Hoşgeldiniz; Bugün 23 Haziran 2017 Cuma
Orta Doğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi|12 Mayıs 2017 Cuma

ABD İle Yeni Krizler Kapıda

Serhat Erkmen tarafından yazıldı.

21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Ortadoğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi Başkanı Doç.Dr. Serhat ERKMEN'in Deutsche Welle Türkçe'de yayımlanan röportajıdır.

Öncelikle sahayı yakından izleyenler için bu karar yeni değil, hatta malumun ilamı. ABD, son iki yıldır YPG’yi ve onun belkemiğini oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri'ni (SDG) askeri ve siyasi açıdan açıkça destekliyor. Bu destek kararının arkasında yatan neden olarak IŞİD’le mücadele gösteriliyor.

Kobani’ye saldırmasından sonra IŞİD'i Kobani’den çıkarma amacıyla başlayan işbirliği, kısa süre içinde taktik bir ittifaka dönüştü. Nitekim, 2014’ün sonlarında YPG, IŞİD karşısında sürekli alan kaybederken, bu işbirliğinden sonra IŞİD’in elinden büyük bir alanı ele geçirdi. Bu nedenle, ABD ile YPG arasındaki ilişkinin yeni olmadığı biliniyor. Başta ABD’nin YPG’ye silah ve cephane verdiği gizlenmesine ve işbirliğinin sadece hava desteğiyle sınırlı olduğu ileri sürülmesine rağmen zamanla bu söylemlerin gerçek olmadığı ortaya çıktı. ABD’yle YPG arasındaki işbirliği zamanla coğrafi olarak genişleyip, içerik olarak derinleştikçe askeri alandaki ortaklık da ilerledi.

 

ABD etki alanı kurmaya yönelik ilk hamle

 

ABD, bir süredir, Rakka operasyonunu Suriye politikasının odağına, IŞİD’in Rakka’dan çıkarılmasına oturtmuş durumda. Bu operasyonu yapacağı ortak olarak ise YPG'yi seçti. Türkiye'nin Rakka operasyonuna katılma konusundaki çağrılarını ise açıkça reddetmese de fiili olarak çoktan göz ardı etmişti. Türkiye’nin Rakka operasyonuna katılmak için YPG’nin dışarıda tutulmasını şart koştuğu biliniyor. ABD’nin bu kararıyla Rakka operasyonunu YPG ile yapacağını Türkiye'ye çok açık bir hareketle göstermiş oldu. Ancak, yapılan silah yardımı ABD’nin kararının Rakka’nın ötesine geçtiğini gösteriyor.

Askeri uzmanlar, bu çapta ve nitelikte bir silah yardımının Deyr ez Zor, Rakka ve Haseke’yi de kapsayacak ölçüde ABD güdümünde YPG önderliğinde bir bölge oluşturmaya yetecek kapasitede olduğunu belirtiyorlar. Bu nedenle, ABD’nin YPG’ye yapacağını ilan ettiği silah yardımını sadece Rakka ve IŞİD’le mücadele kapsamında değil, uzun vadede Fırat’ın doğusunda daha geniş ölçekte bir ABD etki alanı kurmaya yönelik bir hamlenin ilk aşaması olduğu söylenebilir.

 

ABD ve Rusya uzlaşmış görünüyor

Kararın zamanlaması Türk-Amerikan ilişkileri açısından olduğu kadar Astana süreci ve ardından Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Washington ziyareti açısından da önemli. ABD ve Rusya, Suriye üzerinde üstü kapalı bir uzlaşıya varmış gibi görünüyor. Bu uzlaşının önemli parçalarından birisi iki devletin etki alanları içinde yönlendirebilecekleri bölgeler oluşturabilmeleridir. Bu bağlamda YPG’nin silahlandırılmasına Rusya’nın ciddi bir karşı çıkış sergilememesi, aralarında üstü kapalı bir uzlaşı olduğu anlamına geliyor. Çünkü, eğer Rusya, Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunuyor ve uzun vadede Şam yönetiminin ülkenin tamamını kontrol etmesini istiyorsa, bu silah yardımı Rusya’nın beklentileriyle de uzlaşmaz. Gelişmiş Amerikan silahlarıyla donatılan YPG’nin uzun vadede Şam yönetimini kabul etmesi için hiçbir zorlayıcılık kalmayacaktır. Bu nedenle, aslında ABD, YPG’nin kontrol ettiği alanı IŞİD’den arındırmış olmayacak, Suriye yönetiminin geri dönüşüne de kapatmış olacak. Bu bağlamda, eğer bu karara Rusya güçlü bir şekilde karşı çıkmıyorsa ve Şam yönetimi üst perdeden reddetmiyorsa, kararın sadece Türkiye’nin güvenlik sorunlarıyla ilişkili olmadığı düşünülebilir.

 

Yeni çatışmalar tetiklenebilir

Kararın Suriye üzerindeki bir diğer etkisi ise Fırat’ın batı yakasında ortaya çıkabilir. Bunlardan en önemlisi muhtemelen İdlib civarında yaşanacaktır. Çatışmasızlık bölgelerinin oluşmasından sonra İdlib’de gruplar arası bir çatışmanın başlamasına kesin gözüyle bakılıyordu. Hatta, bunun ilk sinyalleri de geldi. İdlib’deki çatışmasızlık bölgesinin gözetiminin ise Türkiye’de olması bekleniyor. Bu karardan sonra Türkiye için güvenlik öncelikleri değişebilir. Türkiye, Astana sürecinin bir garantörü olarak, İdlib’de istikrarın sağlanmasını elbette göz ardı etmeyecektir. Fakat, YPG’den duyduğu güvenlik endişesini Fırat’ın doğusunda gideremiyorsa, batısında giderme yolunu seçebilir. Nitekim, bu ihtimal nedeniyle, YPG, Özgür Suriye Ordusu’yla anlaşarak Tel Rıfat civarında ÖSO ile kendisi arasında tampon bölge sayılabilecek köyleri ÖSO’ya devretti. Fakat, Türkiye’nin YPG’den algıladığı tehdidi azaltmıyor. ABD’nin aldığı askeri yardım kararı değişik yerlerde farklı çaplı çatışmaları tetiklerse, bu şaşırtıcı olmayacak.

 

Türkiye'nin Rakka söylemleri boşa çıktı

Türkiye’nin bu karardan büyük rahatsızlık duyduğu kesin. Öncelikle, Türk hükümetinin Rakka konusundaki söylemlerinin boşa çıktığı görülüyor. Fakat, bunun da ötesinde Türkiye uzun süredir ittifak ilişkisi içinde olduğu ABD’nin kendisini terör örgütü olarak gördüğü YPG’ye değişmesini kabullenemez. Üstelik, kararın üst düzey bir Türk heyetinin Washington’da olduğu bir dönemde alındığı dikkate alınırsa, Türkiye’nin hayal kırıklığının derecesi daha anlaşılır hale gelebilir. Karar ilk aşamada ilişkileri kökten etkilemeyebilir. Fakat, Türkiye bu kararı IŞİD bağlamında alınmış bir karar olarak görmüyor. Bunun ötesinde Suriye’nin kuzeyinde PKK terör örgütünün kontrolünde uzun süreli bir yarı bağımsız bölgenin oluşmasının ilk adımı olarak değerlendiriyor. Bu durum ilişkileri mutlaka etkileyecektir. Irak’ın işgalinden sonra Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin nasıl gerildiği hatırlanırsa, bu kararın da iki ülke ilişkilerinde benzer bir gerilim yaratacağı düşünülebilir. Bunun etkisi uzun vadede mutlaka farklı ölçeklerde yeni krizler çıkacağının işareti olarak okunmalıdır.

Yazının orjinaline buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz;

Bu yazı 899 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı