Hoşgeldiniz; Bugün 24 Kasım 2017 Cuma
Orta Doğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi|20 Kasım 2015 Cuma

IŞİD’İN Yapısal Dönüşümü Ekseninde Paris Saldırısını Anlamak

Serhat Erkmen tarafından yazıldı.

Paris’te gerçekleşen terör saldırısı dünya çapında yeni bir terör dalgasının dönüm noktalarından birisini oluşturuyor. Saldırının hemen ardından “Neden Fransa?”, “neden şimdi” “hedefler neyi sembolize ediyor” gibi sorular soruldu. Elbette bu soruların hepsi önemli ve değerli sorulardır. Ancak saldırıya neden olan faktörlerin açıklanmasında sanılandan daha az yer tutmaktadır. Örgütler arasında karşılaştırma yapmak her zaman doğru olmasa da IŞİD’in yeni dalga saldırılarını anlamak için 10 yıl öncesinde yaşananlar öğretici olabilir.

El Kaide’nin Afganistan’da 2001’in sonlarından itibaren aldığı darbeler sonucu geçirdiği dönüşüm nasıl onun örgüt yapısı ve saldırı stratejilerinde önemli değişiklikler yarattıysa, IŞİD’in son 1.5 yılda geçirdiği dönüşümün de yeni stratejisi üzerinde etkili olduğu söylenebilir. Bu nedenle Fransa saldırısı ve gelecekte yaşanabilecek benzerleri, IŞİD’in örgütsel yapısı, kazanımları, kayıpları ve IŞİD’e karşı yürütülen askeri operasyonların yarattığı stratejik değişim çerçevesinde ele alınacaktır.

IŞİD’in Yapısı ve Genel Stratejisi

IŞİD, sadece bir terör örgütü değil. Belli bir toprak parçası üzerinde egemenlik iddiası olan, kendisine ait halkı, rejimi, hukuk düzeni, idari teşkilatlanması ve kurumları bulunan bir proto-devlet. Anılan kavramların her biri tartışmalı olsa da IŞİD’e meşruiyet kazandırmak için değil onu anlamak için altı çizilen kavramlar. Uluslararası bir meşruiyete sahip olmamasına rağmen ele geçirdiği topraklarda hak iddia eden ve dünyanın değişik yerlerinden ideolojisine inanmış insanları göçe çağıran bir yapısı var. Ayrıca bu yapısı içinde kabul edelim ya da etmeyelim bir hukuk düzeni ve idari teşkilatlanması mevcut. Bu çerçevede vergi almaktan kentsel hizmetler vermeye kadar pek çok işlem gerçekleştiriyor. Elbette, IŞİD kendi kategorisindeki hareketler düşünüldüğünde ilk örnek değildir. Afganistan, Somali ve Irak’ta irili ufaklı öncülleri bulunan IŞİD’in öncekilerden farkı, kontrol ettiği alanın büyüklüğü, coğrafi konumu nedeniyle yarattığı jeostratejik etki ve kitle propaganda araçları sayesinde ulaştığı taraftar kitlesidir. Bu nedenle IŞİD’i hem sadece klasik anlamdaki bir terör örgütünün taşıdığı özelliklerden hem de benzeri öncüllerinden farklılaştıran noktalar vardır. Bu bağlamda ele alındığında IŞİD, muhtemelen gelecekte doğabilecek benzer hareket ya da aktörler arasında bir nihai evreden ziyade önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilebilir.

IŞİD, ortaya çıktığı andan itibaren kendisine uzun ve kısa vadeli stratejik hedefler belirledi. Örgütün henüz bir proto-devlet niteliği kazanmadığı ilk evrelerinde, kısa vadeli hedefleri toprak kazanımı ve kazanımların pekiştirilmesi; yerel güvenliğin sağlanması ve sürdürülebilir bir idari yapı kurmaktı. Irak İslam Devleti’nden Suriye’ye genişleme evresinde (kabaca 2011-2013 arası) bu hedefler çerçevesinde hareket ettiği görülüyordu. Bu evrelerin tamamlanmasından sonra çıkarttığı yerel isyanı bölgeye yayma, bir “devlet” kurma, yeni bir nüfus yaratma ve coğrafi genişleme gibi uzun vadeli bir stratejik plana geçtiği görüldü.  Bu süreç, Irak ve Suriye’deki merkezi otoritelerin yetersizliği ve iç savaşların etkisiyle kısa sürede tamamlandı. Haziran 2014 bu sürecin tamamlanmasında bir dönüm noktası oldu.

Haziran 2014’ten itibaren kısa bir süre içinde şaşırtıcı derecede genişleyen bu yeni aktöre verilen tepki ise IŞİD’in yapısında önemli bir değişim süreci başlattı. IŞİD, mevcut bölgesel düzene rejim ve sınırlar bağlamında meydan okuyan bir devlet kurma sürecinin bir parçası olarak içeride hayli otoriter, dışarıda agresif bir politika izledi. Topraklarını genişletmesi sadece doğal kaynaklarını artırma çabasının değildi. Aynı zamanda fetih yoluyla rakibi olan diğer örgütlere karşı bir prestij elde etmeye ve kaynakların yeniden dağıtımı yoluyla “göreli bir refah dağıtımı” yapmaya odaklanıyordu.

Böylece Irak ve Suriye rejimleri tarafından dışlanmış halk üzerinde sadece kuvvet yoluyla değil aynı zamanda güvenlik ve refah sağlayan kurumlar yaratma yoluyla kalıcı olmayı hedefliyordu. Ancak, çoklu cephede savaşan revizyonist hareketlerin çoğunda olduğu gibi büyük bir tepkiyle karşılaştı ve bu tepki yapısında ve stratejisinde önemli bir değişim ortaya çıkardı.

Çatışmasının doğası itibarıyla “yakın düşman”a odaklanan IŞİD’in çatıştığı aktörlerin arasına büyük güçlerin girmesi onu büyük bir çıkmaza sürükledi. Çünkü, başta ABD olmak üzere koalisyon üyeleri IŞİD’le doğrudan savaşarak bir bataklığa girmek yerine temelde 4 hedefe odaklanan bir strateji belirledi: Genişlemesini durdur; taarruz aşamasından savunma aşamasına geçmek zorunda bırak; iletişim ve ulaşımını sınırla; önemli liderlerini hedef al. 4 ayaklı bu stratejinin “başarı”sı IŞİD açısından çözülmesi gereken bir dizi stratejik sorun yarattı. Haziran-Kasım 2014 arasında Irak ve Suriye’de hızla genişleyen örgüt bu tarihten itibaren yavaş ama sürekli toprak kayıplarına uğradı. Bu kayıplara karşılık bazı yerlerde kazanımlar elde etse de kritik yerlerin kaybı ya da bazı bölgeleri elde tutmak için harcadığı eleman ve kaynak, onu ciddi ölçüde sıkıntıya soktu.

Taarruz evresinde hızla ilerleyen IŞİD’in hava kuvvetlerinin bombardımanı sonucunda kritik cepheleri tutamadığı ve çekilmek zorunda olduğu görüldü. Ayrıca, çatışmaya giden birliklerin hava taarruzları sonucunda hareket serbestisi sınırlandığı için, taktik düzeyde sıkıntılar yaşamaya başladı. Bu nedenle elindeki petrolü satmakta büyük sorunlar yaşamasa da, yeni gelirler elde etmesi güçleşti. Uyguladığı sert yöntemler genel itibarıyla bir düzen sağlasa da kayıpların çokluğu ve dışarıdan gelenlerdeki göreli azalma onu içeride daha fazla asker toplama ihtiyacına yönlendirdi. Özetle, “yakın düşman”la yaşanan savaştaki mücadeledeki stratejik kayıpları “düşman”a destek sağlayan ülkelere de savaşı yayma düşüncesini hızlandırdı.

Kökleri olan ve Öğrenen Bir Yapı

Farklı ölçeklerde olsa da 2000lerin başında El Kaide de Afganistan’da benzer sorunlar yaşamıştı. ABD ve müttefiklerinin Afganistan’ı işgali sonucunda El Kaide liderliği dağılmak ve güvenli alanlara çekilmek zorunda kalmıştı. Bu durum onun kaynaklarını ve konvansiyonel gücünü olumsuz etkilemişti. Bunun sonucunda El Kaide “uzak düşman”la 1998 yılında başlattığı savaşını yaymak ve sıklığını artırmayı tercih etmişti.

Nitekim, 2002’den itibaren Tunus, Endonezya, Türkiye, İspanya, İngiltere ve Hindistan başta olmak üzere çok sayıda ülkede son derece karmaşık ve ölümcül eylemler gerçekleştirdi. O dönemde El Kaide’nin eylemlerinin yatay örgütlenmiş, merkezle ilişkisi gevşek hücreler tarafından gerçekleştirilmiş olması örgütün zayıflamasının bir sonucu olarak değerlendirilmişti. Fakat sonradan ortaya çıkan belgelerin çoğu aslında “stratejik eylemler”in tamamının El Kaide’nin Merkez Liderliği tarafından planlandığını, uygulamasının eylemin biçimi ve coğrafi konumuna göre yerel hücreler tarafından yapıldığını gösteriyordu. İşte bugün de, IŞİD’in içinden çıktığı ve tecrübesinden pek çok şey öğrendiği El Kaide’nin gösterdiği reflekse benzer bir yanıt üretme çabası içinde olduğu görülüyor.  Ancak El Kaide ile IŞİD arasındaki ideolojik, liderlik ve yapısal düzeydeki farklılıklar elbette bu tür eylemlerden farklı beklentiler içine girmesine neden oluyor.

IŞİD’in silahlı eylemlerine bakıldığında bu yapının üçlü bir sacayağı üzerinde hareket ettiği görülmektedir: IŞİD, aynı zamanda konvansiyonel savaş, gayri nizami harp ve çıkar amaçlı suç örgütleri gibi hareket edebilen esnek bir mekanizmaya sahiptir. Suriye ve Irak’ta devlete karşı konvansiyonel savaş yürütürken, dış destek bulan diğer silahlı gruplarla gayri nizami harp teknikleriyle mücadele etmektedir. IŞİD’in terör eylemlerini de içeren gayrinizami harp yöntemlerini, kurulduğu dönemden itibaren yakın çevrede, ancak kendi kontrol sahası dışında kitlesel eylemlerde uyguladığını görüyoruz. Kuveyt ve Bahreyn’de Şii Araplara yönelik eylemleri bunun ilk önemli örnekleriydi. Ancak 2015 yılının başlarından itibaren IŞİD’in eylem çağrısını genişlettiği ve niteliği ne olursa olsun takipçilerini eyleme çağırdığı görülmekteydi. Dabiq’in 5. Sayısından itibaren neredeyse her sayıda “yalnız kurt” eylemi çağrısında bulunan örgütün bu çağrısı aslında elindeki imkanlara yönelik izleri de taşıyordu.

Fakat geçen süre zarfında IŞİD çok çabuk öğrenen bir yapı olduğunu gösterdi. El Kaide’nin yıllar içinde geliştirdiği “merkez-yakın çeper-esinlenen bağımsız hücreler” sistematiğini IŞİD daha kısa bir süre içinde geliştirebildi. Aynı El Kaide’de olduğu gibi kritik eylemlerin merkezine kendisini oturtan ve eylem hedefiyle bağlantılı olarak kendisine biat eden örgütlerden veya lokal teşkilatlardan yararlanan bir yapıya dönüştü. Bunu yaparken iki önemli avantajı vardı: İzinden gidebileceği bir örgüt ve öncülleriyle kıyaslanamayacak ölçüde yabancı militan.

Uzmanların da işaret ettiği gibi Paris’teki terör saldırısı bazı farkları olmakla birlikte 2008 Bombay saldırısını anımsatıyor. Bu benzerlik sadece eylem biçimi ve eylemcilerin hareket tarzıyla sınırlı değil; planlama ve uygulama biçimi, merkezi yapı ile hücreler arasındaki iletişim, hedef seçimi gibi pek çok faktörde de benzerlik var. Aslında teröristlerin kullandığı silahlar bir yana bırakılırsa Ankara saldırısı da planlama, uygulama ve merkez-hücre ilişkisi bağlamında benzerlikler taşıyor. Ancak eylemler üzerinden giderek bir değerlendirme yapmak bizi sonunda örnekler üzerinden köşeye sıkıştıran ve uzun vadeli değerlendirmeler yapamayacağımız tuzaklara çekiyor. Oysa burada dikkat edilmesi gereken nokta, IŞİD’in 6 ay önce önlenmesi güç ama etki alanı sınırlı “yalnız kurt” eylemlerini teşvik ederken, 1 ayda dört (Ankara, Sina, Beyrut ve Paris) sınır ötesi karmaşık terör eylemi örgütleyebilecek bir konuma gelmesidir. Bu süreçte engellenen eylemlere bakıldığında örgütün en az bu kadar daha eylem planladığı görülebilir.

İşte bu nokta, IŞİD’in El Kaide’yi aştığı ve en az “yakın düşman” kadar “uzak düşman”a da odaklandığını gösteriyor. IŞİD’in eylemlerine Batı’nın ürettiğini düşündüğü çözümlerin nasıl sonuçlandığı ortada. Fransa IŞİD’e aynı ABD’nin El Kaide’ye karşı yaptığı gibi savaş açtığını duyurdu. Bugün El Kaide eski El Kaide değil içerik ve biçim değiştirdi ama hala yaşıyor. IŞİD, El Kaide’den farklı bir yapıya sahip ama onun da bu şekilde ortadan kalkmayacağı görülüyor. Üstelik, savaşı Batı’ya taşıyan El Kaide nasıl 2000’lerde pek çok yeni destekçi bulduysa bu eylemlerden sonra IŞİD’in de aynı dinamiklerden etkileneceği unutulmamalı. Olan bitenden çıkarılabilecek en önemli sonuç, eğer bu süreç devam ederse, farklı yer ve zamanda, belki farklı eylem biçimleriyle bu olayların devam edeceğidir. Şu anda bir sonraki ülkeyi ve eylemin biçimini kestirmek pek kolay değil. Çünkü IŞİD, kararları alırken son derece merkezi ama uygularken büyük ölçüde ademi merkeziyetçi bir yapıya sahip. Bu avantajını kullanmaya devam etmek isteyecektir. Karşısındaki güçlerin ise bulduğu çözümler sorunu çözmeye değil daha karmaşıklaştırmaya yaramaktadır. 

Bu yazı 2587 defa okundu.
google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı