Hoşgeldiniz; Bugün 22 Ekim 2017 Pazar
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi|10 Ekim 2017 Salı

Idlib Harekâtı ve Olası Seyri

Ünal Atabay tarafından yazıldı.

Harekâtın Siyasi ve Askeri Hedefi

Hükümet yetkililerinin açıklamalarına göre, İdlip Harekâtı’nın siyasi hedefi; Suriye’de çatışmaları tamamen önlemek ve siyasi süreci kolaylaştırmaktır.[[i]] Bu siyasi hedefe göre harekattan beklenilen amacın; Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması için siyasi oluşumu şekillendirmek, uluslararası siyasi süreci kolaylaştırmakve bu kapsamda Cenevre’de yapılacak görüşmelerde masada etkin rol oynamak, böylece Türkiye’nin güvenliğine ve milli menfaatlerine zarar getirmeyen kararların alınmasını sağlamak şeklinde ifade edilebilir.

TSK de, harekâtın maksadını; ateşkes rejiminin etkinliğinin artırılması, çatışmaların sona erdirilmesi, insani yardım, evlerine dönüş için uygun şartların sağlanması ve ihtilafın barışçıl yollarla çözülmesi için uygun koşulların oluşturulması kapsamında destek sağlamak olarak açıklamışlardır.[[ii]]

Askeri harekâtın maksadı çerçevesinde niyet ve hedefi şöyle mütalaa etmek uygun olacaktır. “Sözde Kürdistan koridorunun oluşumunu parçalamak, koridorun güvenliğini tehdit edecek diğer yakın coğrafi bölgeleri de müteakip aşamada kontrol altına almak, müteakiben bölgede icra edilecek savaş dışı harekât (insani yardım, bölgede otoritenin tesisi, gruplar arası ihtilafın çözülmesi gibi) için uygun koşulları oluşturmak”.

İdlip Harekâtı; Astana'da Türkiye, Rusya ve İran arasında varılan mutabakat kapsamında çatışmasızlık bölgeleri yaratılmasına dayalı bir operasyonel faaliyettir. Çatışmasızlık alanlarının oluşturulabilmesi için; her şeyden önce bölgede çatışmaya neden olan gruplar arasında bir nevi ateşkesin sağlanmasını ve kendisine bölgede alan açmaya çalışan radikal grupların bölgeden tasfiyelerini sağlayacak bir zeminin oluşturulmasını gerektirecektir.

Sözde Kürdistan Koridorunun Parçalanması

İdlip Harekâtı, Türkiye’nin güvenliğini yakından ilgilendiren beka meselesi ile ilgili bir harekâttır. Türkiye, kendi güvenliği için Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana olduğunu her fırsatta tüm dünyaya ilan etmiştir.  Bu ülkenin toprak bütünlüğünün sağlanabilmesi için, öncelikle ülkenin kuzeyinde oluşturulmak istenilen sözde Kürdistan’ın Akdeniz’e çıkışını sağlayan koridorun parçalanmasına ve bu bölge başta olmak üzere ülke içi istikrarın sağlanmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Irak ve Suriye’nin Kuzeyi’nde birlikte oluşturulmak istenilen sözde Kürdistan devletinin Akdeniz’e çıkışını sağlayacak olan kuzey Suriye koridoru Türkiye’nin 2016 yılında icra ettiği Fırat Kalkanı Harekâtı ile birlikte sekteye uğratılmıştır.

Ayrılıkçı Kürtlerin deyimiyle, güney ve batı Kürdistan olarak adlandırılan bu bölge; tüm Ortadoğu coğrafyası sınırlarının değişimini tetikleyebilecek, enerji havzasının kontrolünü ve yönetimini sağlayabilecek, en önemlisi İsrail’in yayılmasına hizmet edecek ve dolayısıyla Türkiye’nin güvenliğini tehdit edecek bir özelliğe sahiptir.

Fırat Kalkanı Harekâtı ile orta bölgesinden yarılmasıyla sekteye uğratılan koridorun, bu defa Akdeniz’e çıkışının tam kontrolüne imkan sağlayacak olan batı ucundaki İdlip coğrafyasına el atılmaktadır. İdlip Harekâtı ile başta ABD olmak üzere egemen güçlerin planları ve hayalleri ikinci defa bozguna uğratılmış olacaktır.

Bu harekât; ABD başta olmak üzere küresel üst akıllara karşı adeta stratejik bir baskın etkisi yaratabilecek, Türkiye’nin böylece, bölgedeki hamleleri kendi milli menfaatleri doğrultusunda yönlendirebilecek ve kendi lehine yeni ittifakların oluşumuna yol açabilecek bir inisiyatifi geliştireceği değerlendirilmektedir.

Harekâta, Afrin ile Halep’in Kuzeybatısı da Dahil Edilmeli

Ayrılıkçı Kürt koridorunun bel kemiği İdlip bölgesi ise, koridorun omurgası Afrin ve Halep bölgesidir. İdlip bölgesi, kuzey Suriye coğrafi bütünlüğü içerisinde Türkiye’nin amacına hizmet eden tali bir bölge olarak mütalaa edilebilir. Sözde Kürdistan koridorunun Akdeniz’e çıkışını engellemek için, Afrin bölgesi ile Halep’in kuzeybatısının da İdlip coğrafi bölgesine eklemlenmesi durumunda, El Bab bölgesi ile de bütünleşerek daha anlamlı hale geleceği değerlendirilmektedir.          

Her ne kadar Astana mutabakatına göre Afrin-Halep bölgesi İdlip harekât alanına dahil değil ise de, bu bölgede üretilen PKK/PYD-YPG terörünün ülke güvenliğimize yönelik tehdidi dikkate alınarak, İdlip Harekâtı’nın sağlam zemine oturtulmasını müteakip ve Astana mutabakatından bağımsız olarak, Afrin bölgesi ile Halep kuzeybatısı bölgesine bir harekât düzenlenmesinin kaçınılmaz olacağı düşünülmektedir.

İdlip bölgesinin coğrafi konumu, her ne kadar bu harekât ile birlikte sözde Kürdistan koridorunun oluşumunun önüne geçilmesini sağlayabilecek gibi görünüyor ise de, İdlip bölgesi ile bu koridorun kontrol edilebilmesi için, kuzeyinde bulunan Afrin bölgesi ve yine Halep’in kuzeybatısı ile birlikte bir bütün olarak mütalaa edilmesi gerektiği düşünülmektedir.

Eğer söz konusu bölge, güvenli bir alan olarak İdlip bölgesine eklemlenmez ise ileride Rusya tarafından bu bölgenin Lazkiye üzerinden Akdeniz bağlantısı için hamle yapılabileceğinin akıllardan çıkarılmaması gerektiği kıymetlendirilmektedir.

Gerek Rusya tarafından, gerekse bölge odaklarınca oluşturulabilecek bir oldu bitti senaryosu ile karşılaşmamak adına, İdlip Harekâtı sonrasında veya uygun bir süre sonra eş zamanlı olarak böyle bir harekâta ihtiyaç olduğu düşünülmektedir. Söz konusu coğrafi bölgelerin de kontrol altına alınması halinde, bölgesel denklemin Türkiye’nin menfaatlerine uygun biçimde şekilleneceği mütalaa edilmektedir.

Harekâtın Muhtemel Seyri

TSK unsurlarının Suriye sınırına yığınaklanması ve bir taraftan keşif unsurları ile sınır ötesine geçmeye başlaması; Astana mutabakatı çerçevesinde önceden Suriye içlerinde gerekli hazırlıkların tamamlandığına ve artık güvenli bir şekilde ülke derinliğine doğru harekâta başlanabileceğine işaret etmektedir.  

Bu harekatın ana hedefinin çatışmasızlık faaliyetlerini düzenlemek gibi görünse de, bölgenin özelliği ve harekâtın ruhu gereği; sivil-asker iş birliğini, terör faaliyetlerinin önlenmesini, barışı destekleme faaliyetini, bölgede idari otoritenin tesisini, inşasını içeren geniş yelpazede bir çok askeri-politik eylemi ve savaş dışı harekât faaliyetlerini kapsayacağından, bu harekâta “İstikrar Harekâtı” demek daha uygun düşecektir.

Yabancı bir ülke topraklarında; iç şavaşın yaşandığı, birçok gücün arka planda rol aldığı, örtülü faaliyetlerin acımasızca yürütüldüğü, istihbarat ajanlarının kol gezdiği, çatışan grupların karmaşıklığı, cephenin net olarak belli olmadığı ve radikal yapıları gibi bir çok bilinmezliklerin olduğu bir harekât alanında, bu tip bir harekât uzun süreli ön hazırlığı gerektirir.

Söz konusu ön hazırlık; muharebe sahası istihbaratının hazırlanmasını ve muharebe sahasının olgunlaştırılmasını kapsayan detaylı bir harekât planlama manzumesidir. Bunun için, MİT faaliyetleri başta olmak üzere, bölgeye çok önceden sızdırılan Özel Kuvvetler Komutanlığı unsurlarınca; bölgede müzahir kesimlerin oluşturulması/organize edilmesi, istihbarat ağının tesisi, iletişim alt yapısının hazırlanması, silahlı grupların konuş durumları, kritik tesisleri, imkan kabiliyetleri ve harekâtın icrasında istifade edilecek kritik bölge, arazi, yol gibi yerlerin önceden tespitinin yapılması hayatidir.

TSK’nın bu konuda ki bilgi birikimi ve kurumsal hafızası güçlüdür. Her türlü bölgede olası muhtemel en kötü senaryoya göre önceden tedbirlerini alarak gerekli alt yapı hazırlıklarını yaparlar ve daima elinde alternatif planları hazır bulundurur ve sırası geldiğinde küçük revize işlemleriyle planlamalarını tamamlarlar.

Astana mutabakatı çerçevesinde bölgedeki çatışmasızlık sahasında 500 civarında Türk Askeri bulundurulması[[iii]] planlanmış ise de, bunların bölgeye intikalleri, lojistik nakliyatın güvenliği ve bunun devamlılığı için bu sayının dışında ayrı kuvvetler bulunmak zorundadır.

Hatay/Reyhanlı bölgesinde konuşlu birliklerin İdlip bölgesine intikalleri için gerekli yolların önemli bir kısmı dağlık ve engebeli araziden geçmektedir. İdlip’e intikalin ana unsurunu oluşturacak zırhlı ve mekanize birliklerin bölgeye intikalinin emniyeti için; mayın-keşif unsurlarınca yol emniyetinin sağlanması sürdürülürken, komando birliklerince dağlık alandan geçen yol güzergahlarının hava hücüm harekâtı (uçar birlik) ile kontrol altına alması ile birlikte harekâtın başlayabileceği düşünülmektedir.

Söz konusu intikal faaliyetin de; kritik, şüpheli ve acil tehdit noktaları topçu-füze ateşleri ile desteklenirken, hava kuvvetleri uçak ve İHA-SİHA’ların desteğinde olacak şekilde bir hava şemsiyesi altında ilerleyeceği kıymetlendirilmektedir.

Gerek İdlip bölgesine ilerlerken, gerekse İdlip’te faaliyetlerini icra ederken; önceden irtibat tesis edilen bazı kesimlerle ve iş birliğine hazır hale getirilen yerel müzahir unsurlarla koordineli bir şekilde ilerleneceği ve bunlarla yakın iş birliği halinde olunacağı şüphesizdir.

Özellikle intikal halinde; başta PKK/PYD-YPG unsurlarınca bazı bölgelerde pusu faaliyetinde bulunabilecekleri, cihatçı grupların intihar saldırısı şeklinde canlı bomba ve/veya araçlı bombalar ile eylem yapabilecekleri göz ardı edilmemelidir. Yol kenarlarında uzaktan kumandalı patlayıcı madde tuzaklamaları, meskun mahallerden taciz ateşi gibi tehditler olası görünmektedir. Sabit üsler ile gözlem noktaları bu anlamda hassasiyet taşıyan yerler arasında olacağı şüphesizdir.

Bölgede yabancı istihbarat unsurlarının yoğunluğu nedeniyle, elde edilen istihbaratın güvenirliği konularında ciddi sıkıntılar yaşanabileceği mütalaa edilmektedir. Küresel odakların yönettiği bazı unsurlarca, TSK unsurlarına yönelik küçültücü provakatif eylemlerde bulunarak dünya kamuoyu nezdinde menfi propaganda faaliyetlerinde bulanabilecekleri kıymetlendirilmektedir.

İdlip merkezinde hakim olan unsurlardan Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) örgütünün başını çektiği bazı silahlı grupların bölgeden ayrılmak istemeyeceği, TSK desteğinde ki Özgür Suriye Ordusu arasında uzun sürebilecek çatışmaların yaşanabileceği, bu durumda bölgeye takviye kuvvet gönderilmek zorunda kalınacağı düşünülmektedir.

İdlip şehrinde bulunan yerel halkın; bölgedeki bu cihatçı örgütlerden ve rejim güçlerinin baskısından ve buna bağlı olarak iki ateş arasında kalmaktan yılgın hale geldikleri değerlendirilmektedir. Halkın yaşadığı bıkkınlık ortamı, çaresizlik ve iç savaşın etkisi ile yaşadıkları yoğun travmanın sonuçları ve bölgede yaşayan Türkmenlerin de etkisiyle yöre halkının TSK unsurlarını sıcak karşılayacakları değerlendirilmektedir.

Harekâta yönelik tüm ön hazırlıkların yapılması ve harekâta ilişkin alt yapının önceden tesisine rağmen, bölgeye intikal ve kontrol/gözlem noktalarının oluşturulmasının en az bir ay, çatışmasızlığın yaratılmasının ise en az üç ay sürebileceği mütalaa edilmektedir. Bölgede kalıcı istikrarın ve otorite tesisinin ise bir yılı bulabileceği mütalaa edilmektedir.

Sonuç

Suriye’de kalıcı bir istikrarın tesisi ve bölgeye ilişkin nihai anlaşmalar yapılıncaya kadar bölgede kalınmasının,ülkemiz milli çıkarlarının gözetilmesi ve korunması bakımından bir zaruret olduğu, bu nedenle şimdiden, bölgede kalıcılığı kolaylaştıran tüm alt yapının bu minvalde düzenlenmesinin uygun olacağı değerlendirilmektedir.

Bölgede Rusya ile iş birliği halinde olunmakla birlikte, bölgedeki ani değişimlerin bu ittifakı bozabileceği, bu durum da ABD ile başka bir denklemde karşı karşıya kalınabileceği dikkate alınarak kaygan zemindeki gelişmelere karşı ihtiyatlı olunması gerektiği kıymetlendirilmektedir.

Ayrıca, Irak kuzeyinde Barzani’nin süregelen dengesiz tutumu ve bölgede devam eden kaosun yaratacağı tehdit ortamı nedeniyle, milli menfaatler kapsamında Irak hattında muhtemel başka bir harekât ihtiyaçları için de kuvvet düzenlemesi yapılmasının gelecek için hayati tedbirlerden olduğu düşünülmektedir.

 

 

 


[[i] ] “Amacımız Çatışmaları Tamamen Önlemek”, https://www.sondakika.com/mevlut-cavuşoglu/, 08 Ekim 2017.

[[ii]]  www.tsk.tr/ Basın Yayın Faaliyetleri, 09 Ekim 2017.

[[iii]] “İdlib’e Operasyon Hazırlığı”, www.sozcu.com.tr/.../son-dakika, 07 Ekim 2017.

Bu yazı 1122 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı