Hoşgeldiniz; Bugün 18 Kasım 2017 Cumartesi
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi|15 Ağustos 2017 Salı

İdlib'teki El Nusra (HTŞ) Terörünün Türkiye'ye Yönlendirilmesi ve Pakistanlaşmak

Cahit Armağan Dilek tarafından yazıldı.

 

ABD El Nusra (HTŞ) kartını masaya sürdü

Temmuz ayı sonunda eski adı El Nusra ya da Şam'ın Fethi olan Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ile Ahraru'ş Şam'ın çatışmaya başlamasından sonra İdlib'de dengeler değişti. HTŞ'nin İdlib'de uzun süredir en güçlü silahlı güç olduğu, çihatcı terör örgütü HTŞ'nin İdlib'in genelini kontrol altına aldığı artık bir geçek. Bu durum İdlib'te bir çihatcı devletçiğin kurulma tehlikesini dolayısıyla Rakka'da yeşeren IŞİD tehlikesini hatırlatıyor. Böyle olunca da halen Suriye'de IŞİD'e karşı savaşan ülkeleri, her ne kadar IŞİD üzerinden bölgenin dizaynına yönelik gizli ajandaları olsa da, hem yeni hamlelere yöneltiyor hem de Rusya, Suriye ve Türkiye gibi ülkeleri yeni terör tehdidi oluşması bağlamında endişelendiriyor.

İki hafta önce ABD'li yetkililerin HTŞ'nin İdlib'te güçlenmesini sağlayan etkenler arasında Türkiye'nin de olabileceğine ilişkin açıklamaları zaten PKK/YPG yüzünden gergin olan Türk-Amerikan ilişkileri daha da gerdi. ABD'nin söylemlerini Türkiye'nin PKK/YPG üzerinden ABD'ye yönelik haklı suçlama girişimlerine sanki "HTŞ tehdidini büyütürüm ve üzerine salarım, her ne kadar IŞİD tehdidini sınırlarından ileriye kovmuş olsan da tehdit devam etmekle birlikte sınırının dibinde PKK/YPG'den sonra yeniden ikinci bir cephe açtırırım" şeklindeki Amerikan şantajı olarak görmek hiç de abartılı olmayacaktır.

Tüm El Nusra (HTŞ) teröristleri İdlib'te toplanıyor

ABD HTŞ'nin güçlenmesi bağlamında Türkiye'yi suçlayıcı bir tavır içine girse de, ki sınırın iyi kontrol edilememesi bağlamında Türkiye'nin gerekli tedbirleri almadığını da kabul etmeliyiz, HTŞ'nin yıllar içinde İdlib'te güçlendiğini en iyi bilenlerde biri ABD'dir. ABD'nin Ocak 2016'da açıklanan küresel tehdit değerlendirmesi raporunda El Nusra'nın Pakistan, Afganistan, Suriye ve Türkiye'de yapılanmasının olduğu, El Nusra'nın IŞİD'ten daha büyük bi tehdit olmak üzere yapılandığı ifade ediliyordu. Diğer taraftan ABD'nin dolaylı da olsa HTŞ'ye yardım ettiği haberleri de sıkça medyada yer almıştı.  Ayrıca Esad yönetimine karşı savaşan ılımlı muhaliflerle birlikte El Nusra (HTŞ)'nin de Esad'a karşı savaşırken desteklendiği bilinmektedir.

Diğer taraftan Suriye'deki çatışmasızlık bölgeleri uygulamaları ve daha öncesinde Halep'in kurtarılması bağlamında Suriye'nin dört bir yanındaki HTŞ teröristlerini ve ailelerinin hatta Lübnan'daki HTŞ'lilerin İdlib'e nakledilmesi İdlib'teki HTŞ güçlenmesine odun atmaktan başka bir şey olmamıştır.

Türkiye oyunu geç gördü, ABD-Rusya ortak planı devrede olabilir

HTŞ'nin İdlib'teAhraru'ş Şam'ı dağıtıp kontrolü ele almadan önceki planlar çatışmasızlık bölgeleri uygulamaları kapsamında Türkiye ile Rusya'nın gözetiminde ÖSO'cuların ve Suriye ordusunun kullanılarak HTŞ'nin dağıtılmasıydı. Ancak bu planın uygulanması çok zorlaştı. Şimdilerde ABD planının uygulanmasının olasılığı daha yüksek gözüküyor. O planla, ABD ve Rusya'nın ortak hava operasyonuyla birlikte HTŞ militanlarının imha edilmesi. Rusya buna sıcak bakıyor çünkü ağırlıklı olarak Rusya ve Orta Asya'daki komşu coğrafyalardan gelen teröristlerden oluşan HTŞ'lilerin kendi ülkelerine dönüşü engellenmiş olacak. Ancak ABD'nin perde arakası planı Türkiye'nin değişik gerekçelerle sınırı açacağı ve HTŞ'lilerin önce Türkiye'ye sonra Rusya ve Orta Asya'ya geçeceği, böylece HTŞ'nin hem Türkiye hem de Rusya'ya kendi toprakları içinde tehdit oluşturması yönünde gibi gözüküyor.  

Nitekim Başbakan'ın geçen gün acil güvenlik toplantısı yapması da tam da bu bağlamda gerçekleşiyor. ABD'nin İdlib konusunu kızıştırmasının bir nedeni de Türkiye'nin Fırat Kalkanı harekatı benzer yeni bir operasyonla özellikle Afrin doğusundaki Tel Rıfat bölgesine yönelik operasyon hazırlıklarının basına yansıması olduğunu söylemeliyiz. Çünkü ABD PKK/YPG'nin de şantajıyla Türkiye'nin kendilerine yönelik operasyon yapması halinde Rakka ve Deyr ez Zor harekatlarını durduracağını düşünmektedir. ABD planlarının bozulmaması için Türkiye'nin ne Irak ne de Suriye'de tek taraflı müdahalelerini önlemek istiyor.

Afganistanlaşan Suriye, Pakistanlaşan Türkiye

Böyle bir ABD-Rusya koordineli hava operasyonunda kara gücü olarak kimin kullanılacağı da Türkiye açısından yeni bir tehdit konusudur. Rusya Suriye ordusunu ve İran kontrollü Şii milisleri sahaya sürebilecekken ABD'nin Afrin'deki PKK/YPG'yi kullanmak istemesi büyük olasılıktır. İdlib'in Türkiye ile olan sınır boyunca PKK/YPG'nin 20-30 km.lik bir tampon bölgeyi kontrol etmesi güneyinin Suriye ordusunun kontrolünde olması ABD ve Rusya hatta Şam yönetimi için makul bir zemin olabilir. Rusya'nın ısrarla PYD'nin siyasi bir aktör olarak Cenevre ve hatta son olarak Astana sürecinde yer almasını istemesi yukarıda ifade edilen plana yönelik desteğin işareti de olabilir.

Burada bir olasılık İdlib'in sözde Sünni ama gerçekte El Kaide/El Nusra kontrolünde bir kantona dönüşmesi ve Kuzey Suriye federasyonuna bağlanmasıdır. Ama bu haliyle bile İdlib yeni Afganistan olmaktan kurtulamayacaktır. Bunun Türkiye'deki karşılığı ise Türkiye'de Hatay, Kilis, Gaziantep gibi bölgelerin Pakistanlaşmasıdır.

Türk hükümetinin Esad karşıtı tutumu nedeniyle hem Esad yönetiminin hem de İran'ın da bu plan destek verme olasılığı yüksek. Böyle bir planın sonucu ise Türkiye-Suriye sınırının Akdeniz'e çıkış noktasındaki kısa bir hattı hariç tamamen PKK/YPG kontrolüne geçecek olması demektir. Fırat Kalkanı bölgesindeki Cerablus-Azez hattı şu aşamada  TSK_ÖSO kontrolünde evet ama Suriye kuzeyindeki gelişmelere (Mart 2016'da ilan edilen Kuzey Suriye federasyonu, Tel Rıfat bölgesinde PYD/YPG tarafından yeni oluşturulan Şahba kantonu vs) bakılırsa o bölgenin de yeni Suriye haritası içinde ayrı bir kanton/bölge olarak PYD kontrolündeki Kuzey Suriye Federasyonuna katılması şaşırtıcı olmayacaktır.

ABD İdlib'i neden şimdi gündeme getirdi?

ABD'nin İdlib konusunu hızlı ve sert bir şekilde gündeme getirmesinin bir nedeni de Türkiye'nin basında dillendirilen Afrin operasyonunu engellemektir.  Aslında Türkiye'nin Afrin'e operasyon yapması çok olası gözükmüyor. Sadece bir kısım medya bunu köpürttü. Bu da kendi lehinde kamuoyu oluşturmak adına hükümetin hoşuna gitti. Sahadaki askeri-politik duruma bakılırsa Türkiye'nin yapacağı bir harekat Afrin'in doğusunda kalan Tel Rıfat ile sınırlı olacağını söyleyebiliriz.  Ancak Idlib olayı ile birlikte Tel Rıfat operasyonun da olasılığı iyice azaldı.  Ama Türk hükümetine belli oranda nefes kapısı bırakmak için Tel Rıfat'a yönelik sınırlı operasyona Suriye'de en üst düzlemdeki iki aktör Rusya ve ABD göz yumabilir.

Sonuç olarak;Tel Rıfat'ta yönelik operasyon olsun olmasın, ki olsa bile arazide Türkiye lehinde değişme olmayacaktır, bütün bunların sonucu Türkiye'ye yönelik terör tehdidinin gittikçe büyüdüğü gerçeğidir. Bölücü terör örgütü PKK'nın üstüne cihatçı terör örgütü El Nusra (HTŞ) tehdidinin ortaya çıkması terör tehdidinin katlanarak büyümesi demektir. Türkiye'yi hareketsiz kılmak, insiyatifi ele geçirmesini engellemek için ABD'nin İdlib'te bu kartı sahaya sürdüğünü görmek gerekir.

Diğer bir ifadeyle HTŞ tehdidi bağlamında ok yaydan çıkmış durumdadır. Bunun yanında baştan buyana Suriye bağlamında öngörüsüz ve hatalı politikalar izlediğimizi, konuya daha çok mezhep gözlüğünden bakıldığını da kabul etmek gerekir. ABD'ye karşı günlük karar ve yaklaşımlarla Rus kartını ve hatta Çin kartını sahaya sürmek sonuç ve çözüm getirmemekte, krizi daha da açmaza sürüklemektedir. İstikrarlı, kararlı, çok yönlü politikalar ve Türkiye'nin menfaatleri esas olmalıdır. 

Bu yazı 2163 defa okundu.
  • Yorumlar1
  • Onay Bekleyenler1

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı