Hoşgeldiniz; Bugün 24 Kasım 2017 Cuma
Orta Doğu ve Afrika Araştırmaları Merkezi|19 Ağustos 2013 Pazartesi

Orta Doğu’nun Bölünmüşlüğünde Şiî-Alevî Türk Dünyası

Bilgehan Atsız Gökdağ tarafından yazıldı.

Din, yerinde kullanıldığı zaman bütünleştirici, kullanılmadığı zaman ise ayırıcı bir unsurdur. Dinîinançlarını kendi yayılmacı politikalarının merkezine oturtan devletler, din üzerinden kanlı savaşların da fitilini ateşlemek istemektedir. Özellikle Orta Doğu’da dinîbölünmüşlük had safhadadır ve bu durum bölge Türklüğünü de derinden etkilemektedir. Irak’ta son on yıldır süre giden kaos ortamında Şiî-Sünnî çatışması ve bunun neticesi olarak neredeyse her gün onlarca kişinin öldürülmesi Türkmenlerin yaşadığı yerlere de ateş düşürmektedir. Son yıllarda Suriye’deki iç savaş da yine mezhep farklılığına dayandırılmak istenmektedir.

Milattan önce 3000’li yıllardan itibaren takip ettiğimiz Türk milleti geniş bir alana yayılarak buralarda çok sayıda devlet kurmuştur. Böylesine bir tarihîderinlik ve coğrafîgenişlik içinde Türkler, kendi geleneksel ve millîdinlerinin dışında evrensel karakterli büyük dinlerle de karşılaşmış ve bu dinlerin mensupları haline gelmişlerdir. Miladî8. yüzyıldaki Uygur Devleti’ne kadar Türkler, sihir yönü öne çıkan bazı totemik ve şamanistik inançlara meyilli olmuşlardır. Esasen 8. yüzyıla kadar Türklerin tabiat kuvvetleri ve atalar kültü etrafında oluşturdukları inançları ve bağlı olarak ritüelleri vardı. Bozkır Türklerinin asıl dini ise Kök Tengri inancıydı. Bu inanca göre yaratıcı ve tam iktidar sahibi olan Tanrı, en yüksek varlık olarak itikadın merkezinde yer almaktaydı.[1] Türkler, Miladın ilk yıllarından itibaren Budizm, Manihaizm, Zerdüştlük, Musevîlik ve Hıristiyanlığın Nesturîkoluyla temas halindeydi. Özellikle Uygur Türkleri arasında Budizm, Maniheizm ve Nesturilik yaygınlaşmıştı. Hazar Türkleri Musevîliği ve Hıristiyanlığı benimsemişler, Bulgar Türkleri 9. yüzyılda Hıristiyan olmuşlardır. 10. yüzyıldan itibaren büyük kitleler şeklinde İslam dinine giren Türklerin büyük bir bölümü günümüzde de mezhep farklılıkları bir yana Müslüman’dır. Ancak nüfus itibarıyla bazı küçük Türk gruplarının farklı dinleri benimsediğini de görmekteyiz.

          Nüfusu 250 bin civarında olan Gagavuzların büyük çoğunluğu Ortodoks olup, az sayıda Protestan da mevcuttur. 2 milyona yaklaşan nüfuslarıyla en kalabalık Hıristiyan Türk grubunu oluşturan Çuvaşların çoğunluğu Ortodoks Hıristiyan olup, aralarında az sayıda da olsa Gök Tanrı’ya inanan insanlar bulunduğu gibi, animistik inanışlara sahip olanlar da vardır. Hakaslar, Altay Türkleri, Dolganlar ve Yakutlar da Hıristiyan olmakla birlikte, halen büyük bir kısmı Şamanîgeleneklere bağlıdır. Hakasların nüfusu 80 bin, Altay Türkleri 70 bin; Yakutlar Dolganlarla birlikte 400 bin civarındadır. Sayıları binlerle ifade edilebilen Tofalar, Çulımlar, Şorlar, Mişerler de Hıristiyan Türkler arasında sayılan, dilleri ve kimlikleri yok olmaya yüz tutan küçük Türk gruplarıdır. Musevîliği benimseyen Türkler Karaim veya Karay olarak adlandırılan bir Türk grubudur. Kırım, Litvanya, Polonya, İsrail gibi ülkelerde yaşayan Karayların nüfusu 5 bin civarında olup, kutsal kitap olarak Tevrat’ı kabul ederler. Kırım’da çok az bir nüfusa sahip Kırımçak Türkleri de Musevi Türklerdendir. Karaylardan farklı olarak Tevrat’ın yanında Talmut’u da kutsal kabul ederler. Budist (Lamaist) Türkler ise Tuva ve Sarı Uygur Türkleridir. Yaklaşık 200 bin kişilik nüfusa sahip olan Tuva Türkleri Rusya Federasyonu içinde kendi adlarıyla anılan özerk bölgede yaşarlar. Sarı Uygurlar ise Çin’in Kansu eyaletinde yaşamakta olup, sayıları 10 bin civarındadır.[2]

          İslam dini ile Türkler 8. yüzyıldan itibaren ilişkilidir. İslamiyet’in Türkleri derin bir şekilde etkilemeye başlaması 11. yüzyıldan sonra olmuş, uzun bir süreç içinde Türkler bu dini kabul etmişlerdir. Orta Asya ve Kafkasya’daki bazı Türk grupları, mesela Kırgızlar, Karaçay-Balkarlar 17. yüzyıl gibi geç bir dönemde Müslüman olmuşlardır. Türklerin Müslüman olmaya başladıkları dönemlerde şekillenip kalıplaşmış İslamîdini formlarından Sünnîlik, Şiîlik ve Sufîlik, Müslüman Türklerin dinîyaşayışlarının temel ve hakim formlarını oluşturmuştur. Türkler nüfus itibarıyla daha çok İslam’ın Sünnî yorumunu benimsemişlerdir. Şiî-Alevî anlayışı ise belirli bölgelerdeki Türkler arasında yayılmıştır. Kazakistan, Kırgızistan, Doğu Türkistan, Sibirya, ve İdil-Ural Türkleri arasında Şiî-Alevî Türklere rastlanmamaktadır. Şiî-AlevîTürklerin bulunduğu coğrafîalanlardaki durum, aşağıda sunulan şekilde çerçevelendirilebilir.  

Orta Asya’da Şiî-Alevî Türkler

          Orta Asya bölgesinde yaşayan Türkler arasında çok küçük gruplar halinde Türkmenistan ve Özbekistan’da ŞiîTürklere rastlanmaktadır. Özbekistan, Buhara ve Semerkant çevresindeki bazı küçük Şiîgruplar hariç, genelde Sünnî olup Hanefîmezhebindendirler. Resmîİslam güçlü bir pozisyona sahip olmasına rağmen, gayri resmîİslam yeraltı faaliyetlerinde oldukça güçlüdür. Bu alanda Nakşibendî, Kubrevî, Kadirî ve Yesevî tarikatlarının faaliyetleri yoğundur.[3]

          Türkmenler, Sufîharekatının mistik kardeşliği taşıması suretiyle, 12. yüzyılda İslamiyet’i diğer göçebe Orta Asya gruplarından önce kabul etmiştir. Türkmenler genel olarak, Azeri göçmenlerden olan küçük Şiîgruplar haricinde, ülke nüfusunun yüzde 88’i Sünnî ve Hanefî mezhebinden olan Müslümanlardır. Yüzde 10 kadar da Hıristiyan (Ortodoks) dinine mensup nüfus bulunmaktadır. Türkmenistan’daki İslamîkarakter, İslamiyet’in 12’nci ve 14’üncü yüzyıllar arasında Türkmen kabileleri arasında Yesevî ve Kübrevî tarikatlarının etkileriyle yayılmalarından dolayı diğer Orta Asya bölgelerine kıyasla daha farklıdır. Ayrıca, Nakşibendiliğin etkileri de 19. yüzyılda görülmüştür.[4] Bugün Orta Asya’nın Müslüman Türklerinin çok büyük bölümü Sünnî-Hanefî’dir. Sünnî olmayan kesim On İki İmam Şiîlerinin yanı sıra İsmailîlileri de kapsamakta olup, onların bağlı bulundukları resmi bir otorite ve yönetim merkezi bulunmamaktadır. On İki İmam Şiîleri Semerkand, Ürgenç, Taşkent, Aşkabad, Buhara ve Merv gibi şehirlerde yaygındır. Sayıları altmış bin ila yüz bin arasında olabileceği tahmin edilen İsmailîler, Gorno-Badahşan Otonom Bölgesi’nde yaşamaktadırlar.[5] Oliver Roy’a göre, Türkistan’daki dinîçeşitliliği ve şehirlerde veya mahallelerde hangi mezhebin egemen olduğunu minarelerin biçimsel farklılığına bakarak anlamak mümkündür. Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde çok az sayıda Şiî’nin bulunması, İran’ın bölgeye yönelik yayılma alanlarının oldukça sınırlı kalmasına yol açmaktadır.

Afganistan’da Şiî-Alevî Türkler

          Afganistan’da Şiî grupların başında Hazaralar gelmektedir. Cengiz Han’ın askerîbirliklerinden adını alan Hazaraların menşeinde Türk ve Moğollar bulunmaktadır.  Hazara adı Farsça hezar kelimesinden gelmekte olup anlamı bin (1000) demektir. Askerîalay anlamında kullanılan kelime daha sonra Türk-Moğol kökenli Hazaralara ad olmuştur. Afganistan’ın merkezîbölgesinde bulunan Hazaracat’ta yaşayan Hazaraların nüfusu 3 milyon civarındadır. Ayrıca 1 milyon civarında Hazara ise İran ve Pakistan’da mülteci olarak yaşamaktadır. 2010 yılında yapılan seçimlerde kullanılan oyların yüzde 23’ünü alarak 250 sandalyeli mecliste 58 milletvekili ile temsil edilme hakkını elde etmişlerdir. Hazaraların Türk kökenli oldukları hakkında deliller çoktur. Onlar Türkmenlere mensuptur. Hatta halâ bile Şeyh Ali bölgesinde Türkmen Hazara denen büyük bir boy yaşamaktadır. Onların büyükleri “aksakal” olarak adlandırılmıştır. Yine onlar etnik yapı olarak dayandıkları Türk, Halaç ve Karluk isimleriyle Moğollara karşı Afganistan’ın orta ve güney kısımlarında savaşmışlardır ki, bu da onların Türklüklerini ispat etmektedir. Yine Hazara dallarının isimleri halâ eski adlarıyla yani Halaç, Karluk, Türkmen, Barlas diye mevcuttur. Onların şahıs, hayvan ve yer adlarında Türkçe unsurlar çok fazla bulunmaktadır. Tarihçilere göre Türk asıllı olanlar orta asırlardan itibaren dillerini unutmuşlardır. 16. yüzyıldan itibaren Şiîliği benimseye başlayan Hazaralar zamanla Hazaragi denilen dillerini unutup Farsça‘nın bir kolu olan Dariceyi kullanır olmuşlardır. Afganistan’ın diğer halkları Sünnî oldukları için sürekli toplumsal aşağılanmaya maruz kalan Hazaralar 19. yüzyılın ortalarından itibaren Abdurrahman Han döneminde toplu katliama tabii tutulmuşlardır. Zaman zaman Afganistan’da İran politikaları için kullanılmış olsalar da günümüzde daha bağımsız siyaset izleyen Hizb-i Vahdet Partisi etrafında toplanan Hazaralar, Türkiye ile ilişkilerini geliştirmek istemektedirler. Hazaralarla birlikte Şiîliğin İmamiye anlayışını benimseyen Aymaklar da Afganistan’daki bir diğer Şiî Türk grubudur.  Kabil ve civarında yaşayan ve sayıları yaklaşık yüz bin civarında olan Afganistan Avşarları ise Kızılbaş Türkler olarak da bilinmektedir. Afganistan’da yaşayan bu Şiî ve Kızılbaş Türkler dillerini kaybetmiş, Türkçe‘yi unutmuşlardır. Hazara ve Aymaklar Darice, Avşarlar ise Peştunca konuşup yazmaktadırlar.[6]

İran’da Şiî-Alevî Türkler

         2006 yılında yapılan sayıma göre İran nüfusu 70.049.262 olarak tespit edilmiştir. İran çeşitli etnik grupları, toplulukları bünyesinde barındıran bir ülkedir. Yüze yakın dil ve lehçenin konuşulduğu ülkede en büyük iki etnik grup Türkler ve Farslardır. İran üzerine yapılan en son çalışmalardan biri olan “Türklerin İran’ı” adlı eserde toplam Türk nüfusu 30.855.205 olarak kaydedilmiştir.[7] İran’da yaşayan Türklerin büyük bir çoğunluğu ülkenin resmîmezhebi olan Şiîliği benimsemişlerdir. Ülkede Sünnîlik, Musevilik, Hıristiyanlık ve Zerdüştlük de yasaldır. Türkler ve Kürtler arasında mensupları bulunan Şiîliğin Heterodoksi yorumu da sayılan Alevîlik, Kızılbaşlık, Bektaşîlik diye de adlandırılan anlayışlar ise yasadışı sayılarak tanınmamaktadır. İran’da Türkmen Sahra olarak adlandırılan ve Gülistan ile Kuzey Horasan eyaletlerini içine alan geniş bir coğrafi alanda 2 milyon civarında Türkmen Türk’ü yaşamaktadır. Sünnî anlayışa sahip olan Türkmenler, bundan dolayı zaman zaman ayrımcılığa da tabii tutulmaktadırlar. İran’da en kalabalık Türk topluluğu olan Azerbaycan Türkleri ile birlikte Kaşkay, Halaç, Sungur, Ebiverdi ve Horasan Türkleri Şiî dairesi içinde bulunan Türk topluluklarıdır. Sünnî İran Türkmenlerinin dışında kalan İran Türklüğünün sayısı 29 milyondur. Bu rakam aynı zamanda İran’daki Şiî Türklerin de sayısını göstermektedir.

Kafkasya ve Azerbaycan’da Şiî-Alevî Türkler

          Dağıstan’da Müslümanların oranı yüzde 92, Hıristiyanların yüzde 5, Yahudilerin ise yüzde 3’tür. Müslüman nüfusun yüzde 97’si Sünnî, yüzde 3’ü Şiî‘dir. Şiîler Azerbaycan’dan göç ederek Derbend şehrine yerleşen Azeriler ile Lezgilerin küçük bir kısmını oluşturan Miskince Köyü ahalisinden meydana gelmektedir.[8] Lezgilerin arasında eskiden beri Şiî olanlar, Miskince ve Dokuzpara bölgesi sakinleridir. Muhtemelen 16. ve 17. yüzyıllarda Safevilerin etkisi altında bu mezhebe girmişlerdir.[9] Derbent ve civarında yaşayan 100 bin kadar Azerbaycan Türk‘ü ise Şiî’dir. Ancak Şiîler ve Sünnîler arasında hiçbir pürüz yoktur. Bu iki mezhebin halkı Derbent’te Cuma Mescidi’nde sorun çıkmadan birlikte ibadet etmektedirler.[10] Kafkasya’da Şiî Türkler arasında Nogayların içinde bir kol olan Kundurları görmekteyiz. Kara-Agaç veya Karagaç isimleriyle de anılan Kundurların büyük bir kısmı Astrahan Tatarları tarafından asimile edilmiştir. Dillerinde Nogay Türkçesinin özellikleri görülür. Nüfus sayımlarında hiçbir zaman ayrı olarak listeye geçmedikleri için sayıları hakkında hiçbir bilgi mevcut değildir.[11] Gürcistan’ın Borçalı bölgesinde Bolnis ve Dmanisi ilçelerinin nüfusu dışında kalan ve sayılarının 500 bin civarında olduğu belirtilen Karapapak Türkleri Şiî’dir.

          Sovyetler Birliği döneminde Kafkasya’daki Müslümanların dinîyönetimi Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de bulunmaktaydı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından da faaliyetlerine devam eden merkezin başındaki şeyhülislam Şiî mezhebinden, yardımcısı müftü ise Sünnî-Hanefî anlayışına sahip kişilerden atanmaktaydı.[12] Kafkas Müslümanları İdaresi’nin başında Şiî bir Türk’ün bulunması bazı sorunlar oluşturmaktadır. Kafkasya’da Azerbaycan dışında Müslüman nüfus genellikle Sünnî’dir. Azerbaycan’daki Kafkas Müslümanları İdaresi’nin ülke sınırlarının dışındaki alanlara müdahalesi sıkıntı yaratmaktadır. Gürcistan’ın Müslümanlara dönük bir idarîyapı oluşturması, Azerbaycan’da rahatsızlık yaratmıştır. Sünnî bölgelerdeki dinsel yaşamın Şiî Şeyhülislamın yetkisi altında bulunmasının doğru olmadığı yönündeki itirazlar da olayın başka bir boyutudur. Tüm bunlara rağmen Kafkas Müslüman İdaresi ağırlığı, etkinliği ve gücü olan bir örgütlenmedir.[13]

          Aslında Azerbaycan Cumhuriyeti resmen tüm dinlerin eşit haklara sahip oldukları laik bir Cumhuriyet olmakla birlikte, Orada Sovyetler Birliği’nden devralınan sistem sayesinde dinîteşkilatın sıkı bir denetim ve kontrol altında tutulduğu biliniyor. Öteki Türk Cumhuriyetlerinden farklı olarak Azerbaycan’ın Müslüman nüfusunun büyük bölümü (tahminen yüzde 70’i) Şiî’dir. Bununla birlikte bir buçuk asırlık Çarlık Rusyası ve Sovyet yönetimi Azerbaycan toplumunun belli bir ölçüde sekülarize olmasına imkan vermiştir. Öyle ki, orada kimlik belirlemede din, milliyetçilik ve modernizmden sonra gelmiştir. Esasen, toplumun büyük çoğunluğunca İslam, bir dinden çok “gelenek” olarak algılanmıştır. Dinîotoritelerin Sünnîlerle Şiîler arasında işbirliğini geliştirmeye dönük çabaları da dikkatlerden kaçmamaktadır. İran ve Irak’taki gibi din adamları hiyerarşine dayalı yapılanmalar Azerbaycan’da gelişmemiştir. Azerbaycan’da Şiîler Sünnîlerden, şehirliler köylülerden daha çok dindar görünmektedir.[14] Bakü’de Şiîlerin ve Sünnîlerin Cuma camileri farklıdır. Taze-Pir Camii Şiîlere, Azdarbek Camii de Sünnîlere aittir.

          Azerbaycan’da yaşayan Türklerin büyük çoğunluğu Şiî olmasına rağmen, Azerbaycan, İran’ı ülkede Şiîliği yayacak bir tehdit olarak algılamaktadır. Gerçekten de İran “Seher 1”, “Seher 2” gibi televizyon kanalları başta olmak üzere görsel ve yazılı medyayı kullanarak Azerbaycan’da kültürel bir olgu olan Şiîliği derinleştirmeye çalışmaktadır. Azerbaycan İran’dan gelmesi muhtemel radikal Şiî korkusu yüzünden seküler anlayışı hakim kılmak yönünde çaba harcamaktadır. Aslında Sovyet döneminde dinin geri planda olması, seküler anlayışı ön plana çıkarmak için uygun zemini de yaratmıştır. 2011 yılında yapılan mülakatlarda Azerbaycan’da dinin, İran değerleri üzerinde yükselmekte olduğu ve bunun Türklüğün aleyhine işlediği iddia edilmiştir.[15] Azerbaycan Anayasası’nın 48. maddesine göre herkes din ve vicdan hürriyetine sahiptir. Yine anayasanın 18. maddesinin 1-3 bentlerine göre Azerbaycan Cumhuriyeti’nde din ve devlet işleri birbirinden ayrılmıştır. Bütün dini inançlar yasalar karşısında eşittir. İnsan şahsiyetini aşağılayan, insanlık değerlerine karşı olan dinleri yaymak ise yasaktır. Eğitim de laik anlayışa uygundur. Azerbaycan’da devlet-din ilişkileri 2001 yılında devlet başkanı Haydar Aliyev’in emri ile kurulan Azərbaycan Respublikasının Dini Qurumlarla İş üzrə Dövlət Komitəsi tarafından düzenlenmektedir.

Irak’ta Türkmenler ve Din

         Irak’ta Türkmenlerin büyük çoğunluğu Sünnî, az bir kısmı ise Şiî Müslümandır. Erbil Kalesi’nde oturan çok az sayıda Hrıstiyan Türkmen de vardır. Sünnîlik veya Şiîlik, Türkmenler arasında ayrılık yaratan bir unsur değildir. Irak’ta dinîve millîhayat birbirinden ayırt edilemeyecek kadar iç içedir. Irak’ta camiler ve tekkeler birer dinîeğitim merkezidir. Din adamları usta çırak ilişkileri içerisinde yetişmektedirler. Irak’ta Mevlevî, Bektaşîve Safevîtekkeleri vardır. Bu tekkelerin çoğunda şeyhler ve diğer ileri gelenler Türkmenlerdir.[16]  Irak Türkleri bölgenin yerli halkıdır. Bağdat‘ın Kazimiye kısmında, daha güneyde Kerbela, Necef, Kufa’da yaşayan Şiî mezhebine bağlı ve İran Azerbaycan’ından hicret etmiş Türkleri de katarsak Irak’ta yaşayan Türklerin toplamı 3 milyonu aşmaktadır.[17] Kerkük-Bağdat yolu üzerinde ve civarlarında kırsal kesimde yaşayanlar Türklerin büyük çoğunluğu da, Caferî (Şii) mezhebine mensupturlar. Şehir merkezlerinde yaşayan Türklerin Sünnî-Hanefî, Kürt bölgelerine yakın civarlarda yaşayanları, Şafiî, güneye doğru, Arap bölgelerine yakın yaşayan Türklerin büyük çoğunluğu da Caferî mezheplerine mensupturlar. Türklerin bu inanç ve mezhep yapısındaki coğrafî dağılımın temelinde, yukarıda da zikredildiği gibi, bölge üzerinde yüzyıllar boyunca yaşanan Osmanlı-İran çekişmesinin etkileri vardır.[18]

          Türkmenlerde aşiret yapılarında net çizgilerle ayrılmış bir durumdan söz etmek mümkün değildir. Her aşiretin içerisinde Şiî, Sünnî, Alevî mezheplerine bağlı kişiler olduğu gibi, aşiretler arası akrabalık da oldukça fazladır. Türkmenlerde aşiret yapısına daha çok büyük aile demek yerinde olacaktır. Mesela Telafer’deki bir aşirette, iki kardeşin arasında anlaşmazlık dolayısıyla, iki aşiret ortaya çıkmıştır. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Diğer taraftan aşiretsel yapının kan davası, töre, aşiret birliği gibi temel dinamikleri de Türkmen aşiretlerinde bulunmaktadır. Genellikle Müslüman olan Türkmenler arasında hem Şiî hem de Sünnî mezhebine bağlı topluluklar bulunmaktadır. Türkmenler hemen her bölgede Şiî ve Sünnî olarak bir arada yaşamakta, oranları bölgelere göre farklılık gösterebilmektedir. Ancak Türkmen kimliğine bakıldığında mezhepsel aidiyetin ön planda olmaması nedeniyle, Türkmenlerin mezhepsel yapıları ve yerleşim bölgeleri arasında net bir dağılım vermek tutarlı olmayacaktır. Bunun yanı sıra Bektaşilik geleneğini sürdüren Türkmen yerleşim yerleri de vardır. Türkmen Şiîlerin de eskiden Alevî olup, sonrada Şiîleştikleri birçok kaynakta yer almaktadır. Özellikle Telafer, Kerkük’e bağlı Tazehurmatu ve Tuzhurmatu’da Alevî-Bektaşi Türkmenlerin varlığından söz etmek mümkündür. Telafer’de 1940’lara kadar cami olmadığı ve hatta Kerkük’un Tisin semtinde Saddam rejimi tarafından yıkılmadan bir Bektaşi Tekkesi bulunduğu bilinmektedir. Halen Telafer’de Kızıl Deli Ali Sultan Tekkesi faaliyettedir.

          Irak Türkmen İslamîBirliği (TİB), 1991’de Suriye’nin başkenti Şam’da Abbas Beyati tarafından kurulmuş, 1994’te yayınladığı iç tüzüğüyle kendini deklare etmiştir. TİB’in kurucusu Abbas Beyatî, halen partinin genel sekreterliğini yürütmektedir TİB, Şiî gruplara yakın durmaktadır. Bu duruma etken olarak Abbas Beyatî’nin 1980’lerde İran’a kaçması ve orada siyasete katılması gösterilebilir. TİB, Irak’ta özellikle İslami Dava Partisi’nin Türkmenler arasında bir kolu olarak anılmaktadır. TİB’in Kerkük Sorumlusu Nurettin Kemal, partinin tüm Türkmeneli’ni kapsamasına ve TİB’in İslamcı kimliğine rağmen, Şiî mezhebini ön planda tuttuğunu açıkça ifade etmektedir. Abbas Beyati, 15 Aralık 2005’te yapılan seçimlerde büyük Şiî ittifakı olan Birleşik Irak İttifakı ile seçimlere katılmış, Abbas Beyati milletvekili olarak seçilirken, başkan yardımcı olan Casim Muhammed Cafer, Gençlik ve Spor Bakanı olmuştur. 2010 seçimlerinde ise Kanun Devleti İttifakı ile seçimlere katılan TİB’den Bağdat’ta aday olan Abbas Beyatîve Selahattin’de aday olan Casim Muhammed Cafer milletvekili olarak seçilmiştir. Ayrıca Kanun Devleti İttifakı içerisinde Kerkük’ten Tahsin Kahya ve Fazıl Şahbaz İmamlı, Musul’dan Abbas Kalender ve Hüseyin Zennun, Diyala’dan Adil Şükür ve Hasan Reşit de milletvekili adayı olmuşlar, ancak parlamentoya girmeye hak kazanamamışlardır. Öte yandan, 2006’da Nuri El Maliki tarafından kurulan hükümette Gençlik ve Spor Bakanı olan Casim Muhammed Cafer, 2010’da kurulan yeni Irak hükümetinde de bu görevine devam etmektedir. TİB, 1991’den bu yana zaman zaman yayınları aksamış olsa bile, aylık olarak basılan El-Delil Gazetesi’ni çıkartmaktadır. Ayrıca TİB, “www.iuiturkmen.net” adlı internet sitesinden yayın yapmaktadır.[19]

          Kakaîve Şebekler Şiîliğin alt kolları içinde kendine yer bulacak topluluklardır. Irak Türkmenleri içinde yaklaşık yüz bin kişi daha çok Bektaşîliğe yakın olan Kakaîve Şebek akideleri üzre yaşamaktadır.  Kakaîve Şebeklerin kökeni Türklüğe bağlansa da bazen Kürt oldukları da ileri sürülmektedir. Ancak onlar genellikle kendilerinin Türk kökenlerine vurgu yapmaktadırlar.

Suriye’de Türkmenler ve Din

          Bugünkü verilere göre Suriye’de yaklaşık 3,5 milyon Türkmen vardır. Suriye Türkmenlerinin yüzde 99’u Sünnî, Halep’te bulunan az bir bölümü ise Şiî’dir. Bunlar Anadolu Alevîlerindendir. Suriye Türkmenleri genellikle Halep’te geçmişteki boy yapılarını korumaktadır. Aşiret yapısına sahiptirler. Suriye Türkmenlerinin, ülke içindeki gruplarla ilişkileri Irak Türkmenleri ile benzerlik göstermektedir. Tek fark, Suriye Türkmenlerinin çok büyük çoğunluğunun Sünnî olmasıdır. Ülkedeki Şiî gruplarla da pek fazla ilişkileri yoktur. Araplarla aralarında ciddi bir husumet bulunmamasına rağmen, Sünnî Arap kesimin, Sünnî Türkmen nüfusu kendi içinde değerlendiriyor olması sorun yaratabilmektedir.[20]

Balkanlar‘daŞiî-Alevî Türkler

          Balkanlar’da Alevî-Bektaşi Türk grupları daha çok Bulgaristan’da görülmektedir. Küçük gruplar halinde ise Yunanistan, Romanya ve Makedonya’da Alevî-BektaşîTürklere rastlamak mümkündür. Balkanlar’da Bektaşîlik en yaygın ve canlı olarak günümüzde Arnavutluk’ta karşımıza çıkmaktadır. Balkanlar’da yaşayan Alevî-BektaşîTürkler Sarı Saltık’a kadar geçmişlerini götürmektedir. Sarı Saltık, muhtemelen Babaîlerin inançlarının Balkanlar'a taşınmasında önemli rol üstlendiği gibi, bugün Balkanlar'daki Alevî ve Bektaşî topluluklarının temelini de atmıştır. Bu yüzden Balkan Alevîliği ve Bektaşîliği onu çok büyük saygı ile takdis etmektedir. Sarı Saltık gerçekten buralarda popüler İslâm'ın inkârı mümkün olmayan öncüsüdür ve onun hazırladığı bu altyapı, Şeyh Bedreddin ayaklanmasına zemin oluşturmuştur. Bu yüzden bugünkü Balkan Alevîliğini ve Bektaşîliğini, bir yönüyle Sarı Saltık ile Şeyh Bedreddin öğretilerinin bir sentezi olarak değerlendirmek yanlış olmayacaktır.[21]

          Batı Trakya Türkleri büyük oranda Sünnî‘dir. Üç köy Kızılbaş anlayışına uygun olarak dinî yaşantısını sürdürmektedir.[22] Seyit Ali Sultan (Kızıldeli) Vakfı içerisinde bulunan ve Yunanistan’ın Bulgaristan sınırına yakınRuşanlar, Hebil Köy, Babalar, Karaüren, Köseler, Kütüklü, Çökekli, Mevsimler köyleri tamamen Alevî-Bektaşi; Büyükderbent, Demirüren, Hacı Ali, Musacık, Salıncak, Taşağıl, Kaypak köyleri ise Alevî-Sünnî karışık köylerdir.

           Bulgaristan’da, özellikle de Deliorman bölgesinde ve Karadeniz sahilinde azımsanmayacak sayıda Alevî Müslümanlar da yaşamaktadır. Alevîlerin ağırlıkta olduğu hemen her köyde birkaç yatır mevcut olup, bunların içinin Hz. Ali resimleri ve elişi nakışlarla süslendiği görülmektedir. Özellikle Deliorman’daki Demir Baba Tekkesi, Hasköy’de Otman Baba Tekkesi ve Varna’nın Kuzeyindeki Akyazılı Sultan Baba Tekkesi hem Alevîlerin hem de Sünnîlerin önemli ziyaret merkezlerinden olup, buralarda her yıl binlerce kişinin toplandığı dinî içerikli şenlikler düzenlenmektedir.[23] Örneğin Yablanova ve civarında Hazır Nazır Baba, Kız Evliya vs. gibi isimlerle altı evliya yatırı mevcuttur. Buralarda insanlar gelip dilek tutmaktadırlar. Köylüler evliya kabirlerinin çokluğunu uğur saymakta, onlarınkendilerini yangından, selden, depremden ve her türlü felaketten koruduğuna inanmaktadırlar.Son yıllarda Türkiye'den bazı Alevî kuruluşları gruplar halinde Bulgaristan'daki Alevî köylerini ziyaret etmekte, heyetlerde bulunan dedelerin ve diğer görevlilerin gözetiminde cem ayinleri düzenlenmektedir. Bulgaristan'da yaşayan Türklerin yarısının Alevî olduğu gibi abartılı ifadelerle, yıllarboyu temel İslami bilgilerden bile mahrum tutulmuş bu insanlara, farklılıklar üzerine bina edilmiş bir Alevî kimliği biçilmek istenmektedir. Bulgaristan'da Türklerin varlığına tahammül edemeyen ve yıllar boyu onlara her türlü eziyeti reva gören bazı çevrelerin, son yıllarda Bulgaristan'daki Alevîlere sahip çıkar görünerek onlara ayrı bir baş müftülük verilmesi gerektiğini ileri sürdükleri bu günlerde, Bulgaristan'daki Türklerin ve Müslümanlarınbirliğini dağıtmak isteyenlere alet olmamak aklın, İslam'ın ve Alevîliğinesası olan birlik ruhunun gereğidir.[24]

          Hâlihazırda eski Yugoslavya içerisindeyken ya Makedonya gibi resmî bağımsızlığını ya da Kosova gibi fiilî bağımsızlığını eline almış iki bölge içinde, Bektâşîlerin en fazla Arnavut nüfusun yaşadığı ve genellikle Arnavutluk’a yakın ve/veya sınırda kalan yerlerde olduğunu söyleyebiliriz. Bundan başka Kanatlar bölgesinde 100, Budaklar yöresinde 30, Mus Obası Köyü’nde en az 3 Bektâşi-Yörük Türk hanesi vardır. Ayrıca Manastır, Pirlepe, Resne bugün Türk Bektâşîlerin halen bulundukları bölgelerdir. Eskiden Bektâşîliğin yaygın olarak bulunduğu Üsküp, Gostivar ve Kalkandelen’de ise bugün Türk Bektâşîler ya hiç yoklardır ya da Kalkandelen’de olduğu gibi bir tekke ve birkaç kişiden ibarettirler.[25] Bugün halen Romanya’da Kuzey Dobruca’nın birçok bölgesinde Türkler kendilerini Kızılbaş olarak nitelemektedirler. Ortaköy, Trastenik, Balabanca ve Frecatrei gibi bazı kasabalardaki Türkler Alevî anlayışına bağlı olup, kendilerine Kızılbaş denmektedir.[26]

Türkiye’de Şiîlik-Alevîlik

          Türkiye’de yaşayan Müslümanların büyük bir çoğunluğu Sünnî’dir. Dinîkimliklere dönük sayımlar yapılmadığı için Alevî nüfus ise 5 milyon ila 25 milyon arasında gösterilmektedir. Alevîlik konusunu çalışan tarafsız araştırmacılara göre ise Türkiye’de en az 10-15 milyon Alevî bulunmaktadır.[27] Bu gruplar başta Alevî ve Kızılbaş olmak üzere Rafizî, Işık, Mülhid, Torlak gibi isimlerle anılır. Daha çok Kars ve Iğdır’da yaşayan yaklaşık bir milyon Türk, Şiî-Caferi inancını benimsemiştir. Bugün İran’da resmîmezhep konumunda olan Şiîlik, Caferilik, İsnaaşeriye, İmamiyye, Alevîlik gibi isimlerle de anılan Şia mezhebi, Anadolu ve Balkanlarda yaşayan Kızılbaş-BektaşîAlevîlikten önemli farklılıklar göstermektedir.[28] Alevîlik ile Şiîlik arasında Ehl-i Beyt sevgisi dışında inanç ve uygulama bakımından büyük farklar vardır. Şiîliği resmi mezhep yapan İran’da nüfusun yüzde 5’i Alevî olsa da, onların inançları İslam dairesinin dışında tutulup yasadışı sayılmaktadır. Şiî-Caferiliğin, içinde geleneksel öğeler barındıran Anadolu Alevîliğinden ziyade, Sünnî inancı ile daha çok ortak paydaları bulunmaktadır.

Sonuç

          Türk Alevîlik veya Kızılbaşlık, Türkiye, İran, Irak ve Azerbaycan’da yaşayan Türkler arasında yaygındır. Ancak en kalabalık ve örgütlü Türk Alevîleri Türkiye’de yaşamaktadır. İran’da Türk Alevîler (Kızılbaşlar) süratle EhlîHaklaşarak Kürtleşmektedirler. Irak’taki Türk Alevîler ise (İmami) Şialaşmaktadırlar. Türk Caferilik, Türkiye, Azerbaycan, Irak ve İran Türkleri arasında yaygındır. İran, Türkiye, Irak ve Azerbaycan’da yaşayan Türk Caferîler, süratle İmamileşmektedirler. Bu da İran’da onların Farslaşmasına yol açmaktadır. İran ve Afganistan’da Şiîlik anlayışı Türklüğü asimile etmeye dönük bir araç olarak da kullanılmıştır. Bu coğrafyada, kendi dillerini konuşamayan ve etnik kökenini unutup Farslaşan milyonlarca Türk’ü görmek mümkündür. İran, özellikle Türklerin üzerinde Pan-farsizmin bir aracı olarak Şiîliği kullanmaktadır.

          Din, yerinde kullanıldığı zaman bütünleştirici, kullanılmadığı zaman ise ayırıcı bir unsurdur. Dinîinançlarını kendi yayılmacı politikalarının merkezine oturtan İran gibi devletler, bölgede din üzerinden kanlı savaşların da fitilini ateşlemek istemektedir. Özellikle Orta Doğu’da dinîbölünmüşlük had safhadadır ve bölge Türklüğünü de derinden etkilemektedir. Irak’ta son on yıldır süre giden kaos ortamında Şiî-Sünnî çatışması ve bunun neticesi olarak neredeyse her gün onlarca kişinin öldürülmesi Türkmenlerin yaşadığı yerlere de ateş düşürmektedir. Son yıllarda Suriye’deki iç savaş da yine mezhep farklılığına dayandırılmak istenmektedir. Türkiye’nin dış politikasının da ara ara bölgedeki Sünnî nüfusun önderliğine soyunur bir görüntü vermesi, komşu ülkelerdeki Şiî-Alevî Türkler arasında şaşkınlık ve endişe yaratmaktadır. Türkiye; Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu gibi çok etnili, çok kültürlü alanların ortasında yer almaktadır. Bölge enerji merkezlerinin ve yollarının bulunduğu stratejik önemi büyük bir alandır. Etnik çatışmalarla birlikte dinsel çatışmaları körükleyecek her türlü tutum ve söylemlerden uzak durulması gereken bir bölgede yaşadığımızı unutmadan dini çoğulculuğumuzu bir zenginlik olarak görüp barışı getirecek adımları atmalıyız. Bunun için de dini alanla dünyevi alanı ayıran laik sistemleri güçlendirmek gerekmektedir. 180 milyonluk Türk dünyasında yaklaşık 50 milyonluk Şiî-Alevî Türk nüfusunun varlığı, toplam Şii alanının neredeyse yarısını oluşturmaktadır. Şii-Alevi dünyasına dönük mezhepsel savaşlarda kaybedenin yine Türkler olacağı unutulmamalıdır.

 


[1]İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Ötüken Yayınları, Ankara, 1998, s.308.

[2]Harun Güngör, “Türk Dünyasında Dini Durum ve Din Araştırmaları Üzerine Notlar”, Cilt 1, Işık Ofset, Ankara, 1998, ss.507-509.

[3]Mehmet Seyfettin Erol, “Özbekistan Cumhuriyeti”, H.C. Güzel, K. Çiçek, S. Koca (Ed.), Türkler, Cilt 19, Ankara, 2002, s.650.

[4]Mehmet Seyfettin Erol, “Türkmenistan Cumhuriyeti”, H.C. Güzel, K. Çiçek, S. Koca (Ed.), Türkler, Cilt 19, Ankara, s.763.

[5]Ünver Günay, “Çağdaş Türk Dünyasında Din, Gelenek ve Değişme”, Kesit Yayınları, İstanbul, 2010, s.204.

[6]Bilgehan Atsız Gökdağ, “Afganistan’da Türklük ve Hazaralar“, H.C. Güzel, K. Çiçek, S. Koca (Ed.), Türkler, Cilt 20, Ankara, 2002, ss.703-712.

[7]Recep Albayrak, Türklerin İranı, Berikan Yayınları, Cilt 1, Ankara, 2013, s.370.

[8]Tavkul 2002:502 cilt 20

[9]Shirin Akiner, Sovyet Müslümanları, İnsan Yayınları, İstanbul, 1995, s.128.

[10]Kemal Özden, “Dağıstan’da Millî Hareketler ve Türkler”, H.C. Güzel, K. Çiçek, S. Koca (Ed.), Türkler, Cilt 20, Ankara, 2002, s.553.

[11]Akiner, a.g.e., s.88.

[12]Günay, a.g.e., s.207.

[13]Ali Asker, “Gürcistan ve Azerbaycan İlişkilerinde Sorun: Müslümanları Kim Yönetecek”, 21. Yüzyıl,Sayı 30, Haziran 2011.

[14]Günay, a.g.e., ss.214,215.

[15]Ceylan Tokluoğlu, “Azerbaycan”, Bağımsızlıklarının Yirminci Yılında Azerbaycan, Gürcistan ve Ukrayna, Türk Dilli Halklar-Türkiye ile İlişkiler, II. Kitap, İsmail Aydıngün, Çiğdem Balım (Ed.), Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara, 2012, s.67.

[16]Ömer Turan, “XX. Yüzyılda Türk Toplulukları ”, H.C. Güzel, K. Çiçek, S. Koca (Ed.), Türkler, Cilt 20, Ankara, 2002, s.353.

[17]Güçlü Demirci, “Irak Türklerinin Demografik Yapısı”, H.C. Güzel, K. Çiçek, S. Koca (Ed.), Cilt 20, Ankara, 2002, s.613.

[18]Sinan Marufoğlu, “Irak Türkleri”, H.C. Güzel, K. Çiçek, S. Koca, (Ed.), Türkler, Cilt 20, Ankara, 2002, s.605.

[20]Ali Öztürkmen, Bilgay Duman, Oytun Orhan, “Suriye’de Değişimin Ortaya Çıkardığı Toplum: Suriye Türkmenleri”,

http://www.orsam.org.tr/tr/trUploads/Yazilar/Dosyalar/20121226_rapor14tum.pdf, 2012.

[21]Ahmet Yaşar Ocak, Sarı SaltıkPopüler İslâm’ın Balkanlar’daki Destanî Öncüsü (XIII. Yüzyıl), Türk Tarih kurumu Yayını, Ankara, 2002, s.127.

[22]Aleksandre Popoviç, Balkanlarda İslam, İnsan Yayınları, İstanbul, 1995, s.349.

[23]H. Mehmet Günay, “Osmanlı Sonrası Bulgaristan Topluluğunun Dini Hayatı”, H.C. Güzel, K. Çiçek, S. Koca (Ed.), Cilt 20, Ankara, 2002, s.415.

[24]Ömer Turan, “Balkan Türklerinin Dini Meseleleri” Türk Dünyası’nın Dini Problemleri Sempozyumu,” Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 1998, s.204.

[25]Adil Seyman, Balkanlar’da Alevî Bektaşilik, Marmara Ün. SBE. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2006, s.107.

[26]Popoviç, a.g.e., s.165.

[27]Ali Yaman, Alevîlik ve Kızılbaşlık Tarihi, Nokta Kitap, İstanbul, 2012, s.56.

[28]Yaman, a.g.e., ss.24,25.

Bu yazı 26224 defa okundu.
  • Yorumlar1
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı