Hoşgeldiniz; Bugün 17 Kasım 2017 Cuma
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi|01 Eylül 2015 Salı

Suriye'de IŞİD'e Karşı Operasyona Başlayan Türkiye'yi Bekleyen Tehditler

Cahit Armağan Dilek tarafından yazıldı.

IŞİD koalisyonunda hava operasyonuna katılan ülkeler Irak ve Suriye bazında farklılık gösteriyor. Irak'ta operasyonlara katılmakta bir sıkıntı görülmüyor. Çünkü her ne kadar BM kararı olmasa da Irak hükümetinin resmi yardım/destek talebi olması operasyonlara meşruiyet kazandırıyor. Ama Suriye'nin durumu farklı. Çünkü BM kararı olmamasının yanında Suriye hükümetinin yardım talebi olmadığı gibi bu kapsamada askeri operasyon yapılmasına yönelik izni de yok. Bununla birlikte Esad rejimi, kendinin muhatap alınmasına yol açacağını ümit ederek (ABD uçuşlarla ilgili Esad yönetimine bilgi vermektedir) sessiz kalmakta, tepki göstermemekte ve müdahalede bulunmamaktadır.

Suriye'de IŞİD'e karşı operasyona uluslararası katılım

4 Ağustos 2015 tarihli ABD Kongresine sunulan rapora göre Suriye'de hava operasyonuna uçak tahsisi yapan ülkeler: ABD, Kanada, Bahreyn, Ürdün, Katar ve S.Arabistan. Irak'ta ise daha fazla sayıda ülke operasyonlara iştirak diyor. Suriye'de operasyona katılan ülkelerden ABD'nin durumu malum, lider ülke olarak kendinde IŞİD'le her yerde mücadele etme hakkı görüyor ve meşruiyet konusunu gündeme getirmiyor. Vaşington'daki Pentagon ve Dışişleri sözcüleri bu konulardaki soruları geçiştirerek cevap vermiyorlar. Arap ülkelerinin ise demokrasinin yani muhalefetin olmadığı ülkelerdeki yönetimlerin ise bir meşruiyet kaygısı bulunmamaktadır. Dolayısıyla uluslararası meşruiyet arayışları yoktur, ABD'nin işin içinde bulunması onlara yetmektedir.

Kanada hükümeti ise 30 Mart 2015'ten itibaren Suriye'de de IŞİD'e karşı hava operasyonlarına iştirak etme kararı vermiştir. Kanada Savunma Bakanlığının İnternet sitesindeki bilgilere göre Nisan, Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında birer kez (Ağustos'ta yok) olmak üzere Suriye'de toplam 4 sorti uçuş gerçekleştirilmiş. Kanada savaş uçaklarının ilk hava operasyonunu gerçekleştirdikleri 2 Kasım 2014'ten 28 Ağustos 2015'e kadar 1400 sorti uçuş yaptığını düşündüğümüzde Kanada'nın Suriye'deki hava operasyonlarına katılımı şimdilik temsili gibi gözüküyor. Benzer durum İngiltere için de geçerlidir. İngiltere en başından itibaren Irak'ta IŞİD'e karşı hava operasyonlarına katılmaktadır. Ancak İngiliz parlamentosu İngiliz savaş uçaklarının Suriye'de operasyon yapmasına izin vermemiştir. Ama Başbakan Cameron 3 ay önce İngiltere'nin de Suriye'de IŞİD'e karşı hava operasyonlara katılacağını açıklamıştı. Bu bağlamda Amerikan raporlarında yer alan bilgiye göre İngiliz savaş uçakları değil ama İngiliz pilotları (muhtemelen) Amerikan uçaklarıyla Suriye'de operasyona katılmıştır. ABD ile İngiltere arasındaki özel anlaşmalarla birbirlerinin  askeri birliklerinde karşılıklı personel görevlendirmesi (embedded personnel) yapabiliyorlar. Suriye'deki bu uygulama bunun bir örneğidir.  ABD son günlerde Avustralya'ya da baskı yapmaktadır. Avustralya Başbakanı Amerikan talebine sıcak bakmakla birlikte muhalefet ve kamuoyu Suriye'deki operasyonların meşruiyetinin olmadığı gerekçesiyle karşı çıkmaktadır.

Avustralya, Fransa, İngiltere ve diğer batılı ülkelerin Suriye'de hava operasyonlarına katılmamasının sebebi buna dayanak oluşturacak BM kararının olmamasıdır yani Suriye'deki operasyonların meşru olmadığını kabul ediyorlar. Ama ABD, özellikle Batılı ülkelerin Suriye'de de operasyona katılmasını istemekte, çok fazla sayıda uçak görevlendirmeseler de aynı Kanada gibi temsili olarak operasyon yapmalarını beklemektedir. Böylece Suriye'de meşruiyeti olmayan fiili durumu meşru imiş gibi göstermek istemektedir. Aynı Irak'ın işgalinde olduğu gibi yanına yoldaş aramakta, koalisyondaki ülke sayısını artırmayı hedeflemektedir. Rakamsal büyükle meşruiyet yaratmayı planlamaktadır. Diğer taraftan ABD Başkanı Obama henüz Senato'dan Irak ve Suriye'de savaş yetkisi alamamıştır ve Irak'ın işgalinde verilen kararlara dayanarak direktif vermektedir. Bu nedenle ABD kamuoyunda da Obama'nın Suriye'de yapılan operasyon yapılması için direktif verme yetkisi olmadığı ve operasyonların meşru olup olmadığı tartışılmaktadır.

Türkiye de Suriye'de IŞİD'i vurmaya başladı. Peki ama neden?

İşte ABD, uluslararası meşruiyeti olmayan böyle bir operasyona Türkiye'yi de dahil etmiştir. BM'nin kuvvet kullanma / saldırganlık tanımlarına göre Türkiye İncirlik'i operasyonlara açmakla, zaten iç hukukumuza da aykırı olarak, Suriye'deki iç savaşın bir tarafı olmuştu, silahlı çatışmaya girmişti.  Şimdi de 28 Ağustos gecesinden itibaren Türk savaş uçaklarının Suriye'de IŞİD hedeflerini vurmasıyla yukarıda açıkladığımız nedenlerle uluslararası meşruiyeti olmayan bir askeri operasyona resmen ortak olmuştur. Hem de Kanada'nın 5 ayda yaptığı sortiyi bir günde yaparak hızlı bir giriş yapmıştır.

Bu aşamada hemen aklımıza şu sorular geliyor: Peki Türkiye IŞİD'e karşı hava operasyonları yapmak için neden bu kadar istekli davranıyor, neden bu kadar hızlı bir başlangıç yaptı? Bu IŞİD operasyonlarıyla ulaşmak istediğimiz siyasi ve askeri hedefler neler? Bu sorulara cevap olabilecek hedefler şunlar olabilir: AKP hükümeti kendilerinin "güvenli bölge", Amerikalıların ise "IŞİD'ten temizlenmiş bölge" dedikleri sahanın daha çabuk oluşturulacağını düşünmüş olabilir. Aynı zamanda ABD'nin PYD'ye yönelik hava desteğinin durumunu yerinde görmek ve bu desteğin daha da fazla artmasını engellemek olabilir. Türk savaş uçaklarının ilk hava operasyonlarını Halep kuzeyine yapmış olduğuna da dikkat edecek olursak Halep ve kuzeyinde Esad rejimine karşı fiili bir uçuşa yasak saha oluşturulmasının önünü açmak da olabilir. Çünkü yukarıda açıkladığımız gibi Suriye toprakları ve hava sahasında operasyon yapılabilmesine yönelik BM kararı olmadığı için buralarda resmen bir güvenli bölge ve uçuşa yasak saha ilan etmek mümkün değildir. AKP hükümeti bunu, iç politikada da yaptığı gibi, fiili uygulamalarla yaratmayı düşünüyor olabilir. Ama açık olan bir şey var ki o da ABD yönetimi Türkiye'nin düşündüğü bütün bu seçeneklere hiçbir şekilde destek vermemektedir.

Bu bir komplo teorisi değildir. İşte Türkiye'yi bekleyen tehditler

AKP hükümetinin öngörüsüz Ortadoğu politikasının iflas ettiğini daha önceki yazılarımızda belirtmiştik. İncirlik mutabakatı da bunun tipik bir örneği olarak gelişmektedir. Hiçbir risk ve tehdit analizi yapılmadan, aynı Peşmerge güçlerinin 29 Ekim 2014'te Ayn el Arab (Kobani)'taki PKK/PYD güçlerine destek için Türk topraklarından geçmesine Obama'nın Erdoğan'ı telefonla aramasıyla karar verildiği gibi, İncirlik Üssü'nün açılmasına da yine Obama'nın Erdoğan'ı aradığı bir telefonla karar verilmiştir. Böyle tek kişinin kararıyla oluşan durumdan ülke menfaatine yönelik bir sonuç beklemek çok da mantıklı değildir. Bu fiili durum Türkiye'nin öngörüsüzlüğünü artırdığı gibi empati yapmasının da önüne geçmektedir. Uluslararası meşruiyeti olmayan bir kararla hem İncirlik Üssü'nü operasyonlara açan hem de Suriye'de IŞİD'e karşı hava operasyonlarına iştirak eden Türkiye tersi bir durumda yani kendi toprakları üzerinde benzer fiili bir durum yaratılsa nasıl karşılık vereceğinin empatisini yaptı mı? Elbette yapmadı, yapsaydı ne İncirlik açılır ne de Suriye hava sahasına girerek IŞİD'i vururdu.

Empati konusuna geçmeden öncelikle Türkiye'nin IŞİD'i vurması nedeniyle gerçekleşecek çok daha açık bir tehdidi ifade etmek gerekir. Çözüm sürecinde nasıl PKK sınırsız bir hareket serbestisiyle şehirleri, yolları patlayıcılarla donattıysa, Suriye krizinin başlangıcından buyana sınır güvenliğindeki zafiyetler ve hükümetin gerekli tedbirleri almamasıyla IŞİD'in de Türkiye'de saldırılar yapacak şekilde tertip aldığı, hücreler oluşturduğu bilinmektedir. İşte bunları ortaya çıkarmadan, yurtiçinde önleyici operasyonlar yapıp IŞİD'li teröristleri etkisiz hale getirmeden Suriye'de IŞİD'e karşı hava operasyonları yapmak kabul edilebilir hareket tarzı değildir. Bu IŞİD terörünü bile bile Türkiye'ye davet etmektir. Şu haliyle Suriye'de IŞİD'i vurmak aslında Türkiye'nin intihara teşebbüsüdür.

Gelelim empati konusuna: PKK terör örgütünün özellikle Temmuz 2015 başından buyana gittikçe artan terör saldırılarının neden ve nasıl gerçekleştiğine ve halen PKK'nın doğu/güneydoğuda özerklik ilan ettiğini, köy ve ilçelerde sivil halk görüntüsü altında bir büyük bir ayaklanma hazırlığında olduğuna dair medyaya sızan istihbarat raporlarına, Başbakanın ve Bakanların açıklamalarına bakılırsa Türkiye'de bir iç savaşın ayak seslerinin yaklaştığını söylemek hiç de abartı olmayacaktır. Gerek PKK'nın gerekse onun siyasetteki temsilcisi partilerin uluslararası örgütlere, Batılı ülkelere duruma müdahale etmek ve Türkiye'ye baskı yapmak için çağrı yaptıklarını biliyoruz. NATO dahil uluslararası örgütler ve Batılı ülkeler Türkiye'nin terör saldırıları karşısında kendini savunmasını ve misillemede bulunmasını haklı görürken Türkiye'ye PKK terör örgütüyle derhal çözüm sürecine yani müzakereye dönülmesi yönünde baskı yapmaktadırlar.  Türkiye'nin önünde iki seçenek vardır: Ya PKK terör örgütüyle müzakere masasına dönmek ya da PKK terör örgütüne karşı Batılıların IŞİD'e karşı yaptığının aynısını yapmaktır. Batı PKK'yı IŞİD gibi görmediğinden ikinci seçeneğin gerçekleşmesini istememektedir. Eğer Türkiye ikinci seçenekte yani PKK'ya askeri operasyonları yapmayı sürdürmekte ısrar ederse işte o zaman Türkiye'nin Suriye'de uygulanmasını çok istediği güvenli bölge ve uçuşa yasak uygulamasıyla ve belki de bizzat kendisinin de içinde yer aldığı uluslararası meşruiyeti olmayan Suriye'deki IŞİD operasyonlarının benzeriyle karşı karşıya kalabilecektir. Çünkü Türkiye İncirlik Mutabakatı ve IŞİD'e karşı operasyonlara katılarak Batı'nın eline bu kozu vermiştir.

Bu bir komplo teorisi değildir. Bunun alt yapısı hazırdır.PKK, Suriye kolu PYD üzerinde zaten silahlı mücadelesine yönelik belli bir destek ve hatta meşruiyet kazanmıştır. Uluslararası çağrılar yapılmıştır, imzalı mektuplar hazırdır. PKK'nın doğu/güneydoğudaki planları TSK'nın müdahalesiyle sivil kayıpların olması üzerinedir. Çözüm süreciyle birlikte şehirlere inen teröristler artık sivil kıyafetler içinde terör faaliyetlerini yaparken sivil bir direniş hak arayışı algısı oluşturmaktadır. Diğer taraftan Türkiye'nin PKK'ya askeri operasyonlar yaparak Batı'nın Suriye'de IŞİD'e karşı sahadaki/yerdeki tek ve en önemli müttefiki PYD'ye de müdahale ettiği, PYD'nin destek almasının engellenerek IŞİD'le mücadelenin zafiyete uğratıldığına dair geniş bir algı oluşmuştur.

İşte tam da bu noktada hiçbir BM kararı olmamasına rağmen ABD'nin başını çektiği Batı blokunun PKK'nın özerklik ilan ettiği, kurtarılmış bölgeler oluşturduğu alanlarda TSK'nın operasyon yapmamasını isterse, PKK ile PYD arasındaki iletişimin ve lojistik akışın engellenmemesini isterse ve bunun için uçuşa yasak sahalar oluşturursa, bunları İncirlik Mutabakatıyla açılan İncirlik, Diyarbakır, Batman, Malatya Erhaç hava üssülerindeki uçaklarıyla denetlemeye kalkarsa Türkiye'nin cevabı ne olacaktır? Suriye'deki fiili durumu meşru imiş gösterme çabalarına katılmış bir Türkiye, kendi toprakları üzerindeki fiili durumundan meşruiyet çıkarılmasına ne diyebilecektir? BM kararını mı soracaktır? Uluslararası meşruiyeti olmadığını mı iddia edecektir? Esad kendi ülkesindeki durum için "bu bir özgürlük hak arayışı değildir, biz terör örgütleriyle mücadele diyoruz" demesine rağmen Esad rejimini suçlayıp Suriye'ye müdahaleyi meşru gören AKP hükümeti aynı şey kendi başına geldiğinde ne cevap verebilecektir? Yukarıda ifade ettiğim gibi bu bir komplo teorisi değildir. Bu AKP hükümetinin öngöremediği, empati yapamadığı, bizzat kendisinin alt yapısını hazırladığı fiili bir durum olacaktır.

Sonuç olarak;

AKP hükümeti yönetimindeki Türkiye tehlikeli sularda seyretmektedir. Anlık, günü birlik yaklaşım ve hesaplarla, kurumsal değil kişisel kararlarla Türkiye'nin bekası tehdit altına sokulmuştur. Meşruiyeti olmayan politika ve stratejilerin, aynı terör gibi, kendisini benimseyen ve uygulayanlara karşı dönebileceğini unutmamak gerekir.  Bu bağlamda İncirlik Mutabakatı ve Türkiye'nin Suriye'de IŞİD'e karşı hava operasyonları AKP hükümetinin öngörüsüz tutumu nedeniyle Türkiye'nin bekasını, birliğini, bütünlüğünü ve barışını tehdit altına almıştır. Bu tehdit IŞİD terörünün Türkiye'ye dönmesinin yanında doğu/güneydoğuda Türkiye'nin bölünmesine yol açacak şekilde PKK devletçiğini fiilen ortaya çıkmasına yol açacak uluslararası ortamın ve desteğin oluşmasına karşı duramayacak bir pozisyona düşmüş olmasıdır. AKP hükümetinin Esad rejimini düşürmek üzere kendi elleriyle kazdığı kuyuya maalesef Türkiye düşmek üzeredir.

Bu yazı 5458 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı