Hoşgeldiniz; Bugün 23 Ocak 2018 Salı
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi|29 Aralık 2017 Cuma

Türk Hükümetinin Dış Politikasında Son Durum; ABD "in", Rusya "out"

Cahit Armağan Dilek tarafından yazıldı.

 

Türkiye mevcut iktidar yönetiminde özellikle Arap Baharı olarak bilinen süreçle birlikte dış politikasında çok sık ve keskin dönüşler yaptı, rota değiştirdi. Bunu yaparken de yollarını ayırdıklarını çok sert şekilde eleştirip tekrar barışma yolunu seçti. Hal böyle olunca da dış politikadaki güvenirlilik, inandırıcılık, doğruluk, gerçeklik, caydırıcılık da belki de tarihinin en düşük seviyelerine indi

Türkiye'nin dış politikasında özellikle Ortadoğu'da yeni bir rota değişikliğinin sinyalleri geliyor. Ne etti ne yaptı (ABD'den Zarrab davasıyla ilgili gelen olumlu mesaj olabilir)  bilmiyoruz ama ABD Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığındaki hükümetin gönlünü yeniden çelmiş gibi gözüküyor.

Yani Rusya ile flört bitiyor ABD ile yeni bir yılla birlikte yeni bir bahar başlıyor gibi. Bakalım bu bahar ne kadar sürecek ve de geçici mi olacak?

22 Kasım'da Soçi'de üçlü zirve sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan gazetecilerle konuşurken Esad ile görüşüp görüşmeme konusundaki soruya "siyasette her şey olabilir" cevabı verince sanki Esad sorunu çözüldü algısı oluşmuştu. Ancak son Tunus ziyaretindeki konuşması Astana ve Soçi süreciyle büyük ölçüde Rusya’nın desteğiyle binbir güçlükle oluşturulan pozisyonunu yani Suriye'de söz sahibi olma avantajını kaybettirecek cinsten.

"Terörist Esad ile birlikte olamayız" açıklamasından bahsediyoruz. Bu açıklamadan hemen  hemen sonra  ABD Dışişleri Bakanı Tillerson "Suriye'de katkı sunmaya hazırız ancak Esad gitmeli" deyince tarafların özellikle son bir haftadır ısınmaya başladığı görülen emarelerin doğru olduğunu düşünüldü. Bundan birkaç gün önce Almanya ve Hollanda'dan  Türkiye'ye yeniden başlayalım mesajları gelmişti. Tunus dönüşü Cumhurbaşkanı Erdoğan Almanya Holanda ve Belçika'ya aynı yumuşaklıkta cevap verdi. Yani Avrupa ile de bahar havası başladı. Karşılıklı zeytin dalları uzatılıyor. Derken 28 Aralık'ta ABD'den vize sorunu tamamen çözüldü açıklaması geldi. Her ne kadar güvence verildi verilmedi tartışması varsa da o unutulur gider. Geçen sefer de benzer tartışma yaşanmış, unutulup gitmişti. Görünen o ki emperyalist olarak tanımlanan, Türkiye'yi karıştırmak isteyen, Türkiye’nin güneyinde terör koridoru oluşturmakla suçlanan ABD liderliğindeki BATI ile yeniden müttefik oluyoruz.

Tabi bu arada başka bir şey daha oldu. Trump'ın güvenlik strateji dokümanında Ortadoğu'da lider ülke olarak belirlediği, İsrail ile Türkiye'den de toprak kopararak Kürdistan kurmak isteyen, bölgede İran karşıtı ittifak oluşturma liderliği peşinde koşan, Kudüs krizinde kerhen destek veren S.Arabistan, Başbakan Yıldırım tarafından bütün konularda yüzde 90 mutabık olduğumuz ülke olarak tanımlandı. Hem de BAE ve Suudi Arabistan medyasında Türkiye aleyhtarı yayınların ve söylemlerin arttığı bir ortamda. Trump'ın strateji dokümanı dikkate alındığında bu da ABD'ye doğru dümen kırıldığının işareti gibi.

Bu politika değişikliği ortaya konurken, arka planı anlaşılmaya çalışılırken, Trump’ın güvenlik stratejisinde her ne kadar adı geçmese de ruhu olan Türkiye’nin strateji dokümanı açıklanmadan önce o dokümanı hazırlayan Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı Korgeneral McMaster’ın Türkiye’yi değil ama ismen AKP hükümetini radikal İslami ideolojiye sahip grupları desteklemekle suçladığını hatırlatmak gerekir. Türkiye'nin politika değişiklik işaretlerinin başlangıcı olarak hatırlanacak diğer konu ise McMaster'ın açıklamasından daha önce 14 Aralık'ta Ankara'ya gelen ABD'nin Avrupa Kuvvetleri ile Merkez Kuvvetleri Komutanlarının ikisiin aynı anda Ankara'ya gelmiş olmalrıdır. Her ne kadar Irak Genelkurmay Başkanının katılımıyla üçlü bir zirve yapmış olsalar da asıl üçlü görüşmenin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Akar ile diğer iki Amerkalı Orgeneral arasındperde arakasında  yapılmış olması büyük ihtimaldir. 

İşin ilginç yanı, bütün bunlar Rusya ile S-400'de tüm pürüzler giderildi, mutabakat var, teslim tarihi bile verildi denilen bir ana denk geliyor. Evet, bu yazının yazıldığı anlarda S-400'le ilgili imza atıldığı da açıklandı ama içeriği henüz net değil, ama sanki her iki taraf bu imzaların her şeyin yolunda olduğuna, teslimatın sorunsuz gerçekleşeceğine inanmış değil gibi. Sanki S-400 konusu hem Türkiye hem de Rusya tarafından başka hedefler için bir manivela olarak kullanılmak isteniyor. Ayrıca görünen o ki Rusya çok dikkatli, düşürülen uçağı unutmuş değil, güven sorunu aşılmış değil, domates ihracı bile tam başlamadı, hiç konuşulmuyor ama vize sorununda milim ilerleme yok. Rusya'nın, böyle bir ortamda, istediğini yapmayan Türkiye'ye  S-400’leri güle oynaya teslim etmesi gerçekleşmeyebilir. Tarihte parası verilip alınamayan silahlar olduğuna ilişkin örnekler vardır. Yani bu görüntüden sonuç çıkmaması olasılığı düşük de olsa bugünkü konjonktürde mümkündür.

Diğer taraftan, bir hafta öncesinde 21-22 Aralık’ta Astana'da “PYD'nin Soçi kongresine katılması öngörülmüyor” diyen Rusya dün "PYD'nin katılma ihtimalini konuşmak için henüz erken" diyebiliyor. Yine geçen hafta Moskova'ya gittiği ifade edilen YPG komutanı Rusya'nın Kuzey Suriye'deki PYD bölge yönetiminden 155 kişinin katılacağını söylediğini açıklıyor. Rusya Esad'a terörist denmesini temelsiz, asılsız olarak yorumladı. İdlib'te Türkiye'nin yaptıklarından memnun değil. Hama kuzeyi ve İdlib güneyinde Türkiye'nin ben hallederim dediği El Nusra merkezli terörist gruplar ve ılımlı muhalif olarak tanımlanan ÖSOcular Suriye ordusuna karşı saldırıya geçti, uçak bile düşürdüler. Bu arada aralarında Türkiye'nin desteklediği grupların da olduğu 40 kadar muhalif grup Soçi'deki Suriye Ulusal Diyalog Kongresine katılmayacaklarını açıkladı. Bütün bunlar Suriye ve özellikle Rusya tarafından pek hoş karşılanacak bir durum değil ve Türkiye'yi sorumlu tutmaları sürpriz olmaz.

Suriye hükümetinin de defalarca Türkiye'yi yasadışı olarak Suriye'de bulunmakla suçlayıp askerini çekmesi istediğini biliyoruz. Esad teröristtir ifadesine de çok sert karşılık verdi.

Astana'daki üç garantörden birisi İran, İslam İşbirliği Teşkilatının Kudüs ile ilgili İstanbul kararını eleştirip tüm Kudüs'ü Filistin'in ebedi başkenti ilan eden bir Meclis kararı aldı. Peşinden vatandaşlarına Türkiye'ye seyahat uyarısı yaptı. Bugün yarın Suudi Arabistan'la yüzde 90 mutabıkız diyen Türk hükümetinden İran'a da Kudüs bağlamındaki farklı yaklaşımlarla başlayacak Suriye'deki İran politikalarını hedefe koyacak şekilde eleştiriler gelirse sürpriz olmaz.

Bu resme baktığımızda, 2018'e kahrolsun Esad-Putin-İran ittifakı diye başlarsak hiç de şaşırmayalım. Hem Türkiye hem Rusya uçak düşürme krizinin her iki ülkeye bedelini yaşayarak gördü. Türkiye'nin Ortadoğu'da yeniden Rusya yerine ABD ile yanyana bir pozisyona gelmesi halinde Türk-Rus ilişkilerinde özellikle ekonomi, turizm ve enerji alanında derin krizlerin yaşanması beklenmemelidir. Ancak iki ülke liderinin karar alam ve liderlik etme özellikleri dikkate alındığında her türlü sürprize de açık olmak gerekir.

Peki Türkiye hasım güçlermiş gibi gördüğü bazen ona bazen diğerine yanaştığı ABD ile Rusya ne yapıyor? Rusya, Trump'ın güvenlik stratejisinde rakip revizyonist ülke olarak ilan ettiği ve yeni bir Soğuk Savaş stratejisi ile karşılık vereceğini söylediği bir ülke. ABD ise Rusya tarafından Kuzey-Doğu Avrupa'da konuşlanan, Rusya aleyhine genişleme gösteren işbirliği yapılabilir ama halen düşman kategorisinde bir ülke. Bütün bunlara rağmen ABD ile Rusya Sykes-Picot'nun yüzüncü yılında Ortadoğu'daki dengeleri değiştirme, kendi düzenlerini egemen kılma mücadelesinde. Özellikle Irak ve Suriye bağlamında çok genel bir mutabakat var.  Bölgesel ve detay konularda mücadele devam ediyor. En sorunlu anlarda bile iki ülke Suriye konusunda en sık görüşmeleri, çatışmayı önleme mutabakatını yapabilecek durumdalar.

Bunu açıklamaktaki kastım şu. Hem Rusya hem de ABD çok doğal olarak kendi menfaatlerini gözeten politikaların peşindeler. Aslında yok birbirinden farkları. Ama Türkiye'nin ikisi arasında gel-git yapması onların Türkiye'yi kullanmalarını, hassasiyetlerini istismar etmelerini kolaylaştırıyor.

Yani Türkiye ABD ve Rusya'ya mavi boncuk dağıtarak ya da onların Türkiye'ye verdiği mavi boncuklarla değişen dış politikasının sonucunda yeni bir şeyler kazanmıyor, aksine çok şey kaybediyor. Türk hükümeti Türkiye'nin çıkarlarını esas alan, bu çerçevede Rusya ile ABD arasında denge politikası izleyip, tepkisel değil askeri-politik gerçeklere uygun ve milli güç unsurlarına dayanan kapsamlı, çok yönlü politikaları hayata geçirmelidir. 

Bu yazı 2394 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı