Hoşgeldiniz; Bugün 21 Ekim 2017 Cumartesi
Mısır|02 Temmuz 2013 Salı

Tarihsel ve Ekonomi-Politik Bağlamda Müslüman Kardeşlerin Yükselişi ve Düşüşü

Sibel Kalemdaroğlu tarafından yazıldı.

Orta Doğu halk ayaklanmaları bölge ülkelerinde en örgütlü muhalif grup olan Müslüman Kardeşler’in ve temsil ettiği siyasal İslam’ın iktidara taşındığı bir sürecin başlangıcı olmuştur. Özellikle 11 Eylül 2001’in ardından tüm dünyada dikkatle izlenen İslam’ı referans alan oluşumlar, hedef ve eylemleri açısından farklılıklar gösterebilmektedir. İlk akla gelen temsilcisinin El Kaide olduğu radikal İslamcılar mevcut düzeni şiddet yoluyla yıkarak ideal İslam düzenine ulaşmayı hedeflemektedirler. Ancak mevcut düzen içinde meşru örgütlenme biçimlerini kullanarak İslam’ın öğretisine dayanan bir yönetim biçimi ve toplumsal düzen kurmayı hedefleyen, uluslararası sistemi tehdit etmeyen İslamcı akımlar da bulunmaktadır.[1]Bu akımların en öne çıkanı hiç kuşkusuz ilk olarak Mısır’da 1928 yılında kurulan ve neredeyse tüm Orta Doğu ülkelerine yayılan Müslüman Kardeşler’dir. Bu çalışmada Müslüman Kardeşler’in gelişim süreci, bir siyasi hareket olarak doğduğu ve şu anda iktidarda oldukları yer olan Mısır örneği incelenerek, tarihsel bağlamda, belirli dönemlerin hakim siyasi hedef ve ideolojileri ve bunları şekillendiren sosyo-ekonomik koşullar çerçevesinde ele alınacaktır. Böylelikle son dönemde Mısır’da Müslüman Kardeşleri iktidara taşıyan süreç ve örgütün iktidardaki başarısı ve başarısızlığının boyutları irdelenmiş olacaktır.

İngiliz Sömürgesinden Nasır Dönemine Müslüman Kardeşler

20. yüzyılın başlarında Arap milliyetçiliğinin İslam’la olan bağlarını koparmaya başlayıp emperyalizme karşı modernleşme, Batılılaşma yanlısı olması, Mısır’da modern, seçkin, Batılılaşmış azınlık ile geleneksel İslami yönelimli çoğunluk arasında toplumsal bir çatlağın oluşmasına zemin hazırlamıştır. Bu çatlak da yine emperyalizme karşı, ama çözümü dinde arayan İslamcı hareketleri güçlendirmiştir. 1928’de İsmailiye şehrinde Hasan El Benna liderliğinde Mısır’da, bağımsızlığa rağmen hala İngiliz etkisinin hissedildiği bir dönemde kurulan Müslüman Kardeşler hareketi, ülkenin içinde bulunduğu sorunları modernleşme sürecinin etkisiyle İslamiyet’ten uzaklaşılmasına bağlamış ve İslam düzenin kurulmasını nihai hedefi yapmıştır.  

Kral Faruk, 1948’de ilk Arap-İsrail savaşının adından Müslüman Kardeşler hareketini dağıtmış, önemli liderlerini sürgüne göndermiş, merkezlerini kapatmış, mali kaynaklarını kısmış ve sonunda yeraltına çekilmek zorunda kalmasına yol açmıştır. 1950’de tekrar faaliyete geçen hareket 1952’deki Özgür Subaylar Darbesi’ne sınırlı da olsa bir destek verecektir.[2]

İkinci Dünya Savaşı Sonrası Dönem, Nasır ve Pan-Arap Milliyetçiliği Dönemi

İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünya sistemi iki kutupluluğa evrilirken, sömürge geçmişi bulunan Üçüncü Dünya ve dolayısıyla Orta Doğu ülkeleri bir yandan Batı etkisini kendilerinden uzak tutmaya çalışırken öte yandan da çelişkili bir şekilde Batılılaşma ve modernleşmeyi kurtuluşları için zorunlu görmüştür. Bu dönemde, bağımsızlıklarını ele almaya başlayan Orta Doğu ülkelerinde modernleşmenin ve ekonomik kalkınmanın taşıyıcılığını yapmayı üzerine alan kesim ordu olmuştur. 1952-70 arası Mısır’da ordu siyasette çok etkin bir role sahiptir.[3] Bu pretoryen yapı aracılığıyla modernleşme süreci Mısır’da 1952′de “Özgür Subaylar” tarafından gerçekleştirilen ilk darbe ve 1954′te Cemal Abdül Nasır’ın kontrolü ele geçirdiği ikinci bir darbe ile yürütülmüştür. Mısır örneğini takip eden Irak ve Suriye’de de genç subayların devrimlerinin ardından geleneksel yapılar sarsılmış, bu ülkeler bir yapısal dönüşüm ve modernleşme sürecine girmiştir. 60’lar Arap devletlerinde yapısal değişim yılları iken, özellikle 50’li yıllardan 1967 yenilgisine kadar Nasırcılık Arap ülkelerinde hakim ideoloji olmuştur.

Nasırcılığın Arap dünyasında ilham verici bir hareket olarak artan popülaritesi, sömürgelerin bağımsızlıklarını kazanmaları ve iki kutuplu sistemde bir üçüncü kutup oluşturma çabalarının Nasır liderliğinde Bağlantısızlar hareketi ile vücut bulmasıyla gerçekleşmiştir. 1950’lerden itibaren bağımsızlığını yeni kazanmış ve Batı’ya karşı siyasal ve ekonomik bağımsızlıklarını korumaya çalışan Arap ülkeleri için Bağdat Paktı’nın dışında kalan, Süveyş Kanalı’nı millileştiren, Bağlantısızlar hareketinin, Arap Birliği hedefinin öncülüğünü yapan hatta bu hedefi 1958’de kısa süreliğine de olsa Suriye ile birleşerek gerçekleştiren Mısır doğal bir lider olmuştur. Nasır’ın ekonomi alanındaki başarıları da Nasırcılığın yükselişinde önemli rol oynamıştır. Ekonomide devletçi modeli uygulayan Nasır döneminde tüketici ürünlerinde kendi kendine yeterlik, ithal ikamecilik benimsenmiştir. Nasır’ın bu politikaları bir yanda muhalifleri kontrol altında tutmuş diğer yandan askeri elitin kazanımlarını korumuştur. Nasır döneminde Mısır, sadece pamuk ihracatçısı olan bir ülke olmaktan çıkarak sanayileşme hamlesi yapmış, devletçi politikalarla orta sınıf yararına bir gelir bölüşümü gerçekleştirmiştir.[4] Bu dönemde baskıcı rejim devletin halkın temel ihtiyaçlarını destekleme (sübvansiyonlar) yolundaki sosyal politikaları ölçüsünde sürekliliğini sağlamış, muhalefetle karşılaşmamıştır.

Müslüman Kardeşlerle Nasır yönetimi arasında başlarda bir uzlaşı olmuş, 1952 darbesinin ardından da Kral Faruk döneminde hapse atılan Müslüman Kardeşler mensupları salıverilmiştir. Ancak Genç Subaylar ile Müslüman Kardeşler zamanla ayrılmışlardır. Öyle ki, sömürgeci güçlere karşı ortak paydada birleşebilen örgüt ile Genç Subayların İngiliz etkisinin 1952 darbesiyle büyük ölçüde son bulmasıyla artık ortak bir nokta kalmamıştır. Zira Nasır Arap Birliği hedefine sahip seküler-milliyetçi bir liderdi ve Müslüman Kardeşler’in hedeflerine uzaktı. Öte yandan Nasır ülkedeki tüm partileri kapatarak tek partili siyasi sisteme dayalı yeni anayasayı yürürlüğe koyarak, mevcut ideoloji dışında hiçbir siyasal örgütlenmeye izin vermeyerek siyasal İslamcı hareketleri bastırarak otoriter bir rejimi yerleştirmiş, ülkedeki en büyük muhalif desteğe sahip olan Müslüman Kardeşleri de marjinalleşmeye itmiştir. Öte yandan bu dönemde Nasır tüm sosyal hizmetlerin yürütülmesini devlet kontrolü altına almış, bu da Müslüman Kardeşlerin taraftar toplama aygıtlarından en önemlisi olan sosyal hizmetleri sekteye uğratmıştır.[5]  Nasır döneminde Müslüman Kardeşler kontrol altında tutulsa da, aslında uygun koşulları bulduğunda daha da güçlü şekilde ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. 1954’te Nasır’a Müslüman Kardeşler’den kaynaklandığı düşünülen bir suikast girişiminin gerçekleştirilmesi de Müslüman Kardeşler ile Nasır arasındaki gerilimde bardağı taşıran son damla olmuştur. Müslüman Kardeşler yasaklanarak örgüt üyelerine ağır cezalar verilmiş; 4000’den fazla üye tutuklanmış; üyelerinin çoğu Suriye, Ürdün, Suudi Arabistan gibi Arap ülkelerine sürgün edilmiş ve yönetici konumundaki 6 kişiye idam cezası verilmiştir.[6] Arap ülkelerine kaçan Müslüman Kardeşler üyeleri sayesinde örgütün Suriye gibi diğer ülkelerde örgütlenmesi hızlanmıştır.[7]

1960’ların sonlarında özellikle 1967 savaşındaki büyük yenilginin ve 1970’de Nasır’ın ölmesi sonucu kendilerini sosyalist Arap milliyetçi olarak tanımlayan, Arap Birliği hedefi- (kavmiye) yerine “vatan” kavramını öne çıkaran ve ülke sınırlarında bir milliyetçilik öngören  Baas hareketi Irak ve Suriye’yi Nasır etkisinden kurtarırken, Nasırcılığın etkisinden kurtulan Mısır kendine tamamen farklı bir yol çizecek, Müslüman Kardeşler ve siyasal İslam Orta Doğu genelinde oluşan ideolojik boşluktan faydalanarak yükselişe geçecektir.

Sedat ve Mübarek Dönemlerinde Müslüman Kardeşler

1970’lerin ortalarından itibaren Orta Doğu’da İslamcılığın yükselişi ile İslamcı hareketler siyasi muhalefetin merkezini oluşturmuş, bu dönemde siyasal İslam, kurulu düzene bir alternatif olarak öne çıkmıştır. 1970’lerle birlikte küreselleşme ve uluslararası kapitalist sistemde uygulamaya konulan neo-liberal politikalar, Üçüncü Dünya’da uygulanan devletçi ekonomi politikalarının yerine dayatılmıştır.

Mısır’da da İslamcı akımların yükselişi, Nasır’ın ölümünden sonra sivil bir hükümet kurarak iktidara gelen Enver Sedat’ın, Müslüman Kardeşleri kendi otokratik sistemine entegre etme ve Nasırcılar ve sosyalistler gibi diğer muhalif gruplara karşı örgütün desteğini kazanma politikalarının bir sonucudur. Sedat, bir yanda intifah denilen politikalarla ekonomide liberalleşmeye[8] gitmiş, diğer yandan da siyasette ordunun etkisini kısan, ekonomik liberalleşmenin yanında siyasal liberalleşmenin önünü açmayan bir yol izlemiştir. Kendi meşruiyetini sağlama almak için İslami referansları kullanıp, kitlelerin desteğini dini kullanarak kazanmayı tercih etmiştir. Bu bağlamda, önceki anayasalarda yer almayan, devlet dininin İslam, şeriatın da ülkede hukukun kaynağı olduğu maddesi 1971 Anayasası’na koyulacaktır.[9]

Bu dönemde Müslüman Kardeşler’e Mısır siyasetinde yer almaları için daha geniş bir alan açılmıştır. Sedat hapisteki Müslüman Kardeşler üyelerinin büyük bir kısmını salıvermiştir, yine bu dönemde örgüt mali ve örgütlenme açısından desteklenmiştir. Ayrıca bu dönemde diğer Arap ülkelerine gitmek zorunda kalan ve bu ülkelerde zenginleşen Müslüman Kardeşler üyeleri de Mısır’a geri dönebilmiştir.[10] Bunlar ve diğer orta sınıf İslamcılar Sedat’ın intifah politikalarını desteklemişlerdir.

Sedat döneminde intifah politikaları ile özel sektör desteklenmiş, Mısır ekonomisi uluslararası kapitalizme entegre olmuş, dış ticaret artmış, uluslararası ekonomi kuruluşları ile koordinasyon sağlanmış, Dünya Bankası, ABD, Japonya, Almanya Mısır’da kalkınma projelerini desteklemiştir. Ülkeye yabancı yatırımlar çekilmiş, askeri ve ekonomik dış yardım alınmış, hatta Camp David Antlaşması’nın imzalanmasının ardından ABD Mısır’a verdiği kredilerin süresini uzatmıştır. Turizm gelirleri artarken yurtdışındaki 4 milyon kadar Mısırlı işçinin döviz gelirleri ülkeye girmiştir. Dış ticaret artışa geçerken dış ticaret ortakları da Nasır dönemindeki doğu bloğu ülkelerinden Batı’ya ve özellikle ABD’ye kaymıştır. ABD’nin Camp David Antlaşması’nın ardından artan desteği intifah politikalarının motoru olmuş, Mısır ekonomisinin dünya pazarına entegre olmasında önemli rol oynamıştır. ABD’nin Mısır’a her yıl yaptığı askeri yardım dışındaki yardımlar 1976-83 arasında 7,6 milyar Dolar’a ulaşmıştır.[11]

1970’lerin ortalarından itibaren Mısır’ın yatırım, ithalat ve GSYİH’da dış yardımın oranı ve dış borcu artmaya başlamıştır. 1973’te dış borcun GSYİH’a oranı yüzde 31 iken, 1978’de yüzde 66’ya, 1985’te yüzde 82’ye ulaşmıştır.[12] Sedat’ın intifah politikası halk tabanlarının yoksullaşmasına neden olmuş ve bu, Nasırcı Arap milliyetçiliğinin düşüşü sonucu ortaya çıkan ideolojik boşluk ile birleşmiştir. Böylece siyasal İslam, özellikle yoksul ve orta sınıf Arap halkları üzerinde taraftar bulmaya başlamıştır. Müslüman Kardeşler’in “çözüm İslam’da” sloganı giderek daha fazla Mısırlıyı kendine çekmiştir.

Mısır ekonomisinin liberalleşmesi Müslüman Kardeşler’in orta sınıfa mensup üyeleri için de ekonomik fırsatlar yaratmış, intifahtan en fazla kazanım elde eden kesimlerle birlikte Sedat’ın ekonomi politikalarını desteklemişlerdir. Müslüman Kardeşler üyeleri genellikle şehirli, orta sınıf ya da toprak sahipleridir. Bu kesim Nasır döneminde baskı altına alınmışken Sedat döneminde özel girişiminin önünün açılmasıyla gelişmiştir. Dış ticaretin artışı ile zenginleşmiş, yeni ekonomik girişimlere imza atmış, İslamcı Bankalar, yatırım şirketleri, fabrikaların yanında hastane, cami gibi sosyal kurumlar kurmuşlardır. Bu kesim giderek daha fazla zenginleşirken aşağı tabakalardaki halkı da sosyal yardım ağları ile mobilize ederek kendilerine bağlamayı başarmışlardır.[13]

 Nasır’ın toprak reformu ve parasız eğitim gibi sosyal reformlarından faydalanmış olan, Nasır dönemindeki kazanımlarını Sedat döneminde kaybeden genellikle güneyli ve eğitimli alt sınıf Mısırlıllar (fellahlar) İntifah’a enflasyon, işsizlik ve dış borçtan dolayı karşı çıkmışlardır. Bu, Müslüman Kardeşler’de bölünmeye yol açmış, ilk grup ılımlı bir yönelim çizerken diğer grup radikalleşme yoluna girmiştir.[14]

Her ne kadar Sedat Müslüman Kardeşleri sisteme entegre etmeye çalışsa da, İsrail ile yapılan barış Müslüman Kardeşler’in içindeki radikal kesimleri oldukça rahatsız etmiş ve 1981’de Müslüman Kardeşler’den kopan bir örgüt olan İslami Cihad’ın bir militanı Sedat’a yönelik suikast girişiminde bulunmuştur. Suikast sonucu Sedat hayatını kaybetmiştir

1980’lerde Sedat’ın intifah politikalarını biraz olsun yavaşlatan Hüsnü Mübarek 1990’larda ekonomik liberalleşme sürecini hızlandıracaktır. Bu dönemde uluslararası mali kuruluşlar ve petrol zengini Arap ülkelerinin ekonomik yardımlarını alan Mısır ekonomisi Körfez Savaşı’nın olumsuz etkilerinden kendini koruyacak ve liberalleşme politikalarına hız verecektir. Yine 1990’lar Mısır’ın IMF tavsiyelerine daha fazla uyduğu bir dönem olmuştur. IMF’nin programları doğrultusunda Msıır’da 314 devlet kurumunun özelleştirilmesi öngörülmüş, özelleştirme sayesinde ülkeye yabancı yatırım çekilmiştir.[15]

Sedat ve Mübarek dönemlerinde ekonomik büyüme[16] gerçekleşse de, bu eğilimin kırılgan bir zeminde olduğu belirtilebilir. Batı destekli şirketlerin karlılığına, devlet kurumlarının özelleştirilmesi sonucu çekilen dış yatırıma dayalı büyümenin kırılgan bir zeminde geliştiği, bu sistemin eşitsizlik yaratarak ve işsizliği yaygınlaştırarak ülkede bir patlamaya doğru gittiği Arap Baharı ile anlaşılacaktır.

            ABD Orta Doğu’yu demokratikleştirmek adına olduğunu ileri sürdüğü girişimlerle bölgede radikal İslamcı hareketleri kontrol altında tutmak için ılımlı İslam rejimlerini destekleyecektir. Bu bağlamda İslamcı hareketlerin içindeki ılımlı unsurlar siyasallaşma süreci içinde liberalleşme ve yumuşama sürecine girerken, retorikte sert söylemleri elden bırakmasa da pratikte Batı ile ters düşmeyecektir. Bu nedenle içten içe kaynayan Mısır’da yeni bir düzen oluşturulurken Batı’nın aradığı, “ılımlı” Müslüman Kardeşler olacaktır.

Arap Baharı ve Müslüman Kardeşler’in Zorlu Sınavı

2000’lerin başlarından itibaren ülkede artan yoksulluk, hükümet yolsuzlukları ve özellikle genç nüfustaki işsizlik nedeniyle Kefaya ve 6 Nisan hareketleri gibi rejim karşıtı gençlerden oluşan örgütlenmeler ortaya çıkmıştır. 2011’de bu örgütlenmeler ve sokaklara dökülen diğer halk kitleleri “çözüm İslam’da” sloganını kullanmak yerine ifade özgürlüğü, demokrasi, ücret artışı, sağlık, hizmetleri, eğitim gibi sosyal haklar gibi somut talepler öne sürmüştür Demokrasi, polis-ordu rejiminin sona ermesi halk yararına yeni ekonomik ve sosyal politikaların benimsenmesi ve bağımsız bir dış politika istemişlerdir. Gençlerin öncüsü olduğu bu hareketlere Müslüman Kardeşler başlarda çekimser kalsa da, 15 milyon kişinin mobilize olduğu hareketlerin çapının büyüklüğü karşısında katılmak durumunda kalmıştır.[17]

Neoliberal, dışa bağımlı ekonomik sistemi destekleyen[18] Müslüman Kardeşler ülkede güçlü bir tabanı olması sebebiyle Batı’nın desteğini alacak yegane örgütlenme olarak öne çıkmıştır. Zira Müslüman Kardeşler hiçbir platformda düzeni eleştirerek yeni bir ekonomi ya da sosyal politika sunmamakta, ABD yanlısı siyaset izlemekte, ekonomik liberalizme ve NATO-ABD politikalarına karşı çıkmamaktadır. Ancak Ocak 2012 parlamento ve Temmuz 2012 başkanlık seçimlerinden başarıyla çıkan Müslüman Kardeşler, enkaz bir ekonomi devralmış, bu sorunları çözemedikleri oranda da kan kaybetmiştir. Yoksul halk doğrudan ekonomik sorunlar nedeniyle; ülke nüfusunun yüzde 25’ini[19] oluşturan 18-29 yaş arası gençler işsizlik nedeniyle; liberal, laik halk ve ülke nüfusunun yüzde 9’unu[20] oluşturan Kıptiler özellikle 15 Aralık 2012’de referanduma sunulan ve kabul edilen anayasa taslağının şeriat hükümlerini içermesi nedeniyle Müslüman Kardeşler ve devlet başkanı Muhammed Mursi’ye karşı olan blokta yer almışlardır.

Mursi, Sedat ve Mübarek döneminin kazananları olan askeri elitler, üst düzey polisler, Ulusal Demokratik partiyle bağlara sahip kişiler, El Ezher Üniversitesi’nin önde gelen şeyhleri gibi önceki rejimin kalıntıları ile herhangi önemli bir zıtlaşma yaşamamakta, hatta zımni bir işbirliği içinde bulunmaktadır. Mursi, Temmuz 2012’de genelkurmay başkanı ve üst düzey generalleri görevden almasının dışında orduyla önemli bir sorun yaşamamış, hatta ordunun bütçesini kısmamış, muazzam malvarlığına dokunmamış, sivillerin askeri mahkemelerde yargılanması pratiğini değiştirme yoluna gitmemiştir. Bunun karşılığında Müslüman Kardeşler ordunun desteğini sağlama alırken Mısır halkının desteğini önemli bir risk altına sokmuştur. Mısır halkının yönetim karşısında yer almasının bir nedeni de Mübarek döneminin kalıntılarının hala Mısır siyasetinin odağında olmasıdır. Ancak en önemli sorunlar hiç kuşkusuz ekonomi kökenlidir.

Uzun bir süredir çöküş sinyalleri veren Mısır ekonomisi Arap Baharı ayaklanmaları ile büyük bir yara almıştır.  Ocak 2011’de Mısır halkı sokaklara döküldüğünde işsizliğin yıl sonu itibarıyla yüzde 8,9’dan yüzde 12,4’e yükseldiği, GSYİH’nın büyüme oranlarının yüzde 5’ten yüzde 0,5’e indiği kaydedilmiştir.[21] Devrimin ardından Mısır ekonomisinin motoru olan turizm sektörü ciddi şekilde gerilemiş, turizm gelirleri yüzde 80 oranında düşmüştür. [22] Mısır’da üretim ve ihracatın neredeyse durma noktasına gelmesi, artan işsizlik, pahalılık ve güvenlik sorunları nedeniyle yabancı yatırımlar neredeyse tamamen tükenmiş, döviz rezervleri ise tükenmeye doğru gitmektedir.

Sonuç yerine

Mursi’nin liderliğinin ve Müslüman Kardeşler’in Mısır siyasi hayatındaki başarısızlıklarını Müslüman Kardeşler hareketinin Orta Doğu siyasi hayatındaki başarısızlığı şeklinde okumak için henüz erkendir. Mısır’da önümüzdeki günlerde yaşanacaklar ve Mursi’nin geleceği, izlenecek ekonomi politikaları ve özel olarak ABD’nin genel olarak da Batı’nın Mısır’ı destekleme konusundaki kararlığına bağlıdır. Ancak gelinen noktada Mısır’da Mursi yönetiminin kalıcı olmaması kuvvetle muhtemeldir. Öte yandan halk desteğini sağlamada siyasal İslam kadar başarılı olabilecek bir fikir ya da siyasi program henüz oluşmamıştır.

 

Bu yazı 21. Yüzyıl Dergisi Mart 2013 sayısında yer almıştır.

 

[1]Mohammed Ayoob , “The Future of Political Islam: The Importance of External Variables”, International Affairs, Vol. 81, No. 5, Ekim, 2005, s.954; Hassan  A. Turabi, “Islam as a Pan  National Movement”, RSE Journal, Ağustos-Eylül 1992, s.608-619.

[2]Richard Paul Mitchell, The Society of the Muslim Brothers, Oxford University Press, 1969,  ss.98-99.

[3]Imad Harb, “The Egyptian Military in Politics: Disengagement or Accomodation”, The Middle East Journal, Vol. 57, No.2, Spring 2003, ss.269-290.

[4]Robert Mabro, The Egyptian Economy: 1952-1972, 1974.

[5]Mitchell, a.g.e., ss.126-130.

[6]A.g.e., ss.151-160.

[7]Dilip Hirro, War Without End: The Rise of Islamist Terrorism and Global Response, Routledge, 2002, ss.65-66.

[8]İntifah politikası için bknz . Marvin G. Weinbaum. “Egypt’s Intifah and the Politics of US Assistance”, Middle Eastern Studies , Vol. 21, No. 2, Nisan, 1985, ss. 206-222.

[9]“Constitution of the Arab Republic of Egypt 1971” , Egypt State Information Center, http://www.sis.gov.eg/en/LastPage.aspx?Category_ID=208 .

[10]Davut Ateş,  “Economic liberalization and changes in fundamentalism: the case of Egypt”, Middle East Policy, 22 Aralık 2005, http://www.thefreelibrary.com/Economic+liberalization+and+changes+in+fundamentalism%3A+the+case+of...-a0140563235.

[11]Weinbaum, a.g.m., ss.212-215.

[12]Ateş, a.g.m.

[13]Sana Abed-Kotob, "The Accommodationists Speak: Goals and Strategies of the Muslim Brotherhood of Egypt," International Journal of Middle East Studies, Vol. 27, 1995, s. 327.

[14]Ateş, a.g.m.

[15] Marsha Pripstein Posusney, “Egyptian Privatization: New Challenges for the Left,” Middle East Report 210, Spring 1999.

[16]Örneğin Mübarek döneminde yapılan reformlarla 2004’te yüzde 4,1 olan olan ekonomik büyüme 2008’de 7,2’ye ulaşmıştır. Hatta 2010’da küresel krizin baş gösterdiği dönemde bile Mısır GSYİH’sı yüzde 5 büyümeye devam etmiştir.

[17]Samir Amin, Bir Arap Baharı mı?, Monthly Review, Kasım 2011, Sayı 28, s.18.

[18]Örneğin Mursi iktidara gelir gelmez IMF ile masaya oturmuştur, Müslüman Kardeşler’in Mursi’den önceki adayı ve finansörü bir milyarder olan Hayrat  El Şatır açık pazar ekonomisi, ekonomik liberalleşme gibi neoliberal prensipleri benimsediğini açıkça ifade etmektedir.

[19]“Youth in Egypt”, UNDP Human Development Report, 2010, http://hdr.undp.org/en/reports/national/arabstates/egypt/name,20494,en.html .

[21]Dan Murphy, “Egypts Unfinished Revolution”, Christian Science Monitor, 10 Şubat 2013 http://www.csmonitor.com/World/Middle-East/2013/0210/Egypt-s-unfinished-revolution .

[22]“Optimism looms over Egypt’s tourism future despite Islamists’ rise to power”, Al Arabiya

7 Temmuz,  2012 , http://english.alarabiya.net/articles/2012/07/07/224931.html .

 

Bu yazı 4916 defa okundu.
  • Yorumlar1
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı