Hoşgeldiniz; Bugün 28 Mayıs 2017 Pazar
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi|26 Aralık 2016 Pazartesi

Suriye ve Irak’ın geleceğine Peşmerge ve PKK/YPG’nin “SU” tehdidi

Cahit Armağan Dilek tarafından yazıldı.

Aşağıdaki harita 21 Aralık 2016 günü itibariyle Suriye’deki askeri durumu göstermektedir. Türkiye, Fırat’ın batısında haklı gerekçelerle başlattığı Fırat Kalkanı Harekatıyla El Bab’a kadar geldi, kuşattı ve bitirici hamleyi yapmak üzere. Türkiye El Bab’a yönelik son hamleye hazırlık aşamasında iken ABD’den Rakka’nın ele geçirilmesi operasyonunun 2017 ilkbaharına ertelediğine yönelik açıklamalar da geldi. Bununla ilgili olarak Ulusal Kanal’ın 3 gün önce yaptığı haber 22 Aralık tarihli Aydınlık’ta manşette.

IŞİD El Bab’ta direnmeye hazırlanıyor

Buna göre Rakka operasyonun ertelendiğini gören IŞİD tüm ağırlığını El Bab’a kaydırıyor. IŞİD son iki senedir Irak ve Suriye’de yaptığı gibi bombalı araçlarla şok ve hızlı saldırılarıyla El Bab’ı kendi elinde tutmaya, dolayısıyla Fırat Kalkanı birliklerinin El Bab kuzeyinde kalmasına çalışıyor. ABD ve PKK/YPG’nin de aynı amaçta olduğu biliniyor.

ABD, El Bab operasyonunu desteklemediğini defalarca açıkladı, zaten sahada da herhangi bir askeri destek vermiyor. Ama hem Rakka hem de Musul operasyonlarındaki erteleme/durdurmalar IŞİD’in başka noktalara yüklenmesine fırsat veriyor. El Bab’ta gördüğümüz bunun bir yansımasıdır. Önümüzdeki günlerde IŞİD’in daha ağır ve yoğun saldırılarla El Bab’ta direnebileceğini, kaybetse bile tekrar ele geçirmek ve Türkiye’yi orada oyalayıp Menbic’e yönelmesini engellemeye çalışacağını öngörebiliriz. Bu bağlamda Türk hükümeti El Bab’taki gayretlerin boşa gitmemesi ve Fırat Kalkanının Menbic’in alınmasını içeren nihai hedefine ulaşabilmesi için Menbic’e yönelik operasyonun gerçekleştirilebilmesine yönelik olarak harekatın uluslararası ortamdaki alt yapısını oluşturmalıdır. 

Fırat üzerindeki barajlar YPG kontrolünde

Ama bu arada Türkiye El Bab’a odaklanmışken Fırat’ın doğusunda ilginç gelişmeler de oluyor. İşte yukarıdaki haritaya tekrar baktığımızda şunu da görüyoruz. Rakka’ya yönelik operasyon ertelenmiş olsa da YPG’nin operasyonlarının durmadığını, Fırat’ın doğusunda kontrol ettiği alanların derinliğini güneye doğru hızla arttırmakta olduğunu görüyoruz. YPG son bir haftada IŞİD’in de (muhtemelen arkasındaki güçlerden gelen talimatla) direniş göstermemesiyle Fırat’ın doğusunda nehir boyunca güneye El Esad gölünün en güneyindeki Tabka barajına kadar geldi.

YPG yaklaşık bir sene önce Aralık 2015’te de Tışrin barajını kontrol altına almış ve oradan Fırat’ın batısına adım atmıştı. Operasyon hazırlıklarını tamamlayınca ve uluslararası şartlar da olgunlaşınca Mayıs 2016’te Menbic operasyonunu başlatmış, Ağustos 2016’da da Menbic’i kontrol altına almıştı.

Böylece yukarıda Tışrin barajını ele geçirmiş olan YPG şimdi de güneyde Suriye’nin en büyük barajı olan Tabka barajını gözüne kestirmiş gözüküyor. Bu hamle YPG’nin Fırat üzerindeki kontrolünü sağlamlaştıracağı gibi belki de Tabka barajından Fırat’ın batısına bir kez daha geçip kuzeye Menbic’e yönelik bir harekata da girişebilir.

 

Su tehdidi ve su savaşları

Fakat burada dikkat çekici ve gözlerden kaçan bir husus var. O da Fırat’ın üzerindeki barajların ve El Esad gölünün doğu kıyısının YPG kontrolünde olmasıdır ki bu PYD/YPG’nin Suriye’nin en önemli su kaynağını kontrol altına alması demektir. Böylece Suriye’nin suyu da tamamen PYD/YPG kontrolüne girmiş oluyor. Diğer ilginç tesadüf (!) ise Irak’tan. Irak’ın belki de tek su kaynağı Dicle’nin üzerindeki Musul barajı da Barzani yönetiminin yani Peşmergenin kontrolünde.

Yani Irak ve Suriye’de herkes petrol ve doğal gaz kaynakları yani enerji üzerine bir küresel savaşa odaklanmışken Suriye ve Irak’ta Batı’nın en önemli müttefikleri olarak görülen Kürtler (Peşmerge ve YPG) işgal ettikleri alanlarda yeni petrol ve doğal gaz sahalarını ele geçirmelerinin yanında bölge için en hayati meta ya da unsur olan "SU"yu kontrol altına almış oluyor. Kürtler en kritik hayati unsuru suyu kontrol altına alıyor.

Küresel ve bölgesel ölçekte yapılan güvenlik tehdit değerlendirmelerinde geleceğin savaşlarının “su” nedeniyle çıkacağı kanaati geniş kabul görmektedir. Su savaşlarının yaşanabileceği en muhtemel bölgelerin başında ise Ortadoğu gelmektedir. Bu anlamda Peşmerge ve PKK/YPG bu hayati metanın kontrolünde çok kritik pozisyona sahip olmuş durumdadır. Bu haliyle Peşmerge ve PKK/YPG adeta hem Suriye hem de Irak’ın boğazını sıkabilecek yani bir tehdit unsuru olarak kullanarak Suriye ve Irak’ın geleceğine ilişkin söz sahibi olanlar listesinde en başlarda olacaklardır. Bir dip not olarak şunu söylemeliyiz ki 2011 ABD-Irak Stratejik Çerçeve Anlaşması ABD’ye Irak’ta “su”dan kaynaklanan sorunlara müdahil olmasının önünü açıyor.

 

Fırat ve Dicle özerk bölgeler için doğal sınır mı oluyor?

Bu arada yukarıdaki haritada YPG’nin ilerleyişine bakılırsa bu gidişle Suriye’de Fırat’ın doğusundaki tüm alanı kontrol altına almaya yöneldiği izlenimi vermektedir. Bu durum PYD/YPG’ye yeni petrol sahaları da katacaktır. Böylece Suriye’de eğer PYD/YPG  kendisine bir özerk bölge hedefliyorsa (ki öyle) Fırat, Fırat’ın doğusundaki bu bölgenin doğal sınırı olabilecektir. ABD'li bir emekli albayın yayımladığı BOP haritasına bakıldığında öngörülen Kürdistan’ın güney batı sınırının Fırat’la örtüştüğü görülmektedir. Bu bağlamda Türkiye’nin Fırat’ın batısı / Fırat’ın doğusu kırmızı çizgi söylemini yenilemesi, Fırat’ın doğusunun da PYD/YPG’ye bırakılan bir bölge olmadığını, bu bölgenin PKK için bir güvenli olmadığını ortaya koymalıdır. Bu bağlamda Türkiye’deki PKK terör saldırılarının kaynağı olan Fırat’ın doğusundaki terör hedefleri sınır ötesi hava operasyonlarıyla vurulmalıdır.

Peki Fırat’ın batısında kıyametin koptuğu Menbic-Afrin hattı ne olacak denirse, IŞİD sonrası Suriye’de kurulabilecek bir federal yapı içinde Afrin ve Menbic’in birleşmesi hiç de zor olmayacaktır. Böyle federal bir yönetimin oluşturulmasında söz sahibi olabilmek için hem Fırat’ın doğusunda gerçekte kendi kontrol imkan ve kabiliyetleri dışında geniş toprakları işgal etmiş olmak, Fırat üzerindeki barajları kontrol altına almış olmak PYD/YPG’ye ve destekçisi ABD’ye masada önemli bir avantaj verecektir.

Dolayısıyla Fırat’ın doğusundaki bu hızlı gelişmelerin yaşanıyor olmasının temelinde bugünlerde Rusya-İran-Türkiye üçlüsünün Suriye sorununda inisiyatifi ele alma hamlesinin olduğunu, Suriye üzerinde söz sahibi olmaya yönelik olarak Avrasya’nın da harekete geçmesinin etkili ve Avrasya oluşumuna yönelik karşı bir hamle olduğunu görmeliyiz.

 

Irak ve Suriye’de aynı tezgah

IŞİD’in hem Irak hem Suriye’de oluşan 1916 dengesini yeniden dizayn etmek için bir manivela olduğunu IŞİD’in Musul’u işgalinin hemen sonrasından buyana yazıp söylüyoruz. IŞİD hem Irak hem de Suriye’yi tek bir harekat alanına dönüştürmüştür. Bu nedenle; bu dizayn sürecinde belki de tek kazanan Irak’ta Peşmerge, Suriye’de PKK/YPG olduğu tartışma götürmez bir gerçek. Dolayısıyla PKK/YPG Suriye’de hem petrol sahaları hem de ana su kaynağını kontrol altına alıp şimdilik Fırat’a yaslanarak bölünmeyi kolaylaştıracak doğal bir sınır da oluşturmaya yönelmiş gözüküyor.

Benzer durumun Irak’ta yaşandığını gösteriyor. Yukarıda ifade ettiğimiz Musul barajı olayı dışında Barzani’nin tartışmalı bölgeler kavramı adı altında aslında ağırlıklı olarak Türkmenlerin yaşadığı bölgeleri IŞİD’ten kurtarıyoruz algısı içinde işgal ettiğini ve özerk bölgesinin Dicle’ye dayanarak batı ve güney istikametinde genişletmekte olduğunu görüyoruz. Yani Irak ve Suriye’de olanlar birbirinin kopyası şeklinde gelişmektedir.

Peki gelişen ve gelişecek durum sonunda Irak ve Suriye’de oluşan yapı Türkiye’nin çıkarlarına, güvenliğine uygun mu? Kuşkusuz hayır. Irak ve peşinden Suriye’nin bölünerek bu iki ülkenin kuzeyinde özerk bölgeler oluşması, bir süre sonra Türkiye’nin de karşılaşacağı bir durumdur. Dolayısıyla Türkiye, detayları ayrıca çalışılabilecek olan tek bir cümleyle ifade edecek olursak, hem Irak hem de Suriye’nin IŞİD öncesi yapılarına dönüşmesine yönelik yaklaşımları desteklemeli, bölge ülkelerinin (Irak ve Suriye) merkezi yönetimleriyle doğrudan ilişkiyi esas alan, her türlü yerel gruba yönelik her türlü doğrudan ve örtülü yardımı dışlayan, her iki ülkede IŞİD’ten kurtarılan bölgelerin IŞİD öncesinde olduğu gibi yine merkezi yönetimlerin kontrolüne bırakılmasını sağlayacak, özellikle Suriye’de toprak bütünlüğünün yanında üniter yapının da mutlaka korunmasını destekleyecek bir politikayı benimsemelidir.

Bu yazı 4212 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı