Hoşgeldiniz; Bugün 23 Temmuz 2017 Pazar
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi|27 Temmuz 2015 Pazartesi

Stratejik Derinlikten-Bozguna: Bir Çöküşün Öyküsü

Naim Babüroğlu tarafından yazıldı.

PKK terör örgütü, 27 Kasım 1978 yılında kuruldu. Örgüt lideri Abdullah Öcalan, 7 Temmuz 1979’da Suriye’ye geçti, ardından Lübnan’a giderek Suriye denetimindeki Bekaa Vadisi’ne yerleşti. PKK; 15 Ağustos 1984’te Eruh ve Şemdinli’de ilk ses getiren eylemini yaptı. PKK terör örgütü stratejisinin son hedefi, “Bağımsız Birleşik Kürdistan Devleti”ni kurmaktır. Bu amaçla, dört aşamalı bir plan belirlendi. Birinci Aşama, kültürel ve sosyal bazı hakların alınması; İkinci Aşama, özerk veya federasyon tipi bir yönetim sisteminin oluşturulması; Üçüncü Aşama, Türkiye toprakları üzerinde bağımsız “Kuzey Kürdistan”ın kurulması; Dördüncü Aşama da ise, bölgede İran, Irak ve Suriye’nin bir bölümünü içine alacak şekilde “Bağımsız ve Birleşik Kürdistan Devleti”nin oluşturulmasıdır. 1984-2008 yılları arasında, PKK terörü nedeniyle yaklaşık 40 bin kişi yaşamını kaybetmiştir. İspanya’da ayrılıkçı terör örgütü ETA (Bask Vatanı ve Özgürlük), 1968’den 2008’e kadar 800 kişiyi; Kuzey İrlanda’da IRA (İrlanda Cumhuriyet Ordusu) terör örgütü ise 1972-2008 yıllarında 1800 kişiyi öldürmüştür.(1)

PKK, 1985 yılından itibaren köy baskınları eylemlerine ağırlık verdi ve toplu katliamlar dönemini başlattı. 1992 yılı Nevruz kutlamalarında, kent merkezi eylemini Cizre’de başlattı. 1993’ten itibaren siyasi faaliyetlere de ağırlık vererek yurt dışında örgütlenme çalışmalarını hızlandırdı. 1994-1999 yılları arasında, yurt içinde ve yurt dışında yapılan operasyonlarla, ağır kayıplar verdi ve geriledi. Örgüt, aldığı ağır darbelerden sonra 1995 yılında sözde ateşkes ilan etti, 1997 yılına gelindiğinde silahlı faaliyetleri minimum düzeye indi.  1998 yılında, Suriye’ye uygulanan baskı sonucunda örgüt lideri Suriye’yi terk etti. 1999 yılında örgütün başı Kenya’da Türkiye’ye teslim edildi.(2)

Terör örgütü ile mücadele açısından, 1999-2002 yılları arasındaki dönem “Devletin Rehavet Dönemi”dir, ancak inisiyatif devletin elindedir. AKP iktidarı ile birlikte, 2002-2006 yılları arasındaki dönem terörle mücadelede açısından tümüyle kaybedilmiş yıllardır. Öcalan’ın yakalanmasının ardından toparlanmak için eylemsizlik kararı alan terör örgütü, 2004 yılından itibaren silahlı varlığını tekrar harekete geçirmiştir. Bu dönemi iyi değerlendiren örgüt 2005, 2006 ve 2007 yıllarında kırsalda ve şehirlerde terör eylemlerini artırmıştır.(3) 2009 yılına gelindiğinde, AKP tarafından başlatılan “Çözüm Süreci” ile birlikte “Alan Hâkimiyeti” tamamen terör örgütünün eline geçmiştir. Askerler tarafından teröristlerin yerlerinin belirlenmesine ve istihbaratın teyit edilmesine rağmen, mülki makamlar operasyona izin vermemiştir. 2009-2015 dönemi, Stratejik hataların ve yanılgıların sürekli tekrarlandığı yıllardır. Bu yıllar, PKK terör örgütünün bazı bölgelerde kontrolü ve inisiyatifi ele geçirdiği bir dönem olarak tarihteki yerini alacaktır. Hükümetin, Toplumun, Ordu’nun bilgisi dışında sürdürülen ve şeffaf olmayan “Çözüm Süreci”, anahtarı İmralı’da (Öcalan) olan ve iktidarda kalmanın kozu durumuna gelen bir felakete sürükleniş öyküsüne dönüşmüştür. AKP hükümetinin Büyük Orta Doğu Projesi kapsamında uyguladığı stratejik hatalarla dolu Orta Doğu ve Suriye politikası sayesinde, PKK hayal etmediği şekilde güç kazanmış, Kuzey Irak’ta Barzani toprağını genişletmiştir. Türkiye’nin bir zamanlar “kırmızı çizgisi” konumunda bulunan Kerkük de Barzani’nin eline geçmiştir. PKK’nın Suriye kolu olan PYD (Demokratik Birlik Partisi), Suriye’nin kuzeyinde Cezire, Ayn el Arap (Kobani) ve Afrin Bölgesini (Kantonu) ele geçirmiş, Tel Abyad’ı alarak Cezire ve Ayn el Arab’ı birleştirmiş, böylece Akdeniz’e açılan Kürt Koridoru’nu oluşturma aşamasına gelmiştir. Ayrıca, IŞİD’le mücadele ettiği gerekçesiyle PYD, ABD’nin Suriye’de en önemli aktörü ve müttefiki olmuştur. Şimdi, sıra Kürt Koridoru’nun Akdeniz’e açılması, sonraki adımda ise Suriye’nin kuzeyinde oluşan Kürt Bölgesi ile Güneydoğu ve Doğu Anadolu’dan belirli bir bölgenin koparılması aşamasıdır. Hedefine adım adım ilerleyen PKK, hükümetin yanlış politikaları sonucu 2009-2015 yılları arasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bazı yerlerde inisiyatifi ele geçirmeği başarmıştır. Gelinen aşamada terör örgütü, istediği yer ve zamanda olay çıkarma üstünlüğüne ele geçirmiş durumdadır.

Türkiye’yi yöneten siyasi iktidarın en büyük stratejik hatası, “Bölge Lideri” olma iddiasıyla “mezhebe dayalı” ve “Müslüman Kardeşler eksenli” bir politika yürütmüş olmasıdır. Arap dünyasının lideri olma ve Sünni eksen oluşturma ihtirasıyla, hayalleri zorlayan macera yolculuğunda, Türkiye, Irak ve Suriye geri dönülmez bir faciaya sürüklenmiştir. Afganistan, geçmişin Pakistan’ını nasıl bugünün istikrarsız Pakistan'ına dönüştürdüyse, AKP tarafından Suriye’de ısrarla uygulanan “Müslüman Kardeşler eksenli politika” da Türkiye’yi Pakistanlaştırma eşiğine getirmiştir. İhtiraslı ve ısrarlı hatalar zinciriyle Türkiye bölgedeki kaosa sürüklenmiş oldu. Bu kaos, PKK/PYD, IŞİD ve diğer Cihatçı Gruplar çamurunu, Türkiye’nin üstüne, gözünü kör edercesine sıçratmaya başlamıştır.

Türkiye’nin bu duruma getirilmesinde en büyük pay, elbette hayalleri de aşan ihtiras dolu politika izleyen aktörlerindir. Ancak, siyasi iktidarla uyum içinde çalışma gerekçesiyle “biat” eksenli tavır sergileyen kritik makam sahiplerinin tarihi sorumlulukları da unutulmamalıdır. Liyakat yerine biat kültürünün geçerli olduğu bu dönemde, köklü kurum liderlerinin, başbakana ya da cumhurbaşkanına görevlerinin gerektirdiği önerileri, yasalar çerçevesinde yapmaları büyük önem taşımaktaydı. Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, siyasilere: “Teröristlere af konusunda, inisiyatif almaktan kaçınmayın” çağrısı yapmıştı. Terörle mücadele konusunda: “Hükümetle Silahlı Kuvvetlerin birlikte çalışması, tam gerektiği gibi gidiyor. Hükümet ve Silahlı Kuvvetler büyük bir hükümete yakışır şekilde davranıyor. Hükümetin bu davranışları diplomatik yönden başarılı olmuştur. Şu andaki süreç, diplomatik, politik ve stratejik bir başarıdır.”(4) demişti. Oysa Özkök’ün görev yaptığı 2002-2006 yılları, terörle mücadele açısından tümüyle kaybedilen ve PKK’nın toparlanıp, şiddet eylemlerini artırdığı dönemdi. “Diplomatik, politik ve stratejik bir başarı” olarak nitelendirdiği süreç ise, 2015 yılına gelindiğinde Türkiye’yi bölünme aşamasına getirecekti. Son dört-beş yılda, yerleşim yerlerinde hendek kazan, kışladan Türk Bayrağı’nı indiren teröristlere seyirci kalan güvenlik güçlerini ise kamuoyu üzülerek izledi. Öte yandan, 1991’de ABD, Birinci Körfez Savaşı’nda Irak’a saldırı için Türkiye’den cephe açmaya karar vermişti. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, ABD Başkanı Bush’la anlaşmıştı. “Sıfır Sorun Politikası”, o zaman “Bir Koyup Üç Alma” siyaseti şeklinde yürütülüyordu. Türk Silahlı Kuvvetleri o dönemde buna karşı çıktı. 20’nci Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necip Torumtay, Cumhurbaşkanı Özal'ın Irak'taki maceraperestliğine direndi ve 1990'da istifa etti. Torumtay, 1994 yılında yayımladığı anılarında: “Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Türkiye’yi plansız, hazırlıksız ve donanımsız olarak Irak topraklarına, Irak savaşına ABD önderliğindeki saflarda dâhil etme kararını engellemenin tek yolu olarak istifayı uygun bulduğunu” belirtmişti.(5)

Türkiye’yi yönetenlerin stratejik hatalarla dolu Suriye politikasının IŞİD’i getirdiği nokta ortada. PKK gibi IŞİD de Türkiye’nin bütünlüğünü tehdit eder duruma geldi. Türkiye, izlediği politika ile Irak ve Suriye’nin parçalanmasına, İsrail’in Arap ülkeleri karşısında güçlenmesine, Barzani’nin Türkiye’nin bütünlüğünü de tehdit edecek şekilde büyümesine, PKK terör örgütünün umulmayan şekilde güçlenmesine, Kürt Koridoru ile ikinci İsrail hayalinin gerçekleşmesine, Türkiye’nin de bir bölümünü içine alan bir Kürt devletinin taşlarının döşenmesine ve IŞİD terör örgütünün Türkiye’yi tehdit eden bir duruma gelmesine neden olmuştur. Özetle, Türkiye’yi yönetenlerin uyguladığı dış ve iç politika, en fazla İsrail’e, ABD’ye, Barzani’ye ve PKK’ya yaramış; Suriye, Irak ve Türkiye ise en çok kaybeden ülkeler olmuştur. Her alanda kaybeden siyasi iktidarın muharebe kazanabildiği tek cephe vardır, o da kendi ulusal güvenliğinin güvencesi olan Cumhuriyet Ordusu’nu mağlup etmesidir.

Cumhuriyet tarihinde, Türkiye’nin aleyhine gelişen böylesine olumsuzbir dönem yaşanmamıştır.Osmanlı tarihinde üç büyük felaket vardır ki, bilgisizlikler, hatalar ve ihtiraslar serisidir. Birincisi, 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı’nda Tuna (Balkan) vilayetinin kaybedilmesi, ikincisi 1912 Balkan Savaşı’nda Balkan ülkelerinin elden çıkması ve üçüncüsü Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı Devleti’nin çöküşüdür.(6) Şu anda Türkiye’nin getirildiği nokta, dördüncü milli felakettir.

Birinci Dünya Savaşı döneminde, Osmanlı Devletini “Üçler” (Enver, Talat, Cemal Paşa), “Üçler”i de Enver Paşa yönetiyordu.(7) İhtiras ve saplantı rüzgârlarının esiri olan Enver Paşa hem Osmanlı Devleti’nin çöküşünü hem de kendi sonunu hazırladı. Köklü bir geleneğe sahip, stratejik ve jeopolitik değeri yüksek olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni de “tarih tekerrürdür” sözünü ispatlarcasına, bu dönemde “beşler”, beşler”i de“tek kişi” yönetti.

Stratejik Derinlik’ten-Bozgun”a giden “ihtiraslı yalnızlık” yolculuğunda, alınan dersler kaleme alındığında kitabın adı ne olacak? Balkan Savaşı yenilgisi sonrası, facianın nedenlerini kaleme alan, Sarıkamış felaketinin mimarlarından Hafız Hakkı Paşa’nın yazdığı kitabın adı:“Bozgun”du. “Hedef” Stratejinin anahtarıdır. Mantıklı ve tutarlı olmayan hedeflere hiçbir strateji ile ulaşılamaz.  Bu gerçeği,“beşler” anlayamadı…

(1) (2)Alaettin Parmaksız, PKK Gerçeği, Pozitif Yayınları, İstanbul, 2009, s.23-36.

(3) Alaettin Parmaksız, PKK Gerçeği, Pozitif Yayınları, İstanbul, 2009, s.54-55.

(4) Alaettin Parmaksız, PKK Gerçeği, Pozitif Yayınları, İstanbul, 2009, s.16-17.

(5) CNN TÜRK.COM, 30.7.2011, 09.57.

(6) Taha Akyol, Rumeli’ye Elveda (100.yılında Balkan Bozgunu), Doğan Kitap, İstanbul, s.12.

(7)Ali Fuad Erden, İsmet İnönü, Burhanettin Erenler Matbaası, İstanbul,1952, s.32.

Bu yazı 12325 defa okundu.
google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı