Hoşgeldiniz; Bugün 22 Ekim 2017 Pazar
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi|29 Eylül 2017 Cuma

PUTİN-ERDOĞAN; Irak ve Suriye Konusunda Gerçekten Mutabakat Var Mı?

Cahit Armağan Dilek tarafından yazıldı.

Öncelikle Ortadoğu'daki özelde Irak ve Suriye'deki gelişmelerle ilişkin olarak şu gerçeği artık görmek lazım. Bütün açıklamalara yansıyan ve diplomatların, siyasetçilerin dilinden düşmeyen "biz Suriye ve Irak'ın toprak bütünlüğünün korunmasından yanayız" söylemi içi ve altı boş bir slogana dönüşmüştür. Söyleyenler de dinleyenler de bunu bilmekte ama bilmiyormuş gibi yapmaktadır.

Çünkü Irak'ın kuzeyinde artık biz beraber yaşamak istemiyoruz, kendi devletimizi kuracağız diyen bir kitle var, Suriye'de de Irak'takinin birebir kopyası sayılabilecek gelişmeler de hızlandırılmış olarak yaşanıyor. Çünkü her iki ülkede de hem fikri, hem duygusal hem etnik hem de mezhepsel kopmalar gerçekleşti iç sınırlar çizildi, şimdilerde bunların dış sınırlar olmasına çalışılıyor.

İşte Erdoğan-Putin görüşmesini ve sonunda yapılan basın toplantısındaki açıklamaları bu çerçevede ele almak daha doğru olacaktır.

İki liderin görüşmesi yazılı ve görsel medyada en çok "Irak ve Suriye'de toprak bütünlüğü konusunda mutabakat var" ana başlığı altında Suriye'de savaşın sona erdirilmesi koşulları oluşturuldu mesajlarıyla verilmiş gözüküyor. Ancak liderlerin basın toplantısındaki açıklamaları bunu teyit etmiyor. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov'un alel acele aynı anda bu konuda açıklama yapması da bunu gösteren bir başka işarettir. Peskov, Erdoğan ve Putin arasındaki görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, "Putin ve Erdoğan arasında IKBY bağımsızlık referandumu konusunda önemli fikir ayrılıkları yok" açıklamasını yaptı. Bunun aradaki görüş farklılığını kapatmak üzere yapılan bir açıklama olduğunu görmeliyiz ve "kime göre önemli değil" sorusunu sormalıyız. Ayrıca, önemli olmasa da belli derecede fikir ayrılığı olduğu da kabul edilmiş oluyor.

Basın toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan Irak ve Suriye'nin toprak bütünlüğü konusunda hemfikiriz dese de Putin IKBY referandumunu görüştük dedi ve Rus Dışişleri Bakanlığının konuyla ilgili açıklamasındaki ilkelerimiz geçerli deyip konuyu geçti. Putin'in referans verdiği Rus Dışişleri açıklamasında ise standart bir ifadeyle Irak'ın toprak bütünlüğünden bahsediyordu ama "Kürtlerin ulusal arzularına da saygı duyuyoruz" denmişti. Kürtlerin ulusal arzularından ne kastedildiği ise IKBY'deki referandumla birlikte açıkça ortada duruyor. İşte anlaşmazlık ya da mutabık olunmayan konu tam da burada herhalde.

Anlaşmazlıkların deşilmemesi için aynı Mayıs 2017'deki Trump-Erdoğan görüşmesinde olduğu gibi gazetecilerden soruların alınmadığı basın toplantısında her iki liderin S400 satışından tek kelime bahsetmemesiise dikkat çekici. Acaba Rusya S400'ler için açacağı kredi konusunda henüz karar vermedi mi? Vermedi ise neyi bekliyor?

Ayrıca Suriye konusunda çatışmasızlık bölgeleri oluşturulmasına yönelik yapılan çalışmaların önemli olduğu vurgulandı ama dördüncü bölge olan İdlib konusunda ilerleme sağlayabilmek için henüz tam mutabakat olmadığı, üzerinde çalışılması gereken hususlar bulunduğu açıklamalardaki ifadelerden anlaşılıyor. Bütün bu anlaşmazlıkların perde arkasında da Suriye'nin geleceği konusunda da mutabakat olmadığını söyleyebiliriz.

Önce Suriye Dışişleri Bakanı "IŞİD sonrasında Kürtlerin özerklik gibi taleplerini oturup konuşacağız" dedi. Sonrasında Rus Dışişleri "Suriye'nin bu açıklamasından memnuniyet duyduklarını" bildirdi. Tabi bu arada ilk Astana toplantılarında Rusya'nın hazırladığı yeni Suriye anayasa taslağını dağıttığını ve taslak metinde Kürtlere özerklikler verilmesinden bahsedildiğini hatırlamakta fayda var.  Irak'taki özerklik ve federal yapının Barzani'nin bağımsızlık referandumuyla sonuçlandığı dikkate alındığında aynısının Suriye'de de gerçekleşmesi kaçınılmaz gözüküyor.

Ayrıca IKBY referandumu sonrasında Irak kuzeyindeki IKBY ile Suriye kuzeyinde kanton yönetimleri ve hatta ilan ettikleri Kuzey Suriye Federasyonunda 22 Eylül'de seçimler de yapan PKK/PYD arasındaki birlikteliğin iyice su yüzüne çıkması her iki ülkenin kuzeyinin büyük Kürdistan oluşturmak üzere birleştirme planının da uygulanmakta olduğunu gösteriyor. IKBY bölgesinde petrol ve doğalgaz anlaşmalarına ve projelerine imza atan Rusya, IKBY'den çıkarılacak petrol ve doğalgazı kendi güdümündeki Şam yönetiminin kontrolünde olacak Suriye kuzeyindeki özerk bir bölgeden geçirmekte kendisi açısından beis görmeyecektir. Ne de olsa vana Suriye'de (yani Rusya'da) olacaktır.  

Tabi böyle bir sonuca varabilmek için IŞİD tehdidiyle tek harekat alanına dönüşen Irak-Suriye bölgesinin Irak bölümünün ABD etki alanına bırakılması, Suriye'nin de (Rusya'nın buraya ABD'den geç müdahil olması nedeniyle) kabaca kuzeyi le Fırat'ın doğusunun ABD etki alanı diğer bölgelerin Rus kontrolüne bırakılmasına yönelik ABD ile Rusya arasındaki genel mutabakatı görmek gerekir. Ben buna artık ortadan kalkan 1916 Sykes-Picot dengesi yerine oluşan 2016 Kerry-Lavrov dengesi demiştim.

Durum böyle iken Suriye ve Irak'ın halen toprak bütünlüğünün olduğu, toprak bütünlüklerinin korunması için çalışılacağı ve bu konuda hemfikir olunduğu açıklamaları boşta kalıyor ve anlamsızlaşıyor. Ve Rusya'nın özellikle Barzani ile PKK/PYD'nin özerklik / bağımsızlık taleplerine yönelik yaklaşımı belli iken sanki Türkiye gibi düşündüklerini kamuoyuna yansıtmak kendimizi kandırmak, Türk toplumunu kandırmak olur.

Bütün bunlar Rusya ile işbirliği yapmayalım, ilişkileri düşük seviyede tutalım anlamına gelmiyor. Aksine Türkiye için Rusya ile ilişkileri ABD ile ilişkileri kadar önemlidir, kritiktir. Yapılması gereken politikalarımızın, stratejilerimizin gerçekler üzerine inşa edilmesi, diğer ülkelerinin nihai hedeflerinin, çıkarlarının neler olabileceğinin kurumsal karar süreci içinde gerçekçi şekilde analiz edilip ona göre Türkiye'nin çıkarları için izlenmesi gereken bütüncül politika ve stratejilerin belirlenmesidir.

Bu yazı 1717 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı