Hoşgeldiniz; Bugün 21 Ağustos 2018 Salı
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi|21 Mayıs 2018 Pazartesi

Kerkük-Kudüs Hattı ve ABD/İsrail Koridoru

Cahit Armağan Dilek tarafından yazıldı.

 

KUDÜS - KERKÜK ...
Aynı hukuksuzluk...
Aynı vicdansızlık...
Aynı katliam...
Aynı zulüm...
Aynı kader...

Farklı olan ise insanlarının aynı kadere, zülüme, katliama, vicdansızlığa, hukuksuzluğa maruz kalmalarına rağmen Kudüs'ün din motivasyonlu gerekçelerle anında dış aktörlerin gündemin en üst sırasına alınması, Kerkük'ün ise soydaşlık / etnik motivasyonlu gerekçelerle dış aktörlerin gündemine bir türlü girememesi. Bunda diğer bölge dışı aktörlerin durumunu biliyoruz ancak Türkiye'nin daha doğrusu hükümetin yaklaşımını anlamak ve de kabul etmek mümkün değil.

1947'de BM'nin Filistin'in paylaşımına ilişkin aldığı kararda Filistin topraklarında iki devletin (Filistin ve İsrail) kurulması, Kudüs'ün ise BM denetiminde uluslararası kontrol mekanizmasına bırakılması hüküm altına alınmıştı. 10 yıl süreyle uluslararası denetimde kalacak Kudüs'te referandum yapılıp Kudüs'ün statüsü belirlenecekti. Daha 6 ay geçmişti ki 14 Mayıs 1948'de İsrail'in kuruluşunun ilanıyla birlikte Filistinliler başta Kudüs olmak üzere topraklarından sürgün edildiler. Topraklarından diyorum çünkü Kudüs daha bir Osmanlı sancağı iken örneğin 1882'lerde yaklaşık 23 bin Yahudi varken 300 bin Arap yaşıyordu. O tarihlerde başlayan dışarıdan Yahudileri getirme projeleriyle demografik yapı suni olarak değiştirme girişimlerine Arapların zorla topraklarından kovulmasıyla Filistin topraklarında sanki hiç Arap/Filistinli yaşamıyormuş her daim İsrail toprağıymış fotoğrafı oluşturulmuştur. Böylece ne referandum yapılabildi ne de uluslararası denetim kurulabildi Kudüs'te. BM'nin Filistin/İsrail'e ilişkin kararı daha ilk günden ilk karardan itibaren sürekli İsrail tarafından tanınmadı. Ve bugünlere kadar gelindi. 1980'de BM kararları aksine İsrail Kudüs'ü başkent ilan etti. Uluslararası alanda tanınmasa da İsrail fiili bir durum oluşturdu. ABD senatosu 1995'te Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıyan bir karar aldı. Sonrasındaki tüm başkanlar büyükelçiliklerini Kudüs'e taşıma sözü verdi ancak uluslararası konjonktür uygun olmadığı için bunu yapamadı. Ta ki Trump'a kadar.

Arap Baharı denilen süreç, 2011'den buyana Suriye'de yaşanan iç savaş, Haziran 2014'ten itibaren IŞİD terör örgütünün sahaya sürülmesiyle oluşan askeri-politik ortamda İslam ülkelerinin tepki gösteremeyeceğini, caydırıcı karşı tedbirler alamayacağını, kendi aralarında var olan Şii-Sünni mezhepsel ayrılığın İran'a karşı ittifak bağlamında fiilen sahada da gerçekleştiğini, Suudi Arabistan, BAE, Mısır gibi ülkelerin İsrail ile ilişkilerini derinleştirip Şii İran'a karşı adeta İsrail-Sünni Arap ittifakı (İslam Ordusu gibi) oluşturduklarını gören ABD ve İsrail Kudüs'te projelerini de hayata geçirmek için uygun zamanın geldiğini gördüler.  Böylece hem Kudüs'e resmen ve fiilen el koyup işgal ediyorlardı hem de bölgenin dizaynında yeni bir safhaya geçiyorlardı.

Bin yıllık Türk yurdu Kerkük'ün ve Iraklı Türklerin durumu da Kudüs ve Filistinlilerden farklı değil. Saddam döneminde yaşanan Türkmen katliamları, Kerkük'ün Araplaştırılması sonuç vermedi, Kerkük'teki Türk izi Türk kimliği silinemedi. Ama 2003'teki Amerikan işgaliyle birlikte yıllardır PKK terör örgütüne hamilik yapan Barzani liderliğindeki Peşmergeler Kerkük'e üşüştüler, tapu kayıtlarını imha ettiler, Kerkük'teki Kürtleri göçe zorladılar, Kerkük dışından Kürtleri Kerkük'e yığdılar.  Çünkü 2005 tarihli Irak anayasasına göre 2007 yılı sonuna kadar Kerkük'te bir referandum yapılacak ve Kerkük'ün geleceği ve statüsü belirlenecekti. Aynen 70 yıl önce Kudüs'te yaptırtmadıkları gibi Kerkük'te de referandum yaptırılmadı ve iş oldu-bittilere bırakıldı.

Bu dönemde Barzani-Talabani aşiretleri Kerkük'ün Kürt şehri olduğunu hatta Kerkük'ün Kürtlerin Kudüs'ü olduğunu söyleyerek Kerkük'e etnik kimliğin yanında dini bir kutsallık da veriyorlardı. Böylece hem içeride Kürtlere mili/dini bir hedefe odaklama hamlesi yapıyorlar hem de İsrail devletine ve dünya genelindeki Yahudi lobilerine mesaj veriyorlardı. İsrail  de en üst seviyede yaptığı açıklamalarla bağımsız büyük Kürdistan kurulmasının zamanının geldiğini, ilk tanıyacak ülkenin de İsrail olacağını açıkça defalarca beyan ediyorlardı. Çünkü İsrail bölgede Arap ülkeleri arasında Kürt olmayan bir etnik grubun sahibi olacağı bir devleti ikinci bir İsrail olacağını hesap ediyordu, hem de ezeli düşman olarak gördüğü İran'ın hemen dibinde. Böylece Kerkük ile Kudüs arasında "çok özel bir hat" kurulmuş oluyordu.

Nitekim, Eylül 2017'de Barzani yönetiminin tek taraflı bağımsızlık referandumuna Kerkük de dahil edildi. ABD'nin telkinlerine rağmen hırsına yenilen Barzani referandum yapınca yıllardır hileyle hurdayla ele geçirdiği Kerkük dahil toprakları ve petrol sahalarını belli oranda kaybetti. Çünkü henüz uluslararası konjonktürde Kerkük'ün Kürtlere verilmesine yönelik şartlar olgunlaşmamıştı. Ancak Kudüs'te ABD büyükelçiliğinin açıldığı günlerde 12 Mayıs'ta Irak'ta yapılan parlamento seçimlerinde Kerkük ve bölgesel yönetim dahilindeki vilayetlerde büyük seçim hileleri yapıldı. 9 ay önce bağımsızlık referandumunda yapamadıklarını parlamento seçimleriyle yapmaya çalıştıkları görüldü. Evet bu seçimlerden Kerkük'ün bölgesel yönetime bağlanmasına yönelik bir karar çıkmayacaktı ancak Kerkük'ten seçilecek milletvekillerinin hepsinin ya da çoğunluğunun Kürtlerden olması, Türkmenlerin belki de hiç milletvekili gönderememesi Kerkük'ün kimliğine ilişkin bir Kürt algısı oluşturacaktı.

İşte Kerkük ve Kudüs'te eş zamanlı yaşana süreçte Türk hükümeti, Türk medyası Kudüs ve Filistin konusunu tek gündem maddesi olarak işlerken Kerkük'te Türkmenlerden gelen yardım ve destek çağrılarını görmezden geliyor, tek kelime etmiyordu.

Kudüs konusu seçime giden Türkiye'de tek gündem maddesi olarak ele alınırken hükümetin tepkileri ve söylemleri Aralık 2017'te ABD Başkanı Trump'ın Kudüs kararını açıkladığından farklı değildi. Nasıl o zaman Trump'ın kararı değiştirilemediyse şimdi vereceğiniz aynı tepkilerle taşınmış ve açılmış Kudüs büyükelçiliğini tersine çevirmek mümkün olmayacaktır. Hal böyle olunca da tüm Ramazan ayına yayıldığı açıklanan Filistin/Kudüs bağlamındaki tepki faaliyetlerinin seçim odaklı olduğu genel kabul görmektedir.

Aynı kadere, zülüme, katliama, vicdansızlığa, hukuksuzluğa maruz kalan Kerkük ve Kudüs'e yönelik Türk hükümetinin farklı yaklaşımı anlaşılır ve kabul edilebilir değildir. Kudüs konusunda dini motivasyonla hareket edip konuyu iç siyasette kullanılırken Kerkük'te soydaşlarımızın sesini duymayan, maruz kaldıkları haksızlıklar, hukuksuzlukları ne kendi ne de uluslararası gündeme taşımamak aslında Türkiye'nin bekasına yönelik tehdidi de görmezden gelmek demektir.

Çünkü yukarıda ifade ettiğimiz gibi İsrail projeleri kapsamında kurulan Kerkük-Kudüs hattıyla birlikte bu hattın kuzeyinde ve Türkiye'nin sınırlarının güneyinde oluşan koridor Suriye ve Irak'ta önce terör örgütleri kontrolünde özerk bölgeler ve sonrasında bölünmelere yol açacak İsrail'in güvenliğini ve ABD/İsrail'in çıkarlarına hizmet edecek ABD/İsrail koridorundan (terör koridoru) başka birşey olmayacaktır.

Sahada fiziki bir Kerkük-Kudüs hattı yok ama onun sağlanacağının keskin işaretleri var. Birisi yukarıda açıkladığımız ABD/İsrail koridoru yani terör koridoru. Bu gerçekleştiğinde bu ABD/İsrail koridorunun güneyinden fiziken Kerkük ile Kudüs'ü de bağlayacaktır. Bu koridor ve hat İran'ın bölgede tesis etmeye çalıştığı Şii hilalini de kesmiş olacaktır. Ancak bu gerçekleşinceye kadar olan süreçte Irak Kürt Bölgesinden çıkarılan petrol Irak anayasasına aykırı olarak yaklaşık 4 senedir Türkiye üzerinden uluslararası piyasalara satılıyor. Uluslararası piyasa dediğimiz ise İsrail. Ceyhan'dan petrolü yükleyen tankerler yüklerini İsrail'e götürüyorlar. Bu ticaret Eylül 2017'deki bağımsızlık referandumunda Barzani yönetimine yönelik sözde ağır baskıların olduğu dönemde bile azaldı ama kesilmedi. Aralık 2017'de Trump Kudüs'ü başkent olarak tanıma ve büyükelçiliği taşıma kararı aldıklarında da sürdü, 23 Şubat 2018'de 14 Mayıs 2018'te taşıyacakları kararını açıkladıklarından taşıdıkları güne ve sonrasında devam etti. Halen de devam ediyor. Yani sert söylemler, protestoların hepsi boş. Bunun özeti, Kerkük-Kudüs hattı bu süreçte Türkiye üzerinden kurulmuş durumda.

Sahada oluşan ve geliştirilmeye çalışılan resim, ki hem iç hem de dış gelişme ve telkinlere yönlendirildiği erken seçime giden Türkiye'nin gündeminden bilinçli olarak kaçırılmaktadır. Bölgede ABD/İsrail koridoru (ya da terör koridoru) oluşumu ve Türkiye üzerinden tesis edilmiş olan Kerkük-Kudüs hattı bunu teyit etmektedir.

Bu yazı 1594 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı