Hoşgeldiniz; Bugün 20 Kasım 2017 Pazartesi
Orta Doğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi|01 Kasım 2017 Çarşamba

Barzani'nin İstifası ve IKBY'de İç Dinamikler

Serhat Erkmen tarafından yazıldı.

 

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani, 29 Ekim 2017'de Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Parlamentosu'na gönderdiği bir mektupla 1 Kasım'dan itibaren Bölge Başkanlığı görevine devam etmeyeceğini ilan etti.

Barzani'nin görev süresini uzatmaması sürpriz değil. Bir süredir konuşulan, ancak engelleneceği düşünülen bir hamleydi. Peki Barzani neden istifa etti/görev süresinin uzatılmamasını istedi? 

İlk neden, bağımsızlık referandumu sonucundaki başarısızlık. Gorran, Kürdistan İslami Grubu ve KYB'nin önemli bir kısmı referandumun zamanlamasına karşı çıkıyordu. Bu durumda, Barzani referandumun tüm olası getirilerini ve risklerini üzerine alarak süreci tamamladı. Referandum dış destek alabilse ve Irak hükümetinin karşı hamlesini engelleyebilseydi, o zaman bugünkü istifa durumundan bahsedilemezdi. Her ne kadar, Mesut Barzani, hala IKBY'deki en güçlü ve önemli siyasi aktör olsa da KDP dışındaki siyasi partiler, bölge ülkeleri ve uluslararası güçler tarafından karşılaşılan politik bölünmüşlük, askeri yenilgi ve toplumsal kutuplaşmanın baş aktörü olarak görülüyor. Görevini sürdürdüğü sürece bu durum devam edecekti.

İkinci neden, IKBY'nin içine sürüklendiği bu dönemde daha fazla yıpranmamak. İstifa, Barzani'nin siyasi alandan tamamen çekilmesi anlamına gelmiyor. Tersine, muhtemelen, gittikçe kötüleşen ekonomik ve siyasal durumun baş mimarı olarak ön planda olmaktansa krizin çözülememesi durumunda "kurtarıcı" olarak geri çağrılmayı öngörüyor olabilir.

Üçüncü neden ise bölge ülkelerinin ve uluslararası güçlerin Barzani'nin referandum karşısındaki inatçı tutumu nedeniyle ortaya çıkan dışlayıcı tutumunu bir şekilde aşmak.

Oğulların ve yeğenlerin devri mi başlıyor?

Öncelikle, Mesut Barzani'nin istifasının IKBY siyasetinde ailenin ve aileden gelen aktörlerin önemini ortadan kaldıracağını beklemek çok yanlış. Neredeyse tüm önemli siyasi figürler arasında soy ya da evlilik bağı bulunuyor. Üstelik, bu KDP ile sınırlı değil. KYB'de de aynı durum görülebilir. Mevcut duruma çare olarak önerilen isimlerin eski kuşak siyasilerin çocukları ya da yeğenleri olduğu unutulmamalı. Mesut Barzani'nin boşluğunu dolduracak isimler olarak ortaya Neçirvan ve Mesrur Barzani öne sürülürken, Celal Talabani'nin mirasını oğullarının mı yeğenlerinin mi sürdüreceği tartışılıyor.

Evet, Kuzey Irak'ta eski kuşak siyasetçilerin yerini yeni nesil alıyor. Celal Talabani ve Nevsirvan Mustafa öldü; Mesut Barzani ise geri adım attı. Eski kuşağın geri kalan önemli aktörlerinin çoğu siyasi alandan ziyade askeri alanda etkinliği daha fazla olan kişiler. Fakat ister siyasi ister askeri kanattaki eski kuşağın yerini alan yeni neslin önemli bir kısmı oğullar, yeğenler ve damatlardan oluşuyor. Elbette, bunun istisnaları var. Gorran'da durum daha farklı, fakat hala IKBY'nin siyasi, ekonomik ve askeri olarak en güçlü aktörleri aileler.

Şimdilerde en önemli beklenti, aile içi sorunların ön plana çıkması ve potansiyel halefler arasında açık bir güç mücadelesi yaşanması. Ancak bence bu beklenti gerçekçi değil. Mesut Barzani hayatta olduğu ve ipleri elinde tutmaya devam ettiği sürece Mesrur ve Necirvan Barzani arasında yıllardır devam eden güç mücadelesinin açıktan bir siyasi çatışmaya dönüşmesi zayıf bir olasılık. Aynı olgu, Talabani ailesi için de geçerli. Diğer önemli aktörlerle karmaşık bir aile bağlarına sahip olan oğullar ve yeğenler, Hero Talabani'nin baskın gücü ortadayken taraf değiştirip açıkça sürtüşmeye giremez. Bu nedenle, IKBY'deki siyasette ailelerin etkisi önümüzdeki dönemde hala güçlü olmaya devam etse de sadece konuyu yakından gözlemleyenlerin farkedebileceği bir düzeyde olmaya devam edecek.

İkincisi, kısa vadede IKBY'de acil çözüm bekleyen sorunlar var. Bunların başında ekonomik sorunlar geliyor. Yeni meclis ve hükümet oluşuncaya kadar Necirvan Barzani mevcut başbakan olması nedeniyle ön plana çıkacaktır. Bunu ABD'nin Mesut Barzani'nin istifasına yaptığı yazılı açıklamada da görmek mümkün. Üstelik, Necirvan Barzani, referandum sürecinde açıktan destek siyaseti yürütmedi. Bu durum İran ve Türkiye tarafından not edilmişti. Buna ek olarak, Necirvan Barzani'nin Türkiye'ye daha yakın olduğu da bir gerçek. Türkiye'nin Irak'taki önceliği bağımsızlık sürecinin önüne geçmekti. IKBY'deki etkinliğini tamamen yitirmek istemeyeceği açık. Bağdat ile Erbil arasında sınır kapıları dahil olmak üzere bir anlaşma yapıldıktan sonra Türkiye'nin Necirvan Barzani'nin ön plana çıkacağı bir IKBY hükümetini dışlaması beklenmemeli. Bu nedenle Kasım ve Aralık aylarında yeni ziyaretler ve yumuşama mesajları şaşırtıcı olmaz. 

Üçüncüsü ise IKBY'de siyasetin doğasına dair yaşanacak gelişmeler. Çok fazla tartışılmasa da bölgenin siyaseten ikiye bölündüğü söylenebilir. Bu ikiye bölünmenin önüne geçebilecek tek şey açık ve şeffaf bir seçim. Oysa, bölgede yapılan tüm seçimler yeni sorunları getiriyor. Unutmamalı ki; 1 ay öncesine kadar bağımsız olacağına inanan bir halk ve onun bayraktarlığını yapan bir siyasi kurum bulunuyordu. Bugün ise Irak ordusu karşısında varlık gösteremeden yenilmiş, ekonomik olarak çökmüş ve bu süreçte uluslararası ortamda yalnız kaldığını düşünen bir yönetim var var. Bu ortaya ciddi miktarda tepki oyu çıkarabilir.

İç dinamikler yeni ittifakların önünü açar mı?

Belki de yakın geleceği en önemli siyasi hamlesi, Barham Salih'in yaptığı gibi eski siyasi partisinden ayrılıp, tepkiyi bünyesinde toplayabilecek, dış destek alabilecek ve bölge ülkeleriyle yakın çalışabilecek bir oluşumun ortaya çıkması. Bir yandan muhalefetin söylemlerini bünyesinde barındıran diğer yandan yönetme tecrübesi barındıran bir ittifak doğması şaşırtıcı olmamalı. Belki de KDP ve KYB bünyesinden başbakanlık ya da bakanlık yapmış isimlerin de yer alabileceği bir oluşum ortaya çıkıp seçimlerde herkesi yanıltabilir. Bu durumda, IKBY'de siyaset kökten değişebilir. Fakat gerçekleşmezse, kısa vadede siyasette sadece kozmetik değişimler yaşanacak ve 2003'ten sonraki denge eski yöntemlerle korunmaya çalışacaktır ki; hala en geçerli olasılık budur.

 

 

Not: 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Ortadoğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi Başkanı Doç. Dr. Serhat Erkmen’in bu analizi ilk olarak DW Türkçe’de yayımlanmıştır.

Bu yazı 924 defa okundu.
google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı