Hoşgeldiniz; Bugün 23 Eylül 2017 Cumartesi
Orta Doğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi|07 Ocak 2014 Salı

Irak’ta El Kaide’nin Doğuşu, Gelişimi ve Bugünü

Serhat Erkmen tarafından yazıldı.

ABD tarafından ileri sürülen belgelerde daha sonra Irak’taki El Kaide’nin lideri olan Ebu Musab El Zarkavi’nin 2002 yılından itibaren Kuzey Irak’ta olduğu belirtiliyordu. Ancak dikkatlerden kaçan ya da kaçırılan Zarkavi’nin Afganistan’dan kaçtıktan sonra Saddam Hüseyin rejiminin kontrolündeki topraklarda değil, önce İran’da daha sonra ise Kuzey Irak’taki dağlık bölgelerde bulunduğuydu. Saddam Hüseyin’in her türlü örgütlenmeyi kendisine tehdit olarak algıladığı o dönemde kendi kontrol ettiği bölgelerde El Kaide’nin üslenebildiğine ve kaynak toplayabildiğine ilişkin bir gösterge de bulunmuyordu.

Irak’ta El Kaide örgütlenmesi ve faaliyetleri ABD’nin işgalinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Her ne kadar Irak’ın işgalinden önce Saddam Hüseyin ile El Kaide arasında ilişki olduğuna ilişkin iddialar ortaya atılmış olsa da[1] 2003 öncesinde Irak’ta El Kaide’nin örgütlenmiş olduğuna ilişkin hiçbir inandırıcı kanıt bulunmamaktadır. Hatta ABD tarafından ileri sürülen belgelerde daha sonra Irak’taki El Kaide’nin lideri olan Ebu Musab El Zarkavi’nin 2002 yılından itibaren Kuzey Irak’ta olduğu belirtiliyordu. Ancak dikkatlerden kaçan ya da kaçırılan Zarkavi’nin Afganistan’dan kaçtıktan sonra Saddam Hüseyin rejiminin kontrolündeki topraklarda değil, önce İran’da daha sonra ise Kuzey Irak’taki dağlık bölgelerde bulunduğuydu.[2] Saddam Hüseyin’in her türlü örgütlenmeyi kendisine tehdit olarak algıladığı o dönemde kendi kontrol ettiği bölgelerde El Kaide’nin üslenebildiğine ve kaynak toplayabildiğine ilişkin bir gösterge de bulunmuyordu. Zaten, Zarkavi’nin Irak’a gelişi ve sonrasına ilişkin yapılan çalışmalarda 2003 öncesinde Irak’ta bir El Kaide varlığına ilişkin bir bilgiye da rastlanmamaktadır.

Irak’ın İşgali ve Irak’ta El Kaide’nin Doğuşu

Irak’ta El Kaide’nin doğuşu Ebu Musab El Zarkavi’nin Irak’a girmesinden bir süre sonra başladı. 2000 yılında Afganistan’ın Herat bölgesinde kendisine bir kamp kurması için Usame Bin Ladin’inden gönülsüz bir destek alan Zarkavi’nin 1 yıl içinde aileleriyle birlikte 2-3.000 kişiye önderlik ettiği ileri sürülmektedir.[3] Zarkavi, Afganistan’da eğittiği ve çok büyük bir kısmı Doğu Akdeniz (yani Suriye, Lübnan ve Ürdün)’den olan kendisine bağlı kişilerle birlikte ABD’nin Afganistan’ı işgali sonrasında bu ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Önce İran’a sonra da Kuzey Irak’a geçen Zarkavi bu dönemde önce Ensar El İslam adlı örgütle işbirliği yaptı, ancak bu örgüte doğrudan katılmadı. Zarkavi’nin Cemaat El Tevhid ve El Cihat adlı bu örgütü adını 2004’e kadar korudu. Bu dönemde Suriye ve Lübnan’a giderek yeni adamlar toplayan Zarkavi, ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra Irak’ta “Sünni Üçgeni” olarak bilinen bölgede çalışmalar yaparak tabanını genişletti. Zarkavi’nin Irak’taki ünü ve etkinliği Bağdat’taki Ürdün Büyükelçiliği’ne yapılan bombalı saldırıdan sonra artmaya başladı. Irak’ta işgalin başlamasından 3 ay sonra gerçekleşen bu olaydan sonra Bağdat’taki BM yetkililerine ve en önemlisi o dönemki adıyla Irak’ta İslami Devrim Yüksek Konseyi (bugünkü adı Irak İslami Yüksek Konseyi)’nin lideri Muhammed Bakr El Hekim’e yönelik saldırılar onu Irak’taki şiddet olaylarının arkasındaki en önemli figür haline getirdi.

Irak’ta ABD’ye karşı yürüttüğü faaliyetlerle birlikte Tevhit ve Cihat Grubu’nun (TCG) adı daha da büyüdü. TCG’nin genişleme ve etkinliğini artırma stratejisi 4 temel ayağa oturuyordu: ABD’yle silahlı çatışmaya girmek; Iraklı güvenlik güçlerinin örgütlenmesini engellemek ve insanları bunlarla işbirliğinden alı koymak; ülkede yürütülen ekonomik yeniden inşa sürecine darbe vurmak ve ülkede bir Sünni-Şii çatışması çıkartmak.[4] Bu dört ayaklı strateji bir yandan TCG’nin büyümesini sağlarken bir yandan da Zarkavi’nin sonunu hazırladı. Irak’ta 2003 Ağustos’undan itibaren büyük eylemlere imza aran TCG, diğer yandan da Ürdün’de kritik saldırılar gerçekleştiriyordu. Örgütün etkinliğinin bu şekilde artması sonucunda Iraklılar arasında daha fazla yayılması gerçekleşti. Ancak Zarkavi 2004 yılının Ekim ayında El Kaide’ye bağlılığını ilan etmek zorunda kaldı.[5] Sanılanın aksine Zarkavi, Usame Bin Ladin tarafından Irak’ta cihadı örgütlemek üzere gönderilmiş bir kişi değildi. Tersine, baştan itibaren Bin Ladin ve ona yakın kişilerle arasında temel bir ideolojik ve stratejik farklılık bulunuyordu. Bin Ladin cihadın başarıya ulaşabilmesi için yerel güçlere destek veren uzak düşman (ABD)’ye odaklanılması gerektiğini savunurken Zarkavi asıl yenilmesi gerekenin yakındaki düşman olduğu ve bu nedenle Ortadoğu’daki rejimlerle savaşılması gerektiğini ileri sürüyordu. Ayrıca Zarkavi, Şiilere yönelik açık bir düşmanlık taşırken Bin Ladin’in bunun bölücü bir nitelik taşıdığını düşünüyordu.[6] Zarkavi, gelişen örgütü ve genişleyen operasyon alanı için daha çok Iraklıya ihtiyaç duyduğundan Bin Ladin’in karizmatik önderliğine, Bin Ladin ve El Kaide ise Afganistan’daki kaçış nedeniyle kaybettiği prestiji Irak’ta kapatabilmek için Zarkavi’nin sahada üstünlüğüne ihtiyaç duyuyordu. Bu nedenle Zarkavi’nin Usame Bin Ladin’e biat ettiğini açıklaması tek taraflı değil, iki taraflı bir karşılıklı adımdı. Zarkavi’nin Bin Ladin’e biat etmesinin ardından örgütün adı İki Nehir Arasında El Kaide Örgütü (Mezopotamya’da El Kaide Örgütü) kısa adıyla Irak’ta El Kaide (IEK) olarak değişti.[7] Zarkavi’nin ünü ve IEK’nin etkinliğini asıl artıran ise 2005 yılından itibaren ABD askerleri kadar Şii’lere yönelik başlattığı savaş oldu. ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra siyasal alandan büyük ölçüde dışlanan Sünniler işgal karşıtı direnişin belkemiğini oluşturmasına rağmen az sayıda Sünni politikacı sınırlı da olsa siyasi çabalarını sürdürüyordu. Fakat IEK, hem üslendiği alanlarda Irak hükümeti ve ABD’yle işbirliği yapan Sünni ileri gelenlere yönelik suikastlar düzenlendi, hem de ülkedeki iç savaşın tetiklenmesini sağladı. IEK’nin Şiileri hedef alan saldırıları bir süre sonra Sünnilere büyük bir baskı olarak geri döndü. Böylece siyaseten köşeye sıkışmış olan Sünniler bir de ülkenin çoğunluğunu oluşturan Şiilerden büyük bir fiziki baskı görmeye başlayınca IEK kendisine Iraklı Sünniler arasında geniş bir taban elde etmeyi umuyordu.[8]

Başlangıçta işe yarayan bu strateji sonraları IEK için önemli bir stratejik soruna dönüştü. Zarkavi’nin stratejisinin soruna dönüşmesinin nedenleri şunlardı: Birincisi, IEK’nin Şiileri doğrudan hedef alması El Kaide’nin Afganistan-Pakistan sınırında yer alan yani merkezi liderliğinin benimsediği bir strateji değildi. Bin Ladin’in ve El-Kaide’nin iki numaraları ismi olan (bugünkü lideri) Ayman El Zavahiri’nin Şiileri doğrudan hedef alan saldırıların yararsız olduğu hatta daha genel anlamda El-Kaide düşüncesine zarar verdiğini düşündükleri yeni bir olgu değildi. Ancak Irak’taki işgal güçlerinin dışında doğrudan sivil Şiileri hedef alan saldırıların artmasının Zavahiri’yi rahatsız ettiği ve bu nedenle Zarkavi’ye bir uyarı mektubu gönderdiği iddiası ortaya atılmıştı.[9] Her ne kadar bu iddia IEK tarafından reddedilse de Zavahiri’nin daha sonraki mesajlarında Şiilere doğrudan yöneltilen saldırıları olumlamadığı görülmekteydi. Ancak IEK’nin Şiileri hedef almasının El-Kaide tarafından kabul edilmemesi asıl sorunu oluşturmuyordu. Asıl sorun, Sünni Araplar arasında bir kısmın marjinalize olup IEK’ye destek vermesine karşın, bir kısmın da bu tür bir çatışmayı istememesiydi. Laik milliyetçi Araplar ile büyük Sünni Arap aşiretlerinin bir kısmı IEK’nin bu yaklaşımını kabul etmiyordu. Özellikle 2005 yılında yapılan seçim ve referandumda IEK’nin baskısı nedeniyle siyasetten daha da dışlanan Sünni Arap aşiretleri örgüte ve onun liderine karşı tepki geliştirdi. İkincisi ise Zarkavi yerel halk arasında desteğini artırmak için yumuşama göstereceğine daha da sertleşti. Zarkavi’ye karşı çıkan bazı aşiret reislerine yönelik kaçırma ve suikastler gerçekleşti. Iraklı Sünni Araplar arasında gün geçtikçe artan sayıda kişi IEK’nin Iraklılardan değil dışarıdan gelenler tarafından oluşturulduğunu düşünüyordu. Hatta dini motifli yerel direnişçi gruplar arasında bile IEK’ye yönelik bir tepki oluşmaya başladı. Bunun sonucunda iki gelişme yaşandı. Bunlardan birincisi 2005 sonunda ülkede gerçekleşen seçime Sünni Araplar arasında katılım arttı. Yıl başındaki seçime Sünni Arapların katılmasına büyük ölçüde engel olan IEK, yıl sonunda aynısını yapamadı. İkincisi ise merkezi liderliğin de etkisiyle Ocak 2006 yılında Mücahitler Şura Konseyi (MŞK) adı altında yeni bir oluşuma gidildi. Bu oluşum IEK dahil olmak üzere 6 örgütün bir araya gelmesiyle oluşan bir çatı örgüt olarak ilan edildi ve liderliğine Ebu Abdullah el Reşit El Bağdadi (diğer adıyla Ebu Ömer El Bağdadi)’nin getirildiği açıklandı. Varlığı o dönemde çok tartışılan bir figür olan Bağdadi’nin kesin olarak ilan edilene kadar hakkında pekçok söylenti çıktı. Bazı çevreler onun IEK’nin Iraklılaşması için uydurulmuş bir isim olduğunu ileri sürerken bazıları ise gerçekten var olduğunu savundu. Ancak her halükarda MŞK’nin kurulması ister gerçek isterse kandırma amaçlı olsun Zarkavi’nin ve IEK’ye tepkiler olduğu olgusunu saklayamıyordu. Nitekim ŞMK kurulduktan 5 ay sonra 6 Haziran 2006’da Zarkavi, Diyala yakınlarında bir köyde öldürüldü. Zarkavi’nin öldürülmesinden sonra örgütün başına önce Zavahiri’ye yakın bir Mısırlı olan Ebu Hamza El Muhacir’in (Ebu Eyyup El Mısri) geldiği ileri sürülürken daha sonra asıl liderin Ebu Ömer El Bağdadi olduğu ortaya atıldı. Ancak ŞMK da kısa ömürlü oldu. 12 Ekim 2006’da Ebu Ömer El Bağdadi tarafından Irak İslam Devleti (IİD) ilan edildi.

Bu tarihten sonra Irak’taki faaliyetlerini artıran IİD, 2008 yılının sonlarına kadar ülkede en önemli saldırıları gerçekleştiren örgüt oldu. Bununla birlikte, Zarkavi’den sonra örgütün karşılaştığı iki önemli sorun ortaya çıktı. Bunlardan birincisi örgütün liderliğindeki sorunlardı. Zarkavi’nin son dönemlerinde büyük bir “özgüven”le yüzünü de göstererek liderliğini ilan etmesine karşın, ondan sonra gelen kişiler yakalanmamak için sürekli kendilerini gizlediler ya da dublör kullandılar. Hatta birçok kez Ebu Ömer Bağdadi’nin yakalandığı ya da böyle bir kişinin hiç yaşamadığı duyuruldu. İkinci sorun ise ABD’nin strateji değişikliğine gitmesi oldu. ABD, bir yandan IEK ve onun türevlerinden bıkan Sünni Arap aşiretleriyle yakın bir işbirliği kurarken diğer yandan asker artırımına gitti ve IİD’nin elinde tuttuğu yerlere yönelik büyük bir operasyon başlattı. Irak’ın Oğulları ve Sahva güçleri adı altında oluşturulan Sünni Arap aşiretlerinin silahlı güçleri IİD’ye büyük bir darbe vurulmasını sağladı. Aşiretlerin bu hamlesinin ardında yatan temel güdü kendi etki sahası olarak gördükleri yerlerde dışarıdan gelen ve aşiret pragmatizmine aykırı olan faaliyetler yürüten IİD’den bıkmalarıydı. Bunun yansıra ABD’nin aşiretleri silahlandırması, maddi yardımlar yapması ve siyasal sürece entegre olacakları sözü de IİD’ye karşı onların desteğini almasını sağladı. Buna ek olarak, ABD’nin Irak’taki asker artırımının sonucu olarak ABD ordusu ve Irak askerleri (Hamle/Surge) Bağdat, Diyala ve Selahaddin gibi bölgelerde kontrolü sağladı. Nihayetinde 2008 sonunda Mısır’da gerçekleşen büyük operasyondan sonra IİD’nin saha etkinliği azaldı. 2010 yılında Ebu Ömer Bağdadi ve Ebu Eyyup El Mısri Nisan 2010’da Tıkrit’te öldürüldü. Örgütün iki üst düzey liderinin öldürülmesinden sonra liderliğe Ebu Bekir El Bağdadi’nin getirildiği açıklandı. Buna rağmen örgüt o tarihten bu yana zaman zaman kanlı ve etkili saldırılar gerçekleştirmeyi başardı. Örgütün eylem sıklığı azalsa da Irak’ın en kanlı saldırılarını IİD üstlenmeye devam etti. Bununla birlikte 2010’dan itibaren örgütün Irak’taki etkinliği kademeli olarak azaldı. ABD’nin “hamle” stratejisine paralel olarak işbirliği yaptığı büyük Sünni Arap aşiretlerinin IEK’yi kendi alanlarından süpürmesi örgüte büyük darbeler vurdu. Uzmanlara göre 2010 yılının bahar aylarına gelindiğinde Irak’taki El Kaide liderlerinin en önemli 42 tanesinin 34’ü ya yakalanmış ya da öldürülmüştü. Ayrıca örgütün Pakistan’daki merkezi liderlikle bağlarını kaybettiği ileri sürülüyordu.[10] 2010 ile 2011 yılları arasında IEK zaman zaman saldırılarını devam ettirebilmesine rağmen ülke genelinde koordine eylem yapma kapasitesini büyük ölçüde yitirmişti. Ancak ABD’nin 2011 yılında Irak’tan çekilmesi sonrasında yaşanan iki gelişme IEK’nin yeniden canlanmasına olanak tanıdı.

IEK’nin Yeniden Canlanması ve Stratejik Saldırıların Dönüşü

IEK’nin Irak’ta yeniden canlanması birbirinden bağımsız gelişmekle birlikte birbirini çok yakından etkileyen iki gelişmeye bağlı olmuştur: Bu gelişmeler ABD’nin çekilmesi sonrasında Irak’ta başlayan yeni Sünni siyasi hareketliliği ve Suriye’de iç savaşın çıkmasıdır.[11]

ABD güçlerinin Irak’tan çekilmesinin tamamlanmasından kısa bir süre sonra ırak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi’ye terör örgütlerini desteklemek suçundan çıkarılan tutuklama kararı Sünni Araplar arasında büyük bir huzursuzluk yaratmıştır. ABD’nin çekilmesiyle birlikte Şii-Sünni hesaplaşmasının yeniden başladığı düşüncesi Arap Baharı’yla birlikte Irak sokaklarına dökülen Sünni Arapların arasında IEK’nin yeniden taban bulabilmesi için uygun bir ortam ortaya çıkarmıştır. Fakat daha önemlisi, IEK’nin Irak’ta tekrar eşgüdümlü saldırılarına başlaması örgütün bir süredir hazırlık içinde olduğunu ancak bu tür saldırılar için uygun bir ortam kolladığını düşündürmektedir. Nitekim, Haşimi Olayı’nın üzerinden iki hafta geçmeden tekrar ülke çapında koordineli bombalı araç saldırılarının gerçekleştirilmiş olması örgütün hazırlıklarını tamamladığını göstermektedir. Buna ek olarak, yaşanan gelişmeler Suriye’deki çatışmaların açıkça bir iç savaşa evrildiği bir döneme denk gelmektedir. Suriye’de 2011 yazından itibaren gelişmeye başlayan silahlı çatışmalar 2011 yılının sonlarında bir iç savaş halini almıştır. IEK üyelerinin bir kısmının bu savaşa dahil olmak üzere Suriye’ye geçtiği görülmüştür. Başlangıçta geniş bir kitleyi ilgilendiriyor gibi görünmese de Suriye içinde faaliyet gösteren IEK militanlarının örgütlenme düzeyleri ve kullandıkları taktikler örgütten kopan bir grup maceracının ötesinde IEK’nin Suriye’yi yeni bir savaş alanına çevirmek için özel bir çaba gösterdiğini ortaya koymaktadır. Böylece IEK, Irak’taki sıkışıklığından kurtularak hareket sahasını genişletecek bir alan bulabilmiştir. Nitekim IEK Suriye’deki faaliyetlerinin örgütlenmesinden bir süre sonra 2012 yılının Temmuz ayında Irak’ta “Duvarları Kırmak” adlı bir operasyon başlatmıştır. Bu operasyonla IEK’nin sembolü sayılan koordineli geniş çaplı saldırıların sayısında önceki yıllara göre büyük bir artış yaşanmıştır. Bu saldırılar önce Bağdat’ta başlamakla birlikte Irak’ta 2003’te direnişin genişlediği güzergah üzerinden bir kolda Batıya Felluce-Ramadi-Hit hattından Anbar Vilayeti’ne diğer kolda ise doğuya Bakuba-Balad hattı üzerinden Diyala’ya doğru genişlemiştir. Bu genişlemeyi aynı yılın sonbahar aylarından itibaren kuzeye Kerkük ve Tuzhurmatu’na doğru da sağlayarak sadece eylemlerin sıklığını ve ölümcüllüğünü artırmamış aynı zamanda coğrafi alanını da genişletmiştir. Bu dönemde eylem sayısı az olsa da güneyde Basra başta olmak üzere Şiilerin çoğunlukta olduğu bazı şehirlerde de saldırılar gerçekleştirebilmiş, aynı zamanda Tıkrit’teki büyük hapishane baskınıyla örgüt için önemli pekçok önemli ismi kaçırabilmiştir. 2012 yılının sonlarına geldiğinde IEK başta Kerkük civarındaki yerleşimler ile Bağdat’ta tekrar kanlı eylemleri yürütebilme kapasitesine erişmiştir. 2013 yılı ise Irak’ta El Kaide saldırılarının daha yoğunlaştığı ve Ebu Gureyb Hapishanesi’nden kaçırılan 500 militanın da gösterdiği gibi büyük bir zafere dönüştüğü yıl olmuştur. Temmuz 2013’ten itibaren ülkede yaşanan şiddet olayları son 5 yılın en yüksek rakamlarına ulaşmıştır. Örgütün yeniden hükümet güçlerine ağır kayıplar verdirdiği, hapishane baskınında görüldüğü gibi büyük prestij kazandığı ve Sünni-Şii çatışmasını yeniden körükleyerek ülkedeki siyasi atmosferi gerginleştirmeye başardığı yıl olmuştur.

IEK’nin Irak’taki gelişmelerin yanı sıra, Suriye’deki çatışmalardan da büyük bir yarar sağladığı görülmüştür. IEK’nin lideri Ebu Bekir El Bağdadi, 2013 yılının ortalarından itibaren Suriye’deki Nusret Cephesi’yle birleştiğini ilan ederek Irak ve Şam İslam Devleti adında yeni bir örgüt kurulduğunu açıklamıştır. Bu durum Irak’ta Musul ve Anbar ile Suriye’de Rakka’dan batı ve kuzeye doğru genişleyen bir hareket sahası bulmaya çalıştığını göstermektedir. Nusret Cephesi bu açıklamaları kabul etmemesine ve hatta Ayman El Zavahiri’nin bu birleşmeyi iptal ettiği her örgütün kendi görev sahasında savaşması gerektiğini ilen etmesine rağmen IŞİD’in Suriye’de etkinliğini artırdığı görülmektedir. Halihazırda NC ve IŞİD ayrı birer oluşum olmasına rağmen aralarında liderlik mücadelesi olduğu açıktır. Buna karşılık belli coğrafya ve hedeflere karşı ortak hareket ettikleri bazı yerlerde ise rakip duruma geldikleri söylenebilir. Fakat, nihayetinde Suriye olayları IEK’ye örgütsel ve ideolojik bir canlanma kattığı kadar Orta Doğu’daki stratejik denklemin değişmesi sonucunda yeni bir hayat sahası da oluşturmuştur.

 


[1]Irak’ın işgal edilmesinden önce Irak hükümetinin kitle imha silahlarına sahip olduğu ve El Kaide ile yakın ilişkide olduğuna ilişkin iddialar doruk noktasına ulaşmıştı. Bu iddialar en açık biçimde o dönemde hazırlanmış bir ABD istihbarat belgesinin taslak metninde dile getirilmişti. “Assessing The Relationship Between Iraq and Al Qaeda”, http://www.fas.org/irp/news/2007/04/feithslides.pdf.

[2]M. J. Kirdar, “Al Qaeda in Iraq”, AQAM Futures Project: Case Study Series, CSIS, Haziran 2011, s. 2. http://csis.org/files/publication/110614_Kirdar_AlQaedaIraq_Web.pdf

[3]Mary Anne Weaver, “The Short, Violent Life of Abu Musab al-Zarqawi”, The Atlantic.

[4]Kirdar, s. 3.

[5]Jeffrey Pool, “Zarqawı's Pledge of Allegiance to Al-Qaeda: From Mu'asker Al-Battar, Issue 21” Terrosim Monitor, Cilt 2, Sayı 24, 16 Aralık 2004, ss. 4-6. http://web.archive.org/web/20061017164810/http://www.jamestown.org/images/pdf/ter_002_024.pdf.

[6]Brian Fishman, “After Zarqawi: The Dilemmas and Future of Al Qaeda in Iraq”, The Washington Quarterly, Cilt 29, Sayı:4, Sonbahar 2006, s. 20.

[7]Benjamin Bahney, et all., An Economic Analysis of the Financial Records of al-Qa’ida in Iraq, Rand Report, 2010, s. 14. http://www.rand.org/content/dam/rand/pubs/monographs/2010/RAND_MG1026.pdf.

[8]Fishman, s. 23.

[9]Emily Hunt, “Zarqawi's 'Total War' on Iraqi Shiites Exposes a Divide among Sunni Jihadists”, Policy Watch, Washington Institute for Near East Policy, 15 Kasım 2005,

http://www.washingtoninstitute.org/policy-analysis/view/zarqawis-total-war-on-iraqi-shiites-exposes-a-divide-among-sunni-jihadists.

[10]Jessica D. Lewis, “Al-Qaeda in Iraq Resurgent: The Breaking The Walls Campaign Part I”, Middle East Security Report, 14 Eylül 2013, s. 9, http://www.understandingwar.org/sites/default/files/AQI-Resurgent-10Sept_0.pdf.

[11]Lewis, a.g.e., s. 10.

Bu yazı 5539 defa okundu.
  • Yorumlar1
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı