Hoşgeldiniz; Bugün 23 Ocak 2018 Salı
Orta Doğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi|14 Aralık 2017 Perşembe

Küresel Sermayenin Kudüs’teki İzleri ve Siyonist Plan

Sait Yılmaz tarafından yazıldı.

Bugün Ortadoğu’daki tüm çatışma ve çekişmelerin arkasında, Batının özelde ise küresel sermayenin Ortadoğu enerji kaynakları üzerindeki oyunları olduğunu biliyoruz1. Ortadoğu’da yaşanan anlaşmazlıklar, krizler ve savaşlar din görünümlü sermaye savaşlarıdır. Bu savaşta Irak ve Türkiye, Avrupa’dan parayı kontrol eden Rothschild ailesinin payına düşmüştür. Amerikan atına binen Rockefeller ailesi ise CIA ve benzeri istihbarat ve askeri kurumları üzerindeki etkisi ile Türkiye içindeki oyunların arkasındaki baş aktördür. Küresel Sermaye ve onun bölgedeki kuklaları olan Suudi Arabistan ve daha geniş ölçekte Körfez İşbirliği Konseyi üyesi ülkeler bugünkü çatışam ve çekişmelerin perde arkasındaki adresleridir. Son yıllarda Ukrayna, Ortadoğu ve İngiltere’de kukla hükümetler üzerinden Küresel Sermayenin ABD ve Avrupa’daki ayakları olan Rockefeller ve Rothschilds birbirilerine karşı önemli hamleler yaptılar. Ukrayna’da Rockefeller’in paralı askerlerinin amacı Rus gazının Avrupa’ya uzanan Ukrayna ayağını kesmekti. Rus gazprom, Avrupa’ya ihraç ettiği gazı Euro, Ruble veya diğer döviz üzerinden fiyatlandırıyordu. Gazın kesilmesi   en çok Almanya’yı ilgilendiriyordu ve bu yüzden Ukrayna gelişmelerine soğuk bakıyorlar. Amerikanın Irak’tan Suriye’ye kuracağı Kürt kordidoru ve Suriye’deki kuzey ve güney etki bölgelerini birleştirme gayreti Rockefeller’in şirketlerine hediye edilecek. Rothschild ailesi Rus gazının Irak ve Suriye üzerinden diğer bir büyük boru hattı ile ihraç edilmesine karşı2. Ruslar, Suriye ve Irak’taki gazprom yatırımlarından vazgeçiyor, sadece Suriye’deki askeri üsleri ile yetinecek gibi gözüküyorlar. Nathaniel Rothschild, Suudi petrolünün ABD’nin kurmaya çalıştığı Kürdistan’ın güneyinden yani IŞİD’tan boşalacak bölgeden Suriye-İsrail üzerinden ihracını planlıyordu. Bugün Libya, Irak, Suriye ve Yemen’de yaşanan savaşlar ve hatta Suudilerin içinde yaşanan son Prens tutuklamaları dahi perde arkasında küresel sermayenin kendi içindeki mücadelesinin yeni dönemeçleridir. Bu makalede, söz konusu mücadelenin Ortadoğu’da geldiği aşamayı ve yeni planlarını ele alacağız.

Ortadoğu’nun kukla devletleri; Suudi Arabistan ve Körfez Ülkeleri

Son iki yüz yıldır dünyada sanayi kapital ile finansal kapital arasında mücadele var. 1929 Büyük Depresyonu sonrası ABD başkanı Franklin D. Roosevelt, Yeni Anlaşma (New Deal) ile sanayi kapitalizmine geri dönüşü sağlamıştı. 1970’lerde Rockefeller ailesi dünyada finansal kapital dönemini yeniden başlattı. Petrol ticareti için altın yerine dolar kullanılmaya başlandı. Biraz geriye gidecek olursak, Hindistan ve Çin başta olmak üzere Asya’daki İngiliz sömürgeciliğinin ana vasıtası olan Britanya Doğu Hint Şirketi, 1776’da merkezini bugünkü Kuveyt’e taşımıştı. İngilizler tarafından Hint Okyanusu’nu kontrol etmek için stratejik önemde görülen Kuveyt, Irak’tan oyulan topraklarla oluşturuldu ve İngiliz korumasına alındı. 1914’te Şeyh Mübarek El Sabah’a Osmanlıya karşı savaşma karşılığı bağımsızlık vaat edildi. 1920’de San Remo Anlaşması ile İngiltere ve Fransa, Ortadoğu petrollerini paylaştılar. Savaş sonunda Ortadoğu’da Osmanlı’dan alınan topraklar üzerinde petrol paylaşım bölgelerine göre cetvelle çizilmiş suni devletler kurulurken Körfez’de de İngiliz koruması altında bugünkü devlet taslakları ortaya çıktı. Açık Kapı Politikası’nı ilan eden ABD de, Ortadoğu’da petrol oyununa katıldı. ABD’den Rockefeller’in Standard Oil’i (Exxon, Mobil, Chevron’un babası), Texaco ve Gulf, İngilizlerin BP ile çoğunluğu Hollanda krallığı ve Rothchild’e ait Royal Dutch/Shell ve Fransız Compaignie de Petroles bu paylaşımın şirketleri oldular. Irak Petrol Şirketi ve İran Konsorsiyumu Avrupalı şirketler, Suudi ARAMCO ise ABD’liler tarafından kontrole alındı. 1949 yılına kadar ABD’nin dört atlısı Ortadoğu petrolünün %42’sini, Anglo-Dutch şirketleri %52’sini, geri kalan %8’ini ise Elf Total Fina ve diğer küçük petrol şirketleri kontrol ediyordu3.


Fotoğraf: ABD Başkanı Franklin Roosevelt ve Suudi Kralı Abdülaziz (1945)

Not: ABD Başkanı Franklin Roosevelt, 1945 yılında Süveyş Kanalı’nda demirleyen U.S.S. Quincy savaş gemisinde Suudi Kralı Abdülaziz ile petrol karşılığı güvenlik anlaşması yapıyor.

Ortadoğu’yu 1950’lerde İngilizlerden devralan ABD, bir Arap aristokrat tabakası yetiştirdi; bir şah (İran), sultanlar (Abu Dabi, Umman), emirler (Bahreyn, Kuveyt, Katar, Dubai) ve krallar (Suudi Arabistan, Ürdün, Fas). Fas’tan İran’a bu geçişli bölgede Amerikan silahlarına bağımlı askeri ittifaklarla kendine sadık rejimler oluşturdu. Bu ülkelerde ülke iç güvenliği, Amerikan sermayesinin gelişi, ülke elitlerinin özel beklentileri için CIA desteği sağlandı4. 1974 yılında petrol fiyatları aniden artınca ABD ile Suudi Arabistan arasında yapılan gizli anlaşmalar ile Petro-dolarların Amerikan ekonomisine dönüşü garanti altına alındı5. Anlaşma, ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger tarafından yapıldı. Petrol, dolar karşılığı satılacak, karşılığında ABD, Suudi Arabistan’a silah satacaktı. Bunun Suudiler için en büyük faydası, Suudi hanedanını iktidarda tutma garantisi idi6. Artık ABD doları altın ile değil petrol ile destekleniyordu. Petrol almak isteyen her ülke FED’ten para satın almak zorunda idi. Bu borç paralar sadece kâğıt üzerinde veri idi ama yüzmilyarlarca dolar bu yolla ABD bankalarına yazıldı. Bu paraların gerçek olarak alınması ya da karşılığının başka şekillerde alınması için IMF’ye finansal polis görevi verildi. Körfez şeyhlerinin bu garanti parası, ABD borçlarının satın alınması demektir. Arap emirleri ve onların elit dostları aynı zamanda CIA’nın örtülü operasyonlarını finanse eder7, fazla paraları ile ABD silahı da alarak böylece ülke içinde kendi hanedanlıklarının ayakta kalmasını sigorta altına alırlar. 1973 yılından beri ABD silah satışlarının %65’i Ortadoğu’ya gitmiştir. Savaşların arkasında 'petrol şirketleri'nin, yani dünya piyasasına egemen olan BP-Amarco, Texaco-Chevron, Exxon, Mobil, Royal/Dutch Shell’in elleri bulunmaktadır. Ortadoğu'da petrol üreten ülkelerin, yönetimlerini sürdürmeleri ABD'nin çıkarlarına bağlıdır. Yoksa sonları Irak ya da Libya gibi olur.

Amerikalılar tarafından iç ve dış düşmanlarından korunmak üzere 1950’lerden itibaren tahtı rehin alınan Suudi Kralı, Batıya sürekli ve ucuz petrol sağlamakla görevlendirilmişti. Suudi Muhafız Ordusu SAIC, Booz Hamilton, TRW ve Vinnell Corp. Gibi Amerikan şirketleri tarafından eğitilmeye başlandı. Kral kendi vatandaşlarına güvenmediği için hava kuvvetleri, ABD tarafından eğitilen Pakistanlı ve Mısırlı pilotlara bırakıldı. Suudiler, CIA/MI6/MOSSAD’ın dünya genelindeki örtülü operasyonlarının ana finansörü oldular8. Hillary Clinton’un 2009’da yazdığı mailllerde Suudilerin cihatçı terörizmi finanse ettiği ile ilgili sözleri Wikileaks belgelerine de yansıdı. Suudi Arabistan din terörizmi üzerine kurulmuş, Vahabiliğin devlet ideolojisi olduğu bir ülkedir. 1741’den beri Vahabiliğin İslam anlayışının bugünkü IŞİD’tan farkı yoktur. Son 50 yıldır Suudi Arabistan Vahabizmin diğer bir ifadesi olan Sünni Selefizm ile tüm radikal cihatçı hareketlerin (El Kaide, İŞİD, Boko Haram, Eş Şebab vb.) finansörlüğünü yapıyor. Terör madalyonunun iki tarafında da olan ABD, Suudi Arabistan kraliyet tahtının garantörü ve onun terör faaliyetlerinin ana silah tedarikçisidir. 11 Eylül saldırılarını yapan 19 teröristten 15’i Suudi kökenli olmasına rağmen ABD, Afganistan ve Irak’a saldırdı.

İngiltere, 1961-1971 yılları arasında Körfez ülkelerine bağımsızlığını verirken buradaki etkisi sona ermedi. Altı Körfez ülkesini yöneten ailelerin koruması İngiliz paralı askerlerine verildi. Bu tek aileli monarşiler zaten İngiliz sömürgeciler tarafından Ortadoğu’daki planları için seçilmişti ve bu altı aile arasında da bağlar kurulmuştu. Libya ve Suriye’ye yapılan askeri operasyonlara bu altı ailenin ve Suudi Arabistan’ın verdiği destek Rothschild/Rockefeller’e yeni petrol sahaları kazandırmaktan öte bir şey değildi. Körfez İşbirliği Konseyi’nin altı ülkesi (Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn, BAE, Umman ve Katar) Batının vekil devletleri olarak Ortadoğu’da sahne gerisinde kirli roller oynamaktadırlar. Libya’da El Kaide teröristlerini silahlandıran ve Suriye’de de aynı teröristlerle iç savaşan çıkaran bu ülkelerin nasıl bir araya getirildiği az bilinmektedir. Hikâye 1979’daki İran Devrimi döneminde başlamaktadır. İran Şahı kaçınca ve İran Konsorsiyumu millileştirilince Rockefeller/Rothschild’in sahibi olduğu dört atlı (Exxon Mobil, Chevron Texaco, BP Amoco ve Royal Dutch/Shell) İran Körfezi’ndeki ham petrolü emniyete almak için yeni bir güvenlik sistemine ihtiyaç duydular. Körfez İşbirliği Konseyi içindeki altı ülke Ortadoğu petrolünün %66.5’ine dünya petrol rezervlerinin %42’sine sahipler. Suudiler, tek başına dünya petrol rezervlerinin %26’sına sahipler. 1981’de ABD ve Suudi hükümetleri Körfez İşbirliği Konseyi’ni kurduklarında Umman hariç hepsi OPEC üyesi idi. İran, Irak, Venezüella, Endonezya, Cezayir ve Nijerya gibi OPEC ülkeleri petrolü millileştirirken KİK üyeleri özelleştirdiler ve Dört Atlı’nın elinde olan petrol şirketlerinin verdiği paralardan kukla ülkeleri değil rüşvet ve yolsuzluk ağı içindeki elitleri faydalandı. KİK aynı zamanda Suriye, Lübnan ve Mısır gibi geleneksel ve milliyetçi jeopolitikten sapma idi. KİK Ekonomik Anlaşması ile ekonomileri tamamen liberalleştirildi, Batılı banka ve şirketlerin doğrudan yatırımlarına açıldı, serbest ticaret bölgeleri oluşturuldu. KİK ülkelerine gelen yabancı işçiler petrol eliti için ucuz iş oldu.

Ortadoğu’daki Küresel Sermaye rekabeti

Trump ise finansal küreselleşmeye karşı. Onunla birlikte sanayi kapital ve ekonomide şirket hâkimiyeti öne çıkıyor. ABD’deki güç merkezlerinin son durumunu şu şekilde özetleyebiliriz9;

-Ekonomik güç eliti olan İsrail yanlıları ve Wall Street CEO’ları; Trump yönetiminde ekonomik ve siyasi kadrolara hakimler. Trump’ın üvey oğlu ve Ortodoks Yahudi olan Jared Kushner Ortadoğu konusunda baş danışmanı. Kushner, ABD’nin İsrail büyükelçisi David Friedman ve Jason Greenblatt ile birlikte Ortadoğu politikalarına İsrail ayarı veriyorlar. Wall Street’ten ise Hazine Bakanı Steven Mnuchin (eski Goldman Sach CEO’su), Gary Cohn (Wall Street’en danışmanı), Llyod Blankfein (Goldman Sach) gibi isimler öneçıkıyor10.

-Milli kapitalist elit; Trump’ın ekonomik milli müttefikkleri arasında stratejist ve ideologu olan Steve Bannon, CIA Direktörü Mike Pompeo, Beyaz Saray Ticaret Konseyi’ndeki Peter Navarro, Rotshchild’in eski direktörü ve şimdiki Ticaret Bakanı Wilbur Ross gibi isimler başı çekiyor.

-Güvenlik ve savunma sanayi kompleksine bağlı Pentagon Generalleri; Trump’a yakın fanatik general grubunun başında Savunma Bakanı James Mattis (Çılgın Köpek lakaplı), Korgeneral H.R. McMaster (Ortadoğu savaşları konusunda danışman), Korgeneral John Kelly (Ortadoğu’da rejim değiştirme meraklısı)sıralanabilir.

-Küresel sermayenin iş eliti; Exxon Mobil CEO’su ve Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ile Enerji Bakanı Rick Perry gibi isimler sayılmaktadır.

Yukarıdaki grupların içinde en etkili olanlar ekonomik elit ve generallerdir. Onları iş eliti ve milli kapitalistler izlemektedir. Bu kişiler belirli bir partiden gelmemekte, sık sık güç mücadelesi içinde yer değiştirmektedirler. Obama döneminde Wall Street ve Pentagon, Silikon Vadisi ve kitlesel medya ile gücü paylaşmıştı. Küresel bir emperyalist strateji içinde savaş alanları, serbest ticaret anlaşmaları seçilmişti. Trump döneminin başlaması ile küresel ekonomik ve askeri elit, ekonomik milliyetçiler, fabrika işçileri ve korumacı iş eliti ile ittifak yaptı. Trump’ın kilit ekonomik kadroları İsrail yanlısı neoliberaller ve ekonomik milliyetçiler arasında paylaşıldı ancak sekiz ay sonra bu grubun yerine Trump’ın generalleri ile ittifak halindeki Siyonist-küreselciler geldi. Trump, Bannon’un ekonomik milliyetçi stratejsini Obama’nın çoklu savaş askeri yaklaşımı ile değiştirdi ve artık ABD gücünü emekli general elit yönetiyor.

İsrail ayarı alan Trump, Suudi Arabistan ile ilgili şantaj politikasında akıl almaz yöntemler uyguluyor. Bu aslında ABD’deki Rockefeller kanadı ile küresel sermayenin Avrupa’da ki kurgusunun beyni olan Rothschild ailesi arasındaki son dönemde artan çekişmenin de bir parçasıdır. Suudi Arabistan’a giden Trump, şantajın ilk ayağında yüzmilyarlarca dolarlık modası geçmiş silahı bu ülkeye zorla satma anlaşmaları yaptı. Şimdi Trump yönetimi seçim döneminde aleyhine çalışan Suudi prenslerinin servetlerine el koyuyor. Suudi Prensler, ABD ajanları ve paralı askerler tarafından sorgulanırken, bu süreçte Prenslere 'işkence' ediliyor. Gözaltında bulunan Prenslerin banka hesapları dondurularak, toplam 194 milyar dolarlık bir miktara el konuldu. Bu prenslerden birisi Lübnan başbakanı Hariri ile de ortak olduğu için Suudi Arabistan’da rehin alındı. Ancak, bu şirkete ortak olan Fransa, Hariri’yi kurtardı. Şu anda rehin tutulan prensleri Amerikan özel istihbarat şirketi Blackwater sorguluyor. Suudi Arabistan’da prenslerin havadan kazandıkları ve el konulacak paranın 1 trilyon dolar civarında olduğu söyleniyor.

Wikileaks belgelerini yayan Julian Assange ile yakın ilişkileri ortaya çıkan David de Rothschild, Fransa’nın yeni başkanı Sosyalist Macron’u da bulan kişidir. Macron, 2008 yılında Rothschild’s & Co Banque bankası içinde kariyer yapmaya başladı. 2012 yılında Hollande başkan olduğunda Macron bankadan ayrıldı ve Elysee Sarayı’nda genel sekreter yardımcısı olarak çalışmaya başladı. 2014 yılında ise Ekonomi ve Sanayi Bakanlığı’nda Fransız pazarının liberalleşmesi görevi aldı. Başkanlık seçimlerine girdiğinde Fransız medyası onu Rothschild’in adayı olarak tanıttı. 13 Haziran 2017’de Sınır Tanımayan Doktorlar örgütünün başındaki Richard Rockefeller öldü. Bu örgüt dünya genelinde beş yaşın altındaki çocuklara aşı yapıyordu. Rockefeller’a ait düşünce merkezlerinin dünya nüfusunu azaltma çalışmaları bilindiğinden aşı faaliyetlerinin amacı da şüpheli idi. Bu ailelerin  şampuan,  sabun, diş macunu gibi ürünlere sperm öldüren kimyasallar koydukları ve günlük yiyeceklerimize kansere neden olan kimyasal katkılar koydukları iddia edilmektedir. Son olarak 18 Kasım 2017’de Rothchild’lerin İngiltere’deki evlerinin yakınında bir helikopter şüpheli bir şekilde düştü ve dört kişiöldü.

Siyonist Plan ve Kudüs

ABD’de çoğu güney eyaletlerinde yaşayan 40 milyonda fazla Hıristiyan Siyonist, İsrail’i desteklemenin kendilerine İncil’den verilen bir görev olduğunu düşünmektedir. ABD’deki İsrail yanlısı en büyük bloku temsil eden bu köktenciler, Tanrı’nın İsrail’e görev verdiğini ve Yahudilerin seçilmiş halk olduğunu düşünmektedir. Siyonist evanjeliklere göre Tanrı verdiği sözü tutacaktır. Bu bir Yahudilik bağı değil, dini inanış gereğidir11. Evanjelik Hıristiyan Siyonistler, Yahudi Siyonistlerle yakın ortaklık içinde Beyaz Saray ve böylece ABD Başkanlığını kontrol etmektedir. Bu kontrol, ABD’nin dış politikası özellikle Ortadoğu üzerinde etkili olmaktadır. ABD, kendi halkının ödediği vergiler ile her yıl İsrail’e milyarlarca dolar değerinde silah ve araç vermektedir. Eski NATO Komutanı Wesley Clarck’ın açıkladığı gibi Pentagon’un beş yıllık yol haritasında yedi ülkede (Irak, Suriye, Lübnan, Libya, İran, Somali ve Sudan) ile savaş vardı. Trump dönemine ise İsrail ve Suudi Arabistan ile birlikte İran’a karşı yapılacak savaş düştü. Şimdi bu savaşın sahnesi geliştiriliyor. Siyonist Plan, İslam ülkelerinin kukla devletler (Suudi Arabistan ve Körfez Ülkeleri) kullanılarak bir araya gelmesinin önlenmesini, yeni Ortadoğu haritası ile küçük devletlere bölünmesini ve İsrail’in bölgesel bir emperyal güç haline gelmesini öngörüyor12. Tıpkı son beş yılda olduğu gibi İran senaryosunda da İsrail’e öncü görev verilmiyor, özel bir askeri misyon yüklenmiyor. Bununla beraber savaşı tetiklemek için bir İsrail provokasyonu yani saldırısı öngörülüyor. 2004’de yapılan senaryoya göre, İran karşılık verince Batılı ülkeler İsrail’i savunma görevi ile harekete geçecekler. Suriye’deki ABD’nin de facto Kürt bölgeleri yani etki sahası ve üsleri ise bu dönemde çok işe yarayacak. ABD, Türkiye’ye hava savunma füzelerini yasaklaya dursun, İsrail’i İran füzelerine karşı koyacak X Band radar sistemlerini 2009’da kendi eliyle kurdu ve Pentagon hava savunma sistemine entegre edildi.

ABD Başkanı Trump’ı David Rockefeller iktidara taşımıştı ve onunla bir Üçüncü Dünya Savaşı’na gidecek yolu açacaktı. Ancak yerini alan Jacob Rockefeller, Trump’ı istemiyor ama Kudüs’ü başkent ilan etme karşılığında geçici bir koruma sağladı. Küresel sermaye içinde uzun zamandır yaşanan Rockefeller ve Rothschild çekişmesi yeni bir döneme girdi. Amerikan askeri gücünü elinde tutan Rockefeller ailesi, Evangelizm ile Yahudiliğe de hizmet ettiğini iddia ediyor ve dünya liderliğinde Rothschild ailesini pasifize etmeye çalışıyor. Dünyadaki para, altın tüm değişim birimlerini kontrol ettiklerini söyleyen Avrupa’daki Rothchild ailesi ise Yahudiliğin gerçek adresi ve dünya lideri olarak kendilerini görüyorlar.

Yani dünyadaki savaşların arkasında Rockefeller, paranın arkasında Rosthschild var. Ortadoğu’ya gelecek olursak Katar gazının arkasında da olan Rothscild, Suudi Arabistan petrolünü İsrail’e taşımak istiyor. Trump’ın tutuklattığı Suudi prensleri Rothschild’in ortakları idi. Suriye’nin ve Irak’ın içinin oyulması ile yeni Ortadoğu haritası şekillenmeye başlıyor. Suudi cephesindeki Kürdistan destekçileri İsrail ile Neocon ve Neoliberalller şimdi Suudi Arabistan’ın içini düzenliyor13. Esat karşıtı Avrupa cephesi ise kaos içindedir. Fransa, Hariri’yi kurtarayım darken Lübnan’tamamen İran’ın etki sahasına bırakıyor. Almanya’da küreselciler ile ulusalcılar arasındaki çekişme seçimleri ve Merkel’in kaderini belirleyecek. İngiltere’de ise istikrarsız bir hükümet var ve AB ile zorlu görüşmelerle meşgul. Bu üç ülkenin Suriye’ye ayıracak ne zamanı ne de parası var. Yeni Ortadoğu’da IŞİD’in yok olması ile yeni çatışmalar için yakın-sona giriyoruz. Kartlar yeniden dağıtılıyor ama safları küresel sermaye ve arkasındaki İsrail belirliyor. Kudüs ise yeni savaşların tetikleneceği yer.

Dipnotlar:

1 Küresel Sermaye’nin geçmişi ve Türkiye’deki uzantılarıiçin bakınız; Sait Yılmaz, Küresel Sermaye ve Türkiye, Kaynak Yayınları, (İstanbul, 2017).

2 Voice of Russia, http://voiceofrussia.com/2014_06_18/Putins-aide-proposes-anti-dollar-alliance-to-force-US- to-end-Ukraines-civil-war-8030/

3 Dean Henderson, Big Oil & Their Bankers In The Persian Gulf: Four Horsemen, Eight Families & Their Global Intelligence, Narcotics & Terror Network, CreateSpace, (2010), 132.

4 Henderson, ibid, (2010), p.41.

5 Peter Dale Scott, American War Machine: Deep Politics, the CIA Global Drug Connection, and the Road to Afghanistan, Rowman & Littlefield Publishers, 2010, p.316.

6 Ellen Hodgson Brown, Web of Debt, Third Millennium Press, (2007), p.142.

7 CIA’nın Ortadoğu’daki örtülüopersyonlarıiçin bakınız; Sait Yılmaz, İsmail Alagöz, CIA ve Ortadoğu, Kripto Yayınları, (Ankara, 2017).

8 Henderson, ibid, (2010), 144.

9 James Petras, Who Rules America? The Power Elite in the Time of Trump, Global Research, (September 13, 2017).

10 William D. Cohan, Can Wall Street Save Trump From Himself? Atlantic, (April 2007 Issue).

11 Hans Stehling, Christian Zionists in America, (Global Research, December 09, 2017).

12 Israel Shahak, “Greater Israel”: The Zionist Plan for the Middle East, Association of Arab-American University Graduates, (December 08,2017).

13 Federico Pieraccini, The End of the Syrian War Is the Beginning of a New Middle Eastern Order, Strategic Culture Foundation, (November 28, 2017).

Bu yazı 1434 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı