Hoşgeldiniz; Bugün 28 Mart 2017 Salı
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi|19 Ocak 2016 Salı

Göçler ve Güvenlik

Ümit Özdağ tarafından yazıldı.

Tarih boyunca insan kitleleri, büyük yığınlar halinde tarihsel kesitte hızlı sayılacak şekilde yer değiştirmişlerdir. Bu büyük nüfus hareketine göç denilmektedir. Göçler, harekete başladıkları coğrafyayı olduğu gibi hareket edilerek ulaşılan coğrafyayı politik, ekonomik, kültürel, sosyal açılardan olduğu gibi güvenlik açısından da çok boyutlu etkiler, bazen de tamamen değiştirirler. Kavimler Göçü 300-850 yılları arasında gerçekleşerek Avrupa kıtasının kaderini tamamen  değiştirmiştir. Keza, Oğuz Türklerinin 1071 sonrasında kitleler halinde bugünkü Türkmenistan ve Doğu İran’dan Anadolu’ya kitleler halinde göçü Anadolu coğrafyasının kaderini tamamen değiştirmiştir. 19. Yüzyıl sonu ve 20. Yüzyıl başında gerçekleşen Rumeli’den Türk göçleri ile de Balkan jeopolitiği yeniden yapılanmıştır.

Ortadoğu’da Irak-Suriye ekseninde yaşanan iç savaş, önce Irak sonra Suriye jeopolitiklerini yeniden yapılandırmaktadır. Irak’ta Amerikan işgalinden sonra başlayan direniş ve iç savaş boyunca milyonlarca insan, evini ve şehrini terk ederek göç etmişlerdir. Ayrıca, milyonlarca Iraklı da komşu ülke olan ve o tarihlerde barışın hüküm sürdüğü Suriye’ye göç etmişlerdir. Bu göçler neticesinde Sünni Araplar Orta Irak’ta, Şii Araplar zaten ağırlığı oluşturdukları Güney Irak’ta toplanırken, aynı kentlerde yaşayan Sünni ve Şiiler karışık mahallelerden ayrı ayrı yaşadıkları mahallelere taşınmışlardır. KDP ve KYB tarafından Türkmen Kerkük’e yöneltilen  bilinçli büyük bir göç dalgası da Kerkük’ün demografik yapısını tamamen değiştirmiştir.

Suriye iç savaşının başlaması ile birlikte Ortadoğu’da yeni bir göç dalgası başlamıştır. AKP Hükümetinin yanlış Suriye politikasının da sonucunda güney komşumuzda yaşanan iç savaş ülkeyi geri dönülmez bir parçalanma noktasına getirmiştir.  Suriye’den 5 milyon insan Suriye dışına göç ederken, 10 milyonun üstünde insan da Suriye içinde yer değiştirmek zorunda kalmıştır.  Suriye’den kaçmak zorunda kalan 5 milyon insanın, 2 milyon 503  bin 426’sı Türkiye’ye gelmiştir.  Üstelik bunlar kayıtlı olanlardır. Kayıtsız olanlar ile bu rakam daha da yüksektir.  2 milyon 503 bin 426 insan Çin Halk Cumhuriyeti ve Hindistan gibi nüfus devi ülkeler için bile çok büyük bir nüfustur.

Türkiye gibi orta boy nüfusa ve orta boy bir ekonomiye sahip olan bir ülke için ise 2.5 milyon göçmen kabul edilebilir değildir. 1923-1997 arasında toplam 1 milyon 600 bin göçmenin geldiği düşünülürse son beş senede gelen 2.5 milyonun ne anlama geldiği daha iyi anlaşılacaktır. Esasen Ahmet Davutoğlu, Suriye’den göçün başladığı günlerde Türkiye için kırmızı çizginin 100 bin Suriyeli misafir olduğunu ilan ederek, Türkiye’nin taşıyabileceği yükü açıklamıştır. 100 bin bile çok büyük bir yük iken ülkemiz bugün bu yükün 25 kat fazlasını AKP’nin akıldışı Suriye politikasının sonucunda omuzlamak zorunda kalmıştır. Davutoğlu, 100 bin mülteci kırmızı çizgimizdir derken çok samimidir. Çünkü Davutoğlu, kısa zaman içinde Şam’da Esad rejiminin yıkılacağını ve kendisinin de Erdoğan ve Müslüman Kardeşler ile birlikte  Şam’da Emevi  Camii’nde Cuma namazı kılacağını hesaplamıştır. Ancak yanılmışlardır. Bu yanılgının bedelini Türkiye ödemektedir.

Suriye’den gelen nüfus, Türkiye üzerinde olağanüstü büyük ekonomik ve politik bir yük oluşturmaktadır. Şu ana kadar bu nüfus için harcanan paranın hesap edilebilir olanı 8 milyar Dolardır. Türkiye gibi bir ülke için bu çok büyük bir harcamadır. 8 milyar Dolar ile yapılabilecek hizmetlerin büyüklüğü ortadadır. Üstelik gerçek harcamalar sivil toplumdan gelen ve hesaplanamayanlar ile birlikte 8 milyar doların çok üstünde olduğu gibi, mali maliyetlerin dışında toplumumuzun üstüne büyük maliyetler binmiş durumdadır.

Türkiye’nin omuzlarına binen maliyet sadece ekonomik değildir. Bir anda gelen 2.5 milyon kişi aynı zamanda ülkemizin demografik dengeleri üzerinde tahripkar etkiler yaratmıştır. Akıl ile yönetilen hiçbir devlet yönetimi yurttaşlarını böyle göz  göre göre büyük bir tehlikenin içine atmaz. 2.5 milyonluk dev  göçmen dalgası, Suriye iç savaşını da ülkemize taşımıştır. Türkiye, sadece Suruç, Diyarbakır, Ankara ve İstanbul’da gerçekleşen kitlesel kıyımlarda Suriye iç savaşının etkilerini yaşamakla kalmamakta,  ülkemizin sokaklarında Suriye iç  savaşının uzantısı olan infazlar gerçekleştirilmektedir.

Ülke, şehir, aile, komşu ve iş kaybederek dilini bilmediğin bir ülkede hayata sıfır noktasının altında başlamasının ne kadar hüzünlü bir süreç olduğunu tahayyül etmek bile zordur. Türkiye’ye gelen Suriyelilerin çok önemli bir bölümü yapılan bunca harcamaya ve fedakarlığa rağmen çocuklarının ve  kendilerinin yaşamlarını tehlikeye atarak Türkiye’den Avrupa ülkelerine kaçmaktadırlar. Bu  aynı zamanda kalanların büyük ölçüde mutsuz, yolunu bulamadıkları için kalan ve patlamaya hazır bir grup olduğunu göstermektedir.

AKP Hükümetinin yapması gereken, Suriye’de bir an önce barışın sağlanmasının  koşullarına katkıda bulunmak iken, Erdoğan, Aralık 2015’te Esad rejimi de içinde olduğu için Irak, İran, Rusya ve Suriye’nin kurduğu koordinasyon merkezine katılmayı reddetmiştir. Özetle, AKP Hükümetinin gerçekleştirmesi mümkün olmayan Esad’ı devirme politikası hala devam etmektedir.

Avrupa Birliği ile yapılan Geri Kabul Anlaşması çerçevesinde AKP Hükümeti 3 milyar Avro karşılığında 530 bin mülteciyi daha ülkemize almayı kabul etmiştir. Neticede Türkiye, dünyada en fazla mülteci bulunduran ülke konumuna gelmiştir. Türkiye, dünyada en fazla mülteci bulunduran ülke konumuna bir kaç sene içinde AKP’nin akıl dışı politikalarından dolayı gelmiştir. AB de Türkiye’yi bir tampon ülke, bir mülteci deposu olarak kullanmak istemektedir.

Son günlerde iktidar yeni bir akıl dışı politika izlemeye karar almıştır. Suriyelilere Türkiye’de çalışma izni verilmiştir. Türkiye gibi TUİK verilerine göre % 10.4 işsizliğin olduğu bir ülkede Suriyelilere çalışma izni vermek, kendi işsizlerinizi ebediyen işsizliğe mahkum etmektir.Türkiye’de genç işsizliği % 19.3 seviyesine çıkmıştır. Yani her beş genç insandan birisi işsizdir. OECD ülkeleri arasında Türkiye işsizlikte 7. Sıradadır. Bu adım işsiz yurttaşlarımızın bundan sonra iş bulma imkanlarına ağır bir darbe indirecektir. Ortaya iş piyasasında sert gerilimler ve çatışmalar çıkacaktır.

Ancak asıl mesele bu adımın Suriyelilere yurttaşlık verilmesinin ilk aşaması olmasıdır. AKP, yeni bir oy deposu olarak gördüğü Suriyelileri Türkiye için ortaya çıkaracağı güvenlik sorunları başta olmak üzere bütün sorunlarına rağmen yurttaşlığa almanın alt yapısını hazırlamaktadır. Böyle bir adım Türkiye’yi bir etnik cehenneme doğru sürükleyecektir.  Özetle, akıl dışı başlayan Suriye politikası akıl dışı bir çizgide istikrar içinde ilerlemektedir. Başbakan Davutoğlu, Hükümetinin aldığı güvenoyu için yaptığı teşekkür konuşmasında Türkiye’yi dünyanın mülteci merkezi yapmaya kararlı bir yaklaşıma sahip olduğunu göstermiştir. 

Bu yazı 3494 defa okundu.
  • Yorumlar1
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı