Hoşgeldiniz; Bugün 24 Mart 2017 Cuma
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi|22 Kasım 2015 Pazar

Türkiye IŞİD'e Karşı Suriye'de Kara Harekatı Yapabilir mi?

Cahit Armağan Dilek tarafından yazıldı.

1 Kasım seçim sonuçlarının belli olmasıyla birlikte Türkiye içeride yeni anayasa yapılması merkezli bir tartışmayla aslında PKK terör örgütüyle müzakere sürecine yeniden dönülmesini ve "başkanlığa karşı özerklik" pazarlığı mı yapılıyor konusunu tartışmaya başladı ve tartışmaya devam ediyor.

Dışarısıyla ilgili olarak ise Türkiye'nin Irak ve Suriye kuzeyindeki PKK hedefleri yerine IŞİD'e karşı bir kara harekatına katılacağı konuşulmaya başlandı. Tabi bunun konuşulmasına neden olan ise Dışişleri Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanın açıklamalarıdır. Son bir kaç gündür de özellikle hükümete yakın medyada TSK'nın IŞİD'e karşı büyük bir kara operasyonuna hazırlandığı, planların ve askerlerin hazır olduğu yazılıp çizilmeye ve hatta harekat planları gazete sayfalarını doldurmaya başlandı.

Bir kaç ay öncesine dönersek bu haberlerin Haziran 2015'teki Tel Abyad'ın PKK/PYD'nin eline geçmesi sonrası haberlerin kopyası gibi geliyor. Hatırlanacak olursa 15/16 Haziran'da Tel Abyad'ın düşmesiyle PKK/PYD'nin daha önce ilan ettiği iki kantonun (Cezire-Kobani) coğrafi olarak birleşmesi sonrasında CB Erdoğan "sınırlarımızın hemen güneyinde Suriye kuzeyinde yeni bir devlet oluşumuna izin vermeyeceğiz" çıkışı yapmıştı. Bunu takiben Türkiye'nin sınıra askeri sevkiyata başladığı, her an Suriye'ye girebileceği başlıklarıyla çarşaf çarşaf sözde harekat planları medyada yer almıştı. Ama böyle bir müdahale gerçekleşmedi. Çünkü ABD duruma müdahale etti, kriz ötelendi ve İncirlik Mutabakatı denen bir sürece sokuldu.

ABD'nin İncirlik Mutabakatıyla ne yapmak istediği halen bir "bilinmeyen" olarak bir kenarda dururken Rusya'nın Suriye'de askeri varlığını artırarak 30 Eylül'den itibaren askeri operasyonlara başlaması bölgedeki dengeleri ve ABD'nin planını bozdu ve ABD'nin İncirlik Mutabakatı kapsamında Türkiye'deki kuvvet yığınaklanmasının kapsamını değiştirmeye zorladı. Çünkü ABD artık IŞİD'e karşı değil Rusya'ya karşı konuşlanıyor, Rus tehdidine göre askeri kuvvet oluşturuyordu. 

1 Kasım seçimleri öncesi PKK terör sarmalına maruz kalan Türkiye ise 10 Ekim'de Ankara'da yapılan saldırıya kadar IŞİD'i neredeyse yok saydı. Hatta Türkiye'nin bilinenlerin aksine Suriye kuzeyinde IŞİD'e karşı koalisyon hava operasyonlarına katılmadığı basına yansıdı. Ankara saldırısı sonrasında yurt içinde IŞİD'e karşı operasyonlarda bir artış gözlendi ve hatta Suriye kuzeyinde bir kaç hava operasyonu yapıldığı yine basına yansıdı.

Seçimlerden sonra ise "nedense" Suriye'de IŞİD'e karşı kara operasyonu konusu birden bire öne çıktı. Peki ama neden? Bunun iki temel sebebi var. Birincisi bugüne kadar Suriye'de hiçbir planı ve öngörüsü tutmayan AKP iktidarının halen vazgeçmediği uçuşa yasak saha ve güvenli bölge talebinin en azından görünüşte de olsa hayata geçme isteğidir. AKP iktidarı oluşturulacak bu bölgeye ABD'nin de onayıyla S.Arabistan ve Katar bile desteklediği sözde ılımlı muhalifleri (ÖSO ve Türkmen silahlı grupları) yerleştirmeyi düşünüyor. Bu şekilde oluşacak bölgeye de başta Türkiye'de olmak üzere Suriye dışına göç edenlerin geri dönmelerini ve yerleştirmelerini hayal ediyor. Hayal ediyor diyorum çünkü Suriye'de barış ortamı bir istikrarlı sürece girmeden göç edenlerin dönmesini beklemek tam bir hayaldir.

AKP iktidarı yetkililerinin kara harekatını gündeme getirirken güvendikleri husus ise diğer koalisyon ülkelerinin (ki Suriye'de operasyon yapan aslında ABD'den başka ülke kalmadı) de uçuşa yasak saha ya da güvenli fikrine olumlu bakmaya başladıkları yönündeki değerlendirmeleridir. Ama G-20 zirvesi öncesinde ABD Savunma Bakanlığı sözcüsü ABD'nin halen uçuşa yasak saha veya güvenli bölgeye karşı olduklarını açıkladı! İşte konunun özü de burada yatmaktadır, çünkü bir algı operasyonu yürütülmektedir. Evet ABD'nin İncirlik merkezli olarak Türkiye'ye getirdiği askeri kuvvet (savaş uçaklarının tipi, elektronik harp, keşif sistemleri vs) ABD'nin Suriye'nin kuzeyinde bir uçuşa yasak saha oluşturmaya yöneliktir, yoksa Cerablus-Azez hattında oluşturulacak bölgeyle ilgili değildir. Aslında ABD ile Rusya arasında perde arkasında bir mutabakat olduğuna daha doğrusu her iki taraf için zımni bir kabullenme mevcuttur. O da Suriye'nin batısının Rusya, Suriye kuzeyinin ise ABD nüfuz alanı olarak bölünmesi, bu nüfuz alanlarında çatışmaları zaptu rapt altına aldıktan sonra IŞİD'e yönelmektir.

Her ne kadar zımni bir mutabakat olsa da kendi nüfuz alanında hava sahasında üstünlük sağlamayı hesaplayan ABD, Suriye kuzeyine (Kürt koridoru olarak düşülen bölgedir) Rus savaş uçaklarının girmesini istememektedir. Böylece Rus hava desteği alamayacak Esad güçleri de karadan Suriye kuzeyine giremeyecektir. ABD savaş uçakları zaten şuanda bile Suriye batısında Rusya'nın füze, hava savunma sistemleri ve gelişmiş savaş uçakları vasıtasıyla oluşturduğu fiili uçuşa yasak saha nedeniyle girememekte, uçuş yapamamaktadır. Bunun içindir ki bu bölgedeki sözde ılımlı muhalifler (ABD, Katar, S.Arabistan ve Türkiye tarafından desteklendiği iddia edilen El Kaide bağlantılı gruplar) ABD hava desteği alamadığı için Rus savaş uçaklarının hedefi olmaktadır. 

ABD'nin bütün hazırlıkları (örneğin şuanda Türk üslerinde bulunan A-10'lar, F-15C'ler, son partide gelen F-15E'ler) Rusya'ya karşıdır. Ama bu hazırlık Türkiye tarafından sanki kendisinin önerdiği uçuşa yasak saha gerçekleşecek gibi sunulmaktadır. Böylece hem ABD kendi planını yürütmekte hem de AKP iktidarı iç politikada konuyu kullanabilmektedir. AKP iktidarı belki de bundan cesaret alarak kara harekatından söz edebilmektedir.

İşte bu aşamada dikkat çekici bazı hususları dile getirmek gerekir. AKP iktidarının hiçbir uluslararası meşruiyeti olmayan bir sınır ötesi harekatı gerçekleştirmeye istekli olduğunu söylemesi anlaşılır değildir. Çünkü Suriye'de operasyon yapılmasına izin verecek bir BMGK kararı yoktur. Suriye hükümetinin bir daveti yoktur. İşte bu nedenlidir ki şuanda ABD'den başka Suriye'de hava operasyonu yapan ülke kalmamıştır. Daha önceleri temsili seviyede operasyon yapan Arap ülkeleri bundan vazgeçmiştir. İngiltere parlamentosu izin vermemiştir. Yeni Kanada hükümeti IŞİD operasyonlarından çekilme kararı almıştır. İşte böyle bir ortamda Türkiye'nin kara harekatına katılırız açıklaması büyük talihsizliktir.

Diğer taraftan bazı AKP yetkililerinden uluslararası bir mutabakat olursa kara harekatı yapılabilir açıklamaları yapılarak kara harekatında geri adımın ilk işaretleri gelmeye başlamıştır. Uluslararası mutabakat demek BMGK'dan bir karar çıkması demektir ki Rusya'nın böyle bir şeye onay vermesi mümkün değildir. Ayrıca zaten bölge ülkelerini, bölgedeki yerel güçleri ve büyük güçlerin tutumlarını yakından takip edenler hiçbir aktörün Türkiye'nin ne Irak ne de Suriye'ye girmesine sıcak bakmadığını bilecektir. Çünkü onlara göre Irak ve Suriye'ye herkes girebilir ama Türkiye giremez. Bütün bu aktörlerin Türkiye girerse çıkmaz yönünde tarihi bir takıntısı vardır.

Diğer taraftan sınırın Türkiye tarafında da TSK'nın sınır ötesi operasyon yapacağına ilişkin özel bir hazırlık olmadığını söyleyebiliriz. Ayrıca yeniden başlayan PKK terör saldırıları varken geri bölgesinde önemli bir tehditle karşı karşıya olan Türkiye'nin ne zaman biteceği belli olmayan bir sınır ötesi kara harekatına kalkışması kabul edilebilir bir harekat tarzı değildir. Böyle bir harekat yapıldığında Cerablus-Azez hattının her iki tarafındaki PYD/YPG unsurlarıyla zımni bir işbirliği ve koordinasyona girişilmiş olacağı da unutulmamalıdır.

Amerikan F-15 savaş uçaklarının Türkiye'ye gönderilmesine yönelik açıklama yapan ABD Savunma Bakanlığı sözcüsü aynı açıklamasında Türkiye ile özellikle sınır güvenliği ile ilgili birlikte neler yapılabileceği konusunda görüşmeye devam ettiklerini belirtmiştir. Bu ifadeler de ABD açısından Türkiye'den beklentilerinin ve öngörülerinin sınır ötesinde bir kara harekatı değil sınır hattında karada tedbirler almakla sınırlıdır. Ümit ederiz bu işbirliği hava sahasında güvenliğin ABD savaş uçaklarına emanet edilmesinden (Amerikalı yetkililer F-15 uçaklarının Türkiye'nin talebi üzerine Türk hava sahasının korunmasına yönelik olarak gönderilmiştir denmiştir ki bu Türkiye'nin egemenlik hakkının devredilmesi en azından paylaşılmasıdır) sonra kara sınırlarında Amerikan askerlerini ve sistemlerini konuşlandırmakla sonuçlanmaz!

Özet olarak;Türkiye'nin Suriye'de bir kara harekatına katılması Türkiye'nin çıkarları açısından kabul edilebilir bir harekat tarzı değildir. Türkiye teknik olarak, askeri imkan ve kabiliyetler olarak sınır ötesi operasyon yapabilir. Ama şu ortamda ve Türkiye'nin çıkarlarıyla örtüşmeyecek, ne olduğunu bilmediğimiz bir siyasi hedefe yönelik bir sınır ötesi kara harekatının maliyeti çok ağır olacaktır. Türkiye içindeki IŞİD saldırılarının artması ve yaygınlaşması bunlardan sadece bir tanesidir. Uluslararası hukuk ve meşruiyet bağlamında Suriye'de hava operasyonları ve kara operasyonları mümkün değildir. Karadan girecek ülkeler resmen işgalci ve saldırgan duruma düşecektir ki bunun yaptırımları çok ağır olur. Uluslararası arenada yabancı ülkelerin askerlerinin katılımıyla ilgili bir kara harekatı yapılmasına yönelik bir mutabakat yoktur. ABD şimdilik bu tür bir operasyonu yerel güçlerle yapmayı düşünmektedir. Yine yerel ve uluslararası güçler Türkiye'nin muhtemel bir kara harekatında harekatın içinde yer almasına izin vermeleri mümkün değildir. Yakın geçmişte bunun bir çok örneği vardır. Dolayısıyla AKP iktidarının bu söylemleri iç politikaya yöneliktir ve özellikle ABD'ye karşı kamuoyunun bilmediği bazı konularda pazarlık unsurudur. Türkiye'nin Suriye kuzeyine bir kara harekatı söz konusu olmayacaktır. Ama bütün bunlara rağmen Türkiye'yi yönetenlerin bir kara harekatı yönünde karar almaları maceradan ve felaketten başka bir anlam taşımayacaktır.

Bu yazı 2482 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı