Hoşgeldiniz; Bugün 22 Temmuz 2017 Cumartesi
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi|31 Mart 2017 Cuma

Tillerson'ın ziyareti; ABD ve Türkiye karşı cephelerdeki iki müttefik!

Cahit Armağan Dilek tarafından yazıldı.

ABD Dışişleri Bakanı Tillerson'ın ziyaretinden bir gün önce yazdığım yazıda ziyareti "yasak savma, gönül alma, işbirliği yapılıyor-görüşüyoruz algısı yaratmaya yönelik bir ziyaretten öteye geçmeyecektir" diye beklentimi ifade etmiştim. Sonuç beni yanıltmadı diye düşünüyorum. İşte nedenleri...

ABD DIŞİŞLERİ BAKANININ MUHATABI T.C. CUMHURBAŞKANI MI?

Tillerson'ın görüşmeleri ve Dışişleri Bakanı ile yaptığı basın toplantısındaki tavrı ve cevapları da bunun böyle olduğunu net olarak ortaya koydu. Toplantıdaki davranışları "bitse de gitsek" görüntüsündeydi. Belki de bunun nedeni niye Türk Dışişleri Bakanı ile ortak basın toplantısı yapmak zorunda kaldığından olabilir. Çünkü Tillerson'ın Türkiye ziyaretini duyuran ABD Dışişleri bakanlığı duyurusuna bakıldığında (emekli büyükelçi Tugay Uluçevik'in soyledik.com'daki yazısında çok güzel ortaya koyduğu gibi) muhatabı Cumhurbaşkanı Erdoğan gözüküyor. Duyuruda Tillerson'ın Türkiye'de Cumhurbaşkanı Erdoğan ve üst düzey Türk yetkililerle görüşeceği ifade ediliyor. Diplomatik teamüllere aykırı bu açıklama ABD'nin Türkiye'yi hangi seviyede gördüklerinin bir tezahürü olduğu da çok açık. Hal böyle olunca da basın toplantısında sorulara uzaktan yakından ilgisi olmayan cevaplar vermesi durumuyla karşılaşmak çok da sürpriz olmadı.

DOSTUM TILLERSON, BAKAN ÇAVUŞOĞLU

Basın toplantısında Dışişleri Bakanı sürekli "dostum dostum dostum" diye hitap ederken Tillerson ise Bakan Çavuşoğlu diye referans verdi. Bu durum bile ilişkilerdeki dengesizliği uyumsuzluğu, Türk tarafının ise muhataplarıyla yakın ilişkileri varmış gibi algı yaratma ihtiyaç içinde olduğunu gösteriyor.   

PKK/YPG/PYD'yi AĞZINA ALMADI

Israrlı sorulara rağmen Çavuşoğlu'nun dostum dediği Tillerson PKK/YPG/PYD'yi ağzına almadı, terör örgütüne yönelik en ufak bir söylemde bulunmadı. Suriye'de asıl sorunun IŞİD'le mücadele bağlamında yapılması gerekenler ve alınması gereken kararlar olduğunu söyleyip durdu. Yani şimdiki pozisyonları olan YPG ile ortaklıktan vazgeçmelerinin zor olduğunu ima etti. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ise PKK/YPG ile ABD işbirliğindeki rahatsızlığını ifade etti ama o kadar. Muhtemelen görüşme masasında da benzer bir durum oldu. Türk tarafı şikayetini dile getirdi. Amerikan tarafı her zaman yaptığı en iyi şeyi yaptı; Not aldı ve bu konuyu Vaşington'a götüreceğiz dedi, yani kulak arkası etti.

TÜRKİYE CARİ KONULARIN ABD UZUN VADELİ KONULARIN PEŞİNDE

Yapılan açıklamalar gösteriyor ki Türkiye sonuç alamayacağını bildiği ve muhataplarının yetki/sorumluluğunda olmayan cari konular diyebileceğimiz konuları takip ediyor. Bunların başında da FETÖ liderinin iadesi ve Halkbank ile ilgili gelişmeler vardı. Bir de YPG/PKK şikayeti konusu var. ABD tarafı ise bizzat Tillerson'un ağzından söylediği gibi Türkiye'nin gündeminden çok farklı bir düzlemde. Buna göre ABD'in Türkiye ile ilişkilerindeki üç konu şunlar: IŞİD, ekonomik ilişkileri geliştirmek ve bölgedeki istikrar. Bunların yanında ABD Türkiye ile ortak bir hedefleri olduğunu da söyledi; İran'ın bölgede karışıklık çıkarma potansiyelini azaltmak. Böylece Türkiye'yi İran'ın karşısına yerleştirdiler. Peki bu Türkiye'nin lehine mi? Türkiye de böyle mi düşünüyor? Komşumuz olan İran ile karşı karşıya gelmek Türkiye'nin çıkarına mı? Suriye/Esad örneğinden yeterince ders almadık mı?

ABD VE TÜRKİYE'NİN ÖNCELİKLERİ FARKLI VE ÇATIŞIYOR

ABD tarafı Türkiye ile ilişkilerini ve ortaklıklarını NATO müttefikliği ve IŞİD karşıtı koalisyon ortaklığına atıf yaparak tanımlıyor. Türk tarafı stratejik ortak, dostum dese de karşılık bulamıyor. Bu bağlamda şuanda en kritik alan Suriye ve Irak bölgesi. ABD burada IŞİD'i tek hedef olarak görürken Türkiye IŞİD yanında PKK/YPG'yi öncelikli hedef olarak ortaya koyuyor. Ama Türkiye'nin hedef seçtiği PKK/YPG ile ABD Suriye'de ve hatta Irak'ta ortaklık halinde. Türkiye ne zaman PKK/YPG konusunu dile getirse ABD tarafı IŞİD'i odaklanma zamanı deyip konuyu geçiştiriyor. Konuyu geçiştirirken de Türkiye'nin PKK/YPG'ye yönelik muhtemel bir operasyonunu da IŞİD'le mücadeleye tehdit gördüğünü söylemekten çekinmediği gibi Türkiye'nin önüne tampon oluşturmaktan da geri kalmıyor. Bu haliyle Türkiye ve ABD iki müttefik olmasına rağmen karşı cephelerde yer aldığı da apaçık ortaya çıkıyor... 

SURİYE'DE GÜVENLİ BÖLGELER/İSTİKRAR ALANLARI OLUŞTURMA

Tillerson basın toplantısında farklı bir konuyu da gündeme getirdi. Bunu da Suriye'deistikrar alanları yaratma ve bölgelerin nasıl güvene alınabileceğine ilişkin seçenekler olarak dillendirdi. Amerikalı yetkililerin önceki değişik açıklamalarını da dikkate aldığımızda Tillerson'ın bahsettiği istikrarlı alan ya da güvenli bölgeden kastının Türkiye'nin Fırat Kalkanı bölgesinde oluşturmak istediği güvenli bölgeden farklı bir kavram olduğunu biliyoruz. ABD'nin bu konu kapsamında Türkiye'ye yönelik tehdit oluşturabilecek farklı bir konsepti uygulamaya geçirme hazırlığında olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye'ye yeni bir tuzağa dönüşebilecek bu konuyu bir sonraki yazımızda ayrıca ele alacağız.

ESAD'LA DEVAM, İRAN YENİDEN DÜŞMAN

Türk hükümeti sahanın askeri ve politik gerçekleri Esad ile ilişki kurulması ve işbirliği yapılmasını zorunlu kılmasına rağmen halen sert tutumunu sürdürürken ABD'nin ESAD gibi bir sorunu olmadığını anlıyoruz. Tillerson Esad'ın geleceğine Suriye halkı karar verecek diyerek bunu net bir biçimde ortaya koydu ve bu konuda beraber politika izlediği Türkiye'yi de yalnız bırakmış oldu. Dolayısıyla Tillerson'ın verdiği en somut mesaj da bu oldu. ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Nikki Haley de aynı gün "Suriye'de Esad’ın görevden ayrılması artık önceliğimiz değil"  açıklamasıyla ABD'nin bu politikasını netleştirdi. Aslında Obama yönetimi de son aylarında bu görüş değişikliğini benimsemişti ama uygulanması Trump yönetimine kaldı. ABD Esad'ı kabullenirken Esad'ın en önemli destekçilerinden İran'ı tehdit/düşman listesinin başına koydu.  Tillerson'ın İran'ın bölgede karışıklık çıkarma potansiyelini azaltmak Türkiye ve ABD'nin ortak hedefi sözleri de aslında Türkiye'ye dış politikasında izlemek zorunda bırakılan bir emrivaki olmuştur. Türkiye adına düşman listesine İran'ı da eklemişlerdir. Hükümetin İran'a yönelik sert açıklamaları olduğunu biliyoruz ama yine de İran'a karşı tutumumuzun ne olduğunu Amerikalı bakandan duymak hiç de doğru olmamıştır.

GELMESE DE OLURDU

Bir basın toplantısının yansımalarından ortaya çıkan bu kısa değerlendirme bile yazının başında söylediğim tespiti doğrular niteliktedir. Dışişleri Bakanının PKK/YPG, FETÖ, Halkbank bağlamındaki eleştirilerini ve şikayetlerini karşısında açıklama yapmak ya da cevap vermek yerine Amerikalıların her zaman yaptıklarını yani not alıp Vaşington'a götüreceğiz dediklerini tahmin etmek zor olmayacaktır. İkili ilişkileri ve ortaklığı geliştirmek, özellikle Suriye bağlamındaki anlaşmazlıkları gidermek maksadıyla gerçekleştirilen bu ziyaret Amerikan cephesinde hiçbir değişiklik olmadığını, ABD'nin bildiğini okumaya devam edeceğini göstermiş, tarafların tutumunda köklü bir değişiklik olmayacağını ortaya koymuştur. Bu haliyle Tillerson için Türkiye açısından "gelmese de olurdu" dersek çok da abartmış olmayız. Ama özellikle içi boş da olsa, somut bir sonuç üretmeyecek de olsa ABD ile Türkiye arasında müttefiklik ve ortalık olduğu algısı yaratma bağlamında az da olsa ABD lehinde bir durum yaratmıştır.

Bütün bunların anlamı ise ABD ve Türkiye'nin her ne kadar aynı ittifak ve ortaklıklar içinde olsalar da karşı cephede duran müttefikler olduğu gerçeğidir.

Bu yazı 1294 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı