Hoşgeldiniz; Bugün 23 Haziran 2017 Cuma
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi|11 Mart 2017 Cumartesi

Güvensizlik Unsuru-3: Darbeler ve Arka Planı (Osmanlı Dönemi)

Ergun Mengi tarafından yazıldı.

Darbeler zaman zaman devlete ve daha çoğunluklu olarak Hükümete karşı yapılmıştır. Devlet’e karşı başlayan güvensizlikler belli bir seviyeyi aştığı zaman darbeler, isyanlar baş göstermektedir. Peki, insanlar neye isyan etmekte; neyi kabul edememektedir?

İnsan tek başına iken çok masumdur, ama iki kişi bir araya geldiğinde; koordine, işbirliği, paylaşım yapmak gerekir. Bazen çekişme başlar, egemenlik duyguları ön plana çıkar. Dört beş kişilik aile olunca, bahse konu çekişmeler artar ve zorluklar başlar ve Aile Reisine ihtiyaç duyulur. Evler çoğalıp köy olunca Muhtara, köyler şehir haline gelince Valiye, şehirler birleşip büyüyünce de Devlet’e ihtiyaç duyulur.  Bu toplumsal büyüme bir gerekliliktir. Çünkü insan yeme-içme, barınma ve giyinme gibi temel ihtiyaçları kapsamında yalnız yaşayamaz. Güvenlik öncelikle temel ihtiyaç olmamasına rağmen, insanın üretim hatası, açgözlülük-kıskançlık, acı çektirme, inatçılık, kibirlilik-kendini beğenmişlik ve sabırsızlıktır gibi özelliklerinden[1] dolayı, insanların güvenlik ihtiyacı öne çıkmış ve devlet birinci öncelikle bu ihtiyacı karşılamak üzere sorumluluk almıştır. Devlet konusunda Platon “birlikte yaşama zorunluluğundan doğmuştur”;  Aristoteles “doğal bir oluşumdur”; Hobbes “herkesin, herkese karşı savaşını sona erdirmek için ortaya çıkmıştır”; Cicereo ”hukukun sonucu olarak ortaya çıkmıştır” şeklinde tanımlamalarda bulunmuşlardır. Thomas Hobbes, devleti Leviathan isimli bir canavarına benzetmiştir. Weber ise “devletin meşru şiddet kullanma aracı olduğunu” söylemiştir.

Devletin olabilmesi için; nüfusu, vatan/toprak ve egemenlik unsurları bir araya gelmelidir. Jean-Jacques Rousseau nüfus ile devlet arasındaki bağlantıyı Toplum Sözleşmesi olarak tanımlamıştır[2]. Devlet, Toplum Sözleşmesiyle adaleti, eğitimi, ekonomiyi, güvenliği nasıl idare edeceğini ortaya koyar (toplum sözleşmesi-social contract), halk bu sözleşmeyi kabul eder ve toplumun bu sözleşmeye göre yönetilmesi için devletin egemenliğini kabul eder[3]. Diğer taraftan Hükümet-Devlet kavramları ara sıra karışmaktadır. Devlet, Anayasaya göre kurulmuş kurumların bütünüdür. Hükümet ise bu bütünü, anayasa ve kanunlara göre idare eden yönetimdir.  Devlet, devamlı ve süreklidir. Hükümet ise geçicidir. Devlet, ortak iyiyi ve genel iradeyi temsil etmeye çalışır. Hükümet ise belli ideolojileri temsil eder.  Hükümet devleti Toplum Sözleşmesine esas olan programı[4] kapsamında idare etmektedir[5].  Hükümet veya devletin işleyişinden memnun olmayan halk/ anasal diğer kurumlar zaman zaman devlete karşı darbeler icra etmişlerdir.

Darbe, askerin (az da olsa sivil kişi/kurumları) makam koltuk hırsı ile yapılmaz. Bugüne kadar yapılan darbelere bakıldığında, darbelerin tamamı ülkede yönetim sistemini değiştirmiştir. Darbeler genelde yaptırılır. Darbeler, yeni bir düzen getirir, yeni bir sistem kurar. Darbeciler genelde kısa sürede demokrasiye geçse de, demokrasinin nimetlerinden faydalanarak diktatörlüğe[6] giden darbeler de bulunmaktadır. Her darbe, kendi siyasetçisini, bürokratını, gazetecisini yaratır[7].

Bu yazıda, darbe öncesi ve sonrası özet olarak yazılmış, darbeden kimlerin kazançlı çıktığı ve arka planının değerlendirmesi okuyuculara bırakılmıştır.

 

Osmanlı İmparatorluğundaDarbeler ve Arka Planı

Osmanlı İmparatorluğu dönemi maalesef darbeler tarihi bakımından zengin bir geçmişe sahiptir. Osmanlıda, darbeler ağırlıklı olarak yeniliklere açık olmayan ve aydınlanma felsefesini yakalayamayan askeri ve dini kurumların, ellerindeki gücü kullanarak Padişahı ve Hükümeti/İdareyi değiştirmeye yönelik başkaldırılardır. Hepsinin sonucunda padişah ve/veya sadrazam ile birlikte yönetim sistemi değişmiştir. Osmanlı dönemindeki darbeler;

II. Osman (Genç)(26 Şubat-1618- 19 Mayıs 1622)

Öncesi:  Padişah ve 95. İslam halifesi olan Genç Osman, yenilikçi bir padişahtı. Tahta çıkınca, idareyi düzenlemiş, kadıların atama yetkilerini şeyhülislamdan almış; saray dışından şeyhülislam Es’ad efendi ve Pertev Paşanın kızlarıyla evlenmiş; Yeniçeri ocağındaki yolsuzlukları ortaya çıkarmış; Hacca gitmeye karar verdiğinde ise, ordu, ulema ve Şeyhülislam karşı çıkmış ve kayınpederi Şeyhülislam Es’ad Efendi “Padişahların hacca gitmesinin uygun olmadığına” dair fetva yayımlamıştır. Hac bahanesiyle, Anadolu’da yeni ordu kuracağı haberleri üzerine yeniçeri ve ulema ayaklanmış ve II. Osman 19 Mayıs 1622'deki yeniçeri isyanıyla tahttan indirilmiştir. Padişah II.Osman’ın askeri darbeyle öldürülmesi Osmanlı tarihindeki bir  ilki oluşturmaktadır.

Sonuç, yenilikler yapılamamış, yolsuzluk, karmaşık döneme devam edilmiştir.

Sultan İbrahim(09 Şubat 1640- 08 Ağustos 1648);

Öncesi: Sultan İbrahim Girit’i fethetmiş olup, son derece sert ve müsrif bir padişahtı. Halkın tepkilerini çeken, savruk harcamaları mücevher işli saltanat kayığı yaptırması isteği ile daha da arttı. Samur ve Amber vergileri adı verilen ek vergiler istenildi ve buna muhalefet edecek olanların cezalandırılacakları duyuruldu. Sadrazam Tezkereci Ahmet Paşa’nın da müsrifliği, yolsuzlukları had safhadaydı. İsyan; 09 Ağustos’ta, Şeyhülislam Abdürrahim Efendininönderliğinde başlamış ve Sultan İbrahim'in tahtan indirilmesi gerektiğine dair fetva yayımlamasıyla. 6,5 yaşında olan IV. Mehmed tahta çıkarılmıştır.

Sonuç: Osmanlı hazinesi tekrar kontrol altına alınmış ve ekonomiye yön verilmeye çalışılmıştır.

IV. Mehmed(08 Ağustos 1648-08 Kasım 1687):

IV Mehmet döneminde II. Viyana Kuşatması yapılmış ancak bu kuşatmanın başarılı olmaması sonucunda; Estergon, Budinve Peşte kaybedilmiş; VenediklilerPreveze, Mora ve Atina’yı ele geçirmişlerdir. Ordu, Mohaç Savaşı’nda da ağır bir yenilgiye uğramıştır.

Darbe, savaşların kaybedilmesi üzerine yağma yapamayan, ganimet ve para kazanamayan yeniçerinin kalkışmasıyla olmuş ve IV. Mehmed askeri darbeyle tahttan indirilmiştir.

II. Mustafa(06 Şubat 1695- 22 Ağustos 1703):

Öncesi: II. Mustafa; kendisinin şeyhülislamlığa yükselttiği hocası Seyyid Feyzullah Efendi’nin terfi, tayin ve azil gibi devlet işlerine müdahale etmesi darbenin görünen sebebidir. Padişahın Edirne’de ikamet etmesi, seferlerin yapılmaması yeniçerileri fakirleştirmiş ve İstanbul esnafının ekonomisinin bozulmasına neden olmuştur.

İsyan,   17 Temmuz 1703'de, yeniçerilerin, medrese talebelerinin ve İstanbul halkının katılımıyla başlamış, yaklaşık 60.000 kişilik bir topluluk Padişahın ikamet ettiği Edirne üzerine yürümüştür. Grup, daha Silivri önlerindeyken, yeni Şeyhülislamın çıkardığı fetva ile II. Mustafa tahttan indirilerek yerine kardeşi III.Ahmet tahta çıkarılmıştır.

Sonuç: İktidar İstanbul’daki sarayına dönmüş; saray, esnafı memnun edecek harcama kalemlerini artırmıştır.

III. Ahmet(22 ağustos 1703- 02 Ekim 1730)

Öncesi: Sultan III. Ahmet, ilerici bir padişahtı ve birçok yenilikler yaptı. Lale Devri adıyla anılan sanat ve edebiyatın yükseldiği bir döneme imza attı. Türk matbaasını kurdurdu. Ancak sefere çıkılmasına olumlu bakmıyordu.Sefere çıkamayan yeniçeri, zaten zamanında ödenmeyen ulufe maaşı ile geçinememekte, sefer ve dolayısıyla kadın ve ganimet istemekteydi. İran seferinden de iyi haberler gelmeyince isyan 28 Eylül günü Patrona (Koramiral) Halil lakaplı eski bir yeniçeritarafından, “şeriat”istekleriyle başlatılmıştır. Padişah, sadrazam dâhil her istenenin kellesini teslim ettiği halde, yerine I.Mahmud tahta çıkarılmıştır[8].

Sonuç: Osmanlı İmparatorluğu, iktidarın durmadan el değiştirmesi ve sarayın da zafiyet göstermesi nedeniyle, ulema ve softalar tarafından kışkırtılan ve dini menfaatlerine araç olarak kullanan kişilerin etkisiyle daha muhafazakâr hale gelmiş, dünyadaki yeniliklere kapılarını yaklaşık 60 yıl daha kapatmıştır.

III. Selim( 07 Nisan 1789- 29 Mayıs 1807)

Öncesi: III. Selim’in ilerici girişimlerinden, yeniçeri memnun değildi. Padişah Nizam-ı Cedid adıyla düzenli orduyu kurdu. Benzer memnuniyetsizliklere sahip Şeyhülislam (Şerifzade Mehmet Ataullah Efendi) ve ulema ayaklanma yönünde fetva yayımladılar. Kabakçı Mustafa önderliğindeki isyancılar, Nizam-ı Cedid ordusu subaylarını ve taraftarı devlet adamlarını hedef aldılar. Hayatta kalanları sözde mahkemelerde yargılayarak idama mahkûm ettiler. Sultan III. Selim asilerin her isteğini yerine getirdi, Nizam-ı Cedid'in kaldırılması hakkında ferman çıkarttı. Buna rağmen, 29 Mayıs 1807’de, Sultan III. Selim'i tahttan indirilip, yerine IV. Mustafa tahta geçirildi.

Sonuç: Osmanlı bunlarla uğraşırken, I.Sanayi Devrimi olarak adlandırılan bu dönemde James Watt, buharla çalışan makineyi icat etmiştir (1763). Amerika çoktan keşfedilmiş, Amiral Cook Yeni Zelanda (1769),  Avusturalya (1770)  ve Antarktika’yı (1772) keşfetmiştir. Osmanlı ise, yenileşme hareketleri tekrar askıya alınmıştır.

IV. Mustafa(29 Mayıs 1807- 28 Temmuz 1808)

Öncesi: İstanbul'dan kaçan eski Nizam-ı Cedid askerleri ve bazı siyasiler Alemdar Mustafa Paşa’ya sığındılar. Laiklik ve yenilikçilik karşıtı gelişmelerden rahatsız olan Alemdar Mustafa Paşa, IV. Mustafa'nın yerine ıslahatçı III. Selim’i tekrartahta çıkarmak için ordusuyla Ruscuk’tan İstanbul’a yürümüş ve 13 Temmuz'da Rumeli feneri kalesinde ikamet eden Kabakçı Mustafa’yı öldürmüştür.

IV. Mustafa, Alemdar'ı vezir yapmak ve geniş yetkilerle donatmak istemesine rağmen, 28 Temmuz 1808 günü Alemdar Mustafa Paşa Rusçuk milis kuvvetlerinden tüfekli Kırcalı askeri ile İstanbul'a girip Babıali'ye, sonra da Topkapı Sarayı'nı baskın yaptı. Direnen Padişah, yerine geçirilmek istenen III. Selim'in ve kardeşi Şehzade Mahmut'un idam edilmelerini emretti. III.Selim hemen öldürüldü ama, II. Mahmut saray çatısına kaçırılarak kurtarıldı ve yeni padişah olarak tahta çıktı.

Sonuç: Yeniliklere karşı olan yobaz takımı ortadan kaldırıldı ve yenilikçi çalışmaların önü açıldı.

II.Mahmut( 28 Temmuz 1808- 01 Temmuz 1839)

Öncesi: Osmanlı’nın ilk anayasası kabul edilebilecek Sened-i İttifak’ı yürürlüğe sokmuştur. Sened-i İttifak ile merkezi iktidarın yetkilerini sınırlayarak, meşrutiyetçiliğe doğru adımlar atmış, fakirlerin korunması ve güvenliğinin sağlanması, zulüm edenlerin cezalandırılması ve aşırı vergilendirmeye gidilmemesi kararlarını almıştır. Kapatılan Nizam-ı Cedit'i, Sekban-i Ceditadıyla tekrar kurmuş, Yeniçeri ocaklarındaki yolsuzlukları ortaya çıkartmıştır. II. Mahmud, diğer taraftan gerçekleştirdiği reformlarla modernleşmenin temellerini atmış, ölümünden dört ay sonra ilan edilen Tanzimat Fermanı'na giden yolu hazırlamıştır. İcraatları nedeniyle, taraftarları “müceddid”[9], muhalifleri ise “gavur padişah” olarak nitelendirilmiştir.

II. Mahmut, Balkan isyanları, Rus baskısı ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa'yla uğraşırken;yeniliklere karşı olan yeniçeriler, 15-18 Kasım1808’de isyan ederek Babıali’yi bastılar. Alemdar Vakası  adı verilen isyanda,  Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa mahzendeki barutları ateşleyerek içeri giren 600 yeniçeriyle beraber kendini havaya uçurmuştur. İsyanın yayılması üzerine, Padişah 18 Kasım 1808'de Sekban-ı Cedid ocağı da kaldırmış ve isyan sona ermiştir.

Aradan geçen 17 yıl sonra, II. Mahmut, 25 Mayıs 1825'te bu sefer Eşkinci Ocağı adı verilen üniformalı nizami ordu kurmuş, ancak bunu hazmedemeyen yeniçeri[1]; ulemayı da yanına alarak padişaha karşı tekrar isyan etmiştir.  II.Mahmut, Sancak-ı Şerif çıkararak halkı yeniçerilere karşı savaşmaya çağırmış (Vakay-ı Hayriye), Aksaray-Etmeydanı’ndaki kanlı çatışmalar sonunda, yeniçeri kışlaları top ateşine tutularak 6.000'den fazla yeniçeri öldürülmüş, 20.000 civarında yeniçeri ve isyana katılan yobaz takımı tutuklanmıştır.

Sonuç: Yenilikçiliğe karşı olan yeniçeri ve ulemanın yaptığı bu darbeler sonrasında ordusu zayıflayan Osmanlı, Ruslarla 8 Eylül 1812 tarihinde Bükreş anlaşmasını yapmak zorunda kalmış ve Besarabya bölgesi Ruslara bırakılmıştır. Yeniçeri ocağından sonra, yeni askeri birliklerin eğitimi, ve savaş kabiliyeti kazanmasının zaman alması, 1827’de Navarin faciasında tüm Osmanlı Donanması yakılmış, bağımsızlık için ayaklanan Yunanlılar 1828’de Kavalalı Mehmet Ali Paşanın desteğiyle durdurulmuştur. Ancak 1829’da Rusların baskısıyla, Osmanlı Yunanistan’ın bağımsızlığını kabul etmiştir. Osmanlı ordusunun zayıflığından istifade eden Fransa, 1830 yılında Cezayir'i işgal etmiştir. 

Şubat 1833’te Amiral Lazarev komutasındaki Rus Donanması İstanbul Boğazında Büyükdere önlerinde demirlemiştir. 15.000 kişilik Rus kuvveti 5 Nisan 1833’te Anadolu yakasında karargah kurmuştur. Ruslar, Osmanlıdan Boğazlarla ilgili birçok imtiyaz koparmış (Hünkar İskelesi Antlaşması-1833), Kütahya’ya kadar ilerleyen Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ya Girit, Şam, Cidde ve Adana vilayetleri verilmiştir. İngiltere ise, Rusların aldığına misilleme olarak birçok ticari kapitülasyonları (Baltalimanı Antlaşması-1838) elde etmiştir.

 

Abdülaziz( 25 Haziran 1861- 30 Mayıs 1876)

Öncesi: Abdülaziz döneminde; Batı'yla iyi ilişkiler kurulmuştur. Tanzimat Fermanı ile Osmanlı'nın girdiği “Batılılaşma süreci” devam ettirilmiştir[1]. Bu dönemde Karadağ sorunu büyümüş, Eflak-Boğdan olayları Birleşik Romanya'nın doğuşunu ve bağımsızlık mücadelesini hızlandırmış, Sırbistan olayları ise Türk askerlerinin Sırbistan'daki kalelerden çekilmesiyle sonuçlanmıştır. Girit’in kaybedilmesine giden yol açılmış, Mısır kaybedilmiş, Bulgar isyanları baş edilemez hale gelmiştir.

Sultan Abdülaziz, devlet teşkilatında köklü reformlar yapmıştır. Yargı bağımsızlığı, yabancılara mülk edinme hakkı, yabancı sermayenin önünün açılması, eyalet sisteminden vilayet sistemine geçiş, eğitim kurumlarının birliği, ilköğretimin mecburi hale getirilmesi gibi reformlar Abdülaziz döneminde yapılmıştır. Osmanlı, Abdülaziz’in son yıllarında, dış borçların ödenemeyecek duruma düşmesiyle borç erteleme kararı (moratoryum-Tenzil-i faiz) almıştır. Abdülaziz’in yenilikçi reformları tutucu kesimi; yabancı sermayenin önünün açılışı, ekonominin çok bozulması, borçların artması ve sarayın müsrif yaşamı da aydın kesimi rahatsız etmiştir.

Devletin iyice zayıflaması, Padişahın zafiyeti ve toprak kayıpları karşısında Fransız İhtilali’nin fitillediği demokrasi, hürriyet, özgürlük fikirleriyle kurulan cemiyetlerin girişimleri sonucunda,  Yeni Osmanlılar Cemiyeti Başkanı Mithat Paşa, Serasker Hüseyin Avni Paşa, Harbiye Mektebi Nazırı Süleyman Paşa ve Şûra-yı Askerî Reisi Redif Paşa, padişahın indirilmesi için yeniŞeyhülislamdan (Hasan Hayrullah Efendi) bir fetva aldılar. 30 Mayıs 1876 günü hareket geçen Harbiye Mektebi öğrencileri, askerler ve Medrese öğrencileri Dolmabahçe Sarayını kuşatmış, Donanma Saray karşısında demirlemiştir. Tahttan indirilen Abdülaziz’in yerine V.Murat geçmiştir.

Sonuç: Osmanlının yeniliklere açılması, demokratik hakların artırılması, sanayiye ağırlık verilmesi, ekonominin yabancı sermayeden kurtarılması, milli ekonomik girişimlerin önünün açılması, anayasanın yapılması ve mutlakıyet rejiminden parlamenter sisteme geçilmesi fikirleri önem kazanmıştır. Diğer önemli bir sonuç da, Abdülaziz dönemi icraatları sadece Osmanlıda değil, halen günümüz Türkiye’sinde de etkili olmaktadır.

V. Murat(30 Mayıs 1876- 31 Ağustos 1876)

Tahttan indirilen Abdülaziz’in kayınbiraderi Çerkes Hasan, 15 Haziran 1876 günü hükümet toplantısını basarak, Serasker Hüseyin Avni Paşa'yı ile Hariciye Nazırı Mehmed Raşid Paşa’yı öldürmüştür. Bu olay üzerine Padişah V.Murat'ın ruhsal durumunun daha da kötüleştiği iddia edilerek Şeyhülislamdan bir fetva daha alınmış ve yerine II. Abdülhamit tahta geçirilmiştir.

II. Abdülhamit(31 Ağustos 1876- 27 Nisan 1909)

Öncesi: II. Abdülhamit, bu gelişmelerin mimarı Mithat Paşayı Sadrazam olarak atamıştır. 1876 yılında Kanunu-i Esasi'yi kabul etmiş, ancak Rusya Savaşını bahane ederek rafa kaldırmıştır. Abdülhamid, Kanun-ı Esasî'nin kendisine tanınan yetkisini kullanarak, daha meclis toplanmadanMithad Paşa’yı sürgüne yollamıştır.Osmanlı Devleti, İstanbul Haliç Tersanelerinde 23 Aralık 1876 tarihinde yapılan Tersane Konferansında alınan ağır kararları reddedince, Rusya 24 Nisan 1877 tarihinde savaş açmıştır.1877-78 Türk-Rus Savaşını (93 Harbi) gerekçe gösteren Abdülhamid Meclis-i Mebusan'ı 18 Şubat 1878'detatil etmiş ve 30 yıl boyunca meclisi bir daha toplantıya çağırmamıştır. Osmanlı, 93 harbinde doğuda Erzurum’a, Trakya’da İstanbul surlarına kadar olan topraklarını kaybetmiştir[1].

Savaş sonu imzalanan Ayastefonos antlaşması çok ağır olduğundan Batılı ülkelerin baskısıyla Berlin’de tekrar yapılan Antlaşmaya göre Sırbistan, Karadağ ve Romanya bağımsız olmuş,  Bulgaristan’a özerklik verilmiştir. Aynı yıl içinde Kıbrıs İngiltere’ye bırakılmış (12 Temmuz 1878), Bosna Hersek ve Yenipazar Avusturya tarafından işgal (28 Ekim 1878) edilmiştir. Fransa, Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu bunalımdan yararlanıp, 12 Mayıs 1881 tarihinde Tunus'u himayesine almıştır. 1854 yılında ödenemeyecek hale gelen borçlarla (II. Abdülhamit devrinde 240 Milyon Altın Liraya ulaşmış) hazine iflas etmiştir. Borçların tasfiyesi için Düyun-u Umumiye (1881-Genel Borçlar İdaresi) kurulmasıyla, Osmanlı hazinesi bilfiil yabancıların eline geçmiştir[1]. (Bugün İstanbul Erkek Lisesi olarak kullanılan Düyun-u Umumiye Binası).

Aynı yıl Teselya’nın Yunanistan; 1882 yılındaMısır’ın, 1884 yılındaSomali’nin, 1899 yılında Kuveyt’in İngiltere tarafından; 1885’deHabeş Eyaletinin İtalya; 1908 yılında Bosna-Hersek’in Avusturya; Batı Trakya’nın bağımsızlığını kazanan Bulgaristan tarafından işgal edilmesi ve 1889’da özerkliğini kazananGirit’in, 1908 yılında Yunanistan'a katılmasıyla, Osmanlı, topraklarının %50’sindan fazlasını bu dönemde kaybetmiştir.

Tahttan indirileceği korkusuyla II.Abdülhamit  geniş kapsamlı bir polis ve istihbarat örgütünü (Yıldız) kurmuştur[1]. Örgütün amacı Abdülhamid'e karşı hazırlanan darbe veya ayaklanma girişimlerini önlemekti. II. Abdülhamid, bu hezeyanlar kapsamında kadın kılığına girmiş düşmanlardan korkarak, 02 Nisan 1892 tarihinde, kadınların çarşaf giymesi yasaklamıştır.[2]

Abdülhamid matbaa ve yayın işlerine önem vermiş ve eğitimin gelişmesinde çok önemli atlımlar yapmış yüzlerce yeni okul açılışı yapmıştır. İlk kız okulları, Mülkiye (Siyasal Bilgiler), hukuk, güzel sanatlar, ticaret, mühendislik, darülmuallimat (Kız Öğretmen Okulu), ziraat, veterinerlik okulları II. Abdülhamid zamanında açılmıştır. Okulların yanı sıra ilk rakı (Tokat’ta) ve Bomonti bira fabrikası açılmıştır.  Ordu'nun Modernleştirilmesi için Almanya ile işbirliği yapılmış ve Von der Goltz Paşa başkanlığında Alman askeri heyeti ile  çalışmalara başlatılmıştır. Donanmanın Abdülaziz’i tahtan indirmede gösterdiği etkiden korkan II. Abdülhamid, donanmayı Haliç’e kapatmıştır.

 
Abdülhamid 1908 yılında Meşrutiyeti ilan etmiştir. Demokrasi, hürriyet, ulus devlet ve milli ekonomi şeklindeki yeni düşünceleri taşıyan İttihat ve Terakki ile bu fikirlere karşı olanlar arasında kutuplaşmalar artmıştır. Bu kutuplaşma ve gerginlikler benzer şekilde orduya da sıçramıştır. Meşrutiyet ilan edilmiş, ancak hükümet ile İttihat ve Terakki Cemiyeti arasındaki çekişmeler siyasi istikrarsızlığa yol açmıştır. Bazı gazetelere baskı uygulanması istikrarsızlığı artırmıştır. Ekim 1908’de “alaylı” ve “mektepli” subaylar tartışmaları ordudaki kutuplaşmayı arttırmıştır. İbadet bahanesiyle talimden kaçanlara, cemiyetin önlem almaya çalışması, orduyu din tartışmalarının içine sokmuştur. Medreselilerin askerlik hizmetinden muaf tutulmasını haksızlık olarak değerlendirenHarbiyeliler, muaflığın devamı için medrese mensuplarının hiç olmazsa basit birokuma-yazma sınavına tabi tutulmalarını istemeleri “Asker – Medreseli” çatışmasını ortaya çıkarmıştır.

İttihat ve Terakki ile çatışan Kamil Paşa hükümetinin 4 Şubat 1909’da güvensizlik oylarıyla düşürülmesinden sonra sadarete getirilen Hüseyin Hilmi Paşa ve İttihat ve Terakki Cemiyeti hükümet olmuştur. Kurumlar içindeki kutuplaşmanın arttığı ortamda, İttihat ve Terakki ile yenilikçi kanada karşı olan grupların baskısıyla; Rumeli'den getirilip Taşkışla’ya yerleştirilen 4. Avcı Taburu erleri ve alaylı subayları, 31 Mart 1325(13 Nisan 1909) tarihinde "şeriat isteriz, padişahım çok yaşa"sözleriyle isyanı başlatmışlardır. Onlara katılan ulema, softa ve medrese öğrencileri,  mektepli subayların dinden çıktıklarını, İttihat ve Terakki’nin dinin ayaklar altına aldığını ifade ederek, İstanbul’u kontrol altına almışlardır. Ayaklanmacılar, Şeyhülislam Ziyaettin Efendi'yi aracı kullanarak. Harbiye Nazırının ve Mahmut Muhtar Paşa’nın görevlerinden alınmasını, eski Harbiye Nazım Paşa’nın yeniden göreve getirilmesini istemişler, meclis binasın işgal ederek Milletvekillerini öldürmüşlerdir. Şurayı-Ümmet ve Tanin basımevlerinin yağma edilmiş, Padişahın isteği ile kabine istifa etmiş, isyancıların istekleriyle Tevfik paşa14 Nisan 1909'da hükümeti kurmuştur.

 

Genel af (Aff-ı Şahâne) ilan edilmesine rağmen, isyancılar zorbalığı devam etmiş, Türk kadınlarının Beyoğlu'na çıkmasına engel olmuş, Frenk gömleği giyen kimseleri tartaklamışlardır. Asâr-ı Şevket Zırhlısı Kaptanı Dz. Bnb. Ali Kabuli Bey'in, kendi erleri tarafından Yıldız Sarayı'na kadar sokaklarda sürüklenip, Abdülhamit'in önünde öldürülmesi, dindar kesim dahil, tüm halkın sabrını taşırmıştır.

On üç gün süren ayaklanma,  softaların propagandaları sonucu dinî bir hal almıştır. Selanik ve Edirne ordularından oluşturulan ve Rumeli halkının gönüllü katıldığı Hareket Ordusu İstanbul’a gelerek isyanı bastırmış ve 27 Nisan 1909’da II. Abdülhamit tahttan indirilip yerine V. Reşat çıkarılmıştır[1].

Sonuç: Dünya ülkeleri sanayi, eğitim atılımları yaparken; din ve devlet işlerinin birbirine karışması sonucu, Osmanlının ilerlemesi, güçlenmesi din ağılıklı bir ayaklanmayla bir kez daha durdurulmuştur. Darbe sonucu idare ilerici İttihat ve Terakki’nin yönetimine geçmiş, yenilikçi, ulus devlet, milli ekonomi, demokrasi fikirleri tekrar ön plana çıkmıştır.

Bab-ı Âli Baskını:(23 Ocak 1913) II. Meşrutiyet sonrasıİttihat ve Terakkihükümetininvaat ettiği eşitlik, kardeşlik ve özgürlük isteklerinin gerçekleşmemesi, halkın İttihat ve Terakki'ye duyulan güvenini sarsmıştı. 1912'ye gelindiğinde Trablusgarp'ta alınan yenilgiler, ardından Balkan ülkelerinde yaşanan karışıklıklar, 18 Ocak 1912'de Sadrazam Sait Paşa'nın istifasıylaİttihat ve Terakki hükümeti son buldu.

Yenilenen seçimleri de çeşitli baskılarla İttihat ve Terakki kazandı. Cemiyetin yeni hükümeti de başarısız olunca, 5 Ağustos 1912'de kabine istifa etti ve henüz üç aylık olanyeni meclis feshedildi. Başlayan Balkan Savaşı üzerine, seçim yapılmadan, Hürriyet ve İtilaf Partisinden Kıbrıslı Kamil Paşa Padişah tarafındansadrazamlığa getirildi. Bu arada ordu Balkan savaşlarında yeniliyor, Trakya ve Ege adaları kaybediliyor, Balkanlardan gelen on binlerce Müslüman mülteci İstanbul’a doluyordu. İşte bu karmaşa içinde, İttihatçıların lideri Enver Paşa, fedaileriyle, Bâb-ı Âli hükümet konağını basmıştır. Harbiye Nazırı Nazım Paşa öldürülmüş ve Sadrazam Kamil Paşa'dan zorla istifa dilekçesi alınmıştır. Padişah bu oldubitti içinde Mahmut Şevket Paşa'yı sadrazam yapan kararı imzalamıştır. Böylece arkasında halk desteği az olan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin tek parti diktatörlüğü başlamıştır.

Sadrazam Mahmut Şevket Paşanın Öldürülmesi:(11 Haziran 1913)

Devlet, hayatta kalma mücadelesi verirken, iktidar kavgası ardı kesilmeden devam etmektedir[1]. İttihat ve Terakkiye karşı olan muhalefet, Mahmut Şevket Paşa’yı hedef seçmiştir. Osmanlı Tarihi’ndeki bu meşhur suikastın gerçek azmettiricileri ve hedefleri bütünüyle ortaya çıkarılamadıysa da “Babıali Baskını”nda öldürülen Harbiye Nazırı Nazım Paşa’nın mensup olduğu “Halaskar Zabitan”ları grubu tarafından intikam ve Prens Sebahattin Bey’i başa geçirmek için düşüncesiyle, 11 Haziran 1913 günü Sadrazam Mahmud Şevket Paşa’ya suikast yapılmış ve öldürülmüştür.

Sonuç: İttihat ve Terakki suikastı bahane ederek muhalefeti iyice sindirmiş ve ülkeyi I.Dünya savaşına sokmuştur.

Değerlendirme: Bu darbelerin ortak özelliği; Padişahların, Şeyhülislam fetvasıyla tahttan indirilmiş olmasıdır. Tek yetkili şeyhülislam ve darbelerin elebaşları yobaz ağırlıklı kişiler olunca; çökme dönemine girmiş Osmanlı İmparatorluğunun Padişah ve hanımlarının şehzadelere isim verirken, Yavuz, Fatih, Osman, Süleyman, Orhan, Beyazıt, Murat gibi isimlerini bırakıp, Şeyhülislam ve softalara şirin gelebilecek, Allahın kulu anlamına gelen Abdülmecit, Abdülaziz, Abdülhamit gibi isimlere yöneldikleri düşünülmektedir.

Avrupalı ülkeler, dinde reform, coğrafi keşifler, ulus devlet kurma, kilisenin etkilerini ortadan kaldıramaya çalışırken,  sanayi devrimi ile atılımlar yaparken, Osmanlı İmparatorluğunda 13 Padişah/Hükümet askeri-dini darbelerle düşürülmüştür. Bu darbeler, ilerlemenin, aydınlanmanın önündeki en büyük engeli oluşturmuştur. Din ve devlet işlerinin birbirine karışması sonucunda yapılan darbeler, Osmanlı İmparatorluğunu çöküşe götüren nedenlerden birisidir. 

Not: “Cumhuriyet Dönemi Darbeler ve Arka Planı” müteakip yazıda yayımlanacaktır.
 
 
[1]Ergun MENGİ, Güvensizlik Unsurları-1; sabırsızlık,07 Şubat 2017,  http://www.21yyte.org/tr/arastirma/politik-sosyal-kulturel-arastirmalar-merkezi/2017/02/07/8575/guvensizlik-unsurlari-1-sabirsizlik, 10 Şubat 2017.

[2][2] Jean- Jacques Rousseau, Toplum Sözleşmesi, Ankara,İş Bankası Kültür Yayımları, 2016.

[3]Jean- Jacques Rousseau, Du contrat social ou Principes du droit politique;  The Social Contract, or Of the Social Contract, or Principles of Political Right , 1762,

[4]Parti programı ile yazılı olarak,  seçim öncesi sözlü olarak verdiği vaatler, ilan ettiği projeler kapsamındaki konular olup, seçimde bu konularda halktan onay almıştır.

[5]Andrew Heywood, Siyaset, Ankara, Adres yayınları, 2015, 16. Baskı, s.128

[6]General Francisco Franco, Darbe ile geçirdiği yönetim sonucu İspanya’yı 36 yıl Diktatörlükle yönetmiştir.

[7]Güce Biat eden, güç karşısında fikir değiştirenler.

[8]25 Kasım'da Divan-ı Hümayun toplantısı hazırlanıp Patrona Halil ve bütün erkanı bu toplantıya çağrıldı. Burada bir gizli toplantı yapılması kararlaştırıldı. Bu gizli toplantıya gelen Patrona, erkanı ve muhafızları ayrı ayrı idam edildiler. İstanbul sıkı bir denetime alındı. Özellikle hamamlarda çalışıp yaşayan Arnavutlar dağıtıldı. 2.000 kişi yakalanıp ya idam edildi ya da Anadolu'ya sürgüne gönderildi. Böylece 25 Kasım'dan hemen sonra Patrona Halil isyanı kalıntıları sona erdirilip I. Mahmud'un gerçek saltanatı başladı.

[9]Her yüzyılda bir gelmesi beklenen dahi lider.

[10]Resim: “Baldırı Çıplak” olarak adlandırılan ve ortalığı haraca kesen Yeniçeri.

[11]Ülke genelinde yeni vilâyetler ilân edildi ve İstanbul Üniversitesi Fransız Eğitim sistemi örnek alınarak tekrar düzenlendi. Doğu Ekspres'in bir durağı olan Sirkeci Garı'nın temelleri Abdülaziz döneminde atılmıştır. Abdülaziz'in 15 senelik hükümdarlığı boyunca yaptığı bazı yenilikler şunlardır; İlk kez posta pulu basıldı (1863). Bank-ı Osmani-i Şahane açıldı (1863). Osmanlı Donanması'na ilk zırhlı savaş gemisi katıldı (1864). Vilayet Nizamnamesi ile yeni idari yapı ve bunun uygulanmasıyla vilayet meclisleri oluşturuldu (1864). Mekteb-i Sanayi (Sanayi Okulu) açıldı (1865). Darülfünûn (İstanbul Üniversitesi) faaliyete geçti (1868). Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) açıldı (1868). Divan-ı Ahkâm-ı Adliye (Yargıtay) kuruldu (1868). Şura-yı Devlet (Danıştay) kuruldu (1868). Mecelle yayınlandı (1869). Darülmuallimat (Kız Öğretmen Okulu) açıldı (1870). Belediyeye bağlı ilk modern İtfaiye teşkilâtı kuruldu (1871). Darüşşafaka açıldı (1873). Mekteb-i Maadin (Maden Mektebi) açıldı (1874).

[12]Resimde Lüleburgaz önlerinde Rus Askerleri görülmektedir.

[13]Ali.D.Ercan, Osmanlı’nın  Meş’um  Mirası, http://avrupabirligigazetesi.com.tr/2017/02/17/osmanlinin-mesum-mirasi/, 12 Şubat 2017.

[14]Yıldız İstihbarat Teşkilatı”, http://www.turkiyeistihbarat.com/yildiz-istihbarat-teskilati/, 25 Şubat 2017.

[15]Şefika Kurnaz, Cumhuriyet Öncesinde Türk Kadını (1839-1923), T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1991. 2. Baskı, s. 33, http://ailetoplum.aile.gov.tr/data/54293dab369dc32358ee2b0f/kutuphane_4_cumhuriyet_oncesinde_turk_kadini.pdf, 27 Şubat 2017.

[16]İstanbul’daki  Abide-i Hürriyet Anıtı; 31 Mart şehitleri için yaptırılmış ve 23 Mayıs 1911 tarihinde açılışı yapılmıştır. Anıt’a 2 subay ve 42 askerin cenazesi yerleştirilmiştir.

[17]Bu her siyasi dönemde bu şekilde olmuştur. Her karışıklıkta bazı siyasiler, durumu kendi yararına fırsata çevirmeye çalışmıştır. 

Bu yazı 1125 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı