Hoşgeldiniz; Bugün 25 Haziran 2017 Pazar
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi|08 Ağustos 2016 Pazartesi

FETÖ’nün Başının İadesi İçin Terörizm mi Al Capone Suçlaması mı?

Cahit Armağan Dilek tarafından yazıldı.

15 Temmuz’un Türkiye’nin ağırlık merkezi (bel kemiği) TSK’yı hedef alan, TSK’nın etkisiz hale getirilmesiyle Türkiye’yi içeride istikrarsızlaştırıp dışarıda da söz sahibi olamaz hale getirmeyi amaçlayan bir etki odaklı harekât olduğunu katıldığımız TV programlarında ve bu sitede yazdığımız yazılarda defalarca ifade ettik. FETÖ’yü sızdığı devletin kılcal damarlarından ve hücrelerinden temizlemek için neler yapılması gerektiğini anlattık. Bu kapsamdaki diğer bir konu da diğer terör örgütleriyle mücadelede olduğu gibi FETÖ’nün başındakinin yakalanması, cezalandırılması, etkisiz hale getirilmesidir. İşte bu yazıda bu konuda neler yapılması gerektiğini ana hatlarıyla açıklayacağız.

15 Temmuz 2016 gecesi yaşananlar her ne kadar darbe girişimi görüntüsü verse de aslında halkına ve devletin kurumlarına karşı devletin imkanlarını ve silahlarını kullanan, TSK içine yuvalanmış, asker kılıklı FETÖ’cü teröristlerin bir terör eylemi olarak gerçekleşti. Böylece FETÖ’nün bir terör örgütü olduğu da herkesin gözü önünde ifşa oldu. Türkiye açısından artık bu konuda herhangi bir soru işareti ve şüphe yok. Ama FETÖ’nün başındaki kişinin (Fethullah Gülen) ABD’de yaşıyor olması işi zorlaştırıyor ve iadesi konusunu öne çıkartıyor..

Aslında Türkiye’nin 17/25 Aralık 2013’ten sonra ABD’den FETÖ’nün başındaki kişiyi istediğini biliyoruz. Ama ABD tarafı her seferinde suçlama değil kanıt istediğini belirtti. 15 Temmuz darbe girişimiyle birlikte FETÖ’nün başının terör örgütü kurucusu, yöneticisi olması gerekçesiyle istenmesi konusu ABD ile ilişkilerde bir numaralı konu haline geldi. 15 Temmuz’un arkasında ABD’nin olduğuna ilişkin Türk medyasında çıkan çok sayıda haber ve değerlendirmelerin de etkisiyle ABD’de en üst seviyede Başkan Obama tarafından bile konuyla ilgili sorulara muhatap oldular. Ama ABD tarafından her seviyede gelen cevaplar her seferinde aynıydı: Böyle bir talebe Amerikan mahkemeleri karar verecektir. Başkan ya da bir başka yöneticinin bu konuda yetkisi, rolü yoktur. Gönderilecek kanıtlar incelenecek ve Amerikan yasalarına göre karar verilecektir.

Peki bu işten sonuç almak için ne yapılmalı? Görevim gereği terörle mücadele ve ABD ile ilişkiler bağlamında edindiğim tecrübelere istinaden neler yapılabilir, hangi yöntem seçilirse nasıl sonuç alınabileceğini Türkiye’nin karar vericilerinin değerlendirmesi için şu şekilde açıklayabilirim.

 

FETÖ’nün Başı Gülen’nin Terör Suçlamasıyla İadesini İstemek

Türkiye açısından Gülen terör suçu işlemiştir, FETÖ’nün başıdır ancak ABD’nin bunu bu şekilde kabul etmesi pek mümkün gözükmemektedir. FETÖ henüz ABD’nin yabancı terör örgütleri listesinde değildir. Yakın zamanda da bu yönde gelişme olması beklenmemektedir. Çünkü ABD’nin FETÖ’yü listeye dahil etmesi için kendi iç mekanizmaları çerçevesinde takip etmeleri gereken uzun bir süreç vardır ve henüz hiçbir başlangıç bile yapılmış değildir. Ayrıca ABD’nin Ankara Büyükelçisi de iki gün önce yaptığı açıklamada buna dikkat çekmiş ve FETÖ’nün ABD için neden bir terör örgütü olamayacağını (ABD çıkarlarına ve ABD’lilere tehdit oluşturmuyor, saldırmadı, öldürmedi) açıklamıştır. Diğer taraftan terörizm konusunda dünya genelinde ortak bir tanım olmadığı gibi ABD’nin yıllık terörizm raporunda Türkiye terör tanımı ve terör suçlarıyla mücadele konusunda işbirliğinden uzak olmakla eleştirilmekte ve suçlanmaktadır.

 

Benzer durum Avrupa ve AB ülkeleri için de geçerlidir. Aslında bırakın FETÖ’yü 30 yıldan fazladır gündemde olan PKK terör örgütü bağlamında bile ne Avrupa ne ABD tek bir PKK’lı teröristi terör suçu gerekçesiyle Türkiye’ye iade etmemiştir. Yine bu bağlamda PKK’nın Suriye uzantısı PYD/YPG’nin terör örgütü olarak listeye alınması konusunun son 2 yıldır özellikle son bir yıldır ne Avrupa ne de ABD tarafından kabul edilmediği gibi konuşmaya bile gerek duymamışlar, hatta Suriye’de müttefiklik ilişkisine girmişler, kendi ülkelerinde büro açmalarına izin vermişlerdir.

Bütün bunların anlamı şudur. FETÖ’nün başının terör suçuyla, terör örgütü kurup yönetmek suçlamasıyla iadesinden sonuç almak mümkün olmayacak, sadece kamuoyu önünde kör dövüşüne dönecektir. Kaldı ki 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili henüz sonuçlanmış bir mahkeme kararı da yoktur. İşte bunlar ABD’nin konuyu inceleme sürecinde tutmasına, kanıt bekliyoruz söylemini kullanmalarına fırsat verecek, iadeyi belki de imkansız hale getirecektir. ABD’nin FETÖ konusunda Türkiye’nin istediği yönde adım atmayacağına en iyi örnek FETÖ konusundan çok daha uzun bir geçmişe sahip PKK-PYD/YPG konusundaki yaklaşımıdır. PYD/YPG konusunda “ya Türkiye ya PYD/YPG” resti çeken Türkiye ABD’yi ikna edememiş ABD tercihini PYD lehinde kullanmıştı. Nitekim Adalet Bakanı Bozdağ’ın 07 Ağustos’taki açıklaması FETÖ konusunda da PYD/YPG konusu gibi benzer bir zıtlaşmaya ve sonuç alınamayacak bir yöne doğru gidildiğini göstermektedir. İşte Bozdağ’ın o sözleri: ABD’nin siyasi kararı Fethullah Gülen’in Türkiye’ye iade edilip edilmemesinde etkili olacaktır. İade ederse ABD Türkiye’nin dostluğunu Fethullah Gülen’e tercih etmiş demektir. İade etmezse de Fethullah Gülen’i Türkiye’ye tercih etmiştir. Görünen o ki terör suçlaması üzerinden gidildiğinde FETÖ konusunda da PYD/YPG benzeri bir durumla karşılaşmak büyük olasılıktır. Bu açıklamalar ABD ile Türkiye arasındaki PYD/YPG krizinin yeni bir tekrarının yaşanacağının işaretidir. Bu konuda yani FETÖ’nün başının iadesi konusunun Türkiye-ABD ilişkilerini olumsuz etkileyeceğine dair Çin Resmi Haber Ajansına verdiğim röportajı içeren haberi bu siteden okuyabilirsiniz.

FETÖ’nün Başı Gülen’nin Al Capone Yöntemiyle İadesini İstemek

ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra PKK terör örgütüyle mücadelede özellikle 2005’ten sonra ABD’nin Türkiye’nin politikalarına adeta ortak olduğu ve istihbarat paylaşımının öne çıktığı dönemlerde örgütün dış kaynaklarının kesilmesi bağlamında Avrupa’daki PKK’lıların yakalanması, cezalandırılması ve iadesi konusunda da işbirliği yapılıyordu. ABD’li yetkililerin bu konudaki önerisi ise şu idi: Terör tanımının ortak olmaması terörle mücadeleyi ve işbirliğini zorlaştırmaktadır. Avrupa ülkelerinden terör suçlamasıyla PKK’lı teröristlerin yakalanması ve iadesini istemek pek mümkün değildir. Onun yerine Al Capone yöntemi uygulayalım. Yani kara para aklama, vergi kaçakçılığı, uyuşturucu / insan kaçakçılığı gibi ekonomik ve örgütlü suçlardan PKK’lı teröristlerin üzerine gidilip yakalanarak iadesine çalışılmalı. (Al Capone 1920-30’lu yıllarda ABD’de yaşamış bir mafya lideridir, organize suçlar örgütü vardır ancak bir türlü yakalanamamaktadır, ancak en son vergi kaçakçılığından ceza alıp hapsedilir.)

Peki bu yöntemden sonuç alındı mı derseniz, bu suçlardan da Türkiye’ye iade edilen PKK’lı terörist hatırlamıyorum. Ama bazılarının bu suçlar bağlamında zaman zaman gözaltına alındığını, kısa süreli hapis cezaları aldığı medyaya yansımıştı. Bu konuyla ilgili şunu da hatırlatmakta fayda var. PKK’yı yabancı terör örgütleri listesine alan, hatta Kasım 2007’de ortak düşman bile ilan eden ABD, PKK’ya karşı hiçbir askeri terörle mücadele operasyonu yapmazken Ekim 2009’da ilginç bir karar aldı. ABD Dışişleri Bakanlığı, ABD Hazine Bakanlığı’nın, terör örgütü PKK’nın lider kadrosunda yer alan Murat Karayılan, Ali Rıza Altun ve Zübeyir Aydar‘ı “Özel Olarak Belirlenmiş Uyuşturucu Kaçakçısı” ilan edilerek, şahısların ABD’deki malvarlıklarının dondurulduğu açıkladı. Yani PKK terör örgütünün üst düzeydeki elebaşlarını terör suçlamasıyla değil Al Capone yöntemi diyebileceğimiz bir suçlamayla kara listeye aldı. Bundan bir sonuç alındı mı derseniz o konuda da yakalanıp iadeleriyle ilgili yansıyan somut bir şey yok.

Türk ve Amerikalı yetkililere sorarsanız Türkiye ile ABD’nin en iyi işbirliği yaptığı alan terörle mücadeledir. Ama onun durumunu gösteren fotoğraf ise yukarıda özetlendiği gibi hiç de başarılı değil. Buradan Türkiye’yi yönetenlere tavsiyemiz şu olacaktır. 15 Temmuz’daki darbe girişiminin FETÖ’nün bir terör saldırısı olduğu Türkiye açısından net olmakla beraber ABD’nin aynı çizgiye gelmesi pek mümkün gözükmemektedir. Türkiye FETÖ’nün başının iadesi konusunda çabuk sonuç almak istiyorsa hem terör hem de Al Capone yöntemini birlikte yürütmeli ama Al Capone yönetimini öne almalıdır. Görünen o ki terör suçlaması üzerinden gitmek uzun bir süreç (AB 15 Temmuz darbe girişimi yargılama sonuçlarını mahkeme kararlarını görmek isteyecektir) olacak. Dolayısıyla bu konudaki kanıtlar toplanmaya devam edilirken Al Capone yöntemine ağırlık verilerek FETÖ’nün başının organize suçlar nedeniyle iadesinin istenmesine ağırlık verilmelidir. Çünkü, 15 Temmuz sonrası FETÖ ile ilgili medyaya yansıyan haber ve bilgiler göstermektedir ki FETÖ’nün organize suçlarla ilgili dosyası çok kabarıktır ve kanıt koymak daha mümkün gözükmektedir. Aynı dosya terör suçlarıyla ilgili kanıtlarla desteklenerek FETÖ’nün başının iadesi istenmelidir.

Bütün bunlara rağmen, konuyla ilgili olarak her ne kadar ABD yönetimi hukuki bir süreçten bahsetseler de, verilecek karar siyasi bir karar olacaktır. Daha önceki yazılarımızda ortaya koyduğumuz gibi FETÖ, ABD’nin politikalarını Türkiye’ye dayatmak için kullandığı dört maniveladan biridir. Dolayısıyla ABD eğer bu manivelanın ABD çıkarları açısından rolünün bittiğini düşünüyorsa o maniveladan vazgeçebilir. Ama bu vazgeçme büyük ihtimalle iade yöntemiyle olmayabilir. ABD’liler de muhtemelen bunun üzerinde çalışıyordur ya da bu manivelayı başka nasıl bir şekilde, neye dönüştürerek ya da neyin karşılığında pazarlık unsuru olarak kullanabilirizi araştırıyordur…

Bu yazı 1831 defa okundu.
  • Yorumlar10
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı