Hoşgeldiniz; Bugün 24 Ekim 2017 Salı
Orta Doğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi|30 Haziran 2017 Cuma

IŞİD'in 3 Yılı: Nereden Nereye?

Serhat Erkmen tarafından yazıldı.

3 yıl önce 29 Haziran 2014'te, Musul'da Ebubekir Bağdadi, 1 yıl kadar önce kurulan IŞİD'in temelleri üzerine bir "İslam Devleti" ilan etti. Bağdadi'nin "Cihat" ve "hicret" çağrılarıyla yüklü ateşli konuşmasının Ortadoğu'da yeni bir dönemin açtığı kısa sürede belli oldu. Son 3 yılda dünyanın hem en çok tartışılan terör örgütü haline gelen IŞİD, bugün artık yıkılmanın eşiğinde. Peki, mevcut haliyle sona ermekte olan IŞİD'in yok olduğunu söyleyebilir miyiz?

IŞİD: Nereden, Nereye?

IŞİD, hakkında iki önemli olgu anlaşılamamış görünüyor. IŞİD'in bir ön devlet yapısı şeklinde ortaya çıkardığı toprak bütünlüğünün ortadan kaldırılması onu yok etmeye yaramayacak. İkincisi "basit çözümler" ne Avrupa'yı ne de dünyanın geri kalanını daha güvenli kılmayacak.

Öncelikle IŞİD'le mücadele stratejisini ele alalım. Stratejinin ilk ayağı IŞİD'in sözde "devlet" yapılanmasını yıkmak oldu. IŞİD'le mücadele stratejisi baştan itibaren temel bir mantığa dayanıyor. IŞİD, ülkesi olan bir devlet kurmaya çalışıyorsa gelir kaynakları kurutulmalı, askeri kapasitesi ortadan kaldırılmalı, örgütün liderliği hedef alınmalı ve yapısı çökertilmeli. Böylece çevresine tehdit yaratabilecek bir yapı olmaktan çıkar ve terörle mücadele yöntemleriyle baş edilebilecek bir hale indirgenebilir.

Bu mantık doğrultusunda, IŞİD'le mücadele örgütün gelir kaynaklarının kesilmesiyle başladı. Askeri kapasitesi ise 2015 başından itibaren yoğun bir biçimde hedef alınmaya başlandı. ABD'nin Bağdat'a, Erbil'e ve PYD'ye, İran'ın Bağdat'a, Türkiye'nin ÖSO'ya, Rusya'nın Şam'a verdiği askeri destek IŞİD'in eş zamanlı olarak birçok cephede baskı altına alınmasına neden oldu. Buna ek olarak ABD taktik ve stratejik hava harekatlarıyla, Rusya Palmira'daki operasyonlarıyla, Türkiye Fırat Kalkanı'yla, 3 yıl öncesinde Ortadoğu'da bir iki istisna dışında tüm devletlerin ordularına rahatlıkla kafa tutabilecek nitelik ve niceliğe ulaşan IŞİD'i 3 yılın sonunda kaçınılmaz bir askeri yenilgiye itti.

Örgütün liderliği ise son üç yılda büyük değişimler geçirdi. 2014 Haziran'ında örgütün üst yönetiminde bulunanlardan sadece birkaçı hala hayatta. Liderinin henüz yaşadığı düşünülüyor. Fakat, askeri, idari, dini ve mali örgütlenmesinde önemli rol oynayan pekçok liderini ve orta seviye yöneticisini kaybetti. Ancak, şaşırtıcı bir biçimde yerine yenileri gelmeye devam ediyor. Artık şunun netleştiği söylenebilir: IŞİD sadece lider kültü üstünde yükselen bir örgüt değil. Liderini kaybetse dahi, varlığını koruyabilecek bir geleneği oluştu.

IŞİD'le mücadelenin ikinci ayağı ise "basit çözümler" üretmek. En basit çözüm, diğer örgütler gibi mücadele etmek. Sahada bir müttefik bul, onu silahlandır, hava desteği sağla ve onu yok et. "Basit çözüm"lere son örnek ise IŞİD'e katılan binlerce Avrupalı ve Asyalının bulundukları (Suriye ya da Irak'ta) yerde öldürülmesi.

ABD'nin IŞİD'le Mücadele Koalisyonu Özel Temsilcisi Brett McGurk'un sözlerinde görülen bu yaklaşım basit ama etkin bir çözüm olarak gösteriliyor. Hangi ülkeden olursa olsun yabancıları olduğu yerde öldürmek sadece yeni kahramanlık hikayeleri üretir. Geçmişte de böyle oldu. Afganistan, Çeçenistan, Irak, Somali ve diğerlerine gidip de ölenleri kahramanlaştıran hikayelerin yeni eleman teminine etkisi unutulmamalı.

IŞİD'in gücünün arkasında ne var?

Üstelik, mevcut askeri stratejinin "başarısı"nın perdelediği iki gerçek daha var. Bunlardan birincisi askeri gücü üç sene öncesinde sahip olduğunun onda birine inen bir örgüt olmasına rağmen IŞİD'in Musul'un son mahallesine kadar direnmesi. İntihar eylemcilerinin yaşları ve sayısı ciddi bir adanmışlık göstergesi. Üstelik, IŞİD Irak ve Suriye'de kritik topraklarını ve gelir kaynaklarını adım adım kaybetmesine rağmen örgütsel bir çöküş ile kolay bir yenilgiye uğramadı.

İkinci gerçek ise özellikle Irak'ta örgütün sergilediği operasyonlar. IŞİD büyüdükçe kolay hedef oldu. Ama küçüldükçe bulmak ve mücadele etmek zorlaşacak. Taktik ve operasyonel düzeyde bölgedeki muhataplarına göre çok daha tecrübeli. Bugün için, Irak ve Suriye'de örgütü ortaya çıkan taban, desteğini çekmiş görünüyor. Fakat, galiplerin uygulamaları IŞİD'in ortaya çıkmasından önce yaşananları andırıyor. Rakka'dan kaçan sivillere yapılanlar, Musul'daki görüntüler sosyal medyada yer aldıkça halkların içindeki düşmanlıklar artıyor.

Elbette, batı dünyası için öncelikli sorunlar var. En öncelikli sorun, Avrupa'daki terör saldırılarının durdurulması. IŞİD, yeni bir saldırı çağı açtı. Ucuz ve kışkırtıcı. Ucuz, çünkü büyük silahlara, bombalara veya ağır bir askeri eğitime ihtiyaç duymuyor. Kışkırtıcı çünkü sık tekrarlanabilir ve her yerde olabilir. Fakat şu unutulmamalı, bu yöntemleri IŞİD keşfetmedi. Daha önce benzer çağrıları başkaları da yaptı ama dinleyen sayısı çok azdı.

IŞİD neden daha ikna edici?

Propaganda araçlarını etkin kullanımının önemi unutulmamalı. Fakat başka nokta da var; IŞİD, Asya ya da Avrupa'da potansiyel takipçilerine çoktan bir kimlik sağladı. Bu kimlik aynı grubun parçası olduğuna inananlar arasında kurulan sanal bir vatandaşlık bağı. Artık, şartlar Irak'a ya da Suriye'ye gitmeye izin vermiyorsa bulundukları yerlerde aidiyet duydukları gruba sadakatlerini kanıtlamaya çalışan yeni bir azınlık gelişiyor. İşte bu yüzden McGurk yanılıyor. Musul ya da Rakka'daki "yabancıları" öldürmek soruna sadece askeri bir çözüm getirir. Dünyanın geri kalanını daha güvenli kılmaz. 

 

Not: 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Ortadoğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi Başkanı Doç. Dr. Serhat Erkmen'in bu çalışması ilk olarak DW Türkçe'de yayımlanmıştır.

Bu yazı 1867 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı