Hoşgeldiniz; Bugün 23 Eylül 2017 Cumartesi
Orta Doğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi|04 Mart 2015 Çarşamba

IŞİD ile Mücadelede Yanlış Açılan Kartlar

Hilmi Demir tarafından yazıldı.

Amerikan müdahalesiyle orduları dağıtılmış bir Irak ve iç çatışmayla kendi alanını savunmaya çekilmiş bir Suriye, IŞİD ile mücadeleyi güçleştirmektedir. Özellikle Batı ve ABD sahada IŞİD ile askeri anlamda mücadele edecek bir aktör bulmakta zorlanmaktadır. Suriye’deki muhalif grupların bir türlü düzenli bir silahlı güç unsuruna kavuşamaması, kendi aralarında sürekli bölünmeleri ve çatışmaları IŞİD’in alan kazanmasına imkân sağlamaktadır. Bu durumda IŞİD’e karşı sahada mücadele edecek tek unsur Kürtler ve Şiiler kalmaktadır.  Görülen o ki, Ayn el Arab’da PYD/YPG güçleriyle IŞİD’in yenilmesi bölgede IŞİD’e karşı PKK ve Peşmerge kartını güçlendirmektedir.

Doğrusu IŞİD’e karşı bölgedeki Kürt ve Şii aktörlerin yeniden sahaya sürülmesi bu savaşı sonlandırabilecek bir hamle olarak görülmesi oldukça yanıltıcıdır. Nedenine gelince, öncelikle IŞİD’i ortaya çıkaran çevrenin politiğini, IŞİD’in müttefik ve düşman aktörlerinin kendilerini neden ve nasıl konumlandırdıklarını ve IŞİD’in meşrulaşmasını sağlayan dini politiği tespit edelim.

I. Çevre: Amerikan müdahalesiyle parçalanmış bir Irak ve bu müdahalenin özellikle Baasçı güçleri sindirme politikaları ve dışlanan Sünnilik.

II. IŞİD’i destekleyen aktörler: Baasçı Komutanlar, Sünni Araplar, Amerikan müdahalesiyle ezilen ve dışlanan gruplar, dindar Kürtler

III. IŞİD’e düşman aktörler: Şiiler, PKK ve Barzani desteğindeki Kürt Gruplar ve Amerika

IV. IŞİD’i meşrulaştıran dini politik: Selefi akaid, Cihatçılık ve Vehhabi Selefi ideoloji.

Batı dünyası IŞİD ile askeri mücadelede IŞİD’in bölgede yerleşmesini ve tutunmasını sağlayan Şii ve Kürt aktörlerin dışlayıcı politikalarını bir araç olarak kullanmayı tercih etmiş gibi gözüküyor. Meselenin yalnızca bir terör örgütü olmadığı anlaşılabilmiş değil.  Musul’u işgal edilirken IŞİD’in Irak’taki on iki ayrı aşiretten yalnızca birini teşkil ettiği unutulmuş gibi. Aslında IŞİD, merkezî hükümetin politikalarından rahatsız, sistemden dışlanmış, refahtan pay alamamış ve güç arayışı içinde olan çok sayıda Arap Sünni grubun ittifakının bölgesel bir organizasyonu olarak ortaya çıkmıştır diyebiliriz.

Bu politikanın devamı olan yeni konsept bölgede dışlanan ve uzun süredir bu grupların baskına maruz kalan Sünni Arapları IŞİD’den koparabilir mi? Diyelim ki kopardı, uzun süre Sünni Arapların bölgede Kürt ve Şiilerle bir arada yaşamasına imlan sağlayacak bir zeminin oluşmasına yol açar mı? Yukarıda da görüldüğü gibi IŞİD’e destek sağlayan Sünni unsurların asıl sorunu bölgedeki Şii ve Kürt yayılmacılığı ile bunların kurduğu despotik yapılardır. Hatta IŞİD uyguladığı politikalarla hak ve hukuk ekseninde hem Peşmerge hem de merkezi Irak hükümetinden daha adil olduğu algısını oluşturmuş gibidir.  Dolayısıyla bu despotik yapıları tahkim edecek politikalar, IŞİD yok olduğunda tekrar Sünni Arapların üzerine çökecek gerilim ve iç çatışma daha da artacaktır.

IŞİD ile mücadele adına güçlendirilen PKK ve Kürt ittifakı bölgedeki en güçlü ve etkili silahlı güç olarak doğduğunda ki süreç bunun zaten başarılmakta olduğunu gösteriyor, Sünni bölgelerden Kürtlerin çekilerek Sünni Araplara bunları bırakacağını kim bekleyebilir? Hatta bu durumda Kürtlerin daha fazlasını istemeyeceğini kim garanti altına alabilir? Bu durumda Sünni Arapların yeniden yer altına inerek silahlı mücadeleyi tercih edecekleri aşikardır. Daha şimdiden İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), IŞİD’in saldırılarından dolayı evinden olan Sünni Arapların bazılarının tartışmalı bölgelerdeki evlerine dönemediklerini açıklamaktadır.[1]  Bir de IŞİD’i mağlup etmiş ağır silahlarla düzenli bir orduya kavuşmuş bir Peşmerge ve PKK güçlerinin olduğu yeni Irak’ı düşünün. Enerji kaynaklarının ve zengin bölgelerin Şii ve Kürtlerin elinde kaldığı ve dışlanan Sünni Araplarla oluşacak bir federalizm bu savaşı asla sonlandırmayacaktır.[2]

İkinci olarak IŞİD’e meşruiyet sağlayan dini politik ideoloji bu savaşta zarar görmemekte sürekli güçlenmektedir. Çünkü bu ideolojiye meşruiyet kazandıran karşı söylem Şiilik ile PKK eksenli Kürt söylemin seküler hatta Marksist din karşıtı söylemi tarafından inşa edilmektedir. IŞİD ve Sünni Araplar bölgede aslında Selefi ideoloji tarafından çevrelenmişlerdir. Bu ideoloji uzlaşmaz kimliği ile Şiilik ve PKK’nın temsil ettiği siyasi ideolojiye taban tabana zıttır. Şimdi siz IŞİD’e karşı Sünni Arapların hatta dindar Kürtlerin hiç bir zaman onaylamayacağı müttefikleri yanına alırsanız, IŞİD yenilse bile onu besleyen ideolojinin kini devam edecektir. Yukarıda dediğimiz gibi, IŞİD sonrası bölgede Şiiliğin, PKK ve Peşmerge destekli seküler Kürtlerin ağırlıklı olarak güçlü aktörler olarak doğduğu yeni Irak’ta Sünni Araplar içinde ve hatta dindar Kürtler arasındaki Selefi dini politik daha da keskinleşecek ve kendisini ifade edecek yeni aktörler çıkaracaktır. Dolayısıyla bölgede yapılan tercihler ve Şii-Peşmerge ittifakı IŞİD’in dini ideolojisini karşıtı üzerinden güçlendirmektedir.

Peki ne yapılabilir? Askeri olarak bölgedeki en temel sorun merkezi devletlerin ve silahlı güçlerin dağıtılarak yerini yerel ve farklı grupların almasıdır. Bu da IŞİD ile askeri olarak mücadele imkanını zorlaştırmaktadır. O zaman aslında en başta bu eksikliği gidermek yerinde olacaktır. Irak’ta güçlü merkezi bir devlet ve ordu inşası kaçınılmazdır. Bu nasıl olacaktır? Öncelikle Peşmerge ya da merkezi hükümete doğrudan yapılan askeri yardımlar yerine merkezde Kürt, Sünni Arap, Türkmen ve Şiilerden oluşan dengeli bir ordu kurulmalıdır. Bu orduda ağır silahlar dengeli olarak bu gruplar arasında dağıtılmalıdır. Diğer bir ifadeyle öyle bir denge kurulmalıdır ki, bu orduda her bir unsur diğeri olmadan işlevini sağlayamamalıdır. Ortak bir Irak ve merkezi ordu kurulmadan ve Sünni Araplara diğer unsurlar kadar hak ve imkân tanınmadan IŞİD’i yenmenin hiçbir anlamı olmayacaktır.

İkinci olarak IŞİD’i yenmenin sadece bu örgütün silahlı militanlarını yok etmek anlamına gelmediği görülmelidir. Bu örgütü besleyen despotik rejimin siyasal kültürü, Selefi ideolojinin dışlayıcı teolojisi, bölgede egemen olan dini politik yapıları dönüştürecek bir strateji mutlaka bu mücadeleye eklemlenmelidir. Bölgedeki Selefi Vehhabi devletlerin Irak ve Suriye içine sürekli müdahalesine fırsat verecek ittifaklar, Sünniliği geleneksel bağlarından koparacak ve IŞİD’i bitirse de onu besleyen dini ideolojiyi canlı ve diri tutmaya devam edecektir. Irak işgali sonrası kartlar nasıl yanlış karıldıysa bugün de IŞİD ile mücadele adına kartlar yanlış karılmaktadır. Bu bölgede istikrarı değil daha derin çatışmaların doğmasına yol açacaktır. Şimdiden uyaralım… 

 

Bu yazı 3257 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı