Hoşgeldiniz; Bugün 17 Temmuz 2018 Salı
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi|21 Aralık 2017 Perşembe

Bereket Dağı’ndan Afrin’e

Ünal Atabay tarafından yazıldı.

 

Akdeniz’e Açılım Koridoru

Suriye’de iç çatışmalar devam ederken, gerek ülke içerisinde yaşayan halkların bir kısmı, gerekse bölgesel ve küresel güçler, çatışmanın ve ayrışmanın yarattığı ortamdan istifadeyle ülke üzerinde; etnik, dini, mezhebi, ekonomik güç sahibi olmak ve yine bu ülke üzerinden stratejik avantaj elde etmek amacıyla kıyasıya mücadelelerini sürdürmektedirler.

Bu mücadele grupları üzerinde, başta ABD ve Rusya olmak üzere Türkiye, İran, Suudi Arabistan, İsrail ve Lübnan etkili oyuncular olarak sahada bulunmaktadırlar.

Türkiye bu mücadelede kendi ülke güvenliğini tehdit eden ve edecek unsurlara karşı gerekli tedbirleri alma gayreti içerisinde bulunurken, diğer ülkeler ise kendilerine yeni bir çıkar alanı açmak, sömürü düzeni kurmak ve tüm bölge üzerinde hegemonik güç oluşturmak amaçlarını gütmektedir.

Türkiye’nin güvenliğini yakından ilgilendiren en önemli tehdit, Suriye kuzeyinde varlığını sürdüren PKK’nın Suriye’de ki gücü ve kolu olan PYD/YPG Terör Örgütü’dür. Bu örgütü, Suriye iç savaşı boyunca ABD, Rusya ve NATO üyesi diğer bir çok ülke bir şekilde desteklemişler ve bölgede silah ve personel sayısı bakımından önemli bir güç haline getirmişlerdir.

Söz konusu ülkelerin amaçları; Irak kuzeyinden başlayarak Suriye kuzeyinden devamla Akdeniz’e kadar uzanan coğrafi bölgede kendilerine müzahir ve güdümlü bir otorite oluşturmaktır. Böylece, bir taraftan bölge ülkeleri üzerinde manivela gücü oluştururlarken, bir taraftan da enerji koridorunu hayata geçirmek ve aynı zamanda İsrail’in uzaktan emniyeti için coğrafi bir kalkan oluşturmak istemektedirler.

Söz konusu müzahir güç ve güdümlü otorite; bugün için PKK/YPG Terör Örgütü, yarınlar da ise sözde Kürdistan devletidir. Bu amaç için bahse konu devletler, Suriye’nin kuzeyinde tüm güçleri ile uğraşmaktadırlar. Türkiye, bu amaçlarını Fırat Kalkanı Harekâtı ile geçici olarak sekteye uğratmıştır. Akdeniz’e açılımı planlanan koridor, ortadan bölünerek PKK’nın terör hattının bağı koparılmıştır. Ancak gelinen noktada, bölgede oynanmak istenen oyunlar karşısında bu sağlanan avantaj Türkiye için yetmemektedir.

Nitekim Türkiye, Astana’da varılan mutabakat çerçevesinde Rusya ve İran ile birlikte çatışmasızlık bölgeleri yaratılmasına dayalı bir operasyonel faaliyet yürütmektedir. Gerek İdlip, gerekse Fırat Kalkanı Harekâtı ile birlikte ayrılıkçı Kürt koridoru parçalanarak, başta ABD olmak üzere egemen güçlerin planları ve hayalleri bozguna uğratılmıştır. Şu durum da iyi bilinmelidir ki Türkiye’nin buradaki niyeti ve hedefi, bölgedeki Kürtler değil terör örgütünün kendisidir.

Bölgeye yapılan iki harekâta rağmen bu durum Türkiye için yeterli değildir. Fırat Kalkanı ve İdlip Bölgesi ayrılıkçı Kürt koridorunun bel kemiği ise, omurgası Afrin bölgesidir. Sözde Kürdistan koridorunun Akdeniz’e çıkışını engellemek için; İdlip ve Fırat Kalkanı Bölgesi arasında kalan Afrin Bölgesi’nin kontrol altına alınması bir zorunluluktur.

Afrin’in Konumu ve Tehdit Durumu

Afrin bölgesi coğrafyası yaklaşık 8 bin 500 Km2 dir. 400’e yakın yerleşim yeri bulunmaktadır. İç savaş öncesinde 200 bin civarında insan yaşarken,[[i]] çatışmalardan kaçarak bölgeye yerleşenlerle birlikte 750-800 bin civarına ulaştığı tahmin edilmektedir.[[ii]]Ekonomisi zeytin, zeytinyağı ve meyve üretimine dayalı olan Afrin'de, Suriye ana karası ile irtibatı önemli oranda kesildiğinden gıda ve yakıt fiyatları inanılmaz boyutlara ulaşmıştır.[[iii]]Halkın bu durumdan bıktığı ve özellikle bu bölgede yaşayan Araplar’ın ve Türkmenler’in Türkiye’yi bir kurtacı olarak beklediği düşünülmektedir.

Afrin bölgesinde; PKK’nın bu bölgede 1980’li ve 1990’lı yıllardan beri etkinliği söz konusudur. Terör örgütü, Irak kuzeyine yerleşmeden önce bu bölgelerde faaliyetlerini sürdürmüştür. Dolayısıyla bölge halkının önemli bir kısmı politize olmuş ve örgüte müzahir hale gelmiştir.[[iv]]

Terör örgütünün Suriye’de ki gücü konusunda, açık kaynaklarda değişik rakamlar telaffuz edilmekle birlikte, örgütün Suriye kuzeyinde 35 bin civarında silahlı gücünün bulunduğu değerlendirilmektedir.[[v]] Afrin bölgesinde ise 7-8 bin civarında silahlı teröristin olduğu kıymetlendirilmektedir.[[vi]]

Afrin, Fırat Kalkanı Harekâtı ile ele geçirilen bölgenin batı yan sınır komşusudur. Bölge, terör koridoru zincirinin önemli bir halkasını oluşturmaktadır. Bu bölgeden zaman zaman Fırat Kalkanı bölgesinde bulunan TSK unsurlarına yönelik terörist eylemlerle tehdit oluşturmaktadırlar.

Ayrıca, bu bölgenin Hatay ilimize sınır olması nedeniyle burada barınan teröristler uzun yıllardır sınırdan geçerek Nur Dağları (Amanos Dağları)/Hatay bölgesine geçmekte ve buradan da ülkemiz derinliklerine gidebilmektedirler.

Afrin Bölgesi Ağırlık Merkezidir

Türkiye’nin Fırat Kalkanı ve İdlip operasyonu sonrasında, küresel odakların stratejik menfaatlerinin tek dayanağı Afrin bölgesi kalmıştır. Bu bölgenin, ABD’nin veya başka bir küresel gücün kontrolü altında olması, ileride koridorun kendi lehlerine birleştirilmesine ve/veya bölgeden Türkiye’ye terörist geçişlerinin sürdürülmesine imkan sağlaması bakımından son kale olarak görmektedirler. Bu itibarla söz konusu bölge, küresel güçlerin stratejik hedeflerini kursaklarında bırakan bir ağırlık merkezidir.

Anılan bölgenin Kuzey Suriye’nin diğer alanlarına göre; dağlık karakterde olması, bölgede müzahir kitlenin yoğunluğu, Türkiye ile olan coğrafi bağı ve konumu gibi nedenlerle teröristlere avantajlı barınma alanı oluşturmaktadır. Bölgenin ele geçirilmesi, terörist unsurların Suriye’de tutunma imkanını önemli oranda ortadan kaldıracaktır. Bu nedenle Afrin bölgesi; örgüt ve küresel güç odaklarının Suriye kuzeyinde varlıklarını sürdürebilmeleri için bir ölüm kalım meselesi haline gelmiştir.

Örgüt, Afrin bölgesinde uzun yıllara dayalı faaliyetleri nedeniyle yöre halkında oluşturduğu taban sayesinde rahat barınma ve lojistik imkanlara sahip olmuştur. Örgüt bölgede, sözde Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu adı altında siyasi-idari bir düzen kurmuş ve bölgeyi devlet otoritesi şeklinde idare etmektedir. Yapılacak operasyonla birlikte, uygulamaya çalıştıkları bu model yıkılmış olacaktır. Bu durum, örgüt için umutlarının kırılması anlamına gelmektedir.

PKK/YPG Terör Örgütü; halen ağırlıklı olarak Fırat’ın doğusunda denetimi ellerinde bulundurmaktadır. Ancak, bu bölgedeki varlıklarının ve güvenliklerinin Fırat’ın batısında var olmaktan geçtiğinin de bilincindedirler. Bu nedenle Fırat’ın batısında kalan Afrin bölgesini uzun zamandır PKK tahkim etmiş ve ABD’nin desteği ile de silahlı gücünü artırarak bölgeye yerleşmiştir.

Afrin bölgesi; doğusu Fırat kalkanı ile güneyi İdlip Harekâtı ile kuşatılmış durumdadır. Bundan sonra yapılması gereken, PKK/YPG unsurlarının kontrolünde olan Afrin bölgesinin TSK tarafından ele geçirilmesidir. Böylece Fırat Kalkanı ve İdlip bölgesine eklemlenecek ve her iki alanın bütünlüğü sağlanarak bölgedeki TSK unsurlarının güvenlik ve lojistik imkanları kolaylaştırılmış olacaktır.

Afrin bölgesinin üç tarafının tecrit edilmiş olması nedeniyle örgütün gerek personel gerekse lojistik desteğini, tek açık kalan Halep-Zahra-Afrin ana yol güzergâhından istifadeyle sürdürdüğü, ayrıca bazı insani yardım örgütlerinin de yardım maskesi altında yine Halep üzerinden Zahra-Afrin yol güzergâhını kullanarak Afrin’e silah-mühimmat taşıdıkları düşünülmektedir. Örgütün bu güzergâhı, adeta bir ana ikmal yolu gibi kullandığı değerlendirilmektedir.

Afrin, Fırat Kalkanı’na Göre Kolay Olacak       

Bölge dağlık olmakla birlikte, askeri harekât için iyi bir yol şebekesine ve zırhlı birlik harekâtı için elverişli yol güzergâhlarına sahiptir. Afrin coğrafyasının ülkemiz topraklarına doğru dış bükey yapısı nedeniyle, birden fazla istikametten harekâtın icrasını zorunlu kılacağı değerlendirilmektedir. Bölge bu özelliği nedeniyle kuşatıcı bir harekâta imkan sağlamaktadır.

Muhtemel bir Afrin harekâtında öncelikle;

- Fırat Kalkanı cebinin batı yan emniyeti için Tell-Rıfat koridorunun,

- Reyhanlı-Afrin / Kilis-Azez-Afrin  istikametinde Bereket Dağı ile Parsa/Burseya Dağı hattının,  

Afrin-Nubl-Zahra-Halep ana yolunun,

Afrin Çayı’nın doğusundakalan tüm bölgenin öncelikle kontrol altına alınmasının,

- Söz konusu bölgelerin teröristlerden arındırılmasını müteakip ikinci safhada dağlık bölgelere yönelik kontrolün sağlanması bir hareket tarzı olarak düşünülebilir.

 

Başlangıçta tahkimli bölgelere girmeden harekât alanının tecrit edilmesi ve böylece lojistik desteğinin kesilmesinin önem arz ettiği kıymetlendirilmektedir. Bu durumun; harekâtın seyrini hızlandırabileceği, kuvvet tasarrufu sağlayabileceği ve asgari zayiata neden olabileceği mütalaa edilmektedir.

Harekât alanının tecrit edilmesi; TSK’nın Afrin bölgesine girmeden önce, TSK tarafından iş birliği halinde olunan Özgür Suriye Ordusu unsurlarınca ana istikametlerin ve kritik güzergâhların kontrol altına alınması ile mümkün olabileceği, tecrit faaliyeti ile birlikte TSK’nın mayın-keşif unsurlarının güvenli hat oluşturması ve müteakiben zırhlı birliklerin devreye alınarak ezici gücün kullanılması harekâtın seyrini kolaylaştıracağı değerlendirilmektedir.

Afrin, Bölgesel Denklemi Türkiye’nin Lehine Çevirebilecek

Bölgede yaşayan Arap ve Türkmenler’in yaşadığı bıkkınlık ortamı, çaresizlik ve iç savaşın etkisi ile yaşadıkları yoğun travma nedeniyle, Afrin halkının büyük bir kısmının TSK unsurlarını sıcak karşılayacakları değerlendirilmektedir.

Söz konusu coğrafi bölgenin kontrol altına alınması, bölgesel denklemin Türkiye’nin menfaatlerine uygun biçimde şekillendirilmesine yardımcı olacağımütalaa edilmektedir. Bu kapsamda özellikle, Cenevre sürecinde ve öncesinde yapılacak görüşmelerde Türkiye’nin elinin masada siyasi anlamda kuvvetli olmasını sağlayacağı kıymetlendirilmektedir.

Suriye’de kalıcı bir istikrarın tesisi ve bölgeye ilişkin nihai anlaşmalar yapılıncaya kadar bölgede kalınmasının ülkemizin milli çıkarlarının gözetilmesi ve korunması bakımından bir zaruret olduğu düşünülmektedir.

Bölgede Rusya ile iş birliği halinde olunmakla birlikte, ABD ile karşı karşıya kalınabileceği dikkate alınarak gelişmelere karşı ihtiyatlı olunması gerektiği kıymetlendirilmektedir.

Ayrıca, bölgeye bir çok birliği angaje etmek yerine, kuvvet tasarrufu prensipleri kapsamında muhtemel iç-dış gelişmelere karşı (Menbiç bölgesine de ayrıca bir operasyon düşünülmelidir) ihtiyaçlar dikkate alınarak yeterli kuvvetlerin belirlenmesinin bir diğer önemli husus olduğu mütalaa edilmektedir.

 

 

 


[[i]]Rasim Bozbuğa, “Suriye’nin Kuzeyinde Etnik Yapı ve Kürt Nüfusu”, www.21yyte.org/, 05 Ocak 2015.

[[ii]]“Kuşatma Altındaki Sığınak”, www.al-monitor.com, 09 Haziran 2016, (Makalede, günde 115 Ton un tüketildiği bildirilmektedir.115 Ton da evlerde dönüşümde olduğunu düşünürsek günde 230 Ton üzerinden 750 bin civarında insan olduğu değerlendirilebilir).

[[iii]]a.g.m.

[[iv]]a.g.m.

[[v]]Erol Başaran, “YPG’nin Silahlı Gücü 10 Tugay, 3 Kolordu Seviyesine Yükseldi”, www.21yyte.org/, 18 Aralık 2017. (muhtemelen bu sayıya sözde asayiş güçleri ve yerel unsurları dahildir. Dağ kadrosu sayısı ayrı mütalaa edilebilir).

[[vi]] “Türkiye ÖSO’dan 17 Bin Kişilik Güç Hazırladı Ama..”, www.milliyet.com.tr, 11 Temmuz 2017.

Bu yazı 1846 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı