Hoşgeldiniz; Bugün 23 Eylül 2017 Cumartesi
Orta Doğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi|08 Ekim 2014 Çarşamba

Kobani Savaşı’nın PKK Üzerindeki Etkileri

Serhat Erkmen tarafından yazıldı.

Kobani'nin tamamen IŞİD'in eline geçeceği açıkça belli olunca PKK uzun süreden beri savurduğu tehditleri hayata geçirdi. Halihazırda Türkiye'nin pek çok vilayetinde karmaşa hakim. IŞİD'i protesto etmek için başlatıldığı iddia edilen gösteriler açıkça kamu mallarını yağmalamaya, soyguna ve şiddet eylemlerine dönüştü. Böyle bir ortamda gelişmelerin uzun vadeli sonuçlarının değerlendirilmesi pek revaçta değil. Yapılan yorumların çoğu durumu açıklamaya dahi yetmezken olan biteni geniş bir açıdan ve stratejik olarak ele almak gerekiyor. Bu nedenle bugün yaşadıklarımızın Suriye ve Irak'ta yaşanan çatışmalar üzerindeki etkilerini ve bunun bölgesel yansımalarını birkaç ayrı yazıda ele almaya çalışacağız. Bu analizde Kobani'deki çatışmaların PKK/PYD üzerindeki etkisi incelenecektir.

IŞİD'in 20 gündür Kobani üzerindeki saldırılarını yoğunlaştırması Suriye'nin kuzeyinden Irak'a kadar geniş bir coğrafyadaki ittifakları kökten etkileyecek bir gelişmeyi tetikledi. Suriye'de Haziran 2011'den bu yana bölgesel aktörlerin dâhil olduğu bir vekaleten savaş yürütülmektedir. Bu vekaleten savaş dünyadaki pek çok ülkedeki örneklerde olduğu gibi Suriye ile sınırlı kalmadı. Irak'a ve Lübnan'a kısa sürede sıçradı. Ürdün ve Türkiye gibi ülkeler ise başlangıçta bu savaşın başta mülteci akınları olmak üzere insani, toplumsal ve ekonomik boyutlarından etkilendiler. Ancak uluslararasılaşmış bir devlet için savaşın diğer örneklerinde de olduğu gibi savaşın yaşandığı ya da sıçradığı ülkelere komşu diğer devletler bir süre sonra savaşın birinci derecede parçası haline geldiler. Fakat olan bitenden en az komşu devletler kadar sürecin bir parçası olan devlet dışı aktörler de etkilendi. Bu bağlamda bugünlerde ele alınabilecek en iyi örneklerden birisi PKK terör örgütü ve onun Suriye'deki kardeş örgütü olan PYD'dir.

PKK, Suriye'de olaylar başladıktan sonra kabaca şöyle bir strateji izledi:

1. Suriye'de geçmişteki tecrübesinden yararlanarak Kürtlerin çoğunluğu oluşturduğu bölgelerde tabanda etkinlik kurmak,

2. Askeri ve sivil bir örgütlenme yoluyla hedeflediği bölgelerdeki olası muhaliflerini saf dışı bırakmak,

3. Ne rejim güçleriyle ne de muhaliflerle doğrudan bir çatışmaya girmeden gücünü belli bölgelerde odaklamak,

4. Herhangi bir bölgesel gücü ya da büyük devleti karşısına almadan kendi yolunda gitmek,

5. Rejimle gerektiğinde işbirliği yapıp, ona stratejik bir tehdit yaratmadan kuzeyde kendi kontrolünde bölgeler oluşturmasına destek sağlamak,

6. Uluslararası meşruiyet elde edebilmek için uluslararası toplantılarda Kürtlerin temsilcisi olarak kendisini kabul ettirmeye çalışmak,

7. Kaçınılmaz olmadıkça diğer gruplarla savaşa girmemek, girdiğinde çatışmayı uzatmamak,

8. Kalıcı bir hakimiyet ilan edebilmek için ekonomik, siyasi, toplumsal ve askeri bir düzen inşa etmeye çalışmak,

9. Çözüm Süreci çerçevesinde AKP hükümeti ile Suriye'deki Kürt varlığı üzerine tehdit/fırsat ikilemini içeren bir denklem yaratmak.

 

Bu strateji PKK/PYD çizgisi tarafından 3. Yol olarak adlandırılıyordu. Suriye'deki devrimin kendilerini ilgilendirdiği kadarıyla içinde bulunmayı temel eksen olarak kabul etmişti. Bir yandan Esad rejimini devirenlere doğrudan destek vermez, hatta Şam'a yakın muhalif gruplarla dirsek teması yürütürken; diğer yandan Batının önderlik ettiği başta Körfez Emirlikleri ve Türkiye olmak üzere bazı bölge ülkelerinin yönlendirdiği muhalefetle ilişkiyi hiç kesmedi. Muhaliflerin rejimi köşeye sıkıştırdığı dönemlerde rejime karşı ön safta yer almadı. Tersine kuzeyde sıkışan rejime bağlı güçlerin kurtulmasına yardımcı olduğu durumlar dahi yaşandı. Fakat bunu yaparken uzun bir süre muhalifler çatışmaya girmedi. Çatışmanın güney hattına kaymış olması, uzun bir süre diğer muhalifler ile PYD'yi çatışmaya zorlamadı. Belli bölgelerde yaşanan çatışmalar ise kalıcı ve uzun süreli olmadı.  

PYD, bu dönemde ne Şam'dan ne de muhaliflerden büyük bir tehdit algılamıyordu. Hatta her ikisinin de aynı kafa yapısına sahip olduğunu, Arapçılık ve Kürtlerin haklarının inkar edilmeleri konularında Müslüman Kardeşler ile Esad Yönetimi arasında bir fark olmadığını ileri sürüyordu. Açık bir şekilde PYD'nin açısından temel tehdit Türkiye idi. Dünyanın müdahale etmek istemediği bir iç savaşın uzun süre devam edeceğini, İran ve Rusya'nın yoğun desteğini alan Şam'ın ayakta kalmaya devam edeceğini düşünüyordu. Bu süreçte Kürtlerin Suriye'de yeni bir siyasi birim yaratmasının önündeki tek fiziki engel olarak Türkiye'yi görüyordu. Bu nedenle terör örgütünün lideri Abdullah Öcalan'ın açıklamalarından da görülebileceği gibi Çözüm Süreci'nin en önemli parçalarından birisi Suriye oldu. PKK, Çözüm Süreci'nin başarılı olması halinde sadece Türkiye'de değil Ortadoğu'nun genelinde özellikle de Suriye'de Kürtlerin Türkiye lehine döneceğini ve iki aktörün çatışarak zayıflamak yerine işbirliği yaparak güçlenmesi gerektiğini ortaya koymuştu.

Bu süreç altı ay öncesine kadar PKK/PYD çizgisinin hedeflerine büyük ölçüde ulaşmasını sağlarken şu anda yaşadığı krizin ana nedenlerini de içinde barındırmaktadır. PKK/PYD açısından "başarılı" giden dengeyi değiştiren şey üç önemli gelişmeyi okuyamaması oldu:

1. Suriyeli muhalifler arasındaki güç dengesi IŞİD lehine açıkça bozuldu

2. Türkiye'de Çözüm Süreci'ni yürüten irade PKK'yı eşit partner olarak görmedi.

3. Uluslararası koalisyonların dışında kalmak kritik eşiğe gelindiğinde PYD'yi savunmasız bıraktı.

Suriye'nin kuzeyinde devlet otoritesinin olmaması PYD'nin "kanton"larını yaratabilmesinin altyapısını oluşturmuştu. Fakat daha önemlisi, bir yandan Esad ile diğer yandan birbirleriyle savaşan muhaliflerin Kürtlerle savaşmaya gücü yoktu. Bir noktada PYD haklıydı. Muhaliflerin Kürtlerin kazanımları konusundaki tepkileri Şam'dan daha fazlaydı. Fakat rejime karşı ilerlemesi durmuş, savaş ağalarını beslemek için birbirine girmiş muhaliflerin bir de kendilerinden daha örgütlü ve iyi donanımlı YPG ile savaşması son derece mantıksızdı.

Fakat, IŞİD'in kuzeyi büyük ölçüde tekeline alması her şeyi değiştirdi. IŞİD diğer muhalifleri birer birer yenerken başlangıçta PYD/YPG sessiz kalmayı tercih etti. Bunun muhalifler arasındaki bir iç hesaplaşma olduğunu ve sonuçta rejime yöneleceğini düşünüyordu. Elbette olaylardan tamamen habersiz değildi ve yerel ittifaklar sayesinde IŞİD'e karşı oluşturulan bloklara dahil olmaya başladı. Fakat bunu yaparken IŞİD'i kışkırtmamaya da dikkat ediyordu. Nihai olarak, IŞİD, muhaliflerle çatıştı ama Kürtleri sona bıraktı. Sayı, teçhizat, mühimmat ve lojistik olarak üstün duruma geçince saldırmaya başladı.

Türkiye'de karar vericiler PKK'nın Suriye'deki kazanımlarını fırsattan ziyade tehdit olarak gördüler. Açık bir biçimde IŞİD'i de PKK'yı da Şam'ın müttefiki olarak gördüklerini defalarca dile getirdiler. Türkiye Suriyeli muhalif silahlı gruplar üzerinde etkisini artırdıkça bu durum PYD'nin rahatsızlığını da artırdı. Açık kaynaklarda Türkiye'yi sürekli "Kürtlere saldıran çetelere destek olmakla" suçladılar. Ancak sürecin devamı yönündeki kararlılık, Suriye'nin kuzeyindeki gelişmeleri merkezi bir rol oynamaktan alıkoydu. Salih Müslim'in Türkiye ziyaretinden sonra göreli bir yumuşama görülse de 2014'ün başından itibaren Çözüm Süreci'nde Suriye merkezli konular sorun oluşturmaya devam etti. Anlaşılan PKK, bu dönemde kendisine verilen sözlere güvendi.

PKK'nın uluslararası koalisyondaki rolü onu asıl zora sokan faktör oldu. Esad Yönetimi ile ilişki sürdürmek 3. Yol'un ana unsurlarından birisiydi. Her ne kadar Kürtler Esad'a destek vermediklerini ileri sürseler de pratikte buna inanan bir devlet yoktu. PKK'nın en temel açmazı Sincar'dan itibaren görünür olduğu IŞİD karşıtı koalisyondaki yeni yerini abartması oldu. Oysa açık bir biçimde Iraklı Kürtler ve KDP ile karşılaştırıldığında PKK, ABD ve Avrupalı devletler için aynı önemi taşımıyor. Bunun için başta petrol ve Türkiye olmak üzere pek çok neden sayılabilir. Fakat sebep ne olursa olsun ABD Erbil'de gösterdiği tavrı Kobani'de göstermedi. Bu durum Sincar sonrası uluslararası meşruiyetini artırdığını düşünen ve terör örgütleri listesinden çıkması gündeme geldiğinde bunu güvenlik garantisi olarak görmeye başlayan terör örgütü yöneticilerinin açık bir yanılgıya düşmesidir.

Ortadoğu'da ittifakların devletler ya da devlet dışı aktörlerden oluştuğu pek çok örnek vardır. ABD, şu anda önceliğinin Esad olmadığını açıkça ilan etmiştir. Fakat bu halen Ortadoğu denkleminde İran-Rusya-Suriye çizgisine daha yakın olan, Batı ile ilişkilerde henüz istediği seviyeye ulaşamayan PKK açısından bir güvenlik sağlamamaktadır. Türkiye-KDP ikilisinin ABD ve Batı ülkeleriyle ilişkisi PKK'nın henüz erişebileceğinden çok ötededir. Bu nedenle PKK bir yandan Türkiye diğer yandan KDP ile "görüşerek çatışırken" diğer yanda Batıdan hayati bir destek alabileceğini sanıyorsa yanılgıya düşmektedir. Kobani olayı bunu bir kez daha göstermektedir.

Özetle, Kobani Savaşı henüz tamamlanmamış olsa da 3. Yol Stratejisi'nin sonunun geldiğini göstermektedir. Elbette, bu PKK/PYD çizgisinin Suriye'de ve hatta geniş ölçekte Ortadoğu'da tamamen onarılmaz bir yara aldığı ya da etkisizleşeceği anlamına gelmemektedir. Olayın PKK açısından kısa vadeli etkileri hakkında beklentiler şöyle kurgulanabilir:

1. Kobani düşse de PKK/PYD'nin Afrin ve Cezire'deki varlığı hala onu Suriye'de kritik bir aktör yapmaya devam edecektir. Ancak bu varlık tamamen bölgesel dengelere bağlı olarak yaşam olanağı bulacaktır.

2. Türkiye'de Çözüm Süreci bitti demek için hala erkendir. Özellikle "Süreç"in savunucusu olan isimleri, suskunluğu zor da olsa tamir edilebilecek yaralar aldığını söylemektedir.

3. PKK/PYD artık bölgesel anlamda bir yol haritası çizmek zorundadır. İran-Rusya ve ABD-Türkiye çizgisiyle aynı anda birliktelik yürütülememektedir. Bu aktörlerin tamamı kendi içinde farklı pozisyonlara sahipken ve bu nedenle her bir ittifakı kendi içinde yaşatmak bile zorken aynı anda ikisiyle birlikte bu oyunu oynamak daha güçtür.

4. Türkiye'de İslamcı gruplar ile PKK arasında bir süredir su üstüne çıkarılmadan devam eden mücadele hali çatışmaya dönüşmüştür. Bu olaylar güvenlik güçlerinin müdahaleleriyle bir süre sonra durdurulsa bile uzun vadede alt alta devam edeceği açıktır.

Uzun vadeli etkileri:

1. PYD'nin kendi kontrolündeki bölgeleri diğer Kürt partilere açması (KDP yanlıları başta olmak üzere) kaçınılmaz hale gelebilir.

2. Kobani kuşatması Ortadoğu'daki Kürt Sorunu'nun uluslararasılaşmasına büyük katkıda bulunmuştur. Dünyanın dikkati bu bölgeye dönmüştür.

3. Bu olaylar uzun vadede 1990lı yıllarda olduğu gibi bir "güvenli bölge" oluşturmasının önünü açabilir. Bugün Kobani'den IŞİD yüzünden kaçan PYD'liler gelecekte güvenli bölge sorumlusu olarak bölgeye dönebilirler.

4. PKK/PYD'nin ittifak seçimi onun geleceğini belirleyecek anahtar olacaktır.

Not: Bu süreç Türkiye'yi de derinden etkilemiştir. Bu konu bir sonraki analizde işlenecektir.

Bu yazı 8564 defa okundu.
  • Yorumlar1
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı