Hoşgeldiniz; Bugün 24 Mayıs 2017 Çarşamba
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi|12 Mayıs 2017 Cuma

ABD-PYD: Devlet-Örgüt İlişkisinden Devletten Devlete İlişkiye

Cahit Armağan Dilek tarafından yazıldı.

ABD Başkanı Trump'ın, aslında 2015'te başlamış olan, YPG'ye ağır silahlar dahil askeri yardım verilmesini resmileştiren kararıyla birlikte ABD-PYD ilişkileri ve ABD-Türkiye ilişkileri yeniden gündemde. Ama bu ilişki luanda medyada işlendiği gibi yeni başlayan sıradan bir ilişki değil. Bunun böyle olmadığını ABD-PYD ilişkisinin aylar öncesinde bile adeta devletten-devlete bir ilişkiye dönüştüğünü ortaya koymuş ve tespitlerimizi içeren yazımız TEORİ dergisinin Ekim 2016 sayısında yayımlanmıştı. Gelinen durum itibaiyle bölgemizde dönen dolapları daha iyi kavrayabilmek adına söz konusu yazımızı bir kez de burada yayımlama ihtiyacı duyulmuştur.

İşte Ekim 2016 tarihli o yazımız...

 

Türkiye'de PYD'nin adının kamuoyunda duyulmaya başlaması Ocak 2013'te PKK terör örgütünün İmralı'daki hükümlü lideri Abdullah ÖCALAN'ın, perde arkasından hükümete daha doğrusu Başbakan'a ulaşıp ikna etmesiyle hayata geçirilen Çözüm Süreci ile birlikte oldu. O dönemde Barzani'nin yanında, birden bire Suriye'deki iç savaş nedeniyle Suriye kuzeyinde yeni bir aktör olarak beliren PYD'nin lideri olan Salih Müslim de çözüm sürecinin bir aktörüymüş gibi sunuldu. Türkiye'de bir siyasi aktör kimliğiyle kırmızı halılarda karşılandı, devletin en üst makamlarında muhatap alındı, görüşmeler yapıldı.

PYD'yi kim kurdu, nasıl kuruldu?

İşte burada biraz geri gidelim ve bir süre Çözüm Sürecinde muhatap olan PYD'nin kuruluşuna ve PYD'nin nasıl ortaya çıktığına bakalım. PYD ve yandaşı kaynaklara bakılırsa:

“PYD, Suriye Kürt bölgesi Rojava'da bulunan bir Kürt partisinin ismidir. 2003 yılında Suriyeli Kürtler tarafından kurulmuştur. PYD'nin Kürtçe açılımı Partiya Yekîtiya Demokrat (Demokratik Birlik Partisi). PYD'nin başkanı Salih Müslim'dir.”

Bunlar standart ifadeler. Peki gerçek durum nedir? Bunun cevabını da, Suriye'de IŞİD terör örgütüyle mücadele kapsamında PYD/YPG'nin iki yıl içinde %200 civarında toprak işgal ederek, tüm Suriye kuzeyinde kendilerine ait bir bölge oluşturmaya başladıklarının görülmesi üzerine Türkiye'nin PYD'ye karşı sert tavır alarak ve ABD'yi PYD/YPG'nin bir terör örgütü olduğuna, hatta PKK'nın Suriye kolu olduğuna ikna etmek üzere Türk makamlarınca hazırlanan ve ABD'li yetkililere gönderilen 55 sayfalık bir rapordan öğreniyoruz.

Buna göre; PYD’nin 2003'te bizzat Abdullah Öcalan'ın talimatıyla kurulduğu, PYD'nin nasıl ve ne şekilde kurulması gerektiği gibi konularda avukat görüşmesindeki talimatları da raporda yer aldı. Raporda Öcalan'ın, “İran'da demokratik İslam esprili bir parti, Suriye'de ise demokratik birlik partisi adıyla olabilir. Suriye'nin akılsızlık yapacağını sanmıyorum. Zayıf bir rejim, Beşar'ı da fazla zorlamamak lazım. Suriye Kürtleri bu süreçte motor gücü oynayabilir” dediği ve PYD isminin de bizzat Abdullah Öcalan tarafından belirlendiği anlatıldı.

Öcalan'ın hazırladığı ve dört parçalı büyük bağımsız Kürdistan'ın anayasası olarak düşünülen KCK Sözleşmesinin, terör örgütünün Haziran 2005'deki kurultayında kabul edildiğini biliyoruz. Bu sözleşmedeki maddeler bağlamında, 2007'de KCK-Rojava ile birlikte PYD'nin misyon ve faaliyetlerinin de yeniden revize edildiğini görüyoruz. Bu tarihten itibaren, PYD'nin bir yandan sözde legal zeminde faaliyet yürüten siyasi bir parti izlenimi vermeye çalıştığı, diğer yandan diplomatik alanda organize olduğu ortaya çıkıyor.

ABD'ye verilen söz konusu raporda, 2011'de Suriye'deki iç savaşla birlikte doğan otorite boşluğundan istifade eden KCK-Rojava'nın özerk bir yönetim oluşturmak amacıyla PYD'yi devreye soktuğuna dikkat çekiliyor. PYD'nin, KCK üst yönetiminin talimatıyla hareket ettiği de raporda vurgulanıyor. PYD’nin bu kapsamda, 2011'den itibaren silahlı kanadı YPG (YPJ)'yi oluşturmaya başladığı ve sahaya sürdüğü görülüyor. YPG, PYD'nin silahlı kanadının ismidir. Kürtçe ismi “Yekîneyên Parastina Gel” şeklindedir.Türkçe anlamı ''Halk Savunma Birlikleri''dir. YPJ ise YPG'nin kadın savaşçı birliklerine verilen isimdir. Kürtçe ismi “Yekîneyên Parastina Jin” yani, “Kadın Koruma Birlikleri” anlamına gelmektedir.

ABD raporlarına göre PYD

PYD ve onun kamuoyunda daha çok bilinen silahlı kanadı YPG'nin, KCK yapılanması içindeki yerini gösteren bir tablo yazının sonuda yayımlanmıştır. ABD'nin karar vericileri üzerinde çok etkili olduğu bilinen düşünce kuruluşu CFR'nin yayınladığı bir çalışmanın eki olarak Internet ortamında bulunan ancak Türkiye'de ilk defa bu çalışma ile birlikte sunulan tabloda, PYD ve YPG'nin KCK yapılanması içindeki konumu ve PKK ile bağlantısı net bir şekilde ortaya konulmuştur. Bunun bir CFR yayını olması da Amerikan siyasetinin görüşünü de yansıtması, bugünlerde yoğunlaşıp müttefikliğe dönüşen ABD-PYD ilişkilerini anlama bağlamında önemlidir.

CFR çalışmasındaki başka tabloda PYD'nin Ortadoğu'daki "Kürt siyasi hareketlerinden biri" olarak sunulması, ABD'nin PYD'yi nasıl gördüğünü ortaya koyması açısından yine önemlidir. Bunların yanında, ABD'nin PYD'yi nasıl gördüğüne ilişkin olarak bazı resmi Amerikan dokümanlarında da ilginç bilgiler var. Örneğin ABD'nin her yıl yayımladığı terörizm raporunda…

ABD hükümetinin terörle ilgili elde ettiği tüm istihbaratı bir araya getiren ve analiz eden, ana kuruluşu Ulusal Terörle Mücadele Merkezi’nin (NCTC) internet sitesinde bulunan “terör grupları” başlığı altında PKK örgütü hakkındaki bilgiler Kongra-Gel (KGK) başlığında veriliyor. İşte burada, 2013 yılındaki raporda PKK ile ilgili bölümün son kısmında ise, KGK’nın Suriye’nin kuzeyinde varlığını artırdığı belirtiliyor ve PYD, “KGK’nın Suriye kolu” olarak tanımlanıyordu. Bu bölümde şu ifade bulunuyordu:

“Kuzey Irak’taki kalesine ek olarak, KGK’nın Suriye kolu olan Demokratik Birlik Partisi (PYD) Suriye’nin kuzeyinde Türkiye sınırı boyunca Kürt bölgelerinde kontrol sağlayarak varlığını artırdı, bu da Türkiye’ye yönelik tehdidin yükselmesi ve sınır boyunca gerilimin artmasına dair endişeleri doğurdu.”

2013 yılında yayımlanan belgede ve kuruluşun internet sitesinde PYD’nin KGK’nın Suriye kolu olduğuna ilişkin ifade yer alırken, 2014 ile 2015 yıllarına ait belgelerde bu ifade bulunmuyor. 2015’teki Terörle Mücadele Yıllığı’nın indeks kısmında PYD’nin isminin 124’üncü sayfada yer aldığı belirtilmesine rağmen, bu sayfaya bakıldığında PYD ile ilgili bir ifadeye rastlanmıyor.

PYD'yi ABD için vazgeçilmez yapan gelişmeler

İşte ABD'yi bu değişikliği yapmaya zorlayan husus ise Suriye'deki gelişmeler oluyor. Çünkü IŞİD tehdidiyle birlikte sahada işin rengi değişmeye başlamıştı. Suriye'de de IŞİD'e karşı bir cephe açılacağı aşikardı. ABD'nin Irak'ta kullanabileceği yerel unsurlar vardı, Bağdat hükümeti resmen yardım çağrısında bulunmuştu ama Suriye'de böyle bir durum söz konusu değildi. En azından kamuoyu öyle biliyor. Ama aşağıdaki açıklamalar gösterecek ki Suriye'de kullanabileceği tek yerel güç PYD ve onun silahlı kanadı YPG/YPJ için yılar öncesinden başlayan bir hazırlık vardır.

Çünkü PKK ve PYD, Suriye'deki iç savaşın kendilerine yaratacağı fırsatı daha önceden gördüğünü, Suriye iç savaşının PKK'nın hükümlü lideri Öcalan'ın KCK sözleşmesinde bahsettiği dört parçadan biri olan Batı Kürdistan'ın (onlara göre Rojava) oluşturulması için silahlı güce ihtiyaç duyacaklarını tespit etmişlerdi. İşte yukarıda konuyu Çözüm Süreci bağlamında ele almamızın nedeni de bu.

2012 Sonbaharı’nda Türkiye'de PKK ile yoğun bir terörle mücadele sürdürülürken Kandil'deki elebaşlarından M. Karayılan tarafından yapılan bir açıklamada, Suriyeli Kürtlerin bugünleri görerek 2011'den hatta öncesinden silahlanmaya başladıkları kendi yapılarını oluşturarak mücadeleye başladıkları, şimdi Kandil'in de Suriyeli Kürtlere yardım edeceği söyleniyordu. Nitekim,  2013 başında başlayan Çözüm Sürecinin yani onlara göre çatışmasızlık sürecinin de, Türkiye'deki teröristlerin de (raporlara göre en az 2000'i silahlı PKK'lı terörist olmak üzere, 8.500 PKK'lı Türkiye'den Suriye kuzeyine geçti) Suriye'de PYD/YPG saflarında savaşmak üzere kullanıldığı ortaya çıktı.

PYD'nin merkezi Kamışlı'dadır. Ancak PYD, Suriye'de iç savaşın başladığı 2011 yılından itibaren, Kürt nüfusun Suriye kuzeyinde en yoğun olduğu Afrin, Ayn el-Arap ve Haseke bölgelerinde örgütlenmeye ağırlık vermiştir. 2011'de, Suriye'deki iç savaşın yarattığı ortamda iktidarını sürdürmeyi öncelikli hedef olarak belirleyen Şam yönetimi, Suriye kuzeyini adeta PKK/PYD'ye devretmiştir.  Nitekim Esad rejimi ilk etapta, geçmişte tutuklayıp serbest bıraktığı ve ülkeye girişini yasakladığı PYD lideri Salih Müslim’i Suriye’ye davet etmiş, görüşmeler yapmış, hapishanelerdeki PYD'lileri serbest bırakmış, PKK/PYD'nin Suriye kuzeyindeki varlığını desteklemiş, örgütün PYD yapılanması çerçevesinde ülkedeki siyasi ve silahlı faaliyetlerine göz yummuştur. Esad yönetimi bütün bunları hem mecburiyetten hem de kendisine karşı oluşumları destekleyen Türk hükümetine cevap olarak yapmıştır.

Tabi Şam yönetimiyle PYD arasındaki ilişkilerin gelişmesinde asıl aktörün Öcalan olduğunu görüyoruz. Nitekim KCK soruşturması kapsamında, 2012 yılında hazırlanan ikinci iddianamede PYD ile ilgili bilgilere de yer verilmişti. İddianamede, Öcalan’ın Nisan 2011’de avukatları aracılığıyla Esad'a bir işbirliği mektubu gönderdiği, mektupta PYD’ye ülkenin kuzeyinde sağlanacak idari yetkiler karşılığında, örgütün rejimi destekleyeceğinin ifade edildiği bilgisi yer alıyordu. Hem PYD'nin kurulmasını hem de PYD'nin Şam yönetimiyle Türkiye aleyhine bir işbirliğine yönelmesini sağlayan kişi Öcalan'dır ve bu projenin sahibidir. Öcalan bütün bunları yaparken Türkiye'nin kontrolünde bir hapishanede hükümlüdür, her türlü iletişimi denetime tabidir. Dolayısıyla Türkiye'nin kendi aleyhine gelişmelere izin vermesi anlaşılır değildir.

ABD-Öcalan-PYD üçgeni

Bu konu doğrudan ABD-PYD ilişkisiyle bağlantılı değil gibi gözükse de aslında doğrudan bir bağlantı vardır. O da Öcalan'ın 1999 yılında Türkiye'ye bir ABD operasyonuyla teslim edilmiş olmasıdır. Çünkü, Öcalan Türkiye'ye belli şartlar altında teslim edilmiştir. ABD'nin Ankara Büyükelçisi Ricardione Mayıs 2011'de bir televizyon programında yaptığı açıklamada, Öcalan'ın Türkiye'ye teslim şartlarını şu şekilde açıklamıştır: Öcalan'ın yolda ölmemesi, doğru bir dava görmesi, idam edilmemesi ve Kürt sorununun siyasi olarak çözülmesi. İşte bu açıklamadaki Kürt sorunu ifadesi önemli bir ifadedir ve Türkiye'deki açılım politikaları, çözüm süreci ve PKK'nın talep ettiği büyük Kürdistan içinde kalan Suriye kuzeyi ile de bağlantılıdır.

Bu anlamda 1999'a kadar terörle sonuç alamayan PKK terör örgütünün arkasındaki asıl güçler, bu sefer terörün siyasallaştırılması yolunu seçmişler, Öcalan'ı da bu işi yürütecek aktör olarak, bir Truva atı gibi Türkiye'ye teslim etmişlerdir. Truva atı Öcalan 2003'te Irak'ın işgali sürecini bir işaret fişeği gibi görmüş, yaratılan ortamdan istifadeyle hapishaneden avukatları aracılığıyla hem Kandil hem de Suriye kuzeyindeki hücrelerine talimatlar göndermiş, 2003'te PYD'nin, hem de bizzat adını belirterek kurulmasını sağlamıştır. Bu arada terörle mücadele, ABD'nin de dayatma politikalarıyla Türkiye'de siyasallaşmış, PKK Suriye kolunu kurmuş, uygun zamanın gelmesini (önce iç savaş sonra IŞİD tehdidi) beklemiştir. Böylece Kenya'da başlayan PKK (Öcalan)-ABD ortaklığı, Ayn el Atap'ta PYD/YPG-ABD ortaklığıyla yeni bir safhaya geçmiştir.

PKK; ABD'nin Türkiye'ye yönelik manivelası

Tabi yukarıdaki sonuca nasıl ulaşılabileceğini anlatmak için başka bir konuyu da açıklamak gerekecektir. Bunun için de, daha önce 21.yy Türkiye Enstitüsü web sayfasında yayımladığımız bir çalışmadan bahsetmeliyim. Okuma şansımın olduğu bir ABD gizli belgesindeki tespitlere dayanarak hazırladığım yazıda, ABD'nin Türkiye'ye yönelik politkalarında kullandığı manivelaları ortaya koymuştum. Buna göre, aynen o yazının başlığında da ifade ettiğim gibi, ABD'nin Türkiye'ye yönelik politikalarında dört ana manivela vardı. Bunlar NATO, İncirlik, PKK ve cemaat. Özelikle 2003'ten günümüze Türkiye-ABD ilişkilerine bakıldığında, ABD'nin bu dört manivelayı kullandığını göreceğiz. Bazen ayrı ayrı, bazen birer ikişer devreye sokulan bu manivelaların, özellikle IŞİD tehdidinin ortaya çıkmasıyla birlikte hepsinin birden devreye sokulduğunu görüyoruz. Bu bağlamda, ABD-PYD ilişkisinin PKK manivelası üzerinden devreye sokulduğunu, PKK'nın da "Truva atı olarak Türkiye’ye teslim edilen Öcalan"  üzerinden sağlandığını görmemiz lazım.

ABD-PYD ilişkisini dönüştüren etken: IŞİD

Bu temel yapıyı aklımızda tutarak tekar güncele döndüğümüzde, Suriye kuzeyinde böyle bir oluşum gittikçe güçlenirken, IŞİD'in Haziran 2014'te Musul'u işgaliyle başlayan yeni küresel terörle mücadele kampanyasında ABD, 10 Eylül 2014'te IŞİD stratejisini yayımladı. Peşinden Suriye'deki IŞİD hedeflerini de havadan vurmaya başladı. 2015 Haziran ayına kadar ABD liderliğinde IŞİD ile mücadele için oluşturulmuş koalisyonun, Suriye’de gerçekleştirdiği 1.774 hava saldırısının 1.200’ünün DAİŞ ile YPG’nin çatıştığı bölgelerde olduğu görülmektedir. Bunun 943'ü de Ayn el-Arap’ta (Kobani) gerçekleşmiş.

Bu rakamlar şunu gösteriyor. Aslında ABD'nin IŞİD stratejisinin açıklanıp uygulamaya geçirilmesiyle birlikte, Suriye'de ABD ile PYD/YPG arasında operasyonel işbirliği de başlamıştır. Peki, ABD bunu tek başına, her şeye ve herkese rağmen mi yapmıştır? Tabi ki hayır. Eylül 2014 sonlarında, aslında askeri anlamda hiç de önemli olmayan Ayn el-Arap'taki yoğun IŞİD saldırısına karşı PYD'nin yardım çağrıları uluslararası alanda karşılık bulmuş ve ABD liderliğindeki koalisyon, Suriye'deki bütün operasyonel ağırlığını yukarıdaki rakamlardan da anlaşılacağı üzere bu noktaya yöneltmiştir.

ABD'nin PYD/YPG'ye desteği sadece hava saldırılarıyla sınırlı kalmamış, Ekim 2014'te YPG’ye havadan silah/mühimmat yardımı da yapmıştır. Ayrıca, Türkiye’nin Barzani yönetimine bağlı Peşmerge güçlerine koridor açmasıyla (29 Ekim 2014), Ayn el-Arap’a karadan da askeri destek ulaşmasını sağlamıştır. ABD bunu yaparken Türk hükümetinin olurunu da almıştır. Bugünden bakıldığında, bugün ABD ile PYD arasında müttefiklik seviyesine ulaşan işbirliğinin Türkiye'nin sağladığı ortamla gerçekleştiğini, bu bağlamda günümüzde aslında ABD'ye karşı söylemlerinin daha da etkili olmamasının temelinde de, o günlerde verilen hatalı kararların olduğunu görmemiz lazım. ABD'nin bunu yaparken, Türk hükümetini uzun vadeli değil günlük kararlar almaya zorlayacak durumlar yarattığını, Türkiye'yi oldu-bittilerle bırakacak taktikler kullandığını da görmeliyiz, hükümet de kavramalıdır.

ABD'nin ya Türkiye ya PYD seçimi ve SDG maske örgütü

Çünkü bu oldu-bittiler, PYD/YPG'nin ABD'nin Suriye'deki tek güvenilir yerel kara gücü olmasının önünü açtı. Ayn el-Arap'ta başlayan temas, önce Tel Abyad sonra Menbic'te ABD-PYD/YPG ortaklığının hatta müttefikliğininin önünü açmış, ABD'nin tercihini NATO müttefiki Türkiye yerine PYD/YPG lehinde yapmasına neden olmuştur.

Nitekim PYD/YPG'den vazgeçmeyen ABD bu tercihini değiştirmemiş, YPG'yi koruması, kollaması, varlığını sürdürmesi bağlamında Türkiye ile diplomatik ilişkilerini zorlayan sorunlar yaratacak yollara başvurmuştur. Haziran 2015'te Tel Abyad'ın da PYD/YPG kontrolüne geçip, Cizire ve Kobani kantonlarının birleşmesinden sonra PYD/YPG adıyla açıkça devam edemeyeceğini, en azından bunu Türk kamuoyuna anlatamayacağını gören ABD, bir maskeleme işine yani bir algı operasyonuna girişmiştir. Aslında YPG’nin komuta kontrolünü yaptığı, yüzde 85 insan gücünü oluşturduğu bir tabela örgüt kurmuştur.

11 Ekim 2015 tarihinde kuruluşu ilan edilen “Suriye Demokratik Güçleri” (SDG) isminde, sözde tüm yerel güçleri içeren bir askeri ittifak olduğu kamuoyuna ilan edilmiştir. Nitekim bu ad altında, önce Aralık 2015'te Tışrin Barajı üzerinden Türkiye'nin kırmızı çizgimiz dediği Fırat'ın batısına geçilmiş, Haziran-Ağustos 2016'da da Menbic operasyonu yapılmıştır. Menbic operasyonu ABD-PYD ittifakının ulaştığı yeni zirve olmuştur. Şimdi önümüzde Rakka operasyonu var. Türkiye, PYD/YPG'nin Rakka operasyonuna katılmasına karşıyız açıklaması yapmasına rağmen ABD tavrından geri adım atmayınca, PYD/YPG'nin katılacağı Rakka operasyonuna biz katılmayız diyerek Rakka'da da ABD-PYD işbirliğinin önünü açmak zorunda kalmıştır.

ABD askerleri PYD/YPG'lilerle aynı cephede

ABD aynı Menbic için söyledikleri gibi Rakka operasyonu için de, operasyondan sonra PYD/YPG orada kalamaz demektedir. O zaman da ortaya şu sorular çıkmaktadır: Madem IŞİD'ten kurtardığı Menbic ve şimdi Rakka gibi yerlerde PYD/YPG kalmayacak, o zaman PYD/YPG ne karşılığında bu operasyonlara katılıyor? Hayatları pahasına bir operasyona, hiçbir çıkarı olamayacak PYD/YPG neden katılsın? Bunların cevabı da muhtemelen, PYD lideri Salih Müslim'in, ABD ile Suriye Demokratik Güçleri (tabi ki PYD) arasında bir operasyonel anlaşma var, açıklamasında gizli. PYD'nin, (KCK sözleşmesinde belirtilen hedefler doğrultusunda) Suriye kuzeyinde kendi bölge yönetimine sahip olması, bu anlaşmanın ödülü olacaktır.

ABD-PYD askeri ilişkilerinin derinleşmesine yol açan bir gelişme de, Rusya'nın askeri olarak Suriye'ye müdahale etmesiyle olmuştur. Rusya’nın 30 Eylül 2015’te fiilen, aktif bir şekilde Suriye savaşına dahil olması ABD’nin, Suriye'de yeni adımlar atmasına yol açmıştır. Nitekim ABD yönetimi, ABD özel kuvvetlerini SDG (YPG)'ye askeri danışmanlık için Suriye'ye göndermiştir. Bugün itibariyle resmi rakamlara göre 400 Amerikan askerinin Suriye'de olduğu  bilinmektedir. İfade edilen gayri resmi rakamlar ise bunun çok üstündedir. Böylece artık Amerikan askeri ve PKK/YPG'liler aynı safta, yanyana savaşır seviyede yakın, derin işbirliğine de girmiş oluyor.

ABD'den PYD'ye siyasi tanıma

Sadece askeri operasyonlarla PYD'ye böyle bir ödül verilemeyeceğini düşünenleri haklı çıkaracak bir gelişme de siyasi alanda gelişmektedir. Ayn el-Arap'ta başlayan ABD-PYD askeri ittifakı, 30 Ocak 2016'da, siyasi seviyede de tescil edilmiştir. O tarihte, Obama’nın IŞİD'le Mücadele Özel Temsilcisi Brett McGurk Ayn el Arap’a giderek PYD/YPG temsilcileriyle görüşmüş, şilt alışverişinde bulunmuştur. Türkiye'nin tam da, ya Türkiye ya PYD çıkışları yaptığı günlere denk gelen, Başkan Obama adına yapılmış bu ziyaret aslında ABD'nin, PYD'yi siyasi olarak tanıdığını göstermesinden başka bir şey değildir. Bu haliyle ABD-PYD ilişkisi, ABD-Barzani ilişkisinden hiç de farklı bir statüde değildi. Askeri işbirliğinden ve siyasi tanımadan sonra, artık PYD/YPG'nin ABD'nin planları çerçevesinde hareket etmesi ve karşılığında da beklediği ödülü alması hiç de zor olmayacaktır.

Sonuç

Bütün bunlar şunu göstermektedir. ABD-PYD ilişkisi aslında Eylül 2014'te Ayn el-Arap'ta başlayan bir ilişki değildir. Temelleri, PKK'nın hükümlü lideri Öcalan'ın 1999'da Türkiye'ye teslim edilmesi sürecinde dikte edilen şartların yerine getirilmesi sürecinde hayat bulan ve 2003 Irak'ın işgali, 2011 Suriye iç savaşı, Haziran 2014 Musul'un IŞİD tarfından işgali, Ocak 2013'te başlayan Çözüm Süreci ile şekillenen bir ilişkidir. 1999'da Öcalan'ı teslim ederek PKK ile mücadelede, onların deyimiyle Kürt sorununun çözümünde insiyatif sahibi olan ABD, o zamandan bu yana da Suriye kuzeyindeki oluşumlar ile ve Eylül 2014'ten itibaren de fiilen PYD ile ilişki halindedir. Bu ilişki askeri alanda başlayıp, siyasi alanda taçlandırılmıştır. Mevcut haliyle bugünkü ABD-PYD ilişkisi, bir devletin bir örgütle ilişkisini çoktan aşmış, deletten devlete ilişki hüviyetine bürünmüştür. Bu ilişki sonlandırılamadığı takdirde  Suriye kuzeyinde PKK devletçiğinin oluşması da kaçınılmaz olacaktır.

Bu yazı 1869 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı