind Eyaletinin başkentini Karaçi oluşturmaktadır ve en kalabalık şehirlerden birisidir. Sindlilerin Pakistan’ da % 14 civarında bir nüfus yoğunluğuna sahiptirler. Sind eyaleti en gelişmiş ve sanayileşmiş eyaletlerden birisidir. 1947 yılında Pakistan’ a katılan sindler urdu dili konuşan Muhacirleri, Pencabiler ve diğer farklı etnik kökenli gruplardan oluşmaktadırlar. Milliyetçi uç ayrılıkçı bir kesimin özerklik taleplerinin hakim olduğu aynı zamanda Sol kesimin bulunduğu karma bir yapıya sahiptirler.[14] Pakistan’ ın kuruluşuna ılımlı yaklaşan bir topluluktur.Sindlerin Pakistan’ a katılması düşüncesinde kendi zenginlikleri üzerinde karar alma sürecinde etkin rol oynayacakları düşüncesi ile bir araya gelmeleri fikri vardı anca Pakistan’ ın oluşması ile Sindlilerin bu düşüncesi biraz zora girdi, Pakistan’ ın daha merkeziyetçi anlayışı sonrası buna karşı gelişen Sind etnik milliyetçiliği dönemi başlamıştır.

Sindliler zamanla Pencabların yani Pakistan’ ın çoğunluğu olan bu nüfusun yönetimi altında kaldıklarını Pakistan’ a katılmakla aslında kendi yönetimlerinde özgür olamayacakları ve Pencablerin her zaman etkisi altında kalacakları, bir azınlık grub olarak Pakiistan’ da görülecekleri düşüncesi ile Sindli milliyetçi düşünceler gelişmeye başladı. Dilsel ve etnik anlamda zamanla yozlaşma tehlikesi olduğunu savunan Sind milliyetçiler kendi kültürleri, dilleri ve etnik yapılarını yaşatma ve geliştirme fikirlerini savunmaya başladır daha ilk yıllardan itibaren. Zülfikar Ali Butto döneminde yani 1970 li yılların başlarında  Sindetnisitesine ait olan ButtoSindlilerin desteğini almıştır ve kendileri açısından önemli bir dönüm noktası olacağı inancı ile büyük bir destek verilmiştir. Sindlilerin hayat standartları, iş alanları ve devletin karar alma sürecinde uğradıkları ayrıma son verme düşüncesi Butto’ da hakimdi.Sind eyaletinin önde gelen Şehri Karaçi zamanla sanayileşmiş ve zengin bir yapıya sahip olan bir şehir haline gelmesinin ardından bu bölgeye yapılan yoğun göçler Sind nüfusunu azınlık konumuna düşürme tehlikesi ile karşı karşıya bırakmıştır. Her ne kadar Butto yönetimi Sindliler adına bazı politikalar geliştirse de 1977 yılında bir derbe daha gerçekleşmiş ve Ziya’ül Hak yönetime gelmiştir, bu darbenin ardından Ziya’ül Hak Sindliler tarafından zamanla düşmanca bir yaklaşıma neden olmuştur.[15]

Bu darbe anayasayı askıya almış ve eyalet meclislerinin yetkileri yok sayılmış, bir çok Sindi bu yapılan darbeyi Pencabilerin ordusu olarak nitelendirdikleri Ziya’ ül Hak’ ındarbes yönetimini karşına almıştır. Aslında bu şekilde durumu anlamaya çalışırsak Sindi ve Pencabiler arasında sosyal açıdan sorunların var olduğu ve Ziya’ ül Hak’ ındarbesininde bu grubun yapmış olduğu bir darbe olarak nitelendirilmesi önemli bir anlam yüklemektedir. Ziya’ ül Hak’ ınSindilere karşı tutumu açık bir şekilde belli olmaya başladığı dönem Sindileri Hindistan Ajani, hain gibi ithamlar ile suçlaması ve bu şekilde politikalarında ona göre tutum sergilemesi sorunun daha da bir derinleşme sürecine girmesine neden olmuştur. Bunun karşısında yapılan uygulamalara karşı Sindi Milliyetçilerin de Pakistan’ a karşı bağlılıkları hasar görmüştür.

 Sindiler bu dönemde büyük direnişler sergilemiş ancak Merkezi yönetim tarafından geniş çaplı, kanlı bir şekilde sonuçlanmıştır, Sindilerin Pakistan’ a karşı olan bağları gittikçe zedelenerek sorun gittikçe çatışmaya dönüşmüştür.Dah sonra yapılan seçimlerde ise Ali Butto’ nun kızı BenazirButtoSindliler için yeni bir umut kaynağı olmuş ve büyük bir sempati kazanmıştır ancak yapılan seçimlere bu durum doğrudan yansımayıp koalisyon hükümeti kurulmuştur ilerleyen süreçtede fazla sürmeden o hükümet dağılmıştır. Yalnız o dönemlerde büyük katliamlar yaşanmıştır 1994-1995 döneminde önemli boyutlara ulaşmıştır. Sorun o dönemlerde büyük bir sorunsal haline gelmesi ve siyasi istikrarsızlıkların yaşanması sonucu o şekilde devam etmiştir.

 Genel olarak Sindi Milliyetçiliği, ayrılıkçı hareketlere bakıldığında Sindiler, Sind Eyaleti Pakistan’ da var olan diğer etnik unsurlarla rekabet edebilecek konuma Pakistan tarihinin hiçbir konumunda gelememiş ve karar alma sürecinde etkin olamamıştır, olmaya çalıştığı dönemlerde ise önü bir şekilde kesilmiştir. Ekonomik, sosyal ve siyasi açıdan diğer etnik gruplar ile rekabete girebilecek kadar güçlü bir karar alma dönemlerinde yer alamamış ve diğer etnik gruplara nazaran siyasi alanda daha geride kalan bir yapıya sahip olmuşlardır.

 

Peştun Milliyetçiliği

Kuzey Batı Sınır vilayeti olarak bilinen bölgede yaşayan Peştunlar bu eyaletin nüfusunu %90’ ınıPeştunlar oluşturmaktadırlar adlarından geldiği gibi konuştukları dilde Peştunca’ dır. Pakistan’ ın % 14 ünü oluşturan Peştunların yaşadıkları bölge çok verimsiz ve zorlu arazilerde bulunmaktadır. Peştunlar başta milliyetçi temellere dayanarak Hindistan’ın dağılmasına karşı çıkmasıyla beraber  Hindistan’ ın dağılmasından sonrada Pakistan’ a katılmak istememişlerdir. Bu yüzen 1947’ de Pakistan’ ın kurulmasından sonra hemen entegrasyon süreci sağlanamamıştır.Peştunistan meselesi zamanla ortaya çıkmış ve Pakistan’a katılmanın ardından uzun yıllar Peştunlarabir çok kısıtlama getirilmiş ve siyasi haklardan mahrum bırakılmıştır merkezi yönetimler tarafından. Ancak zamanla Peştun ayrılıkçı hareketleri bir entegrasyona doğru ilerlemiştir. Orduda, sivil siyasette zamanla söz hakkı bulan ve karar alma süreçlerinde kendilerine yer bulan Peştunlar ülkeye bağlılık kazanmışlardır ve ayrılıkçı hareketler zamanlar azalmıştır.[16]

 

Muhacir Hareketleri, Etnik Milliyetçiliği

 Pakistan’ ın kuruluş sürecinde Hindistan’ dan gelen büyük göçmenlerin bir kısmından oluşurlar, bu göçmenler Urduca konuşan tek etnik gruptur özü itibariyle. Muhacirlerin göçmen olarak Pakistan kurulduktan sonra gelmeleri genel olarak sosyal-ekonomik sebeplerdir. Daha iyi yaşam tarzı amacıyla Pakistan’ a göç eden Muhacirler kendilerini Pakistan’ ın kuruluş aşamasından itibaren o ülkede yer aldıkları gerçeğinden dolayı önemli bir konumda olduklarını düşünmektedirler. Muhacirler Pakistan’ ın ülke toplam nüfusunun % 3’ ünü oluşturmaktadır. Genel itibariyle yaşadıkları bölgelerde ve Pakistan genelinde az gelişmişlik, okuma oranının düşük olması gibi sorunlar göz önüne alındığında Muhacirler biraz daha gelişmişlik, eğitimve öğretim anlamında daha önde gelirler. 1970’ li yıllara kadar gelinen süreçte Pakistan’ da merkezi milliyetçiliği savunarak Pakistan devletine sadık bir özellik göstermişler, bunun önde gelen nedenlerinden biride göçmen olarak gittikleri ülkede biraz daha uyum içerisinde yaşamak ve uyumlu bir topluluk görünümü vermektedir. [17]

 1970’ li yıllara gelindiğinde ise Muhacirler biraz daha Etnik kimliklerini , kültürel, dilsel, geleneksel özelliklerini biraz daha ön plana çıkarmaya başlamışlardır. Aslında dönemin konjonktürüne bakıldığında da 1970’ li yıllar etnik milliyetçiliğin, ayrılıkçı hareketlerin zirve yaptığı dönemler olmuştur. Doğu Pakistan’ da ayrılıkçı hareket Bengladeş’ in kurulmasıyla sonuç vermiş ve kimi etnik milliyetçi gruplar açısından önemli bir etki olmuştur bu olayın, daha sonra gelen süre zarfında milliyetçi hareketler daha da kendilerini göstermeye başlamıştır Pakistan genelinde.

Etnik milliyetçiliğin dışa vurumu olarak 1970’ ten itibaren Muhacir Ulusal Hareketi adında bir siyasi örgüt kurmuşlardır.  MUH o dönemde Muhacir kesimlerin büyük bir desteğini almıştır ve zamanla Muhacirlerin temsilcisi haline gelmiştir. Çoğunluğunun Sind bölgesinde yaşadığı Muhacirler bu hareketin ortaya çıktığı zamanlar büyük çaplı gelişme ile zamanla silahlı bir örgütlenmeye de gitmiş ve ciddi bir sorun haline gelmeye başlamıştır. MUH tam manasıyla 1974 yılında kurulmuştur, silahlı kolu olan gruplar ise 1976 yılında adından söz ettirerek  Karaçi ve Haydarabad’ da büyük çaplı etnik çatışmalara zemin hazırlayacak eylemlerde bulunmuşlardır. Muhacirler Pakistan’ ın kuruluşundan itibaren kamu yönetiminde, bürokraside önemle yerlere sahip temsilcileri vardır, yani nüfusunun %3’ ünü oluşturan bir grup Pakistan’ da karar alma süreçlerinde kamuda önemli yerlere sahip olmuşlardır. Buna rağmen artan milliyetçi, ayrılıkçı hareketlerin gölgesinde kendileride etkilenmiş ve zamanla MUH örgütünün kuruluşu silahlanması ile birlikte etnik çatışmalara mahal verecek eylemlere imza atmışlardır.

Pakistan’ a gelen Muhacir Müslümanların genel olarak Sind eyaletine konuşlanması, Sindliler ile dilsel, kültürel ve inanç açısından farklıklara sahip olması, ortak bir noktada buluşmayacak bir grup olmasından dolayı  göç ve yerleşim döneminde ilerleyen süreçte ortaya çıkabilecek etnik bazlı çatışmaların düşünülememesi önemli bir etkendir.Muhacirler göçmen olarak geldikleri Sind bölgesinde var olan sosyal, kültürel, geleneksel özellikleri benimsemeyip aksine zamanla kendi kültür ve geleneklerini karşı etnik gruplara dayatma şekline gelebilen bir anlayışla hayatlarını sürdürmüşlerdir bu tarz bir politikanın da daha önce orada var olan, yaşayan bir grub açısından tehdit edici bir unsur olarak görülmesine neden olacak şekilde önemli bir faktördür.[18]

Sindli- Muhacir etnik çatışmasının temellerinin atılması genel olarak bu şekilde gelişmiştir, bölgede daha öncede yaşayan Sindliler, sonradan kendi bölgelerine göçmen olarak gelen Muhacirler ile zamanla sosyal açıdan etnik bir çatışma mücadelesine girmişlerdir. 1970 yılında kendisi de bir sindli olan Zülfikar Ali Butto’ nun başa gelmesi, Muhacirler açısından önemli bir tehdit olarak algılanmıştır,  1971 yılında meydana gelen iç savaşta Bengladeş’ in başımsızlığını ilan etmesi sonrası Ülkede önemli sorunlarda boy göstermiştir ekonomik açıdan eskiye oranla büyük istikrarsız dönemler yaşanmaya başlanmıştır.  1973 yılında yeni bir anayasanın kabulü ile Muhacirlerin büyük çoğunlukla yaşadığı Karaçi bölgesine daha önce verilen özel konumda kaldırılmıştır. Bu tarz uygulamaların ardından Muhacirler ülkede daha da tedirgin bir hal aldılar.

1984 yılına kadar bu durumda devam eden süreç, 1984 yılında itibaren kendini yenileme dönemine girmiştir, bu yılda MUH hareketi yeniden canlanarak bölgede önemli bir destek yeniden ortaya çıktı, Altaf Hüseyin liderliğinde biraz dada islami cemaatlere yakınlığı ile bilinen bu lider etrafında toplanıldı ve 1986 yılında Karaçi ve Nistar bölgelerinde halkın büyük bir çoğunluğunun desteğini aldı ancak eskisine oranla Muhacirler devlet kadrolarında kamuda önemli mevkilere gelememeye başladılar ve ayrımcılık git gide artan bir problem haline geldi. Daha önce devletin, bürokrasisinin, askerinin, ordusunun, kamu yönetiminin içerisinde azınlık konumunda olsa da önemli mevkilere gelen Muhacirler meydana gelen çatışmalar sonrasında artık bu kadrolarda gittikçe gerilemeye başlamış ve ayrımcılık sosyal alana da yansımıştır.

SONUÇ

Bugün Dünya üzerinde varlığını devam ettirmeye çalışan 200’ e yakın Devletten söz etmek mümkündür ve şunu söylemek gerekir ki Devletlerin kendi üniter yapılarını, torak bütünlüklerini koruma düşüncesi ve çabasından daha doğal bir hak yoktur. Her devlet kendi varlığını sürdürmek ister, ancak Tarihin her döneminde olduğu gibi farklı etnik, dilsel, dini, kültür, gelenek ve göreneklerin çeşitliliği bugünün modern devletlerinde de varlığını sürdürmektedir, günümüz de varlığını sürdüren bir çok devlette farklı politikalar, farklı yönetim şekilleri, demokrasi anlayışları ve arayışları farklıdır. Devletler bu farklı etnik grup ve taleplerini minimize etmeye ve kendi varlığını daim ettirme düşüncesi ile çeşitli kuruluş temelleri üzerine sistemlerini inşa etmeye çalışmışlardır.

Pakistan örneğinde ise kuruluş felsefesi Hindistan’ dan ayrılan Müslüman halkların, etnik grupların bir araya gelerek Pakistanlılık kimliği altında toplanma düşüncesidir. Pakistanlılık düşüncesi kurucu lider olan Muhammed Ali Cinnah tarafından ortaya atılan ve bu şekilde bir birlik söz konusu olmuştur. Uluslararası siyaset alanında bakıldığında aslında bu tarz bir üst kimlik oluşturarak birden fazla milleti bir arada bulundurma ve daha geniş coğrafyalara yayılma düşüncesi tarihin belirli dönemlerinde kullanılmış, denenmiştir. Ancak tarihin bir çok evresinde yaşanmıştır ki, bu şekilde kurulan temellerin aslında çok sağlam olup varlıklarını çok uzun dönemler sürdürmeleri çok zor görülmüş bir olaydır. Pakistan’ da olduğu gibi geçmişte yaşanan, denenmiş örnekler mevcuttur. Örneğin, Balkanlar da bir dönem Yugoslav üst kimliğinin denemesi, Balkanlarda yaşayan bir çok etnik ,dilsel, dini açıdan farklılıkların bir arada yaşadığı bölgede Yugoslavya üst kimliği altında toplanılmaya çalışılan milletler politikası çok uzun ömürlü olmamıştır. Çünkü o bölgede yaşayan bir çok etnik ve dini açıdan farklı grubun bir arada yaşamak için ortak dayanışma inançları yoktu. Bu şekilde üst kimlik oluşturma düşüncesi ile birbirinden farklı, daha önce bir arada yaşamamış, ortak tarih, ortak kültür, ortak anakara gibi unsurların daha önce bir arada olamadığı farklı etnik grupları hiç aidiyet hissetmeyecekleri bir kimlik altında toplayarak bir araya getirmek zamanla farklı kıvılcımların, ayrılık talepleri gibi farklı isteklerin ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Yugoslavya örneğinde, Yugoslav kimliği altında toplanan bir çok etnik grup ikinci dünya savaşı sonlarında bir araya gelirken, soğuk savaşın sonlarına doğru bir çok ayrılıkçı hareketin ortaya çıkması ile soğuk savaşın sonucunda dağılma sürecine girmiştir ve bugün o kimlikten her hangi bir eser yoktur, bir çok etnik grup bir araya gelmiş ve sonucunda dağılmıştır. Aynı örneği Sovyetlerin milletler politikasında da vermek mümkün olacaktır, Sovyetleri bir üst kimlik olarak yorumlarsak, milli kimlik olaraktaRusluğu ifade etmemiz gerekmektedir, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği olarak, Sovyetler kimliği altında bir araya getirilen bir çok etnik ve dini farklılıklar, özellikle Orta Asya, Türk Cumhuriyetleri böyle bir üst kimlik adı altında soğuk savaş sürecinde yaşamış ancak bu birliğin dağılması çok uzun bir zaman almamıştır. Bir üst kimlik oluşturma ve bir çok etnik grupla oluşturulan devletin varlığını sürdürme örneği daha son bulmuştur. Pakistan örneğinde ise doğrudan bir karamsar tablo çizmemek gerekir, Pakistanlılık kimliğinde azda olsa İslam olgusu altında bir araya geliş, kuruluş temelleri bulunmakta ancak bu varoluş felsefesi yüzde yüz kesin çözüm sağladı anlamına gelmemektedir, Müslümanlar birliğinden bir araya geliş ile başlayan süreçte Pakistanlılık kimliği bir örnek teşkil etmiş ancak kimi zaman farklı etnik grupların bu Müslüman birliği olarak doğan Pakistan devletinde beklediklerini bulamamaları sonucunda ortaya çıkan bir takım sonuçlar vardır.

 Pakistan’ da dünya genelinde bir çok ülkede olduğu gibi birden fazla etnik grubu, içerisinde bulundurmaktadır. Dünya nüfusu açısından 6. Büyük devleti olan Pakistan’ da 170 milyon üzerinde bir insan varlığından söz edilmektedir. Bu yoğunluk beraberinde çeşitli sorunları da beraberinde getirmektedir. Bölgesel açıdan da, İran, Hindistan, Afganistan gibi kendi içlerinde sorunların yaşandığı veya potansiyel sorun arz eden devleteler ile sınır komşuluğu, bölgede ki karmaşalar, Pakistan coğrafyası açısından bu durumda önemli bir etkendir. Genel olarak bölge çok fazla etnik ve dini grubu bir arada bulundurmakta ve radikalizmin etkisi altında olan ülkelerdir. Pakistan heterojen yapısı ile Pakistanlılık üst kimliği temelinde ortaya çıktığı dönemden bugüne bir çok etnik sorunla karşı karşıya kalmış bir devlet olarak varlığını sürdürmekte, belirli dönemde etnik çatışmaların, dini radikalizmin ülke gündemini büyük ölçüde etkilendiği dönemlerden geçmektedir.

Her devlette bir çok etnik grup vardır, homojen olan ülke sayısı çok sınırlı bir sayıdadır, etniklik bir dünya gerçeğidir. Ancak her farklı etnik grup, farklı bir etnik sorun, etnik çatışma anlamına gelmemelidir. Her açıdan farklı etnik grubun, grupların olduğu ülkede doğrudan etnik sorunların olacağı düşüncesi çok doğru bir izah şekli değildir. Pakistan’ da bir çok etnik grup bir arada yaşamaktadır, etnik sorunların ortaya çıkmasında hem gelmiş geçmiş yöneticiler hem de etnik grupların farklı şekilde yönlendirilmesi sorunun kaynağını oluşturuyor denilebilir. Sadece bu hususlar değil elbette, ekonomik açıdan yaşanan büyük sorunlar, istikrarsızlık ve bunun doğrultusunda politikalarda tutarsızlık, feodal kalıntıların günümüzde halen devam etmesi, sosyal adalet ve eşitlik konusunda her dönem farklı ayrımcılıkların söz konusu olması, gelir adaletsizliğinin kendini göstermesi, kimi zaman bölgesel güçlerin etkisi, sivil ve asker çekişmesi, dini ve mezhepsel grupların radikalizmi gibi başlıca unsurlar Pakistan’ın geçmiş ve günümüzde yaşadığı sorunların başlıcalarıdır.

 İstikrar, ekonomik kalkınma, gelir adaleti, sosyal adalet ve  eşitlik, feodal kalıntıların ortadan kaldırılması ve herkese eşit bir pencereden bakılması gibi demokrasiler de olması gereken özelliklerin Pakistan’ da oluşturamamasının nedeni ülkenin belirli dönemlerinde darbe yönetimi olarak veya sivil seçilmiş liderler olarak yönetimi ele almış olan kişilerin Pakistan siyasetinde, ülke yönetiminde ki ayrımcılıkları, irade tutarsızlıkları sorunların kalıcığında büyük önem taşımaktadır. Toplumda siyasi seçimlerin olduğu dönemde, siyasi liderlerin her zaman etnik gruplarının, kabile veya dini görüşlerinin büyük ölçüde belirleyici olduğu bir yaklaşım söz konusudur. Toplumsal, sosyal açıdan bu şekilde bir algılayış olduğunda her dönem farklı bir sorunun ortaya çıkma durumuda söz konusu olabiliyor, çünkü sosyolojik açıdan, sosyal ve toplumsal bazda bir ayrımcılık söz konusu ise o ülkede bir etnik sorundan, etnik sorun sarmallarından bahsetmek çokta zor olamayacaktır. Sosyal açıdan bu şekilde belirli açılardan ayrımların yapıldığı bir ülkede etnik farklılıkların siyasallaşmasının, radikalleşmesinin yolu açılacaktır ve etnik sorunları, siyasi-sosyal şekilde hız kazanacak, daha sonra gelinen süreçte ise ayrılıkçı hareketler hem toplumsal altyapıya sahip olarak hemde siyasi alanda köktenleşerek etnik sorunların belki de çatışmaların temelleri bu şekilde atılmaktadır.

 Pakistan’ da bugüne kadar oluşmuş en etkin ve sonucunu vermiş olan ayrılıkçı hareket Doğu Pakistan, Bengladeş’ in ayrılık sürecidir, Pakistan devleti için önemli ve büyük bir dönüm noktası olan bu ayrılıkçı hareketin ardından ülkede sık sık görülen askeri yönetimlerde, diğer etnik farklılıklara, bölgesel eyalet yönetimlerine büyük kısıtlamaları getirilmiştir. Yeni ayrılıkları önlemek adına atılmış bu adımlar aslında daha da geniş çaplı sorunları, ayrılıkçı hareketleri, etnik milliyetçi hareketleri beraberinde getirecektir. Çoğu etnik farklılık Pakistan’ ın kuruluşunda gönüllü olarak bu kuruluş felsefesine razı gösterirken daha gelinen süreçte bir çoğunun zamanla memnuniyetsizlikleri gün yüzüne çıkmaya başlamış ve bazı ayrılıkçı hareketlerin sonuç vermesinin ardından hem Devlet açısından hem de diğer etnik grupler açısından farklı düşünceler geliştirilmiştir. Bu süreçten sonra daha merkeziyetçi, daha da tutucu, baskıcı bir tutum sergileyen Pakistan yöneticilerinin yapmış oldukları, takınmış oldukları bu tutum aslında sorunları kökten çözme düşüncesi ile ayrılıkçı hareketleri bir daha gün yüzüne çıkarmama adına yapılmış, atılmış adımlardır ancak bu yöntemler köktenciliği, etnik milliyetçiliği ve sonucunda gelebilecek ayrılıkçı talepleri daha da etkilemiştir.

 Pakistan’ ın günümüzde ve gelinen sürece kadar var olan en büyük sorunu siyasal istikrarsızlıktır, siyasal istikrarsızlığın getirdiği sonuçlar ise ülkenin bir çok bölgesinde meydana gelen katliamlar, patlamalar, çatışmalardır. Siyasal istikrarını bir türlü oturtamayan Pakistan’ da politikalar artık etnik temelli, etnik, ayrılıkçı politika araçlarına dönüşmüştür. Bu ülkenin etnik yapısının çok olması beraberinde uygulanan yanlış politikalar sonucunda etnik çatışmaları, etnik terörü getirmekte, ülkede meydana gelen patlamalar, silahlı eylemler ülkenin istikrarına en önemli tehdittir.Siyasi etnik politikaların artması, sorunların çözümünde pekte bir işe yaramamış aksine ülkede ki çatışma ortamı hızla daha çıkılmaz bir hal almaya başlamıştır. Ekonomik harcamaların çok silah sanayine gitmekte ve ülke ekonomik, siyasi istikrarsızlık ortamı devam ettikçe feodal kalıntılardan kurtulamamaktadır.

 Pakistan’ da yakın zamanlarda aralıksız devam eden patlamalar, çatışmalar kimi zaman yanlızca etnik grupların birbirinden farklılığından kaynaklanmamaktadır. Daha öncede bahsettiğimiz gibi Pakistan’ da çoğunluğun sünni Müslüman olması, %20 civarında bir şii kesimin varlığı, Müslüman birliği olarak ortaya çıkmış bir toplumda, bir ülkede sorun teşkil etmesi uzak bir ihtimal olarak görülmekte ancak bu ülkede bu uzak ihtimal pek geçerli bir ihtimal olmaktan çıkmıştır. Günümüz Pakistan’ ındaen önemli sorunların başında mezhep çatışmaları gelmektedir. Ülkenin bazı bölgelerinde mezhep çatışmalarından kaynaklanan silahlı eylemler, patlamalar, katliamlar günümüzde de yaşanmakta ve çok ağır sonuçlara neden olmaktadır. Bölgesel faktörlerin de çoğu zaman etkili olduğu bu çatışmalarda Pakistan’ da var olan köktenciliğin, dini radikalizmin giderek arttığı bir gerçektir.

 Genel olarak Pakistan’ da meydana gelen çatışmaların, katliamların, etnik temelli çatışmaların, mezhepsel ayrılıkların ve onların doğurduğu sorunların altında bazı dönemlerde dış güçlerin, bölgesel etkenlerin parmağı olduğu düşüncesi bir çok lider tarafından geçmişte ve bugünde savunulmuştur. Hindistan, Afganistan kimi zaman İran gibi devletlerin, meydana gelen çatışmalarda parmaklarının olduğu çoğu zaman gündeme gelmiş ancak Pakistan’ da çok etnikli, mezhepsel farklılıkların olduğu bir devlette bu tarz dış güçlerin, bölgesel açıdan önemli ülkelerin ve özellikle de bölge itibariyle zor bir coğrafya da olan bu ülkede bu şekilde müdahalelerin olması muhtemeldir.

Pakistan devleti içerisinde, kendi siyasi sorunlarına çözüm bulamadığı sürece, bu etnik bazlı dış güçlerin müdahalelerin, kışkırtmaları mümkün olabilecektir. Günümüz de bu şekilde kullanılan bir çok grup, örgüt, topluluk bulunmaktadır, kendi bölgesinde gelişmesini, istikrarını istemediğin bir ülkeye karşı kullanabileceğin bir zayıf nokta varsa bunun dibini eşmek o ülkenin kalkınması, istikrarlı büyümesinin önüne geçme noktasında büyük bir silah haline gelebilir.

Pakistan dış güçlerin iç politikalarına müdahalesine mahal vermeyecek şekilde kendi iç sorunlarına, kendi toplumsal sosyal açıdan çözülebilecek bir sorun varsa kendisi çözmeli ve dış güçlerin, bölgesel güçlerin etki alanını daraltmalıdır. Pakistan’ da etnik ayrılıkların, çatışmaların sonucunda her dönemde ortaya çıkan politik tutumlar değişmiş ve her dönemde gelen lider veya yönetim farklı bir politika geliştirerek halkların gözünde tutarlı bir yol izleyememiştir. Her dönemde farklı etnik temellere dayanan politikalar geliştirilmiş ve etnik milliyetçi, ayrılıkçı, diğer tarafı dışlayan öteleyen politikalar gelişmiştir. Bu şekilde gelişen ve devam eden siyasi iktidarlar, sorunları baskı ve zorba yöntemiyle durdurmaya çalışmış ve sorunları daha da derinleştirerek çözülmeyecek şekilde etnik sorunlara, sosyal ve siyasi anlamda büyük bir sorunsala dönüşmüştür. Pakistan’ da bundan sonra etnik ve mezhepsel temelli politikalardan arınmalı ve kendi ülkesinde var olan bir çok etnik gruba yönelik devletin rolünün güçlendiği, sorunları çözmede ve istikrarı sağlamada otoriteyi eline alarak ayrılıkçı politikalara mahal vermeden, gelen taleplere kulak vermeli ancak demokratikleşme adı altında bir tarafa taleplerin sağlanması diğer tarafa ise kindar bir yaklaşım ile tehdit algılaması ile yaklaşılmamalı. Demokratikleşme sorun çözücü bir şekilde gelişmesi bir tarafı barıştırırken diğer tarafı öteleyen bir demokratik anlayış her defasında geri tepmeye mahkumdur. Pakistan siyasetin de bu şekilde gelişen yapı zaman değişmeli ve kendi sorunlarına yerel bazda çözümlemeler getirilmedir. Kendi içerisinde barışı ve refahı sağlayan kendi ülkesinin vatandaşları ile iç huzuru sağlayan Pakistan, bölgede de önemli bir konuma gelebilecek ve hem içerde hem dışarda barış içerisinde kendi istikrarına ancak bu şekilde kavuşabilecektir.

 


[1]Anthony Smith, Milli Kimlik, (çev) Bahadır Sina Şener, İletişim Yayınları, İstanbul,1994, s.25.

[2]Smith, a.g.e, s.27.

[3]M.Ahmet Varol, ‘’Pakistan’’,http://www.enfal.de/pakistan.htm,(27.12.2013).

[4]Muhammadİkram,Andısmand, Biz Pakistan ( Ma ve Pakistan),Peyman Yayıncılık, Pakistan,2007,s.20.

[5]IkramRabani,Pakistan Affairs, CarvanBook House, Lahore, 2009, s.292.

[6]Fahir Armaoğlu,20 yy. Siyasi Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, s.666.

[7]‘’Pakistan Tarihi Genel Bakış’’,http://pak-turk.com/pakistan-tarihi-genel-bakis.html,(30.12.2013).

[8]Gökhan Türk, ‘’Pakistan’ ınEtno-Sosyal Yapısı ve Problemler’’Bilgesam,06.08.2009, http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=390:pakistann-etno-sosyal-yaps-ve-problemler&catid=77:ortadogu-analizler&Itemid=150,(25.12.2013).

[9]Selig S. Harrinson,InAfghanistan’sShadow: BaluchNationalismandSovietTempratitons, CarnigieEndowmentfor International Peace, 1987, s.10.

[10]Asaf HUSSAIN, “Ethinicity, National Identity andPraetorianism: The Case of Pakistan”, AsianSurvey, vlm. 16, sayı: 10, 1976, s.919.

[11]AkhdarHusainSıddıquı,Baluchıstan (Pakistan): It’ssociety, resourcesanddevelopment, UniversityPress of  America, 1991, s.11.

[12]Sugata BOSE, Ayesha JALAL, Modern South Asia: History, Culture, PoliticalEconomy,Second Edition, Oxford UniversityPress, Delhi, 2004, s.150.

[13]Abbas Karaağaçlı,’’Pakistan-Hindistan ilişkileri ve Keşmir Meselesi’’,Bilgesam,10.12.2011, http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=1807:-pakistan-hindistan-likileri-ve-kemir-meselesi&catid=177:analizler-hindistan,(29.12.2013).

[14]Mehtab Ali SHAH, TheForeignPolicy of Pakistan: EthnicImpacts on Diplomacy, 1971-1994,I. B. Tauris, London, 1997, s.43.

 

[15]Adeel KHAN, “Pakistan'sSindhiEthnicNationalism: Migration,Marginalization, andtheThreat of Indianization”, AsianSurvey, vlm.42, sayı: 2, 2002, s. 213-229. 

[16]Akbar S. AHMED, Pakistan Society: Islam, Ethnicity, andLeadership in South Asia, Oxford UniversityPress, Karachi, 1986, s.133.

[17]Charles KENNEDY “Policies of EthnicPreference in Pakistan”, AsianSurvey, sayı: 24, 1984,

s.692.

[18]SHAH, a.g.e, s.47.

 

Bu yazı 21081 defa okundu.
  • Yorumlar3
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı