Hoşgeldiniz; Bugün 21 Eylül 2018 Cuma
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi|13 Nisan 2018 Cuma

ABD (Batı) Suriye’yi Vurmakla Neyi Hedefliyor?

Cahit Armağan Dilek tarafından yazıldı.

 

Duma / Doğu Guta’daki kimyasal saldırıdan çok önce ABD, Fransa, İngiltere gibi ülkeler yaptıkları açıklamalarla kendilerini bağladılar. Çünkü eğer kimyasal saldırı olursa vururuz demişlerdi.  Trump, Macron ve May’in son açıklamaları bir operasyon hazırlığının tamamlanmak üzere askeri konuşlanmanın yapıldığını ortaya koymaktadır.

Trump’ın gel-gitler yaşadığını gösteren twitleri Suriye’ye yönelik saldırıyı bazen “an meselesi” bazen “olmayacak yorumlarına neden olmaktadır. Trump’ın diğer birçok dış politika konusunda aldığı radikal kararları bir süre sonra aksi yönde değiştirdiğini biliyoruz. Bu durum Trump’ın Suriye’ye yönelik operasyon için karar alırken zorlandığını gösterdiği gibi bu gel-gitlerle operasyona yönelik desteğin artmasını, oluşacak ittifakın genişlemesini ve de karşı tarafın yani Rusya-İran-Suriye ekseninde kafa karışıklığı yaratarak asıl hedefi gizlemeye çalışmış olabileceğini söyleyebiliriz.

Belli koşullarda operasyon olmayabilir

Peki bütün bunlar bir operasyonun er ya da geç mutlaka yapılacağına mı işaret ediyor? Rusya’nın askeri olarak fiilen 30 Eylül 2015’te Suriye’ye müdahil olmasıyla birlikte mini dünya savaşının yaşandığı Suriye’de ABD ile Rusya arasında en üst düzemde genel bir mutabakat olduğunu düşünüyorum. Bu çerçevede yıllardır yazılarımda ve TV programlarında ifade ettiğim öngörülerimin gerçekleşmiş olduğunu görmek bu tespitimi de doğrular niteliktedir. Nitekim bu kapsamda Suriye’nin fiilen nüfuz alanlarına bölündüğünü görüyoruz. İki gücün birbirleriyle çatışma yaşanması için bir çatışmayı önleme (deconfliction) mekanizması oluşturduğunu biliyoruz. Vekillerin çatıştığı ortamda ve en gergin dönemlerde bile Suriye üzerindeki ABD-Rusya görüşmelerinin en yoğun döneminin gerçekleştiği bildiriliyor. Nitekim ABD’nin Suriye’yi vurmasının an meselesi olduğu bugünlerde bile ABD ile Rusya arasındaki bu mekanizmanın aktif halde olduğu ve kullanıldığı açıklandı.

İşte böyle bir ortamda ABD liderliğindeki güçlerin Suriye’ye yönelik operasyondan vazgeçmeleri de bir olasılıktır. Diplomasi ve savaş karşılıklı mücadele eden iki iradenin kendi iradesini kabul ettirme durumudur. Savaş durumunda bu zorla kabul ettirme safhasına girmiş olur. İşte eğer perde arkası görüşmelerde, örneğin, ABD’nin öngördüğü yeni Suriye yönetim modelinin yeni Suriye anayasasında yer alması ve ABD’nin Fırat doğusundaki kazanımlarının korunması bağlamında garantiler alması durumunda bir operasyona gerek kalmayabilir. Bu olmazsa bunu zorla kabul ettirme durumu yani operasyon söz konusu olacaktır.

Muhtemel bir operasyonun hedefleri

Bütün bunlara rağmen eğer bir operasyon yapılacaksa bunun geçen senekinden farklı olarak daha kuvvetli ve yoğun olarak yapılması olasılığı yüksektir. Çünkü, sembolik bir saldırı Batı’yı Suriye’deki planlarından vazgeçmeye yönlendireceği gibi Rusya liderliğindeki eksenin iradesini Suriye’de öne çıkaracaktır. 

Bu nedenle Batı’nın yapacağı saldırının BİRİNCİ hedefi özellikle Suriye hava kuvvetlerini belli bir süre etkin olarak kullanmasını engellemeye yönelik olacaktır. Tabi bu yapılırken aynı zamanda İran’ın hareket kabiliyetinin de ortadan kaldırılması söz konusu olacaktır.  İsrail’e tehdit oluşturabilecek İran ve İran destekli silahlar/sistemler/insangücü mutlaka hedef olacaktır.

İKİNCİ olarak, Rejimin hava kuvvetlerini etkin olarak kullanmamasını sağlayarak rejime karşı savaşan ÖSO, El Nusra ve bağlantılı gruplara ümit ve cesaret vermeyi hedefleyecektir. Esad’ı düşürme hedefindeki İdlib’teki, Humus’ta gruplar, Şam civarındaki IŞİD dahil ÖSO, El Nusra (HTŞ) gibi rejim karşıtı bütün gruplar Esad yönetimini devirmek üzere Suriye ordusuna doğru saldırıya geçeceklerdir. Rus destekli Suriye kara gücünün buna karşılık verme durumuyla birlikte İdlib’teki TSK gözlem noktaları iki ateş arasında kalacak, Türk askerinin güvenliği tehdit altına girecek.

ÜÇÜNCÜ olarak,  Türk hükümetinin Esad düşsün takıntısını bildiğinden ve bunun Türk karar vericilerin yumuşak karnı olduğunu değerlendirdiğinden böyle bir operasyonu destekleyeceğini hesap etmektedir. Bu durum Türkiye’nin Astana sürecindeki garantör ülke pozisyonu Rusya ve İran ile olan ilişkilerini zora sokacak, özellikle Rusya ile yeniden krizli bir süreç başlatmaktır. Dolayısıyla Batı Rusya eksenindeki ortaklığın/ittifakın (Astan/Soçi süreci) dağılmasını bekleyecektir.

DÖRDÜNCÜ olarak, böyle bir ortamda doğal olarak kendi can derdine düşen Esad yönetimi Ürdün/İsrail sınırında İsrail’in güvenliğine yönelik bir güvenli bölge, İdlib-Afrin-FK bölgesinde Türkiye nüfuzunda bir Sünni bölge, Fırat doğusunda da suyu-gazı-petrolü-tarımı kontrol eden PYD/YPG bölgesi (PKKistan) oluşumunu engelleyemeyecek, bunları kabule mahkum olacaktır.

BEŞİNCİ olarak, operasyonu birlikte yapacakları İsrail, Fransa, İngiltere, fiilen katılmasalar da pasif destek veren Almanya, Hollanda ve maddi destek sağlaması beklenen Suudi Arabistan, Katar, BAE gibi ülkelerin Suriye’de yeniden rol alıp mali bedele ortak olurken ABD Suriye’de tek başına işgalci olma pozisyonundan kurtulacaktır. Bu kapsamda sadece Fırat doğusu değil Türkiye’nin nüfuz alanındaki Fırat Kalkanı, Afrin ve idlib kuzeyini kapsayacak tüm kuzey Suriye’de IŞİD karşıtı koalisyonun 75 üyesinden biri olan NATO’nun istikrar bölgeleri oluşturma göreviyle koordinatör olarak rol alması hiç de uzak bir olasılık değildir.

ALTINCI olarak, Atana/Soçi sürecinin etkisini ortadan kaldırarak Cenevre sürecinde Suriye’nin en az dörde bölünmesinin önünü açacak özerk yapıları (PKKistan bölgesi, Türk nüfuzunda Sünni bölge, Rus nüfuz alanı içinde Baas/Alavi bölgesi, İsrail nüfuz alanında Sünni bölge, Ürdün/İngiliz nüfuz alanında Sünni bölge) içeren yeni Suriye anayasasını ve siyasi sürecini hayata geçirmek olacaktır.

Bir farkla Eylül 2015 koşullarında bir ortam yaratmak

Suriye’de 2011’den buyan yaşananlara ve özelikle bölgeyi dizayn etmek maksadıyla oluşturulan IŞİD terör örgütünün sahaya sürülmesinden sonraki sürece bakmakta fayda var. İşte bu süreçte Eylül 2015’e gelindiğinde sözde ılımlı muhalifler büyük bir avantaj elde etmişler, Esad yönetimini sıkıştırmışlar ve durum üstünlüğü elde etmişlerdir. Esad yönetiminin düşmesi an meselesidir.  ABD Batı ülkelerinin danışmalığında bölge ülkelerinin Suriye’ye asker göndermesini organize etmektedir.

Muhtemel bir yeni operasyonun yukarıda kavramak adına Eylül 2015’te ABD değerlendirmelerinin ve planlarından bir kesit verelim. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı John Kerry 02 Eylül 2015'te CNN'e verdiği röportajda şunları söylüyordu: "Suriye'de IŞİD'i yenmeye yardım etmek için Ortadoğu güçlerinin Suriye'ye asker göndereceğinden eminim. Doğru zaman geldiğinde Suriye'nin bazı komşularının sorumluluk üstlenmesini bekliyorum. Bunun nasıl olacağına ilişkin detayları bölgedeki diğer ülkelerle görüşüyoruz."

Yine dönemin ABD Ankara Büyükelçisi John Bass'ın 03 Eylül 2015 tarihinde CNNTürk'te yayımladığı röportajda "Amerikalılar İncirlik'te ne kadar kalacak?" ve "Ne kadar büyüklükte bir güç gelecek Amerika'dan?" sorularına karşı ifade ettiği “Süre konusunda ise; üstünde uzlaştığımız hedefe ulaşmak için, yani IŞİD’i zayıflatmak ve nihayetinde yenilgiye uğratmak için ne kadar zaman gerekirse, o kadar burada kalacağımızı düşünüyoruz.  O nedenle, bu konuya belli bir zaman dilimi açısından değil, belirlenen hedefler açısından yaklaşıyoruz...  IŞİD’e karşı askeri operasyon yürütecek ABD ve diğer potansiyel koalisyon güçlerinin zaman içinde Türkiye’de hatırı sayılır büyüklükte bir varlığa sahip olacağını ve önemli katkılarda bulunacağını tahmin ediyoruz. Kurulacak yapı askeri harekatın nasıl gelişeceğine ve IŞİD’e karşı en etkili çözümün gerekliliklerinin ne olacağına bağlı olacak..."  söylemlerinin bugünlerde ABD’li yetkilerin söyledikleri “Suriye’den çekilmek IŞİD’in tamamen ortadan kaldırılması sonrasında gerçekleşecek, halen askere ihtiyacımız var, diğer aktörlerde elini taşın altına koysun, bedeli paylaşsın”  söylemleriyle ne kadar da örtüştüğü görülmelidir.

ABD’liler Eylül 2015’te bu söylemleri dile getirirken Esad’ı koltuktan indirmek üzere savaşan ABD liderliğinde aralarında Katar, S.Arabistan ve Türkiye’nin desteklediği bugünün ÖSO grupları ve ABD’nin desteklediği iddia edilen El Nusra ve bağlısı gruplar da Şam’ı  kontrol etmeleri an meselesiydi. İşte Rusya öyle bir kritik anda Rusya askeri olarak devreye girip Esad’ı adeta ipten almıştı. Bunun devamında da önce İran sonra Türkiye’yi de yanına alarak Astana süreciyle Rusya destekli Şam yönetimi kontrol alanını genişletti ve güçlendirdi. Rusya da belki çok uzunca bir süre çıkmamak üzere Doğu Akdeniz’in başköşesinde daimi deniz ve hava üsleri elde etmiş oldu. Aslında bu askeri üsten ziyade adeta bir Rus toprağı hüviyetinde. İşte ABD liderliğindeki gönüllü ülkeler koalisyonu Rusya’nın bu kazanımlarının tamamen ortadan kaldırılamasa da en azından durdurulmasının ve Suriye’deki durum üstünlüğün sona erdirilmesini istemektedir. Dolayısıyla operasyonla varılmak istenen hedef Eylül 2015’teki hedef ve ortaklık resmidir.

Gizli stratejk hedef Esad‘ın kendisi

İşte askeri bir operasyonla Suriye’de oluşturulmak istenen Eylül 2015’teki ortamdaki tek fark Rusya’nın Suriye’de elde ettiği Rus toprağına dönüşen bu askeri üslerdir. Böyle bir resim ABD liderliğindeki Batı’nın Suriye batısındaki Rus askeri üslerini kabullenmenin yanında Suriye’nin batı kıyılarında butik bir Baas/Alavi devletini de kabullenilebileceğine işaret etmektedir. Böylece Suriye’nin kalan bölgelerin de Batı’nın istediği şekilde yapılandırılmasının önün açılması hedeflenmektedir.

Suriye’de böyle bir resmi oluşturmak için yukarıda özetlenen hedefleri esas alan bir harekat planlanabileceği gibi doğrudan Esad’ın kendisini hedef alacak bir saldır sonucu Esad’ın ortadan kaldırılmasıyla da söz konusu hedefler önemli ölçüde gerçekleşebilir. Gerçekleşebileceği gibi durum kontrolden çıkıp Rusya’nın kazanımlarını da tehlikeye atacak bir yöne evrilebilir. Bu nedenle Esad gizli stratejik hedef olarak görülmelidir. Esad’ın muhakkak ki tek bir insan olan bir gücünden bahsetmiyoruz ancak 7 yıllık iç savaşta ayakta durabilen ve hatta savaşı kazanma aşamasına gelen, İran ve Rusya’nın Suriye’de bulunmasına meşruiyet kazandıran Esad’ın ortadan kaldırılması psikolojik anlamda da Rusya eksenli yapının kaybettiği algısını yaratacak, Esad’ın yanındaki güçlerde kaybettik düşüncesini hakim kılacaktır. Belki de tam da bu nedenledir ki ABD liderliğindeki koalisyonun planlarının arka planındaki İsrail İran ve bağlısı unsurlarının İsrail’e saldırması durumunda Esad’ı ortadan kaldırmakla tehdit etmiştir. Ve yine tam da bu nedenledir ki Rus Dışişleri Bakanının son açıklamasında "Suriye'de Libya gibi bir maceraya kalkışılmasın" ifadesi bu bağlamda çok anlamlı ve önemlidir.

Türkiye’nin açmazları ve krizde son durum

İlk başta söylediğimiz gibi Trump’ın “operasyon an meselesi” söyleminden “belki de olmayacak” söylemi arasındaki savrulmaları, askeri yığınıklanmanın büyük oranda tamamlanmasına ve ABD/Fransa/İngiltere’den kimyasal ilah kullanıldı kanıtımız var açıklamalarına rağmen operasyonun başlamaması, Rusya ile ABD arasında iletişimin devam ettiğinin bildirilmesi, Rus tarafının soğukkanlı ve itidali önceleyen yaklaşımları, son 24 saatte yumuşayan karşılıklı açıklamalar acaba operasyon olmayacak mı sorularının daha çok sorulmasına yol açmıştır. Bu da genel bir yumuşamanın işareti olarak görülmektedir. Yumuşama havasına rağmen ABD liderliğinde bazı Batı ve bölge ülkelerinin Suriye’ye yönelik saldırı olasılığı halen yüksektir.

Hiçbirşey yüzde yüz değildir. Dolayısıyla operasyonun gerçekleşmeme olasılığı gerçekleşmesi olasılığından daha düşük de olsa vardır. Ancak, kimyasal saldırıyı kırmızı çizgi olarak gören, affedilemez mutlaka karşılık verilmeli diyen güçlerin böyle bir operasyondan vazgeçmeleri perde arkasında yine yukarıda ifade etiğimiz perde arkası azarlıklarının işlediğini, Batı’nın Suriye’nin paylaşılması konusunda Rusya ile temel konularda mutabakata varıldığı izlenimini güçlendirecektir. Diğer aktörlerin işine gelebilecek bu durum da Türkiye’nin çıkarlarına hizmet etmeyecektir.

Türkiye açısından olaya bakıldığında aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık misali bir açmaz söz konusudur.

Bunun temel sebebi Suriye krizinin daha ilk günlerinden itibaren izlenen ve ısrarla da izlenmeye devam edilen hatalı politikalardır. Türkiye’nin aralarında olmadığı Batılı aktörlerin Rusya ile perde arkasındaki pazarlıklarla operasyon olmadan gerçekleşecek durumun Türkiye’nin lehine olmayacaktır. Çünkü böyle bir pazarlıkta Rusya’nın da rıza göstereceği durum Batılı aktörlerin şuanda Suriye kuzeyinde yaptıkların kabullenilmesi olacaktır. Bu yeni bir Sykes-Picot’dan ve Sevr’den başka bir şey olmayacaktır.

Diğer taraftan henüz kimin tarafından yapıldığı hatta gerçekten yapılıp yapılmadığı bir kimyasal saldırıyı yapanların mutlaka cezalandırması lazım, affedilemez söylemiyle fiilen katılınmasa da ABD liderliğindeki Batılı aktörlerin ve bazı bölge devletlerinin katılacağı operasyona zımnen destek verilmesiyle de Türkiye kendi ayağına kurşun sıkmış olacaktır. Çünkü Esad’ı yönetimden indirmeye odaklanmış bir operasyonun Suriye’de yaratacağı ortam Saddam sonrası Irak, Kaddafi sonrası Libya’dır. Suriye sınırlarımız boyunca (İdlib’te El Nusra ve diğer selefi terör grupları, diğer tarafta PKK/YPG yapılanması) olan terör yapılanmaları dikkate alındığında bu bölgelerin böyle bir kaos ortamında Afganistanlaşması, buralara komşu Türk tarafının da Pakistanlaşması tehlikesi maalesef vardır.

Türkiye’yi açmaza sürükleyen bu iki muhtemel sonucu da kabullenmesi veya birini diğerine tercih etmesi söz konusu olmamalıdır. Peki ne yapmalıdır? Onu da başka bir yazı da anlatalım ama özet olarak şunu söyleyelim; Eylül 2015’deki hedefler ve ortaklıklara benzer yeni bir fotoğrafın Suriye’de oluşturulması Türkiye’nin çıkarlarına uygun değildir.  

Suriye üzerinden yaşanan bu krizi sokak kabadayılarının kavgası ya da ABD (Batı)-Rusya arasında retleşme şeklinde yorumlayıp basite indirgemek bölgede döne dolapları anlamamaktır. Çünkü kriz ve muhtemel çatışmanın ana aktörlerinin hedeflerine ulaşmak isterken Türkiye’nin çıkarlarına ve güvenliğine zara vereceklerinin farkına varılmalıdır.

Türkiye hem güncellenmiş bir Sevr’e gidecek yeni bir tür Sykes-Picot’a izin vermemeli hem de Suriye’deki mini dünya savaşının Türk topraklarına sıçramasına yol açacak operasyonlara zımni de olsa destek vermemelidir.

Bu yazı 3231 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı