Hoşgeldiniz; Bugün 29 Nisan 2017 Cumartesi
Orta Doğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi|14 Temmuz 2016 Perşembe

Türkiye'deki Suriyeliler ve Vatandaşlık

Mehmet Çağatay Abuşoğlu tarafından yazıldı.

Suriye'de başlayan iç savaşın mağdurları olan sivil halka Türk milleti, misafirperverlik göstererek hayatta kalma çabalarına yurdunu paylaşarak, kapılarını açarak katkıda bulunmuştur. Türkiye'de içerisinde bulunduğu kesim fark etmeksizin herkes, Suriyelilerin yaşadıklarını anlamış ve Türkiye'ye doğru hareket etmelerini anlayışla karşılamıştır. Ancak göçün ağır faturası gün geçtikçe artan Suriyeli mülteci sayısıyla ortaya çıkmıştır. 2014'ün ikinci yarısında 1 milyonun üzerine çıkan Suriyeli sayısı için an itibariyle 3 milyon tahminleri yapılmaktadır. Ülkenin her yerine dağılan Suriyeliler bugün itibariyle pek çok Türk vatandaşı için sorun olarak görülmektedir.

Suriyeliler ile ilgili veriler

  • AFAD verilerine göre 27 Haziran 2016 itibariyle Türkiye'de Barınma Merkezlerindeki Suriyeli Sayısı: 256.211
  • BM verilerine göre, Türkiye’de kayıtlı Suriyeli sığınmacı sayısı: 2,715,789
  • Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, 'Bugün itibarıyla Türkiye'deki Suriyeli göçmen sayısı 2 milyon 733 bin 784, 26 geçici barınma merkezinde kalan Suriyeli sayısı ise 282 bin 815'e ulaştı' bilgisini verdi. Suriyelilerin en fazla bulunduğu iller ise Şanlıurfa, İstanbul, Hatay, Gaziantep, Adana ve Kilis.
  • UNICEF’e göre, Türkiye’deki Suriyeli çocuk sayısı: 1,420,000
  • Şubat 2016 itibariyle, Türkiye’de doğan Suriyeli çocuk sayısının 152 bini geçti.
  • Suriyeliler için harcanan para: 10 milyar dolar.

Yukarıdaki veriler ışığında Türkiye'deki Suriyelilerin %90'ının kamp dışında yaşadığı anlaşılmaktadır. Bu durum toplumsal huzursuzluğa yol açan hadiselerin yaşanmasına sebep olmaktadır.

Suriyelilerin Karıştığı Olaylar ve Suriyelilere Yönelik Algı

Suriye'den akın eden insanların herhangi bir güvenlik soruşturmasına tabii tutulmaması, suçlu ya da suç işlemeye eğilimli kimselerin de Türkiye'ye rahatlıkla girmesine imkan vermiştir. Türkiye'ye girmeleriyle birlikte ise bu kişiler, herhangi bir kayıtlarının bulunmaması sayesinde suç işleyebilmişlerdir. Sınırdan geçişteki kontrolsüzlük teröristlere aynı kolaylığı sağlamış ve Türkiye'nin pek çok yerinde büyük çapta ölümlere yol açan saldırılara neden olmuştur.

Savaştan kaçmış yardıma muhtaç Suriyeliler, Türk milletinin yardımsever, iyi niyetli ve hoşgörülü tarafını harekete geçirmiştir. Bu sayede Suriyeliler, kentlerin içerisinde korkmadan ve gizlenmeden yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Ancak artan Suriyeli sayısı kentlerin kaldıramayacağı boyutlara ulaşmıştır. Bu durum özellikle Suriye'ye sınır olan bölge kentleri olan Şanlıurfa, Kilis, Hatay ve Gaziantep'te yoksulluğun, işsizliğin ve buna paralel olarak suç oranlarının artışına sebep olmuştur. Suriyelilerin suça karışması ve birtakım huzursuzluklar yaratması sürecin başındaki iyimser bakış açısını değiştirmiş ve Türk vatandaşları Suriyelilerin varlığını sorgular hale gelmiştir. Ancak Türk insanının hoşgörülü yapısı Suriyelilerin karıştığı olayları münferit olarak değerlendirmesini sağlamış ve topyekun bir Suriyeli karşıtlığı oluşmamıştır. Fakat bugüne kadar gelen süreç sonunda Türk kamuoyu, Suriyelilerin ülkelerine dönmesi gerektiği fikrini paylaşmaktadır. Suriyelilere yönelik algının negatifleşmesi ilk olarak bölge kentlerinde başlamıştır.

İlk ses getiren olay Temmuz 2012'de Gaziantep'in İslahiye ilçesindeki sığınmacı kampında yaşanmıştır. Yetkililer 1,500 civarındaki Türkmen sığınmacıyı, İslahiye'deki kampa yerleştirilmek istemiştir. Ancak kampta bulunan Suriyeli Araplar, Türkmenleri kampta istemeyerek isyan çıkartmıştır. Kampta asılı olan Türk bayrağını indirip, görevli polislerin rehin alınması üzerine Özel Harekat birimleri kampa girerek isyanı bastırmıştır. Türkmenler başka bir bölgeye nakledilmiş, Türk bayrağı ise yeniden çekilmiştir. Yaşanan bu hadisenin ardından Suriyeliler protesto edilmiştir. Özellikle Türk bayrağına, polise ve soydaş Türkmenlere karşı yapılan muamele Suriyelilere karşı olan iyi niyetin boşa çıktığı algısına yol açmıştır.

Diğer bir olay ise Ağustos 2012'de Hatay'ın Yayladağ ilçesinde gerçekleşti. Yayladağ'daki sığınmacı kampında kalmayan Suriyelilerin kampa girmek istemesi ve polisin karşı koyması sonucunda bir Suriyeli, polis memuru Ahmet A.'nın tabancasını almış ve yaralamıştır. Olay yerindeki diğer iki polis memurları Zülküf  B. ve Lütfü Ç., Suriyeliler tarafından darp edilmiştir. Üç polise saldırılması bu kez Hatay'da Suriyeli karşıtı tavrın doğmasına imkan vermiştir.

Mayıs 2013'te ise Şanlıurfa'da Akçakale Gümrük Kapısı'nda güvenlik güçleri ile Suriyeliler arasında kavga çıkmış ve 2 polis, 1 asker ve 4 Türk vatandaşı yaralanmıştır. Kavganın bin kadar Suriyelinin pasaportsuz olarak Türkiye'ye girmek istemesine karşın polisin müsaade etmemesinden kaynaklanmıştır. Polise ve askere yönelik Suriyelilerin şiddete başvurması bölge halkı kadar ülke genelinden tepki çekmiştir. Şanlıurfa'daki  kamplarda ise Suriyeliler kendi aralarında çok defa kavga etmişler ve bu kavgalar ölümlerle sonuçlanmıştır.

Suriyelilerin kontrolsüzce ülkeye sokulmasının en büyük bedellerinden birisi ise Mayıs 2013'te Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde ödenmiştir. Bombalı araçla yapılan saldırı sonucunda 52 kişi yaşamını yitirmiş, 146 kişi ise yaralanmıştır. Olayın ardından Hatay'da Suriyelilere saldırılar olmuştur. Saldırının yaşandığı süreçte ise Suriyelilerin Hatay'da istenmemesini gerektirecek gasp, darp ve taciz olayları yaşanmıştır. Bu olaylar Hatay halkının Suriyelilere gösterdiği sabrı bitirirken ülke gündeminde kısa süreli yer almış ve önemsenmemiştir. Suriyeliler konusundaki kontrolsüzlük, algıyı olumsuz bir hale çevirirken masum ya da suça karışmamış Suriyelilerin de tepki görmesine ve her olayda Suriyelilerin istenmeyen ilan edilmesine neden olmuştur. Bu durum misafirin istenmemesine, kurunun yanında yaş olanın da yanmasını beraberinde getirmiştir.

Kamplarda yaşanan olayların ardından Suriyelilerin sebep olduğu vakalar kent merkezlerinde yaşanmaya başlanmıştır. Bunun sebebi ise 2014 yılı içerisinde Suriyeli sayısının milyonlarla ifade edilmeye başlanması ve bu sayının kamplar tarafından karşılanamamasından dolayı yüz binlerce Suriyelinin tüm ülkeye yayılmasıdır.

2014'ün Haziran ayında ise Gaziantep'teki Suriyeli algısını kötü etkileyen bir olay yaşanmıştır. Bir Suriyelinin 12 yaşındaki bir erkek çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu iddiası kentte büyük yankı uyandırmıştır. Komşu evde oturan Suriyeli tutuklansa da mahalle sakinlerinin tepkisi dinmemiş ve Suriyelileri protesto etmiştir.

Suriyelilerin kampların dışında  şehirlerde işlediği suçlar içerisinde en fazla ses getirenlerden bir tanesi Ağustos 2014'te, Gaziantep'te bir ev sahibinin Suriyeli kiracısından kira bedelini istemesi üzerine öldürülmesidir. Ünaldı mahallesinde yaşanan olayın ardından mahalle sakinleri Suriyelilere saldırmak istemiştir. Bu olay Gaziantep için Suriyelilerin, potansiyel tehdit olarak görülmesine imkan vermiştir. Bu olaylara müteakip iktidara yakın isimlerin Suriyelilerin "iyi ki geldiği", "kalıcı olduğu" yönünde açıklamalar yapması ise tüm halk nezdinde tepkiye neden olmuştur.

Sayısı ve serbestliği arttıkça suç oranı da artan Suriyeliler, Ağustos 2014'te bu kez Şanlıurfa'da tepkiye neden olmuştur. Şanlıurfa'nın Bamyasuyu mahallesinde iki kadına tacizde bulundukları iddia edilen Suriyelilerle mahalle sakinleri arasında kavga çıkmış, polisin müdahalesiyle gerginlik sonlandırılmıştır.

Suriyelilere karşı algının bu denli olumsuz bir hale gelmesi vatandaşların olaylara itidalli yaklaşmasını engellemiş ve küçük olayların dahi kitlesel kavgalara dönüşmesine neden olmuştur.

Gaziantep'te ve Şanlıurfa'daki taciz/tecavüz olaylarının bir benzeri de Ağustos 2014'te Hatay'da yaşanmıştır. 8 yaşında bir Türk çocuğuna bir Suriyelinin tecavüz etmesi ve çocuğun olayı ailesiyle paylaşmasının ardından mahalle sakinleri ve çocuğun yakınları Suriyelilerin yaşadığı mahalleye doğru hareket etmiş ve uzun süren bir gerginlik yaşanmıştır. Polis müdahalesiyle son bulan gerginlik sırasında "Yeter artık, onlara kucak açtık, evlerimizi eşyalarımızı verdik, onların bize yaptıklarına bakın. İskenderun'da Suriyeli istemiyoruz" ifadeleri kullanılmıştır. Bu durum artık Suriyelilere karşı algının istemeyen grup olarak tanımlandığını göstermektedir. Çünkü yaşanan olayların ardından mağdur Türk vatandaşları suçlu yerine Suriyelileri hedef alabilmekte ve tüm Suriyelileri sorumlu görmektedir.

Haziran 2015'te ise bölge kentleri olarak saydığımız Suriye sınırını paylaşan şehirlerin dışında tepki çeken bir olay yaşandı. Mersinde bir taksi şoförü, aracına binen Suriyeliler tarafından ıssız bir noktada boynu kesilerek yaralandı ve gasp edildi. Bu olay yine ülke gündeminde iktidar politikalarına ters düşeceğinden ötürü yer almasa da kent sakinleri tarafından önemsenmiş ve Suriyeliler protesto edilmiştir.

Türkiye'ye yayılan Suriyelilerden kaynaklanan bir olaysa Mart 2016'da İzmir'de yine bir cinsel taciz vakası olarak gerçekleşti. Bir kız çocuğuna tacizde bulunan 23 yaşındaki Suriyeli tutuklanmıştır. Suriyelilerle ilgili sorun 2015 sonuyla birlikte bölge kentlerinin değil tüm ülkenin sorunu haline gelmiştir. Bu sayede kendilerinden uzakta yaşanan olayları "genellemede bulunmadan münferit" olarak değerlendiren Türkiye'nin Batısı da benzer hadiselere mağdur ve şahit oldukça Suriyelilerle ilgili algıları negatif bir seyir almıştır.

Temmuz 2016'da ise bu kez Suriyelilerin karıştığı bir olay Konya'da cereyan etmiştir. Konya Beyşehir'de sahipsiz bir sokak köpeğini tekmeleyerek döven ve Suriyeli olduğu öğrenilen 4 kişi, kendilerini "Köpeği neden tekmeliyorsunuz" diye uyaran 18 yaşındaki Mehmet Bayraktar'ı, bıçaklayarak öldürmüştür. Olay üzerine toplanan vatandaşlar Suriyelileri linç etmek istemiştir. Aynı tarihte bir olay da İzmir'in Buca ilçesinde yaşandı. Gürültü yapmamaları yönünde uyarılan Suriyeliler, uyarıda bulunan Türk vatandaşını ve oğlunu bıçak darbeleriyle başından yaralanmıştır. Mahalleli Suriyeliler yüzünden huzurun bozulduğunu ifade etmiştir. Denizli'nin Tavas ilçesindeki bir nişan kutlamasına gelen Suriyeliler, kızları taciz ettiler. Nişan sahiplerinin uyarısının ardından alandan uzaklaşan Suriyeliler, sopalarla birlikte geri döndü ve gerginlik yaşandı. Bu tip hadiselerin artması ve yayılmasıyla Türk vatandaşları için Suriyeliler, namusa el uzatabilen bir tehdit haline gelmiştir.

Yine Temmuz 2016'da tepki çeken bir olay İstanbul'da meydana gelmiştir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Florya Sosyal Tesisleri'nde düzenlediği plaj eğlencesine 300 kadar Suriyeli, “Suriye” tezahüratları yapıp dans ederek vatandaşların huzurunu kaçırmıştır. Sosyal medyada büyük bir tepki gören bu olay aslında bölge kentlerinde 2013'ten beri yaşanmaktadır. Gaziantep'te, Kilis'te, Şanlıurfa'da ve Hatay'da Suriyelilerin sayısı kentler oranlandığında %25'ten fazladır -Kilis'te Türk vatandaşından çok Suriyeli vardır-. Özellikle parkların Suriyeliler tarafından işgal edilmiş olması insanları rahatsız ve huzursuz etmektedir. Bir araya geldiklerinde taşkınlık yapan Suriyeliler, Türk vatandaşları için korkulası bir tehdit haline gelmiştir. Resmi anlamda bir suça işlenmese de verilen rahatsızlık sokakları güvensiz hale getirmektedir. Parklara çocuğuyla gidemeyen vatandaş, akşamları evine giderken de Suriyeliler tarafından önünün kesilmesi korkusunu yaşamaktadır. Tüm bu olaylar Türk milletinin tahammülüne rağmen Suriyelilerin büyük bir sorun olduğu algısını sağlamlaştırmıştır. Bölge halkı için Suriyeli sorunu, terörden ve işsizlikten önce gelmektedir. Suriyelilerin suç oranını arttırmış olması ise iktidar kanadı tarafından önemsenmemektedir. Gerekçesi ise benzer suçların Türk vatandaşları tarafından da işlendiğidir. Yanlış olmayan bu ifade iktidarın edebileceği bir laf değildir. Görevi toplumsal huzuru sağlamak ve mümkün olduğu kadar suç oranını aşağı çekmek olanların "biraz da Suriyeliler suç işlese ne olacak ki" gibi bir tavır sergilemesi büyük bir hatadır. Suriyelilerin karıştığı olayları küçümsemek ve işlenilen suçları görmezden gelmek, Türk vatandaşlarına karşı görevin yerine getirilmemesidir ve suça onaydır.

Suriyelilerin gitmesini isteyen insanlar, yürüyüşler düzenlemekte ve sosyal medyada fikirlerini paylaşmaktadırlar. Suriyeliler artık ülkenin her tarafında istenmeyenler grubudur. Bu duruma rağmen Suriyelilerin kalmasını ve kalıcılaşmasını ısrar etmek Türkiye'yi bilinçli olarak etnik çatışmaya sürüklemektir. Çünkü her olay ardından taraflar değil kitleler karşı karşıya gelmeye başlamıştır. Diğer yandan Suriyelilere kitlesel bir tavır alınması veya düşman olarak nitelendirilmesi hiç bir grup tarafından propagandası yapılmamıştır. Siyasi görüşü ne olursa olsun herkes Suriyelilere hoşgörülü yaklaşılması gerektiği görüşünü paylaşmıştır. Bu nedenle Türk vatandaşlarının Suriyelilere karşı toplu tepki koyması maruz kalınan olayların ardından gelişen doğal bir harekettir.

Suriyelilerin Sosyoekonomik Etkisi ve Vatandaşlık

Türk milletinin büyük bir misafirperverlik gösterdiği Suriyeliler kamplara sığamadıktan sonra kentlere hareket etmişlerdir. Bu hareket insanın temel gereksinimi olan barınma ile birleştiğinde ilk etkisini kira bedelleri üzerinde göstermiştir. 300 TL değerindeki bir konut 900 TL'ye Suriyelilere kiralanır olmuştur. Bu durum Türk vatandaşlarının temel yaşam gereksinimini gerçekleştirmesini zorlaştırmıştır. Elbette bu durumu yaratan diğer taraf da ev sahibi olan Türk vatandaşlarıdır. Suriyeli akınını kendileri için fırsat olarak gören ev sahipleri fahiş fiyat talepleriyle kentlerdeki Suriyeli konumlanmasının artışına imkan vermişlerdir. Bir Türk aile bir evde kalırken, Suriyeliler bir evde asgari üç aile kalmışlardır. Bu da çok daha yüksek bir sayıyla mahallelerde yer etmelerine neden olmuştur. Yüksek kira geliri bekleyen birçok ev sahipleri ise istedikleri bedeller söz verilse de alamamışlardır. Suriyelilerin karıştığı olaylar incelendiğinde ev sahibi darp ve cinayetleri görülmektedir. Suriyelilerin kentlere dolmasına imkan veren ev sahiplerinin fırsatçı tavrı, asgari ücretle geçim mücadelesi veren Türk vatandaşları için yıkım olmuştur. Türk vatandaşları ev bulmakta zorlanırken Suriyeliler dilediklere evlere yerleşmiş, yerleşirken de devletten kira desteği almıştır.

Sağlık Ocaklarıyla, hastanelerle, yatak, doktor ve hemşire sayısıyla her ilin ve ilçenin belirli bir sağlık kapasitesi vardır. Ancak özellikle bölge kentlerindeki nüfus yüklemesi iktidarın her defasında övündüğü sağlık sistemini çökertmiştir. Türk vatandaşlarının ciddi bedeller ödeyerek aldığı sağlık hizmetine ve ilaçlara Suriyelilerin bedava ulaşabilmesi, hastane sıralarında öncelik verilmesi vatandaşın hizmet almasını imkansız hale getirdiği gibi tepkilere de yol açmıştır. Savaştan kaçan Suriyelilerin sağlıksız şartlarıyla birlikte kentlere doluşması, Türk vatandaşları için diğer bir tehdidi doğurmuştur. Özellikle Türkiye'de tarih olan çocuk felci hortlamış ve çok sayıda kızamık ve menenjit vakası görülmüştür. Bu salgınları önlemek içinse devlet daha fazla para harcamak durumunda kalmış ve aşı sayılarını arttırmıştır. Ayrıca TÜİK tarafından açıklanan 2015 verilerine göre bebek ölümlerinin en fazla olduğu iller Suriyelilerin en fazla olduğu Kilis, Şanlıurfa ve Gaziantep'te tespit edilmiştir.

Suriyelilerin, Türk vatandaşlarının huzurunu kaçıran davranışları aldıkları yardımlar ve parasız aldığı hizmetlerin ardından toplum vicdanını en çok yaralayan gelişme ise vatandaşlık verilmesi girişimidir. Misafir olarak görülen Suriyelilerin gideceği günü bekleyen Türk vatandaşları bir anda Suriyelilerin kendileriyle denk olacağını duyarak hayal kırıklığına uğramıştır. Türk vatanında hiçbir hakkı olmayan Suriyeli kaçkınların Türk vatandaşlığa geçirilmesi kabul edilemez bir girişimdir. Bu girişim taraf fark etmeksizin tüm Türkiye'yi karşısına almak anlamına gelmektedir. Öyle ki, Metropoll'ün yaptığı Mart 2016'daki araştırmaya göre CHP seçmeninin %97'si, MHP seçmeninin %94'ü ve AKP seçmeninin %78'i Suriyelilere vatandaşlık verilmesine karşı çıkmaktadır.

Vatandaşlık verilmesi konusunda geri adım atmak istemeyen iktidar ise toplumu ikna edici bir yol arayarak "kalifiye olanlar"ın vatandaşlığa alınacağını ifade etmiştir. Bu durum da binlerce üniversite mezunu tarafından hakaret olarak algılandı ve tabiri caizse kaş yapayım derken göz çıkarttı. Üniversite mezunu inşaat işçileri olan Türkiye'nin, Suriyeli kalifiye işçiye ihtiyacı yoktur. KPSS önünde süründürülen genç Türk beyni kenara itilerek Suriyelilere iş garantisi sağlanması yine tepki çeken bir harekettir. Bu konuyla ilgili olarak diğer bir araştırma da Türkiye'deki Suriyelilerin kalifiye olmadığını ortaya koymuştur.

Türk vatandaşının kendisinin yardıma ihtiyacı varken, vergi yükünün altında ezilirken, üniversiteden mezun olmasına rağmen iş bulamazken, sınavlarla hayatı çürütülürken Suriyelilerin vergisiz, yardımlarla iş garantisiyle vatandaşlık haklarını alması bunun da üzerine TOKİ'den bedelsiz ev sahibi yapılması kabul edilir ve anlaşılır bir girişim değildir. İktidarın kendi cebinden harcar gibi dağıttığı vergileri ödemek için Türk vatandaşları harap olmaktadır. Haziran seçimlerinde muhalefet partilerinin asgari ücretlerin 300 ila 400 TL arttırılması yönündeki vaadini "ülke ekonomisi için yıkım olur" diyerek karşı çıkan iktidar mensupları, Suriyeliler için 19 bakanlığın bütçesinde fazla olan ve Türk vatandaşlarının vergilerinden oluşan 10 milyar dolarlık devasa bir miktarın harcandığını övünerek ilan etmiştir. Türk vatandaşlarının aklıyla alay eden bu yaklaşım her yurttaş tarafından sorgulanmaktadır.

Daha da kahredici olan ise şehit aileleri harap barakalarda yaşarken Suriyelilere, bedava konut tahsis etmek, Gazi'nin protez bacağına haciz getirip Suriyelilere, her sağlık hizmetini öncelikli ve bedava sunmaktır.

Yukarıda izah edilen tüm durumlara rağmen TV programlarında Suriyelilerin vatandaş yapılması gerektiği ve hiç sorun çıkarmadıkları aksine pek faydalı oldukları propagandası yapılmaktadır. Öyle ki Orman ve Su İşleri Bakanı Eroğlu, Suriyelilerin dualarıyla %5 büyüdüğümüzü, Avrupa'nın da beddua aldığı için büyüyemediğini belirtmiştir. TV programlarında yer alan iktidarın yapay aydınları ise birbirlerine "Suriyeliler senin hayatına etki etti mi?" sorusunu sorup "Hayır" cevabını aldıkları için Suriyelilerin vatandaş yapılması gerektiği sonucuna varmaktadırlar. Halbuki hakiki bir aydın için kendisinin negatif etki yaşamsına gerek olmaz, kendisine bir etki olmaması da daha sonra olmayacağı anlamına gelmez. Aydından beklenen toplumun sesini sesine katması ve ileri görüşlü olmasıdır. Ancak iktidarın aydınlarının bu aşağı tavrı sosyal medya takip edildiğinde tabiri caizse yutulmamaktadır. Çünkü toplum nezdinde iktidar ve çevresinin Suriyelileri vatandaş yapma konusundaki ısrarının ilerideki seçimlerde oya dönüştürme çabası olduğu düşünülmektedir. Seçimlerde Suriyelilerin AKP'ye oy vermesi veya verdirilmesiyle seçimlerde büyük bir avantaj elde edilecektir. Bu avantaj uğruna Türk milletinin toplumsal bütünlüğü, huzuru ve refahı yok sayılmaktadır.

Ancak Suriyelilerin oy için vatandaşlığa geçirileceği düşüncesi kısa vadeli ve ilk akla gelen basit bir öngörüdür. Üç milyondan fazla Suriyelinin vatandaş yapılacak olmasının Türk ulusunun varlığına da kaçınılmaz bir etkisi olacaktır. Bilhassa mütedeyyin Türk halkına, Arap adetlerinin İslam kisvesi altında dayatılması Araplaştırıcı bir girişimden başka bir şey değildir. Pek çok kavmi yutan Anadolu'da ve Mezopotamya'da hayatta kalmanın temel yolu kendi değerlerini kaybetmemek ve başkalaşmamaktır. Fakat Türk milletinin dini hassasiyeti, Arap kültürünün etkisine girmesine olanak sağlamaktadır. Sünnicilik politikalarının yanında akın etmiş Arap nüfus gettolaşarak kendini muhafaza edebilir ve varlığı gereksiz görülen Türklüğün öğütülmesi amaçlanabilir. Türk milliyetçiliğinin bu kesimler için her daim öncelikli hedef olduğu unutulmamalıdır. Bu açıdan bakıldığında Türkiye, iç savaş yaşayan Suriye'den daha fazla tehdit altındadır. Gelecekteki bin yıl da Anadolu'da olmak ve müze vitrinlerinde yer almamak için Türk milletinin etrafında geliştirilen oyunlara kanmaması gerekmektedir.

Bu yazı 5909 defa okundu.
  • Yorumlar1
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı