Hoşgeldiniz; Bugün 21 Ağustos 2018 Salı
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi|26 Ocak 2018 Cuma

Savaş ve Kahramanlık Üzerine: Kimler Kahraman Olabilir?

Sait Yılmaz tarafından yazıldı.

Afrin bölgesindeki Zeytin Dalı Harekâtı ile Türk milletinin genç askerlerinin yeni bir kahramanalık destanı yazdığı günlerde yaşamaktayız. Pek çok yeni kahraman ortaya çıkarken, pek çoğu da isimsiz ya da bilinmeyen kahraman olarak tarihe geçecek. ‘Kahraman’ denilince genellikle ülkesi için büyük bir cesaretle savaşmış ve bu uğurda canını vermeye göze almış kişi akla gelir. Ancak, ‘kahraman’ sıfatı sadece savaş alanında kazanılmaz. Yavrularını korumak için kocaman bir sokak köpeğine saldıran bir anne kedi de kahramandır. Ya da engelli olmasına rağmen çalışması, cesaret ve azmi ile topluma örnek olan biri de. Sabrederek, birlik ve beraberlik göstererek, dayanışma içinde evlatlarını şehit verip, ülkesini belalardan kurtaran bir millet de kahramandır. Bu makaleyi yazmaya beni iten II. Dünya Savaşı’nın öne çıkan Amerikalı generallerinden George S. Patton’ın bir sözü oldu. Patton’ın otobiyografisini okurken askerlerine şöyle bir hitapta bulunduğuna rastladım; “Hiç kimse ülkesi uğruna ölerek savaşı kazanmamıştır, savaşı ancak (düşman tarafındaki) başka aptalların ölmesini sağlayarak kazanabilirsiniz[1]”. Bu söz sanki klasik kahramanlık anlayışımıza meydan okuyor gibiydi. Patton, askerlerinden ülkeleri uğruna ölmelerini değil kendilerinden daha aptal olanları öldürmelerini istiyordu. Savaştan askerler daha çok nefret eder, çünkü kazanılsa da bile neler olacağını daha iyi bilirler.  Bu yüzden bizzat Atatürk; “..Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır.. Ancak, ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir” demiştir[2]. İçinde bulunduğumuz bilgi çağında savaşların koşulları kadar askerlik anlayışı da değişti. Dolayısı ile savaş ve kahramanlık anlayışına yeniden bir göz atmamız gerekiyor. Öte yandan literatür taraması yaparken bu tür çalışmaların ‘sosyal psikoloji’ alanında ele alındığını ve kimin, nasıl kahraman olabileceği ile ilgili önemli çalışmalara ve kahramanlık eğitimi verildiğine rastladım. Hatta bazıları kahramanlığın değil anti-kahramanlığın daha iyi olduğunu gerekçeleri ile sıralıyorlar. Son yıllarda gittikçe daha kasvetli bir siyasi gündeme sahip olan ülkemizde ise Atatürk gibi bir kahraman beklentisinin artması makaleyi daha da anlamlı getiriyor. Bu makalede, öncelikle kahraman kimdir ve savaş kahramanlığı üzerinde durduktan sonra nasıl kahraman olunabileceğinin esaslarını ortaya koymaya çalışacağız. Böylece kendinizi de kahraman olma şansınız konusunda test etmiş olacaksınız.

Kahraman kimdir?

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre, kahraman[3];

1. Savaşta veya tehlikeli bir durumda yararlık gösteren (kimse), alp, yiğit,

2. Bir olayda önemli yeri olan kimse (Son golün kahramanı..)

3.Roman, hikâye, tiyatro vb. edebiyat türlerinde en önemli kişi (Filmin kahramanı..) anlamlarına gelmektedir.

Burada kahraman ve yiğit kavramlarını aynı anlamda olmadığını vurgulamalıyız. ‘Kahraman’ bir olaydaki yeri en önemli olandır. ‘Yiğitlik’, ‘cesaret ve yüreklilikle’ tarif edilir. ‘Kahraman’ ise, ‘savaşta veya tehlikeli bir durumda yararlılık gösteren kimseye’ denir. Bir savaşın, bir olayın, bir romanın, filmin, hatta bir ekonomik sektörün ‘kahraman’ı olur, ‘yiğit’i olmaz. ‘Kahraman’ üstün güç ima eder, ‘büyük’, ‘en büyük’ gibi sıfatlarla derecelendirilebilir. ‘Büyük yiğit’ ya da ‘en büyük yiğit’ gibi tamlamalara rastlanmaz. İnsanlar, ‘kahramanlaşabilir’, ‘kahramanlaştırılabilir’ler ama ‘yiğitleşmez’, ‘yiğitleştirilemez’ler. ‘Kahramanlık’ zorlama, acımasızlık kaldırır, ‘yiğitlik’ kaldırmaz. Bir ‘yiğit’in varoluşunda ‘kahramanlık’, gerekli ama yetersiz bir haslettir.

Oxford ve Cambridge sözlüklerinde ise kahraman için şu tanımlar yapılmaktadır[4];

1. Cesaret isteyen fiilleri veya asil karakteri ile öne çıkan kimse. (Boğulmakta olan bir çocuğu kurtaran kişi),

2. Diğerlerinin gözünde özel başarıları, yetenekleri veya kişisel özellikleri ile rol model veya ideal olarak görülen kişi. (Atatürk..),

3. Bir hikâye, oyun, film vb. içinde ana erkek karakter.

Bu tanımların hiçbiri savaştaki kahramanı tam olarak karşılamamaktadır. Barış zamanı kahramanları da kişisel kayıpları ne olursa olsun engeller veya rakipleri karşısında cesaret gösteren, onurunu muhafaza eden, başkalarını harekete geçiren, insanlığa hizmet edebilen kişi, kişiler, halk hatta millettir. Böyle bir kahraman; diğerleri (ülkesi, arkadaşları, ailesi) için kişisel sonuçlarını (canını kaybetmek dâhil) göze alarak, cesaretle engellerin üstesinden gelmeye çalışan kimsedir. Kurtuluş Savaşı’na liderlik eden Atatürk ve arkadaşları kadar onların izinde evlatlarını savaşa gönderen, yokluklara tahammül ederken varını yoğunu ülkesine hasreden, birlik ve beraberlik gösteren Türk halkı da kahramandır.

Tabii ki kahraman sadece savaşta ortaya çıkmaz. Bugünün kahramanları savaş meydanlarından çok spor sahalarından, sinemadan ve müzik yıldızlarından çıkıyor.Çoğu durumlarda “kahraman”, “ana karakter” ve “film / roman / hikâye kahramanı” aynı kişilerdir. Sinemada onları seyrederken asil, cesaretli ya da yetenekli olması çok önemli değildir, siz onun kazanmasını beklersiniz. Ana karakter, hikâyenin etrafında döndüğü kişidir. Roman ya da hikâye kahramanı ise olaylar geliştikçe yeni şeyler öğrenen ve sonunda keşfettiği başka bir yere varan kişidir.

Geniş anlamı ile kahraman, davranışları ve kararları etik ya da duygusal olarak övgüye değer görülen kişidir. Bazen aynı tür davranışları takdir etmeyebiliriz bazen de abartabiliriz. Söz konusu bağlantılar içinde kurduğumuz duygusal bağlar ve bulunulan zaman ya da çağ bu yargıda etkili olabilir. Bununla beraber neden aynı tür davranışların bazılarını kahramanca bazılarını ise değersiz bulduğumuz bir inceleme konusudur. Yaşadığımız çağda bazen kişinin sağladığı başarı onun ‘süper kahraman’ olarak tanımlanmasına neden olmaktadır. Bazen yaşadığı trajedi içindeki mücadele gücü, bazen bir feci kaza ya da hastalık esnasında yaptıkları ortalama bir insanı kahraman yapabilir. Onu kahramanlığa taşıyan trajediyi zafere taşıyan bu kişiye olan bizim hayranlığımız, sevgimiz ve saygımız ile ödüllendirme duygumuzdur[5].  Başarılı olan ve takdir ettiğimiz bu kişi ile duygusal bağ kahramanlığı yaşatır ve bizlere yol gösterir. Tarih boyunca bu kahramanlar bizi içinde bulunduğumuz zor durumlardan kurtaran güçlü savaşçılar oldu. Toplumun ve kültürümüzün güçlü savunucuları da kahramanlık unvanı aldı. Her şeyini ülke topraklarının savunulmasına ya da kutsal değerlerin geliştirilmesine adayan büyük askerler bizim kahramanlarımız oldu. Kahramanlar, sizlerin varlığını ve değerlerini tehdit ederek kontrol altına almak isteyen kötü güçlerden koruyan ve özgür kılan, hayatlarını bu amaca adamış kişilerdir. Ordular, bu amaç için bir araya gelmiş müşterek bir kahramanlık kuvvetidir. Bizim için savaşan bu kişiler doğrudan kahramanlık onuru kazanır. Bazen onların arasından bir kişi tek başına kahraman olarak anılır. Çünkü cesareti ve yaptıkları ile tüm toplumun gözünde özel bir yere sahip olmuş, minnettarlık duyulan kişidir. Kendimizi o kişi ile özdeşleştiririz. Gerçek kahraman, doğru ve haklı olduğunu düşündüğünü yaparken, bir gün kahraman olarak anılacağını aklından geçirmez. O çok basitçe kendi milletinin iyiliğini kendinden önce ve üstün görür. Bu kahramanlara ihtiyacımız var çünkü bizlerin özgürlüğünü onlar sağlamış, göz göre göre düşman mermilerine ve silahlarına karşı durmuş, düşmanı yenmek için canını vermeye göze almıştır.

Kahramanlar, yüzyıllarca çeşitli şekillerde ve ölçeklerde ortaya çıkmışlardır. Çoğu bizim gibi sıradan insanlar olarak yaşadı. Çocuklarını yangından kurtaran bir anne gibi bunu içgüdü ile yapanlar da oldu. Aslında bütün hayatları boyunca kendilerini çocuklarının büyümesine ve iyiliğine adayan kadınlarımız zaten birer kahraman değil mi? Gerçek bir kahraman yaptıklarını daha sonra takdir edilmek ve kendine bir çıkar sağlamak için yapmaz. Cesaret ve kararları ile düşmanları yenen ya da başarı sağlayan kahramanlar ortalama bir toplum içinde çok fazla değildir. Bunlar açıkça ölümü göze alarak, zafere giden yolda ihtiyaç duyulan karakterlerdir. Kanserle mücadelesinde sebat ve cesaret gösteren biri de kahramandır. Bu mücadelesi diğerlerine örnek olur, onunla bütünleşiriz, bağlantı kurarız.

Savaş ve kahraman

Savaş, bir toplumun üyelerinin başka bir toplumun üyelerine karşı ölümcül şiddet uygulaması ve öldürmenin rasyonel sona ulaşmak için yasal bir araç olduğu süreçtir. Her savaşta ölmeye ve kendinden vazgeçmeye ve öldürmeye hazır olmak başarının tek ve en önemli etkenini temsil eder. Savaş öncesi yapılan planlara göre; hava kuvvetleri ve topçu zaten düşmanı siz gitmeden düşmanı yok edecek, siz de elinizi kolunuzu sallaya sallaya hedefe gideceksinizdir. Birlikte ilerlerken hedefi nasıl ateş altına alacağınız, birbirinizi nasıl destekleyeceğiniz, biri koşarken diğerinin onun hedefine de ateş etmesi öğretilir. Çatışmaya yaklaştıkça mermi seslerini ve hızla ilerlemeye çalışan araçların gürültülerini duymaya başlarız. Etrafımızı saran boşluk büyür ve bizi yöneten askeri teşkilatın etkisi azalır. Büyük çoğunlukla yolunu kaybedersin, ne yapacağını bilemezsin, kaybolanlar birbirine yolunu sorar, henüz ateş açılmamıştır ama neden ateş edilmediğini merak edersin. Kendimizi kendi sonumuzu tahmin etmeye çalışırken buluruz. Kafalar boşalır, ağzımız kurur, geçmiş ve gelecek kaybolur, neden ve ne için soruları yok olur, beden ve beyin yaşama için gerekli olan mutlak konsantrasyonu sağlamak için mücadele eder[6]. Çatışmalar, bazı insanlar başkalarının hayatlarını alırlarken kendi hayatlarını riske attıkları noktadan devam eder. Savaşan kişi her şeyini riske attığından ne için mücadele ediyor olursa olsun o şey kendi kanından daha değerli görünür. Tanrı, ülke, ulus, ırk, sınıf, adalet, şeref, bağımsızlık, eşitlik, kardeşlik, insanların canlarını vermek için hazır oldukları konulardır. Savaştaki insanlar ve birlikler yavaş yavaş değil yüksek olasılıkla aniden ve feci bir ölüm tehlikesi ile karşı karşıyadır. Komutanlar, karargâh, sıhhiyeciler, din adamları ve diğer komuta personeli hem savaşın gelişimi hem de korku, disiplin, moral gibi faktörlerin sürekli değiştiği bir stres ortamında bir yandan düşmana karşı uygun fırsatları yakalamak diğer yandan kendi kuvvetlerinin kitlesel olarak çöküşüne neden olacak bir etkiye maruz kalmasını önlemek için uyanık olmak zorundadır. Morali ve etkinliği uzun sürede zirvede tutmak mümkün değildir. Tek yol kendini ve birliğini korkunç bir sondan kurtarmak için savaşa odaklanmak ve bir an önce kazanmaktır. Savaş bir belirsizlik trendi içinde gelişir ve mücadelenin sonucunun kesin olduğu bir yerde bir tarafın savaşmaktan vazgeçmesi ya da karşı koyamaması ile durma noktasına gelir.

Şimdi İkinci Dünya Savaşı’nda Normandiya Çıkarması’na katılmış bir askerin yaşadıklarını hatırlayalım. Normandiya Çıkarması’nın başladığı 5-6 Haziran 1944 gecesi (D-Günü) gemiler karaya yanaşmaktadır. Kötü hava koşulları nedeni ile harekât zaten bir gün geç başlamıştır ve o gün de hava çok kötüdür. Sabah 05.30’da Fransa’nın kuzey kıyılarındaki OMAHA çıkarma bölgesine karaya çıkacak Amerikan Piyade Tümeni askerleri gemilerden botlara alınmaya başlarlar. Karaya çıkanlar 300 m. ilerideki tepeleri ele geçirecek, sonra çıkanlar ise Alman gerisine inen paraşütçüler ile birleşecektir. Dalgalar nedeni ile pek çok bot batar, batmayanlar Alman mayınlarına çarpar ya da topçu ateşi ile batırılırlar. Denizin üstü insan cesetleri ile kaplıdır. Geriye dönme şansları da yoktur. Amerikalı askerlerin, 06.30’da karaya yakınlaştıklarında boğulan ve vurulan arkadaşlarının kanlarının kapladığı buz gibi sulardan sahile çıkmaya çalışırlar. Kıyıdan varabilenler yoğun Alman makineli tüfek ateşi ile karşılaşırlar. Amerikan askerleri darmadağın olmuş, birlik bütünlüğü kalmamış, herkes canını kurtarmakla meşguldür. Amerikan 1’inci Piyade Tümen Komutanı Samuel Fuller anılarında yaşanan o saatleri şöyle anlatacaktır[7]; “İhtiyacımız olan kahramanlar değil, tecrübe ve sezgi kabiliyeti idi. Vücudunuzu sağa kaydırırsanız vurulmazsınız, sola kaydırırsanız vurulursunuz, yani yaralı olarak bile hayatta kalmak için şansa ihtiyacımız vardır. Normandiya’da şansı olmayanların etleri parça parça toplandı. Askerler panik ve histeri (savaşma isteği) içindeydi, riski düşünmediler. Durum öyle kötü idi ki hiçbir akıllı insan o halde olmak istemezdi.”

D-Günü iki yıldır planlanıyordu. 150 bin müttefik (İki Amerikan (1. ve 29. Piyade Tümeni), İki İngiliz ve Bir Kanada Tümeni) askerinin karşısında 40 bin Alman vardı. Bu askerlerin ilk çıkarma dalgasında bulunanların %90’ı kıyıdan 300 m. ilerideki ilk tepeleri alamadan öldü. Çıkarma için en iyiler seçilmiş ve çok sıkı ve uzun bir eğitimden geçmişlerdi. Aylarca eğitim yapmış, en iyi grup askerler daha ilk dalgada gemiden inerken dalgalar arasında ölmüşlerdi. O gün Normandiya sahillerinde 4.000’den fazla Amerikan askeri öldü. Sağ kalanlardan biri de 19 yaşındaki Harold Baumgarten idi. Hikâyesini kendi sözleri ile aktaralım; “Gece boyunca gemide deniz tutmuştu. Botta bulunan takımımız 30 kişi idi. Bottan iner inmez Alman makineli tüfek atışı altında kaldık. Kumlara vardığımızda yanımda bir topçu mermisi patladı ve bir şarapnel parçası yanağımda bir delik açtı. Bandaj yapıldıktan sonra topçu mermisi ile başından vurulan başka bir askere yardım ettim. O gece ileriye doğru ilerlemeye çalışırken çenemden vuruldum. Bana verilen morfinle uykuya daldım. Altı ölü arkadaşımın içinde yatarken savaşı kaybettiğimizi düşünüyordum. O gün botta olan 30 kişiden ben dâhil iki kişi sağ kaldı. Alman askerleri, ölü Amerikalıların cebinden sigara arıyordu[8].” Baumgarten, ikinci gün sıhhiyeciler onu taşırken dizinden vuruldu. Almanlar beş defa vurdukları ve arkadaşlarının arasında baygın yatan Baumgarten’i her seferinde öldü sanmışlardı. Baumgarten, savaş sonrasında 40 yıl doktorluk yaptı.

Tarih kitapları genellikle yazıldığı ülkenin savaşları ve kahramanlıkları, ‘öteki’ olan düşmanın ise ne kadar kalleş ve korkak olduğu üzerine kuruludur. Savaş filmleri de galiplerin kahramanlığı, yenilenlerin ne kadar aşağılık olduğu üzerine kurgulanmıştır. Ancak savaş kaybedilmişse o zaman düşman kutsallaştırılır, ne kadar güçlü olduğu kutsanır. Varmak istediğimiz nokta savaşın kötü, kahramanların sahte olduğu sonucu değildir. Tam aksine savaşlar düğüm olmuş sorunların tek çözüm kaynağıdır ve ancak, savaşlar sayesinde devrimsel yeni bir düzen kurulur. Anlatmaya çalıştığımız kahramanlığın kolay bir iş olmadığı ve genellikle tesadüflere dayandığı, ancak görünen kahramanlar kadar hatta onlardan çok meçhul askerlere duymamız gereken saygıdır. Kahramanlar bizim yarattığımız, bizim bir hikâye yaratmamız için gerekli olan kişiler, ülkeleri için savaşıp, arkadaşları için ölenlerdir. Bu kişiler tıpkı babalarınız ya da ağabeyleriniz gibi idi. Kahramanlar kendilerinden bahsedilmesinden hoşlanmaz, çünkü yapılması gerekeni yapmışlardır, onlar için özel bir şey olmamıştır. Onlar bilinenlerden çok daha büyük kahramanlıklar yapmış, savaşmış, ya da çok korkmuş, saklanmış, hatta teslim olmuş olabilir ama hepsi bu zafere varlıkları ile bir şekilde katkıda bulunmuştur. Gerçek kahramanlar hala daha geride olanlar, öne çıkmayanlar yani şehit olanlardır. Bombaların üzerine atlayanlar, makineli tüfek yuvasına sızarken vurulanlar ya da arkadaşlarını mutlak ölümden kurtaranlardır. Yaralandıktan sonra kritik dakikalar başlar, sizi bulmaları, haber vermeleri, ilk müdahalenin yapılması, şanslı ise helikopterin gelmesi saatleri bulabilir. Gerçek kahramanları saygı göstermek için onların uğruna savaştığı şeylerin kıymetini bilmeli, sahip çıkmalıyız. Bugün de ülkemizin toprak bütünlüğünün savunulmasında canlarını seve seve feda etmeye hazır gençlerimiz kahramanlara verdiğimiz değer ile daha çok güç bulacaklardır.

 

Türk tarihinde kahraman

Türklerin bilinen ortalama 5000 yıllık tarihinin tamamına yakını sıcak savaşlarla geçmiştir. Bu uzun süre içerisinde, Avrupa ve Batı tarihçilerinin daha sonra adını koydukları strateji ve taktik esasların, Türkler tarafından başarı ile uygulandığı ve hemen her defasında, düşmanla arasında kuvvet (sayı) bakımından aleyhine büyük dengesizlikler olmasına rağmen, büyük zaferler kazandığı görülmektedir. Kısaca strateji sanatı örnekleri Türk savaş tarihinde de pek çok örneğe ve kahramanlık abidesine sahiptir. Milletlerin tarihlerine şan ve şeref örnekleri veren kahramanlık için çeşitli düşünce ve yorumlar vardır. Bu düşüncelerde çok kere cesaret ile kahramanlık karıştırılmış ve karıştırılmaktadır. Cesaret, insanda sadece manevi bir kuvvet, kahramanlık ise fazilettir. Daha sonra anlatacağımız Carl Gustav Jung’ın teorisinde de göreceğimiz gibi kahramanlık ruhu kişiye neslinden intikal eder. Bir millet yapısı itibariyle kahraman değilse, içinden çıkacak birkaç yiğitle dünya üzerinde özgür yaşamak imkânını bulamaz veya özgürlüğü her savaşta tehlikeye girer. Buna karşı bir milletin cephede savaşan evlatları dünyayı hayretler içinde bırakan kahramanlıklar yaratmışsa hiç şüphe yok ki o milletin yalnız cephede savaşan erleri değil anneleri, okul çağındaki evlatları ve ak saçlı ihtiyarları, sonuç olarak bütünü kahramandır. Bütünü kahraman olan bir milletin fertlerini ismen ayırt etmek, kahramanlıklarını sayabilmek ise imkânsızdır. İşte onların hepsini bir tek adla bağrına basmak için Türk milleti, adları ayırt edilemeyen evlatlarının hepsine birden bir sevgi, kendisini savaş alanlarında tanıyan düşmanları ise bir saygı nişanesi olarak “Mehmetçik” demiştir. Mehmetçik, bütün Türk ordusunun simgesidir. Mehmetçik bir isim değil bir fikirdir, bir amaçtır. Hâlihazırda, şehitlik için kabul edilen ve askeri yayınlarda yer alan açıklamaya göre; vatan ve millet için hayatını kaybeden herkes şehit olarak kabul edilmektedir. Şehitlik Türk askerlerini vatanları için çarpışmaya yöneltmekte çok büyük önem taşır. Türklere ayrıca sancak için ölmenin de şehitlik getireceği öğretilmiştir[9]. Bunların ilkinde yer alan vatan ve onun üzerinde yaşayan milleti savunmak İslam dininin kutsal saydığı değerlerdir.

Atatürk Devrimleri, Osmanlı dönemine ait ve onun şartlarına uygun askerlik-din çehresini değiştirmiştir. Teoride Türkler, doğrudan İslam için savaşmazlar (ülkemizin resmi dini yoktur), fakat dolaylı olarak Türkiye’nin Müslüman toplumu için savaşırlar. Örneğin, Kore savaşında ölen Türkler, burada kendi vatanı veya doğrudan Müslümanlık adına savaşmadıkları halde şehit olarak kabul edildiler. Beş özellik Cumhuriyet sonrası Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bugüne kadar ki karakterini şekillendirmeye yardım etmiştir[10];

- Düşmanı yenme geleneğini yeniden canlandırdığı için Atatürk’e duyulan saygı,

- Kurtuluş Savaşı’nın ortaya çıkardığı ‘Topyekûn Savaş’ kavramı,

- Türklerin savaşçı bir millet olduğu mitolojisi,

- İslami kavramlar olan ‘Şehitlik’ ve ‘Gaziliğin’ askeri ideolojide bulunması,

- Kuvvet yapısının modernleştirilmesi ve askeri düşünüşün sistemleştirilmesinde Batının ve özellikle ABD’nin etkisi.

Bu beş faktör birbirlerinden bağımsız olmakla beraber; ordu ile devlet, ordu ile toplum ve ordu ile dünya arasındaki ilişkileri şekillendirme sürecine yardımcı olurken sürekli birbirlerini desteklemişlerdir. 

Savaşlar tarihin kırılma noktalarını bazen de en önemli gelişme aşamalarını oluşturur. Savaşlar tarihin en katı gerçekleridir ve tarih boyunca barışa ancak savaşlardan geçerek ulaşıldı. Savaş; barışın, özgürlüğün, bir şeylere sahip olabilmenin ödenen ağır bedelidir. Uğrunda savaşmaya değer şeylere sahip oldukça savaşı beklemek gerekir. Bazı savaşlar tarihin köşe taşları, yol kavşaklarıdır. Böyle zamanlarda milletin bağrından çıkan kahramanlar ülkelerini umutsuzluktan kurtarır, zaferlere götürür, devletler yeniden kurulur. Peki, zaman mı kahramanları hazırlar yoksa kahramanlar mı zamanı iyi kullanırlar? Mustafa Kemal, 1881 yılında değil de; daha önce veya daha sonra, doğmuş olsaydı, yaptıklarını yine aynen yapma imkânı bulamayabilirdi ama aynen olmasa da Türkiye'yi daha ileri götürmek için lazım olan her şeyi yapardı ve başarılı olurdu. Llyod George, “Yüzyıllar nadir olarak dahi ve kahraman yetiştirir. Şu talihsizliğimize bakın ki, çağımızda o büyük dahi, o büyük kahraman Türk Milletine nasip oldu[11].” demiştir. Evet, Kemal Atatürk hâlâ yüzyılın kahramanıdır. Mustafa Kemal; tarihin akışını durduran, ulusunun kaderini değiştiren bir kahramandır. Anafartalar'da mermisi bittiği için geri çekilmek zorunda kalan 19. Tümen’e bağlı 57. Alay’a süngü taktırarak düşmanın üzerine yürütürken yalnız yurdunu düşünen bir kahramandı. Trablusgarp’ta, Erzurum Kongresi sonrası Sivas'a giderken Dersim Köyü yakınlarında ve İzmir’de defalarca pusu kurulmasına rağmen aldırmayan bir kahramandı. Mustafa Kemal, Türkiye'yi kurtarmakla emperyalizme karşı mücadele veren tüm dünya uluslarına örnek oldu. Tüm bunları düşünüp uygularken Mustafa Kemal, ülkemizi ve ulusumuzu bir gün olsun küçük düşürmedi. Mustafa Kemal Atatürk, aslında kısacık olan hayatına, uzun ve dalgalı bir yaşam sığdırmış bir kahramandı. Büyük asker, büyük kahraman, büyük devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk; seni bugün her zamankinden daha fazla sevgiyle, özlemle arıyoruz.

Tarihimizdeki bilinen ve bilinmeyen milyonlarca kahramanlık hikâyesi içinden Yahya Çavuş’un kahramanlığını örnek verelim. 25 Nisan 1915 günü Gelibolu Yarımadası'nda Ertuğrul Koyu'na çıkarma yapan 3000 askerden oluşan İngiliz kuvvetini, komutasındaki 67 askeriyle on saat mavzer atışlarıyla sahilde durduran 26. P.A. 3.Tb. 10.Bl. 1.Tk. Komutanı Ezineli Yahya Çavuş, Türk tarihindeki milyonlarca kahramandan bir tanesidir. İngiliz Generali Nepier, Yahya Çavuş ve askerlerinin yoğun ateşi karşısında, karşılarında bir tümen bulunduğunu sanmıştı[12]. Yahya Çavuş Şehitliği'ndeki şu dörtlük Yahya Çavuş'u ve takım arkadaşlarının kahramanlığını veciz şekilde anlatmaktadır (Resim 1):

Bir kahraman takım ve de Yahya Çavuş'tular

Tam üç alayla burada gönülden vuruştular

Düşman tümen sanırdı bu şahane erleri

Allah'ı arzu ettiler, akşama kavuştular

Ertuğrul Koyu sırtlarındaki 26. Alayın 10. Bölüğünün bir takımını yöneten, koyun batı tarafına yerleşen ve koyu yandan gören beş manga askeri başında 10. Bölük ikmal (tamamlama) askerlerini Yahya Çavuş komuta ediyordu. Ezineli Yahya Çavuş, Balkan Savaşı’na katılmış, her Türk askeri gibi o da yenilginin ıstırap ve mahcubiyetini yüreğinden atamamıştır. I. Dünya Savaşı için seferberlik ilan edilince gönüllü yazılmıştır. Yahya Çavuş’un başında bulunduğu takımın yandan ateşi ile gemiden dışarı çıkan askerler birer birer vuruluyordu. Beş manganın başında bulunan bir subay gibi birliğini yönetmekteydi. 3000 kişilik düşman kuvveti durdurulmuştu. İngiliz Generali Napier teknede bulunan ve duraklayan askerlerine: “Niçin duruyorsunuz?” diye bağırdığında kimse ona cevap vermemişti. 3. Fransız Tugayı komutanı askerlerini cesaretlendirmek için ileri atılmış ancak kuvvetlerimizin açtığı ateş sonucu alnından vurularak öldürülmüştü. Üç saatlik çarpışma sonucunda çıkarma araçlarıyla kumsala çıkabilen İrlanda Taburunun sağ kalan 200 askeri, kıyıda bir toprak parçasına tutunmaya çalışmışlardı. 9. Tümen Komutanı Halil Sami Bey saat 15:30’da ihtiyatta bulunan 25. Alayı da Seddülbahir Cephesi’ne göndererek orada kahramanca çatışan Mehmetçiğin imdadına yetişmiş, karaya çıkmış bulunan düşman kuvvetlerinin ilerlemesine mani olmuştu. Böylece işgal kuvvetleri 3-4 km’lik bir arazide çakılıp kalmış, Alçıtepe ve Kirte ele geçirilememiş, savaş sonunda işgalciler çekilene kadar durum böylece devam etmiştir.

Resim 1: Yahya Çavuş Anıtı (Çanakkale)

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Afrin'e düzenlediği Zeytin Dalı Harekâtı sırasında şehit olan Piyade Astsubay Üstçavuş Musa Özalkan, bizlere diğer bir kahramanlık örneği teşkil etmektedir. Şehit Özalkan’ın, Twitter hesabından harekât öncesi paylaştığı “Biz aşkı, vatan için canını verenlerden öğrendik” ifadesi kendisini ülkesine adamışlığın örneğidir. Özalkan, sanki şehit olacağını hissetmiş ve cesaretle savaşarak ülkesi uğruna canını seve seve vermiştir. Vasiyetinde yer alan; “Şehit olunca devletin ailesine vereceği parayla Telafer´deki çocuklar için anaokulu, kreş veya kültür merkezi yapılması[13]” isteği ise onun bir kez daha kendisini değil uğruna savaştıklarını düşündüğünün diğer bir göstergesidir.

 

Geleceğin savaşları ve kahraman

Aslında insanlık tarihi, bir yerde savaş tarihidir. Tarih boyunca insanlar ne zaman değerli bir şey bulsalar onun için savaştılar. Avrupalılar, 1500’lerde yeni dünyada buldukları altın ve gümüş için, 1800’lerin sonuna doğru da Afrika altını ve elması için yarıştılar. 20 ve 21. Yüzyılın başında doğal enerji kaynakları için savaşlar yapılıyor. Diğer yandan yeni teknolojiler savaş alanlarını değiştirdi. Kara savaşları önce denizlere 20. yüzyılda havaya taşındı. 21. Yüzyılda ise uzaya taşınmasından endişe ediyoruz. Son beş yüzyılda, ateşli silahlar savaşlara hâkim oldu. Ateşli silahlar icat edilmeseydi, Avrupalılar dünyayı fethedemezdi. Avrupa’nın savaşlarında çok sayıda insanın çeşitli silah kullanmak zorunda kalması, silah fabrikalarının kurulmasına neden oldu. 1850’ler ile Birinci Dünya Savaşı’nın sonu arasında üç temel savaş aracı ortaya çıktı; savaş gemisi, tank ve bombardıman uçağı. Bu üç savaş aracı 1914-1941 yıllar arasında silahlı kuvvetlere hâkim oldular ve savaş gemisinin yerini uçak gemisi alsa da günümüzde de aynı konumlarını sürdürüyorlar. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yeni küresel güç olan ABD, tek hedefe isabet kaydetmek için çok silah ve insan kullanmaktan kurtulmanın yollarını aramaya başladı. Yüksek isabet oranı ve bunu sağlayacak, teknoloji, Amerikan askeri kültürünü geliştiren motivasyon oldu. Askeri sistemde bir devrim dönemindeyiz. Savaşlar devam edecek ama önceki savaşlar gibi olmayacaktır. Bilgisayar, savaşın karakterini yeniden tanımlıyor. Her şey bilgisayarlardan takip edildiği için, savaşlar artık video oyunu gibi olmaya başladı. Ancak, asker hastanelerini ziyaret ederseniz bunun video oyunu olmadığını anlarsınız. Uçak gemileri ve tankların yerine başka silah sistemleri gelecek ama henüz ortada yoklar. Sensörler, güdüm sistemleri ve uydu haberleşmesi ile konvansiyonel silah kullanmadan binlerce mil uzaktaki hedefleri vurabilen teknoloji üstünlüğünü yakalayan ülkeler var. Artık, konvansiyonel savaş yapacak arazi kalmadı. Büyük ordular, klasik devlet gücü anlayışı ve topyekûn savaş tam isabetli güdümlü silahlar dünyasında pek anlam taşımıyor. Ancak henüz eski silah sistemlerin tamamen ortadan kaybolması için birkaç kuşak daha zaman var. Özetle normal askerin yerini zamanla “süper asker” alacak[14].

Savaş, zorlayıcı (güç kullanan) bir yapılanma ve belirli bir liderlik altında teşkilatlanan grupların yaptığı organize askeri çatışma olarak tanımlanmaktadır[15]. Clausewitz’e göre savaşın yönetimi şans, insan kişiliği ve diğer ölçülemez faktörlere bağlıydı[16]. Uluslar kendilerine özgü yöntemlerle savaşırlar. Tarihte, Roma lejyonerleri karmaşık yollar ve kaleler inşa ettiler, Türkler at üzerinde saldırdılar, Japon Samurayı yakın dövüş teknikleri geliştirdi. Sanat gibi savaş da bir ulusun ruhundan çıkar. Birçok ulus anılmaya değecek tarzda savaşır. Bazen tarih ve coğrafyanın kavşaklarında yenilik yapmak, savaş yöntemlerini değiştirmek zorunda kalır, bazen de daha özgün ülkeleri taklit ederler. Bugün, Amerikalılar için silahlar, cesaret ve komutanlık yeteneğinden önce gelir[17]. İngilizlerin donanma tecrübeleri, Almanların kurmayları, İsviçre ve İsrail’in yedek asker sistemleri, Vietnam’ın hafif piyade gücüne dayanması, onlar ve düşmanları için önemlidir ama taklit edilecek modeller değildir. Körfez Savaşı ile birlikte ‘potansiyel yüksek teknolojili savaş alanı’ tanımı yapılmaya başlandı. Böyle bir savaş alanının genel özelliklerinin başında askerlerin sık sık yalnız kalmaları ve izole olma ihtimali gelmektedir. Birliklerin birbirine karışması, irtibatın kopması, sis kullanımı vb. nedenlerle görüşün azalması gibi hususlar askerlerin dağılmasına ve yalnız kalmasına yol açabilecektir. Böyle bir savaşın mental zorlukları ile başa çıkabilmek, özellikle kitlesel zayiat karşısında stres ve dayanıklılığı artırabilmek, kaosu önlemek için özel eğitim programları gerekmektedir[18]. Savaş alanının bu değişimi askeri yapı, doktrin ve profesyonel askeri eğitim ile birlikte her şeyin ötesinde savaş araçları ve platformları bakımından elde edilmesi çok zor yeni stratejik ve operasyonel ihtiyaçları dikte etmektedir. İyi eğitilmiş birliklere sadece savaşmak için değil, savaş sonrası istikrar ve ülke inşası operasyonları için de ihtiyaç olduğu ortaya çıkmıştır.

Silahların isabetsizliği nedeni ile modern savaş, topyekûn savaşa dönüşmüştü. Şimdi topyekûn savaş çağı kapanıyor, daha kısıtlı savaş türü ortaya çıkıyor. Savaş, olağandışı bir hal olmaktan ziyade, uluslararası sistemin düzenli ve sık yaşanan bir parçası oldu. Bugün artık savaş ve barış arasındaki çizgi, askeri olmayan ve yarı askeri yöntemler nedeni ile belirsiz hale geldi.  Savaş işi değişiyor, bu açık ve görünen yollardan olmuyor. Yeni savaşlar daha çok özel savaş metotlarını içerecektir ve bu tür çatışmalar için merkezi bir ordunun rolü genellikle sınırlı olacaktır. Yeni teknolojiler, yeni tip düşmanlar ve yeni ideolojiler ile her şeyi karmaşık hale getiriyor. Konvansiyonel savaş anlayışımızda önemli kırılmalar var. Bunlardan biri artık geçmişin seferberlik anlayışı tarihe karışıyor. Acemi er sistemi ve savaş zamanında kullanılacak yedek kabiliyetler düşüncesi gittikçe işe yaramaz hale geliyor. Seferberlik internete, siber yöntemlere kayıyor; çünkü savaşlar artık algı yöntemi ile, fikirlerin manipülasyonu, kimliklerin kurcalanması, imaj şekillendirmesi ile iç içe geçiyor. Terörle küresel savaş ile birlikte lokal çatışmaların birbirine ilişkilendirildiği küresel bir çatışma dönemi başladı[19]. Batının çağdaş savaşları artık büyük ordular ile yapılmayacak, temsilci olarak az sayıda profesyonel temsilciler gönderiliyor. Askerler savaş meydanında beka yani hayatta kalmak için bulunmayacak, zayiatlar azalacak. Konvansiyonel savaşta düşmanı bulmak kolay, öldürmek zordur, düzensiz savaşta ise düşmanı bulmak zor, öldürmek kolaydır. Savaş artık halk, ayaklanmacılar ve patlayıcılar içinde geçtiğinden askerler için taarruz, savunma ve istikrar harekâtı kapsamlı yeni görevler belirlenmeye başladı[20]. Savaşlarda binlerce asker olmayacak, sıradan piyadenin yerini özel operasyon askerleri ve teknoloji uzmanları alacaktır. 20 yaşında onbaşı artık 40 yaşında bir albay gibi hava harekâtı isteyebilir. Teknoloji artık üst rütbelileri gerçek savaş alanından çıkmasına yardım ederken gerçek zamanlı savaşa daha çok angaje olmasına da yardım etmektedir. Bu olgu gelecekte “çekirdek liderlik” tartışmasını da getirecektir. Çok daha fazla bilgi çok kısa sürede gelirken, kararlar daha hızlı alınmak zorundadır. Artık teknoloji karşısında dakikalar değil saniyeler içerisinde kararlar verilmelidir. Bu nedenle bilgisayarla karar vermek için ‘yapay akıl’ çalışmaları gibi uzman sistemlere büyük paralar harcanmaktadır. Çare ‘akıllı savunma’, çok para; güçlü ordu anlamına gelmiyor. Savaşçının özellikleri yine cesaret, kendini adama ve acı çekmek olacaktır. Teknoloji, insanların savaş ve ölüm şekillerini değiştirir ama savaşın dehşetini ve zafer duygusunu ya da ölüm gerçeğini asla değiştirmez.

 

Sizden kahraman olur mu?

İnsanlar yaşamlarında rol model olarak kendilerine ilham verecek kahramanlara ihtiyaç duyarlar. Peki, insanlığın takip etmesi gereken, yetenekleri kanıtlanmış, gerçekten saygı duyulacak kahramanları nerede aramalıyız?Sosyal psikoloji, kahramanlar ve kahramanlıklarla ilgilenen bir disiplindir. Fedakârlığa nazaran, kahramanlığın öne çıkan kriteri alınan riskin türü ve ölçüsüdür. Kahramanlık hikâyeleri de genellikle bu riske odaklanır ve sık sık abartılma eğilimi vardır. Hatta bazılarına göre; kahraman olmanın ilk şartı, kahraman gibi görünmektir. Kahramanların DNA’sında bulunan en önemli özelliklerinden biri de affedicilik’tir. Genellikle, büyük bir mükâfat beklentisi olduğunda ya da bize daha cazip olan seçenekleri baskı altına aldığımızda bencilliğimizi bırakıyoruz. Yapılan çalışmalar savaşta stratejik seçimlere birbiri ile ilişkili iki faktörün etki ettiğini gösterdi[21]. Geçmişte edinilmiş güçlü duygusal tecrübeler ve beyne etki eden vücudun kimyasal etkileri. Örneğin testosteronu yüksek olan kişiler daha saldırgan ve risk alıcı olurken, aksine düşük olanlar ise depresyona eğilimli ve huysuz olmaktadır. Örneğin Dick Meadows, Amerikan ordu tarihinin en ünlü askerlerinden biridir. Bir gecekonduda doğuyor ve orduya girebilmek için geçmişi ile ilgili yalan söylüyor. Vietnam’da düşman gerisinde 10 görev alıyor; savaş mahkûmlarını kurtarmaya çalışıyor, Laos’ta Ho Çi Min yolundan giden kamyonlara hava saldırısı yapıyor. Emekli olduktan sonra Delta Gücü sivil danışmanı olarak İran’daki Amerikalı rehinleri kurtarma görevi için gizli ajan rolünde Tahran’da elçiliği etrafında keşif yapıyor. İran çölünde helikopterler yere indikten sonra rehineleri alacak kamyonları o kiralıyor. Kan kanserinden ölen Medaows’ta tehlikeyi aramak, kendisine ateş edene koşmak, mermisi bitince bıçakla öldürmek gibi özellikler vardı.

Yale Üniversitesi’nden David Rand, kendini başkaları için tehlikeye atan sıradan insanları harekete geçiren unsurları anlamak için bir çalışma yaptı. Araştırmaya göre en az bencilce kararları hızlı ve sezgiye dayalı durumlarda veriyoruz. Örneğin bir kumar oyununda analitik değil sezgisel davrananların daha cömert ve işbirlikçi davrandıkları test edilmiş. Ancak, bu uzun dönemli çıkarlarından vaz geçtikleri anlamına gelmiyor. Onları işbirliğine iten biraz da gelecekte mükâfatını alacakları duygusu oluyor. Bencillik, çeşitli hesaplar ya da akılcı düşüncelerle baskı altına alınabilir. Rand’ın çalışması dâhilinde medyada yer alan 50 kahramanlık hikâyesini analiz eden araştırmacılar, bunların arkasındaki psikolojik faktörleri incelediler. Bu tür davranışlara iten faktörün cesaret mi ya da sezgi mi olduğu üzerinde durdular. 50 hikâyenin %90’ında kararın arkasındaki psikolojik faktörün ‘temel içgüdü’ olduğu tespit edildi[22]. Daha önemlisi harekete geçmek ya da geçmemek konusundaki kararlarını yeterli bir zaman içinde verdikleri yani zaman baskısı olmadığı görüldü. Kararların oldukça otomatik ve sezgisel bir şekilde verildiği tespit edildi. Yanan bir arabadaki bir kadını kurtaran 70 yaşındaki bir adam (Daryl Starnes) “Bunun büyük bir iş olduğunu düşünmeden yapmak zorunda olduğumu hissettim” dedi. Boğulan bir adamı kurtaran bir kadın ise “Bunu yapabileceğini düşündüğü için yaptığını” söyledi. David Rand şu sonuca ulaşıyor; beyin iki türlü çalışır; yavaş ve hızlı. Yavaş çalışma bilinçli, analitik ve mantıklı iken; hızlı çalışma ise otomatik pilotta, alışkanlıklara dayalı ve anlıktır. Rand’a göre; bencil olmamakta aşırı olanlar bunu hayatları boyunca hızlı düşünen bir otomatik pilot halinde içlerinde tutarlar. Atılganlık ve empati yeteneği de kararlarının duygusal durumlarda bencil olmamasını etkiler.  Sezgilerin arkasında duygular vardır. Sonuçta bir kriz ile karşılaştığında hızlı düşünerek bir an önce bencil olmayan eyleme geçerler. Naziklik ve bencil olmamak otomatik pilotta olmanın bir parçasıdır. Öte yandan iyi eylemlerden de öğreniriz. İşbirliği yapma alışkanlığı diğer alanlara da yansır. Bununla beraber bencil olmamak ve kahramanlık bizim doğamızın ikinci yüzüdür. İçgüdümüz en kötü durumlarda bile bastırılamaz.

Savaşlarda kahramanlar ve caniler bol bol vardır ama çoğu aslında sandığımız kişiler değildir. Çoğu neler olduğundan bahsetmez çünkü kahraman olmadıklarını bilirler. Kahramanların itirafları şudur; tek yaptığım şey vurulmamaya çalışmaktı ve yaptıklarımın çoğu gurur duyulacak şeyler değildi. Başkalarının vatan toprağı, senin için zafer alanıdır. Oraya ülkenin çıkarlarını savunmak, bunun için de düşmanı yok etmeye gidersin. Bunların karşılığında terfi alır, madalya bile kazanabilirsin.

Sosyal psikoloji alanında insanların neden bazen şeytana bazen de kahramana döndüğü konusunda çalışmalar yapılıyor. Bu çalışmada üzerinde ilk durulan sorular şunlar; Bizi iyi olmaya iten nedir? Bizi şeytan olmaya iten nedir? Araştırmalar özellikle ikinci sorunun cevabında çok fazla boşluk olduğunu gösterdi. Şeytanlığın arkasında insanlıktan çıkma, sorumluluklardan kaçma, otoriteye itaat, adil olmayan sistemler, grup baskısı, ahlaki kopuş ve kimliksizlik gibi faktörler bulunmakta ama bunlar sadece nedenlerden bir kaçıdır[23]. Kahramanlığın arkasında ne olduğu sorusunun cevabı da henüz tam olarak ortaya çıkmamıştır. Bazılarına göre kahramanlar daha fazla şefkat veya empati duygusuna sahiptir. Bazılarına göre bir kahramanlık geni var. Bazıları ise vücuttaki oksitoksin’in sevgi hormonu yaydığı ve beyinde bunun fedakârlığa yol açacak eylemlere sevk ettiğini iddia etmektedir[24]. Ancak kahramanlık, fedakârlık ve şefkatten farklı bir şeydir.

Kahramanlık üzerine yapılan çalışmalar bir insanı kötü adam yapan aynı koşulların bir kahraman da ortaya çıkarabileceğini göstermiştir[25]. Bu özellikler bir paranın iki yüzü gibidir. Aynı durumlarda kişiler kahramanca ya da kayıtsızlıkla hatta kin duygusuyla hareket edebilir. Araştırmalar iyi ve şeytan arasında kesin bir çizgi olmadığını göstermiştir. Aksine çizgiler geçirgendir yani iyi ve şeytan arasında gidip gelebiliriz. Örneğin evinde misafir ettiği kişiye son derece saygılı ve paylaşımcı davranan Türk insanı aynı kişi ile trafikte karşılaştığında asla yol vermeyebilir.

Şeytanlar ve melekler, iyiler ve kötüler, doğanın işleyişi içinde insan doğasının açık ve karanlık bölümleri içinde yer alır. Bunu açıklamak için Şekil 1’deki zıtlıklar dünyası yani Yin-Yang modelini kullanalım. Açık bölümde iyilikler varken, karanlık bölüm şeytanların dünyasıdır. Doğarken hepimiz bir şey yapma kapasitesi ile doğduk ve olağanüstü beynimiz sayesinde hayal ettiğimiz her şeyi mümkün kılabilir, bunun için harekete geçebilir, daha iyi veya daha kötü olanı seçebiliriz.

Şekil 1: Yin-Yang

  

Not: Yin yang, binlerce yıldır Asya’nın geniş bir kesimini içine alan coğrafyada hüküm süren; evren ve doğayı gözlemleyip, bunların temelini oluşturan yasaları açıklayan bir kuramdır. Temelinde, doğa ve evrendeki her şeyin karşıtlık ilişkileri içinde yürüdüğünü tespit eder. Çin felsefelerine göre Yin ve Yang’dan önce bir sonsuzluk vardı. Ondan sonra Yin ve Yang adlı zıt güçler yani ikilem oluştu. Evrende her şey zıddıyla beraber var olur ve zıt güçler olmadan hareket olmaz. Yin ve Yang da bunu temsil eder.

Bazı insanlar doğuştan iyi veya kötü doğabilir. Şartlara göre her şeyi yapacak büyük bir kapasiteye sahibiz. Ailemiz, kültürümüz, doğum kazaları, büyüme dönemimiz, savaş veya barış ortamında olmamız, yoksulluk ya da refah içinde olmamız bizi tetikler. Her ortalama insan potansiyel bir düzenbaz ya da iyi bir vatandaş olabilir. Her şey içimizdeki karakter ile düşündüklerimiz ve yaşadığımız şartlara bağlıdır.  Her birimiz müthiş şeyler yapmak için bir kapasiteye sahip olabiliriz. Öte yandan başkaları için iyilik yapacak, eyleme geçecek bir iç kahramanlık güdüsü de taşıyabiliriz. Ancak araştırmalar çok az insanın şeytanca ya da kahramanca davrandığını göstermiştir. Bu aşırı uçların ortasında kalan büyük insanlık kitlesi ya da genel nüfus hiçbir şey yapmamayı tercih etmemektedir. Bu “gönülsüz kahraman” adı verilen kitlenin aslında eyleme geçmeyerek aslında şeytanın adamlarına kapalı destek verdikleri de söylenebilir. Bu büyük kitlenin dışında kötüler ve kahramanlar vardır. Yapmamız gereken bu gönülsüz kahraman büyük kitlesini göreve çağırmaktır. Bunu yapmanın ilk yolu da onları şeytanların varlığının farkında olmasını sağlamak ve karanlığın cazibesinden kurtarmaktır. Henüz kahramanlar yaratmak için bir reçetemiz yok ama tecrübelere dayalı olarak bazı ipuçlarımız var. Şekil 2, hayatın anlamını bulmak için yola çıkan bir kahramanı bekleyenleri anlatan bir modeli temsil ediyor;

Şekil 2: Kahramanın Yolu: Hayatın Anlamını Bulma

Kaynak: Joseph Campbell, A Hero With A Thousand Faces, The New World Library, (New York, 2008).

 

Anti-kahraman

Bir kahraman, bir tehlike halinde düşmanlar ile yaratıcılık, korkusuzluk ve maharetle savaşarak başkalarının iyiliği için kendini feda edebilen ana karakterdir.Yapılan çalışmalar kahramanlığın birkaç parçadan oluşan eylem olduğunu göstermiştir[26];

-Öncelikle kahramanlık, ihtiyaç halindeki başka bir kişi, grup veya topluma hizmet ya da belirli ideallerin savunulması için yapılır.

-İkinci olarak kahramanlık, askeri hiyerarşi içinde bile yapılsa askeri görevlerin ötesinde bir şey olduğu için arkasında gönüllülük vardır.

-Üçüncü olarak kahramanlık eylemi olabilecek riskler ve kayıpların göze alındığı, hayatını kaybetme ve adının çıkmasını kabullenerek kendini adama işidir.

- Son olarak eylemin yapıldığı zamanda bir dış kazanç beklenmeden yapılmıştır.

Basit olarak kahramanlık, başkalarını veya değerleri savunmak için bir ödül beklemeksizin ciddi kişisel riske girmektir. Hâlbuki fedakârlıkta her zaman ciddi risk yoktur. Şefkat duygusu da kahramanlığı da götürebilir ama kahramanlıkla sonuçlanmayabilir.

Son yıllarda bazı medya organlarında kahramanlık karşıtı yayınlar da görüyoruz. Anti-kahramanlık anlayışı, kahramanlığın gereksiz olduğu varsayımı üzerine kurgulanıyor. Anti-kahraman, edebiyat ve sinema başta olmak üzere günümüzün popüler kültüründe idealleri, amaçları ve kişiliği alışılageldik kahramanların tam zıddı olan başkarakterleri tanımlamada kullanılır. Aşırı zaafları ya da marjinal yanları olan baş kahraman şeklinde de tarif edilebilir. Her bir anti-kahraman aslında kendi felsefesi içinde tutkunluk ve içimizde olup ama dışımızda olamadığımız benliğimizin, aşırılaştırılmış yansıması gibidir.

Tarih kitaplarında betimlenen klasik kahraman; savaşmakta müthiş, keskin bir zekâya ve sarsılmaz bir kendine güvene sahip, mükemmel bir şekilde doğru kararlar veren bir karakterdir. Anti-kahraman ise savaşmakta müthiş olmakla birlikte en iyisi değildir, kendine olan güveni gizemlidir ve kararlarını cesaret yerine kendini korumak güdüsü ile alır, böylece korkularını yener. Bu yüzden alaycı ve daha realisttirler, ahlaki durumları çapraşıktır, eylemlerinin arkasında şereften önce mantık vardır. Pragmatik anti-kahramanlar, ahlaki konularda tarafsızdır, büyük resimdeki rolüne bakar, kendi iyiliği için bir yol çizer[27]. Pragmatik anti-kahraman herkesi yok etmez, hedefine ulaşmak için seçicidir, klasik kahramanın bozulmuş haline benzer. İlkesiz anti-kahraman ise kötü adamdan biraz daha iyi olmakla birlikte ahlaki olarak karanlık bölgede, grinin tonları içindedir. Niyeti iyi olsa da pis bir ortamda intikam içinde yaşamaktadır ve kitle halinde öldürmeyi de göze alabilir. Diğer bir anti-kahraman türü ise iyinin tarafında savaşıyor gözükse de niyeti iyi olmayanlardır. Adı kahraman olan bu kişiler, kötü adam kadar olmasa da tamamen bencil çıkarları için kötü adamları kullanır. Bazen sırf sıkıldıkları için birini hedef alırlar.

Anti-kahraman çeşitleri arasında;

- Katil doğanlar (başkalarını av olarak görenler),

- Özel bir misyonu olduğunu düşünenler (teröristler, tetikçiler vb.),

- Başkalarına karşı kin ve öfkesi ile karizmatik hale gelenler (intikamcılar),

- Başkalarına (yayın veya başka sözlü türde) meditasyon yaparak insanları yönlendiren/ hipnoz edenler,

- Acımasızlık ve çılgın kişilikleri ile pislik içinde olduğunu düşündükleri toplumda adalet sağladığını sananlar,

- Belirli bir kitleye ya da kişiye olan sevgi ve korumacılığı ile sürekli insan öldürmeye meyilli olanlar,

- Halkı sindirerek egemenliğini korku ile sürdürmek için gerçek yüzünü saklamaya çalışanlar,

- Çoklu kişilikleri içinde gel-gitler yaşayan, karanlık tarafları ağır basan psikolojik olarak idol kişiler,

-Kanun ve düzen karşıtı, illegal yollardan zenginliğini ve karizmasını sürdürmeye çalışan mafya üyeleri.

Kahramanlık karşıtlarına göre; kahramanlar masallarda olur, romanlar ve gerçek hayatlar için anti-kahramanlar uygundur. Bugünün insanları büyük savaşlar yaşamasa da büyük toplumsal gerilimler içindedir.

Hepimiz bir anti-kahraman olabiliriz. Bunun kanıtları şu şekilde sıralanıyor[28];

-Kahramanların aksine anti-kahramanlar hayatın pisliğinden nasibini almıştır. Hayat onları bir hamur edasıyla güzelce yoğurmuştur.

-Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız, bir amacımız yok, ne büyük bir savaş ne de kriz yaşadık, bunalımlarımız kendi hayatlarımız, bir gün TV’de izlediğimiz diğerleri gibi kahraman olacağımıza inanarak büyüdük ama olamayacağız.

-Bazen sevdiklerini korumak için masumlaşmaktan uzaklaşmaya, karanlığa yürümeye eğilimliyiz. İnsan yakınındakileri sadece severek koruyamaz, koruması için güce ihtiyacı vardır.

-Masum bir neden için girdiğin karanlık yoldan çıkamayıp, kendini karanlığın ta kendisi olarak bulabilirsin. (Ben tehlikede değilim, tehlike benim).

-Kahramanların aksine kimse ölümsüz değildir. Ölümün ne zaman geleceği belli olmadığına göre hayatın son damlasına kadar keyfini çıkarmayı bileceksin.

-Kahramanlar yenilgi nedir bilmezler. Ama bir insanı anti-kahraman yapan şey, kaybetmeye her defasında daha sıkı sarılmasıdır. Hep yenilsen de denemelisin.

-Kahramanlara her zaman kurtarıcı gözüyle bakılmalıdır. Ama anti-kahramanlar kendilerini bile içine düştüğü bataklıktan kurtaramazlar.

-Kahramanların dünyasında acıya, üzüntüye yer yoktur. Ama anti-kahramanların olduğu gerçek dünyada acının çıktığı yaraya mutlulukla dikişi atılmaz. Mutlu olmakla mutsuz olmak arasında bir yerde kaybolup gidersiniz.

-Anti-kahramanlar, kendilerine sunulan seçeneklerin sadece başka şeylerle süslenmiş kopyalar olduklarını bilirler. Yani sistem yine size istediğini seçtirecektir. Özgürlük çoktan seçmeli bir test değil, sınavın tamamen ortadan kaldırılmasıdır. Sıradan insanlar daha sakin bir hayat uğruna özgürlüklerinden vazgeçerken, bazıları onlar için mücadele etmeli, sıradan olanları dürtmelidir.

-Günümüz dünyasında aslında herkes maske takıyor, kimse olduğu gibi görünmüyor. Anti-kahramanların yüzünde maske olsa da, oldukları kişi gibi görünmeyi reddetmezler. İnsanlar, dünyanın onlara izin verdiği ölçüde iyidirler, işler çığırından çıktığında sözde medeni geçinen bu insanlar birbirlerini yiyeceklerdir.

-Anti-kahramanlar hayatı seven yaşam dolu insanlar değildir. Onlar istedikleri şeyi, hayatın elinden söküp alırlar. Hayat adil değildir, istediğinizi zorla alırsınız.

-Anti-kahramanlar, kahramanlar gibi bebek yüzlü, düzgün vücutlu ve sağlam karakterli kişiler değildir. Onlar bu dünyanın sokağa bırakmak istediği çocuklarıdır. Alkolik, küfürbaz ve çirkin suratlı olabilirler. Kimlikleri ve görünüşlerini zırh gibi kuşanarak kendilerini korumak için güç olarak kullanırlar.

-Anti-kahramanlar polyannacılık oynamayı sevmez, dünyada zaten olabildiğince gridir. Bunu pembeleştirmeye gerek görmez. 

Anti-kahramanile "kötü adam" karıştırılmamalıdır. Anti-kahraman;gaddarlık, acımasızlık, alaycılık, bencillik, bağnazlık, kötümserlik ve toplum değerlerini küçümseme gibi kötü karakterlerin vasıf ve özelliklerini barındırırken klasik bir kahramanın dürtüleri ile hareket eder. Klasik kahramanlar gibi verilen görevleri başarı ile yerine getirir. Anti-kahraman, idealleri, amaçları ve kişiliği ile alışılageldik kahramanların tam zıddı olan başkarakterleri tanımlamada kullanılır. Olumsuz nitelikleri olan başkahraman şeklinde de tarif edilebilir.

Kahraman yetiştirmek..

Neden kahramanlara ihtiyaç duyarız? En çok sıralanan nedenler şunlardır[29];

- Kahraman olmaya hazır olarak doğuyoruz; Bundan 50 yıldan fazla zaman önce Freud’un öğrencisi Carl Gustav Jung’ın ortaya attığı teoriye göre hepimiz milyonlarca yıldan beri evrimleşmiş bazı ortak tecrübeleri yansıtan ve bizi ilk örnek teşkil eden bilinç altımızdaki bazı imajlar, fikirler veya düşüncelerle doğuyoruz[30]. Bu örneklerin amacı bizi ortak tecrübelere hazırlamaktır ve iki tipi vardır; kahramanlar ve şeytanlar. Yapılan çağdaş çalışmalar Jung’ın teorisini destekliyor. Yeni doğmuş bebeklerin dil, rakamlar, ailesinin yüzüne bakışı hatta ahlaki olarak yakınlık kurduğu kişileri tercihi bu özelliklere dayanıyor.  Özetle insanlar belirli tip insanlara ve görevlere içgüdüsel olarak hazır şekilde doğuyor ve kahramanlıklar da buna dâhildir.

-Gençken bizi kahramanlar eğitir; Araştırmalara göre insanlara kahramanları sorulduğunda ilk akıllarına gelenler aile üyeleri ve onları yetiştirenler olmuş. Bizi hayata en çok hazırlayanlar genç, hassas ve gelişmekte olduğumuz bir dönemde yanımızda olanlardır. Onların kendilerini bizi yetiştirmeye ve korumaya kendilerini adamaları nedeni ile biz onları ilk kahramanlarımız olarak görürüz.

-Kahramanlar kayıp niteliklerimizi ortaya çıkarır; Kahramanlar bizi doğru ve yanlış hakkında eğitir. Çoğu hikâyeler bize hayatta başarılı olacak davranışları göstermek, daha iyi bir toplum yaratmak ve kötülüklerin üstesinden gelmek için öğretici niteliktedir. Sizin iyiye, sağlığa ve yetişkin rol modele en çok ihtiyaç duyduğunuz gençlik çağlarınızda örnek davranışlar sağlarlar. Ancak, yetişkinler de kahraman modellere ihtiyaç duyar. Kahramanlar bize diğerleri ortak olarak yaşamak ihtiyaç duyduğumuz nitelik çeşitlerini sağlar.

-Kahramanlar zorda olduğumuzda bizi korur; Sinema ve hikâyelerdeki süper kahramanlar gücü temsil eder, tehlikeden hemen korur ve her şeyi yoluna sokar. Bu özellikler toplumun gerçek kahramanlarına (asker, polis, itfaiye, patlayıcı uzmanı vb.) olan hayranlığının temelidir.

-Kahramanlar yere düştüğümüzde bizi kaldırır; İnsanların hayatta kaçınılmaz olarak bazen işleri kötü gider, başarısız olurlar. Başarısız evlilikler, işten atılmalar, sağlık problemleri hayatımızın ortak birer tecrübesidir. Böyle durumlarda zorlukların üstesinden gelmek için kahramanlar bize ilham verir. Duygusal, fiziksel ya da ruhsal olarak düştüğümüzde kahramanlarımız bizi ayağa kaldırır.

-Kahramanlar bize ümit verir; Kişisel refah seviyemizden ayrı olarak, dünyanın genel olarak içinde olduğu savaşlar, yoksulluk, kıtlık ve huzursuzluğun farkındayızdır. Kahramanlar bu yoğun karanlık içinde bize umut ışığı verir. Kahramanlar bize dünyada işler ne kadar kötü olursa olsun bazılarının doğru işler yaptığını ve iyi insanlar olduğunu kanıtlar.

-Kahramanlar bizim tercih ettiğimiz dünyayı yaşanır hale getirirler; Kahramanlar, terör, korku gibi nedenlerle kültürel değerlerimizi değiştirmeye yönelik saldırılardan bizi korur, kendi moral değerlerimiz içindeki bir dünyada yaşamamıza yardım eder. Bu yüzden ölmüş kahramanlara ve hayatta iken iyi şeyler yapanlara minnettarlık duymaya devam ederiz.

-Kahramanlar bize dramatik ve eğlendirici hikâyeler sağlar; Psikologlara göre iyinin gücü çok ilgi çekici bir anlatım konusudur. Tarihin başlangıcından beri kahramanların hikâyeleri ve kahramanlık mitleri insanların ilgisini çekmiştir. Geçmişin asil kahramanlarının yerine bugünün eğlence dünyası insanların yeni kahramanlara ihtiyaç duyduğunun farkında olarak hikâyeler üretmektedir.

-Kahramanlar problem çözer; Araştırmalara göre insanların kahramanları sadece moral değerleri korumaz, toplumun en karmaşık problemlerini de çözer. Aşının bulunması, yeni ziraat yöntemleri, kurşun geçirmez yeleğin yapılması bunlar içinde sayılabilir. Kahramanlar sadece cesaretleri ilde değil akılları ile de bize yön verir, hayatları kurtarır.

-Kahramanlar adalet dağıtır; Dünyadaki her kültürden insan adalet konusunda güçlü bir istek duyar. Kahramanlar, adalet ve düzenin korunmasına hizmet ederler. 

Kahramanlara olan ihtiyacımızın altında; hayatta kalmak, bakım,büyümek, eğitim, emniyet, güvenlik, iyileşmek, mutluluk, sağlık, ümit, vizyon ve adalet gibi temel insan ihtiyaçları bulunmaktadır. Hiçbirimiz başkalarının yardımı olmadan bunları sağlayamayız. Bazen ümit etmek, başarmak ya da kurtulmak için olağanüstü insanlara yani kahramanlara ihtiyaç duyarız.

Madalya alan herkese cesaretinin nereden geldiğini sorarsanız, hepsi de eğitim diyecektir; bildiğiniz şeylere güvenirsiniz. Birçoğu mantıklı insanların yapamayacağı şeyleri yapar, çünkü böyle eğitilmiştir ve bildiklerine güveniyordur. 2008 yılında Çin’in Szechuan eyaletinde meydana gelen depremde bir okul yıkıntısından kurtulan dokuz yaşındaki bir Çinli çocuk geri dönüp yardım isteyen iki arkadaşını kurtarır. Kendisine arkadaşlarını neden kurtardığı sorulduğunda şu cevabı verir; “Bugün ben okulda nöbetçi idim, arkadaşlarımı korumak görevimdi.” Bir çocuk kahramanı harekete geçiren başkalarını kurtarmayı nöbetçinin görevi olarak görmesi olmuş. Dünyanın sessiz kahramanlarını ortaya çıkarmak, ortalama insandaki kahramanlık duygusunu uyandırmak için çeşitli araştırmalar ve eğitim programları hazırlanıyor. Bu çalışmaların varsayımında bütün kahramanların aslında sıradan insanlar oldukları ancak eylemlerinin olağanüstü olduğu varsayımı bulunmaktadır. Birçok büyük kahraman projesi çeşitli araştırmalar ile şu genel sonuçlara ulaşmışlar[31];

- Kahramanlar etrafımızdadır; Araştırmaya katılan deneklerden sadece %20’si yukarıdaki tanımlara uyan kahraman vasfına sahip olduğuna gösteriyor. %72’si bir diğerine ancak acil durumlarda yardım ediyor. %16; haksızlığa, %6’sı yabancılara; %15’i adaletsiz otoriteye karşı harekete geçiyor ama bunlar kahramanlık ölçüleri içinde değildir.

 - Fırsatlar önemlidir; Kahramanlıkların çoğu daha fazla insanın yaşadığı ve daha fazla ihtiyaç duyulan şehirlerde meydana geliyor.

- Eğitim fark ettiriyor; Daha fazla eğitim alanın kahraman olma ihtimali artıyor, bunun nedeni olarak da daha fazla durum farkındalığı görülüyor.

- Gönüllülük esastır; Deneklerin ancak üçte biri büyük ölçüde gönüllülük gösteriyor, bu haftada 59 saate kadar ulaşıyor.

- Cinsiyet; Erkekler kadınlara göre daha fazla kahramanca eyleme giriyor. Bunun nedeni olarak kadınların kahramanca olan eylemleri pek de öyle görmemeleri olarak değerlendiriliyor. Bunun daha çok arkadaşlık ve dostluk için olduğunu düşünüyorlar.

- Irk; ABD’deki çalışmalarda siyahlar, beyazlardan 8 kat daha fazla kahramanlık gösteriyor. Bu fırsatlarla da ilgili olabilir.

- Hayat hikayesi; Felaketler içinde ya da kişisel bir travma içinde yaşamak insanları üç kez daha kahraman veya gönüllü yapıyor.

Kahramanlara sadece ordularda değil, sivil hayatta da örneğin şirketlerde de ihtiyaç var. Kahraman yetiştirmek için gençler ve çocuklar için farklı programlar uygulanıyor. Bu eğitimde kahramanca eylemler, yetenekler ve kapasite farkındalığı üzerinde duruluyor. Pasifizm yaratan sosyal faktörler üzerinde durularak onları olumlu eyleme geçirecek ilham verici konular üzerinde çalışılıyor. Kahramanlar için sosyal alışkanlıklar inşa ediliyor. Başlangıç olarak “ben” yerine “biz” diye düşünmek öğretiliyor.

 

Sonuç

Kahramanlar korkusuz insanlar değildir, korku ve riski iyi yöneten kişilerdir. Sonunda kahraman olarak anılmasınız da iyi kalbiniz ve yaptığınız güzel şeylerle hatırlanmalısınız. Kahraman, bencilce çıkarları için büyük işler başaran kişi değildir. Tıpkı savaşta her vurulan askerin kahraman olmadığı gibi kahramanlık şans veya aptallıkla da olmaz. Tanrı, kendi yaşamımızda başarılı olmamızı veya bir şeyleri keşfetmeyi bize bırakır. Kahraman, korkmuş ve kafası karışık olsa dahi hayallerinin peşinde denemeye devam eder. Dünyayı daha iyi kılmak için kurduğunuz hayallerinizi gerçekleştirmeniz sizi kahraman yapar. Anti-kahramanlar,  hayatın içinde her fırsatta kendini önemli göstermeye çalışan, sistemden her durumda kendi şahsına rant sağlamaya çalışanlardır. Gerçek kahramanlar “isimsiz” olanlar yani “meçhul asker” dediklerimizdir. Kahramanlar olmadan zorba ülke ya da kişilere karşı insanlık onurumuzla dik durarak, mücadele ederek barışçı çözümlere nasıl varabiliriz? Gerideki tüm insanlar için canını vermeyi göze alan kahramanlar olmadan, topraklarımızı, namusumuzu, değerlerimizi ve kültürümüzü saldırganlar karşısında nasıl koruyabiliriz? İşte onlar bizim askerimizdir, Mehmetçik’tir. Türk milletinin çocukları olarak o günkü şartlarda savaş meydanlarını doldurmuş, cesaretle savaşmış, bazıları gazi bazıları şehit olmuşlardır. Size gelecek olursak.. Büyük işleri sadece risk alan ve imkânsıza ulaşan insanlar başarır. Bu da sizi kahraman yapar. Mark Twain’in sözlerine kulak verelim; “Hayatınızda iki gün çok önemlidir. Doğduğunuz gün ve hayattaki misyonunuzu anladığınız gün.” Artık misyonunuza uygun bir şekilde harekete geçme, hayallerimizi gerçekleştirme ve kahramanlık zamanıdır. Başarısızlıklara rağmen denemekten ve ‘mutlu son’dan vazgeçmemeliyiz. İnsanlığın gelişmesi, kalbinin atması ve şeytanlarla mücadele için daha çok kahramana ihtiyacımız var.


[1]David A. Smith, George S. Patton: A Biography (Greenwood Biographies), Greenwood (New York, 2003), 78.

[2]Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C. II, (Ankara, 1997), 128.

[3]TDK, www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_bts&view=bts&kategori1=veritbn&kelimesec=177629

[4]Oxford Dictionary, https://en.oxforddictionaries.com/definition/hero

Cambridge Learner’s Dictonary, https://dictionary.cambridge.org/us/dictionary/learner-english/hero

[5]Rob Cipriano, What is a Hero, Huffingtonpost, (Sep 06, 2014).

[6]Sait Yılmaz, Ulusal Savunma Strateji, Savaş ve Teknoloji, Kumsaati Yayınları, (İstanbul, 2009), 17.

[7]Michael Dolski, Sam Edwards, John Buckley (Eds.), D-Day in History and Memory: The Normandy Landings in International Remembrance and Commemoration, University of North Texas Press, (Denton, 2014), 176.

[8]Daily Mail, 'I'm Laying with Six Dead Guys Around Me', (June 6th, 2011).

[9]Muzaffer Erendil, Askeri Tarih ve Türklerde Askeri Tarih Çalışmaları, Genelkurmay Basımevi, (Ankara, 1990), 152.

[10]George W. Cawrych, Türk Silahlı Kuvvetleri Askeri Kültürü, ABD Kurmay Koleji Harp Tarihi Bölümü, Harp Akademileri Komutanlığı Yayınları, (İstanbul, 2002), 31.

[11]Enver Behnan, Kemal Atatürk ve Millî Mücadele Tarihi, Rafet Zaimler Yayınevi, (İstanbul, 1958), 508.

[12]Turhan Seçer, Anılarla Çanakkale Cephesi ve Neticesi, Genelkurmay ATASE Başkanlığı Yayınları, (Ankara, 2008),

[13]DHA, Şehit Astsubay Üstçavuş Musa Özalkan’ın Vasiyeti Yürekleri Yaktı, (23 Ocak 2018).

[14]George ve Meredith Friedman, Savaşın Geleceği 21. Yüzyılda Güç, Teknoloji ve Amerikan Egemenliği, (Çev.) Enver Gürsel, Pegasus Yayınları, (İstanbul, 2015), s.488.

[15]Patrick M. Morgan, International Security Problems and Solutions, CQ Press, (Washington D.C., 2006), 17.

[16]Matin Van Creveld, The Transformation of War, Free Press, (New York, 1991), 49.

[17]Friedman, ibid, (2015), 34.

[18]FM 22-51, Leaders' Manual For Combat Stress Control, War PsychiatryTextbook Of Military Medicine, (29 September 1994).

[19]Lawrence Freedman, The Third World War, Survival, 53(4), 2001/02), 61-68.

[20]William Wallace, Iraq War Changes U.S. Army Doctrine, Defense News. (April 7, 2008), 46.

[21]Stephen Peter Rosen,War and Human Nature, Princeton University Press, (Princeton NJ, 2005), 28.

[22]David Robson, The Reason Why Everyday Heroes Emerge in Atrocities, BBC, (17 November 2015).

[23]Philip Zimbardo, What Makes a Hero? Big İdeas, (January 18, 2011).

[24]Paul J. Zak, The Neuroeconomics of Trust, SSRN, (August 2005). https://ssrn.com/abstract=764944

[25]Philip Zimbardo, C. Haney, W.C. Banks, A Study of Prisoners and Guards in a Simulated Prison, National Research Review, 30, 4-17.

[26]Philip Zimbardo, What Makes a Hero? Big İdeas, (January 18, 2011).

[27]Liz Bureman, 5 Types of Anti-Heroes, The Write Practice, (June 10, 2013).

[28]Onur Şahin, Hepimizin İçinde Bir Anti-Kahraman Olduğunun 15 Kanıtı, Onedio, (15 Mayıs 2015).

[29]Scott T. Allison, George R. Goethals, 10 Reasons Why We Need Heroes, Richmond.edu, (May 17, 2013).

[30]Carl Gustav Jung,  Jung Psikolojisi, Yason Yayıncılık,  (2014).

[31]Philip Zimbardo, What Makes a Hero? Big İdeas, (January 18, 2011).

Bu yazı 1979 defa okundu.
google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı