Hoşgeldiniz; Bugün 28 Mart 2017 Salı
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi|24 Temmuz 2015 Cuma

Suruç Saldırısının Türkiye Açısından Stratejik Sonuçları ve Etkileri

Cahit Armağan Dilek tarafından yazıldı.

Suruç'ta ne oldu?

Türk devletinin egemen olduğu Türk toprağı Suruç'taki terörist saldırısında hayatını kaybedenlerin sayısı, saldırının yapıldığı yer, saldırıya maruz kalan gruptaki vatandaşlarımızın siyasi görüşleri ve diğer gruplarla ilişkileri, o grubun bir araya getirilme amacı, saldırı olmasaydı o grubun gideceği yer Suruç saldırısının Suriye ve Irak'ta her gün yaşanan saldırılardan farklı olduğunu, Türkiye açısından stratejik sonuçları olacağını ve istemese de Türkiye'nin politikalarını saldırının arkasındaki asıl güçlerin çıkarları doğrultusunda yön vermeye zorlayacağını göstermektedir.

Suruç'taki saldırıyı stratejik hale getiren diğer bir faktör de saldırıyı kimin gerçekleştirdiğidir. Suruç'taki saldırıya ilişkin ilk haberlerin gelmesi ve ölü sayısının artmasıyla birlikte henüz olayın canlı bomba  eylemi olup olmadığı ve saldırıyı yapan teröristin kimliği kesinleşmeden özellikle PKK/HDP cephesinden bunun bir IŞİD saldırısı  olduğu yönünde yoğun bir söylem yayıldı. Konunun uzmanı (!) olduğunu söyleyenler de ellerinde hiçbir belge olmadan IŞİD'in ilk ve en büyük şüpheli olduğunu ifade ediyorlardı.  Böylece olayın bir IŞİD-PKK/PYD savaşıymış gibi algılanmasının alt yapısı hazırlanıyordu. IŞİD'in arkasında da AKP hükümetinin olduğu söylemleri bununla birleşince saldırının hedefinin çok büyük ve kapsamlı olduğu izlenimi kuvvetleniyordu. Evet, saldırıdan geçen iki gün sonrasında canlı bombanın kimliği belirlendi ve IŞİD'le bağlantılı olduğu ortaya çıkarıldı. Ama zaten öyle bir ortam oluşturulmuştu ki gerçekten IŞİD bağlantılı olmasaydı da açıklamalara kimse inanmayacaktı.

Çünkü AKP hükümetinin yanlış politikaları (ilk başlarda IŞİD'e terör örgütü bile diyemeyen, IŞİD'in Musul Başkonsolosluğumuzu basarak çalışanlarımızı rehin alması ve içeriği açıklanmayan gizli pazarlıklar sonucunda serbest bıraktırabilen, sınırlardan IŞİD'e yönelik eleman ve lojistik desteğini engelleyemeyen, IŞİD'in Türkiye içinde örgütlenmesini hücreler kurmasını önleyemeyen Türkiye, son aylarda özellikle ABD'den gelen baskılar nedeniyle sınırlarında nispeten denetimleri artırmış ve Suriye'nin kuzeyinde oluşmakta olan Kürt koridorunu önlemek bahanesiyle IŞİD kontrolündeki Suriye topraklarına müdahale sinyalleri vermiş, bu kapsamda İncirlik'in IŞİD'e karşı operasyonlarda ABD savaş uçaklarına ve silahlı İHA'ların açılması gündeme gelmiş, IŞİD de Türkiye'yi tehdit etmişti)   IŞİD'in Türkiye'nin içinde saldırı yapmasının an meselesi olduğu bir ortama sürüklemişti. Yani saldırıyı bir başka örgüt örneğin PKK da yapmış olsa bunun IŞİD üzerinde kalması hiç de zor olmayacaktı. IŞİD'in ortaya çıkış zamanı ve gerekçeleri ne olursa olsun artık PKK gibi bir piyon olduğu ve yönlendirildiğini herkes biliyor, dolayısıyla saldırıyı bir IŞİD teröristi gerçekleştirmiş olabilir ama kazananlar hiç de beklenmedik aktörler olabilecektir.

Saldırıya maruz kalan grubun bir araya gelme şekli ve eğer gidebilselerdi halen savaşın devam ettiği Suriye'deki Ayn el Arab'ta amaçlarını fiilen gerçekleştirip gerçekleştiremeyecekleri şüpheliydi ve bu ayrı bir inceleme konusudur.  Bunu bir kenara bırakırsak, bir şekilde Türkiye'nin dört bir yanından bir araya getirilen insanların maruz kaldıkları saldırının daha saldırının hemen sonrasında nedense PKK/PYD-HDP'lilerce kendilerine yapılmış gibi mağduriyet yaratarak karşı saldırıya geçmiş olmaları  Suruç saldırısının basit bir IŞİD saldırısı olamayacağının göstergelerinden birisidir. Saldırıdan hemen önceki günlerde Kandil'den gelen "silahlanma, kendi sistem ve düzenlerini koruma" çağrısının öylesine yapılmış bir çağrı olmadığı ve Suruç saldırısı sonrası meydana gelen PKK terör saldırılarının Suruç saldırısının aslında sadece bir IŞİD-PKK/PYD çatışması olmadığını ve daha büyük hedefleri olduğuna ilişkin şüpheleri artırmaktadır.

Saldırıdan sonra yaşananlar

Saldırıdan sonra yaşananlar saldırının Türkiye'ye yönelik stratejik sonuçlarını ve etkilerinin neler olacağının da ipuçları vermektedir.

Ramazan Bayramı öncesinde Kandil'den gelmiş olan çözüm süreci sona erdi açıklaması, sonrasında silahlanma çağrısı, Suruç saldırısın hemen sonrasında HDP'lilerin "halkımız, birimlerimiz kendi savunma tedbirlerini alacak" açıklaması, PKK/HDP cephesi tarafından saldırıdan (AKP'nin IŞİD'i desteklediği, IŞİD'in Türkiye'deki faaliyetlerine ve sınırı kullanmalarına izin verdiği, Ayn el Arab çatışmaları esnasında AKP hükümetinin PYD'ye yönelik destekleri engellediği, AKP ile IŞİD'in aynı safta olduğu iddialarıyla) AKP hükümetinin sorumlu tutulması ve saldırıya maruz kalan grup Ayn el Arab'a gidiyordu dolayısıyla bizdendiler onlara yapılan saldırı bize yapılmıştır düşüncesi ise saldırının olduğu andan itibaren PKK'lı teröristlerin sokaklara çıkmasına, güvenlik güçlerine yönelik saldırılar yapmasına ve şuan itibariyle Türkiye genelinde artan şekilde bir terör sarmalının yaşanmasına neden olduğunu görmekteyiz.

Suruç saldırısından geçen iki gün sonrasında Türkiye 3 şehit (bir asker ve iki polis) verdi, yaralı güvenlik güçleri ve kaçırılan sivil vatandaşlar var, ayrıca büyük maddi hasarlar (yakılan araçlar, tahrip edilen bina ve tesisler) verilmeye devam ediliyor. PKK'lı teröristler yol kesmeye, ellerinde uzun namlulu ve otomatik silahlarla şehir merkezlerinde dolaşmaya başlamıştır. IŞİD'in AKP'nin yol vermesiyle bu saldırıyı gerçekleştirdiği algısı üzerinden HDP siyaseten AKP hükümetini suçlarken PKK da devlete karşı terör saldırıları yapmaktadır. IŞİD'i de zaten düşman ilan etmiş ola PKK'nın Türkiye toprakları üzerinde IŞİD'e karşı da saldırılar yapacağını ve IŞİD'in de bunlara karşılık vereceğini de öngörmeliyiz. Böylece Suriye'deki çatışmaların artık Türkiye'nin içine aktarılmış olduğunu göreceğiz. Bu durum, Suruç saldırısının Türkiye'deki güvenlik ortamına yapacağı yeni kötülüklerden biri olacaktır.

Saldırıdan sonra üzerinde baskıların artacağını gören IŞİD ise ön alarak Türkiye'yi yeniden tehdit eden açıklamalar yapmıştır.  ABD başta olmak üzere diğer ülkeler ve uluslararası kuruluşlar saldırıyı kınamışlar ve Türkiye'nin IŞİD'le mücadelesinde yanında olacakları mesajını vermişlerdir.

HDP sanki Suruç'ta saldırıdan sadece HDP/PKK'lar etkilenmiş, Türkiye'de başka kimse üzülmemiş, terörü lanetlememiş gibi davranıp kendilerine yönelik mağdur edebiyatı yaparak oluşan kaostan istifade etmeyi tercih etmiş ve Türkiye'nin gerçek sorunlarını (ekonomi, işsizlik, eğitim vs) dışlayıp sadece kendi gündemlerini Türkiye'ye dayatmak üzere Suruç saldırısını kullanarak ama içinde Suruç geçmeyen üç başlık (çözüm süreci, Rojava bölgesiyle Türkiye'nin ilişkileri ve IŞİD tehdidi) altında görüşme yapmak üzere TBMM'yi acil toplantıya çağırmışlardır. 

Suruç saldırısının sonuçları ve etkileri

IŞİD'in özelde Suriye ve Irak genelde Ortadoğu'yu dizaynetmede bir piyon olduğunu düşündüğümüzde  bu piyonu kullanan üst akıl(lar)ın bir taşla birden fazla kuş vurma politikasını çok iyi uyguladıklarını hatırlamakta fayda var. Bu bağlamda Suruç saldırısını IŞİD'li bir terörist gerçekleştirmiş olabilir ama sadece IŞİD'in Türkiye'ye, “ayağını denk al, üzerime gelirsen başka saldırılar da yaparım” mesajıyla yapılmadığı geçen 2-3 günkü gelişmelerden belli olmuştur. Yukarıdaki kısa özet değerlendirmelerimizi de dikkate aldığımızda bakın Suruç saldırısı hangi stratejik etkileri yapacak ve sonuçlar doğuracak:

*** Reyhanlı saldırısı, Musul Başkonsolosluğunun basılması ve çalışanların rehin alınması, Süleyman Şah Türbesi toprağının terke mecbur bırakılmasından sonra IŞİD Türkiye'ye bir kez daha dişini göstermiştir. IŞİD saldırıyla birlikte yayınladığı tehdit mesajlarıyla da artık Türkiye ile karşı saflarda olduğunu ortaya koymuştur. Saldırıyı Türk topraklarında gerçekleştirerek de bundan sonra Türkiye içinde herhangi bir yerde istediği zaman saldırı yapabileceği mesajını vermiştir.

*** Görünen o ki artan IŞİD saldırıları ve tehditleri karşısında Türkiye'nin politikaları ve alacağı tedbirler de sertleşecektir. Bu tam da IŞİD koalisyonu yani ABD'nin istediği bir gelişmedir. Ama bu sertleşmeden kasıt Türkiye'nin IŞİD'e mücadele için askeri olarak Suriye'ye girmesi olmayacaktır. Suriye/Irak krizine dahil hiçbir bölgesel aktör (devletler ve gruplar) ve bölge dışı aktörler (girerse çıkmaz korkusuyla) kesinlikle Türkiye'nin sınır ötesi askeri operasyonlarına izin vermeyecektir. Musul başkonsolosluğu baskını ve rehine olayında pazarlığa mecbur kalınması, Irak'ta Barzani'nin IŞİD'ten geri alınan Kerkük dahil tartışmalı toprakları fiilen işgal etmesine tek bir ses çıkarılamaması, IŞİD nedeniyle göçe zorlanan Türkmenlerin Türkiye'ye kabul edilmemesi, Süleyman Şah Türbesi topraklarının terk edilerek sınırlarının içine çekilmeye ve Irak/Suriye'deki soydaşları/tarihi/kültürel bağlarından koparılmaya çalışılan ve oyun dışına itilen Türkiye'nin yeniden bölgeye girmesine kimse razı değildir. Bu aşamada Türkiye'den beklenen (1) Sınır güvenliğinin tam olarak sağlanması, geliş geçişlerde IŞİD'e karşı sıfır tolerans gösterilmesi, (2) Türkiye içindeki IŞİD ağlarının, irtibat merkezlerinin, medya noktalarının, eğitim birimlerinin ve hücrelerinin etkisiz hale getirilmesi, (3) İncirlik Üssünün Amerikan savaş uçaklarının ve silahlı İHA'larının operasyonlarına açılmasıdır.

Suruç saldırısı öyle büyük etkileri olmuştur ki nitekim yukarıda ifade edilen beklentilerin hemen hayata geçirilmeye başlandığını görmekteyiz. Zaten son haftalarda ve özellikle 7 Haziran seçimlerinden sonra IŞİD'e karşı operasyonların (sınır geçişlerinde yakalama, İnternet yayınlarının engellenmesi, şüpheli şahısların tutuklanması gibi) yapıldığını biliyoruz. Salı günü (22 Temmuz) yapılan Bakanlar Kurulu toplantısından sonra yapılan açıklamada öncelikle Suriye sınırında yasadışı geçişleri önlemek üzere fiziki güvenlik sistemi (yıllardır gündemde olan bir projedir ve hemen bugün başlansa faaliyete geçmesi aylar alacaktır) kurma kararı alındığı bildirildi. Böylece Türkiye ABD'nin bir yıl önce IŞİD tehdidinin açıkça ortaya çıktığı dönemde Türkiye'den yapmasını istediği şeyi (sınırların kapatılması yani tam güvenliğinin sağlanması)  Türkiye'nin yapmaya başladığını görüyoruz. Diğer taraftan hükümete yakın medyada yer alan haberlere göre hükümetin IŞİD'in yurt içindeki yapılanmasını etkisiz hale getirmek için plan hazırlamakta olduğu bilgisi kamuoyuna duyuruluyordu. Böylece yukarıda ikinci maddedeki hususun da çalışıldığını görüyoruz. (Bu arada AKP hükümet yetkililerin "en büyük tehdit gördüğümüz IŞİD'e karşı" ya da "IŞİD ve benzeri terör örgütleriyle mücadele" gibi söylemleler IŞİD'i en üste koymalarının dikkat çekici olduğunu söylemeliyiz).

Dış politika ve ilişkiler bağlamında IŞİD'e karşı alınacak tedbirlerden belki de en belirleyici olanı İncirlik'in IŞİD'e karşı hava operasyonlarına açılması olacaktır.  Zaten IŞİD Türkiye'nin sınırda artan tedbirleri ve sonrasında da İncirlik'in açılması konusunun ciddi ciddi konuşulmaya başlaması üzerine Türkiye'yi hedef alan açıklamalar yapmaya başlamıştı. Yani IŞİD bunu Türkiye'nin IŞİD'e karşı savaşa girme kararı olarak görüyor. Dolayısıyla Suruç saldırısı nedeniyle Türkiye'nin IŞİD'e karşı almak zorunda kalacağı tedbirlerle Türkiye Suriye'de IŞİD'le fiilen savaşmayacak ama IŞİD terörü Türkiye topraklarında görülecektir. Bu Sn. Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın bu sitede yayımlanan son makalesinde de tespit ettiği gibi Türkiye'nin Pakistanlaşmasından başka bir şey değildir. Bu da Suriye'deki çatışmaların ve terörün Türk topraklarına taşınması ve sonrasında bu topraklardaki IŞİD ve bağlantılı terör örgütlerine karşı ABD başta olmak üzere koalisyon ülkelerinin de müdahil olması demektir ki bu Türkiye'nin egemenliği, toprak bütünlüğünü, barışını, geleceğini kaybetmesi anlamına geldiği gibi aynı zamanda daha çok kan ve gözyaşı demektir.

İncirlik Üssünün kullanımını da içeren ve TBMM'den geçmiş olan ABD-Türkiye arasındaki  anlaşma buna yani  İncirlik'in operasyonel maksatlarla kullanılmasına izin vermemektedir.İncirlik Üssü ABD'ye ileri lojistik üssü olarak hizmet verebilir. Aksi durum yani operasyonel faaliyetlere açılması suç teşkil eder ve Meclis'in ayrı bir izni (yani savaşa girme kararı) olmadan hükümetin buna izin vermesi normal şartlarda mümkün değildir. Ancak Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu İncirlik'teki iki Predatör'ün silahlı olarak uçmakta olduğunu açıkladı. Yani ABD İncirlik bağlamında kendi açısından ilerleme kaydetmiş. Her ne kadar İncirlik Türkiye'nin elinde bir kozmuş gibi gözükse de yanlış politikalarınız elinizdeki kozu karşı taraaf vermenize yol açıyor. Eğer AKP hükümeti İncirlik'i ABD operasyonlarına açmazsa bu sefer ABD o zaman biz de size IŞİD'le ve artmakta olan PKK'ya karşı istihbarat, siyasi ve askeri destek vermeyiz tehdidini kullanabilecektir. Bu bir blöf olmayacaktır çünkü Türkiye'ye karşı IŞİD ve PKK saldırıları yoğunlaşmaya başlamıştır, Türkiye kozunu ve avantajını kaybetmiştir. Nitekim 22 Temmuz'daki Bakanlar Kurulu toplantısında Türkiye ile ABD'nin IŞİD'e karşı bazı konularda birlikte hareket etmelerini öngören mutabakatın imzaya açıldığı açıklandı ki bu büyük ihtimalle İncirlik Üssünün operasyonel kullanımıyla ilgilidir, ayrıca ortak bir istihbarat merkezi tesis edilmesi de söz konusu olabilir.

*** PKK, "IŞİD'in arkasında AKP var" tezinden hareketle IŞİD'li teröristin saldırısını AKP yaptırdı algısıyla devlete karşı zaten alçak yoğunluklu yürüttükleri terörü şehir merkezleri dahil Türkiye geneline yaymada, terörün şiddetini artırmada, kendi özerk toprakları olarak gördükleri bölgelerde kendi hakimiyetleri pekiştirecek devlet uygulamaları yapmada bir gerekçe olarak kullanmışlardır. HDP'den AKP'ye yönelik suçlamaları destekler açıklamalar gelmeye devam etmektedir. 2-3 gündür meydana gelen terör olaylarında şehir merkezlerinde PKK'lıların saklamadan çekinmedikleri uzun namlulu silahlar göstermektedir ki Kandil'in silahlanma çağrısı çoktan uygulamaya geçmiş ve kendilerine dağıtılan ya da sakladıkları yerden silahını alan teröristler meydanlara sokaklara çıkmıştır. Doğrudan asker, polis ile karargah/kışla ve üsler hedef alınmaktadır. Bu büyük PKK kalkışmasının başlamak üzere olduğunun hatta başladığının işaretleridir.

Oslo görüşmelerinde gündeme geldiği gibi Türkiye'nin dağlarına, ovalarına, metropollerine silah ve patlayıcı depolamış olan PKK terör örgütü iki buçuk senelik çözüm süreci boyunca güvenlik güçlerinin karargah ve kışlada hapsedilmesini sağlamış, kritik noktalarda mevzilenmiş, psikolojik üstünlüğü ele geçirmiştir. Yeniden başlattıkları terör sarmalı karşısında sahaya çıkacak güvenlik güçlerine karşı avantajlı bir pozisyona gelmişlerdir. PKK ne zamandır bu günler için yani büyük kalkışma için hazırlık yapmaktaydı ki bu herkes tarafından bilinen bir sırdı. 7 Haziran seçimleri sonrasında çözüm sürecinin ve yeni anayasanın gündemden düştüğünü dolayısıyla hedeflerine ulaşmalarına az bir zaman kalmışken böyle bir engelin çıktığını gören PKK Suruç saldırısını bir fırsat olarak gördü ve zaten sanki Suruç saldırısının olacağını önceden biliyormuş gibi AKP'nin çözüm sürecini ihlal ettiğini dolayısıyla çözüm sürecini bitirdiğini açıklamıştı, yani terör yapmak için kendileri haklı (!) bir pozisyona geçmişti. Son 2-3 gündür olanlar ve devam edeceği anlaşılan olaylara yönelik hazırlıklar PKK'nın Suruç gibi bir olayı beklediğini (belki de bildiğini) göstermektedir. Eğer Suruç saldırısının arkasında PKK'nın izleri çıkarsa hiç de şaşırmamak gerekiyor.

***  PKK terörünün ne kadar tırmanacağı ve süreceği AKP hükümetinin iç politik kaygıları ve Türkiye'nin geleceği arasında yapacağı değerlendirmeler sonucunda ortaya çıkacak duruma bağlı olacaktır. Bu aşamada HDP'nin Suruç bahanesiyle TBMM'yi olağanüstü toplantıya çağırma gerekçelerini iyice ele almak gerekiyor. HDP'nin milletvekili sayısı bu toplantı çağrısı için yeterli değildir dolayısıyla büyük bir sürpriz olmazsa Meclis toplanmayacaktır. Ama HDP'nin görüşülmesini istediği konular PKK terörünün sona ermesi ya da azalması için yeni kurulacak hükümetin önüne bir şart olarak gelecektir. Yani HDP hükümette yer alsın ya da almasın hangi hükümet kurulacaksa kurulsun o hükümetin programında özel maddeler olarak yer alması PKK terörünün yine PKK inisiyatifinde askıya alınması için tehdit ve şantaj olarak masaya konulacaktır. Belki aylardır sesinin çıkmasına izin verilmeyen İmralı'daki teröristbaşı devreye sokulacak gizli pazarlıklar yapılacaktır.

*** HDP'nin TBMM'de acil görüşülsün dediği konulara (çözüm süreci, Rojava bölgesiyle Türkiye'nin ilişkileri ve IŞİD tehdidi) bakıldığında ise Türkiye ile Suriye'nin kuzeyini bırakın ilişkilendirmeyi doğrudan bağlantılı hale getirilmeye çalışıldığını görüyoruz. Gele gele Ayn el Arab (Kobani)'ta çatışmaların olduğu dönemde PKK/HDP'lilerin sıkça söyledikleri "çözüm süreci Kobani'den geçer, Kobani düşerse Türkiye düşer" söylemine tekrar gelindiğini görüyoruz. Tabi o zaman Kobani simgesel olarak ifade edilmişti asıl kasıtları Rojava dedikleri Suriye'nin kuzeyi, bugünlerdeki moda ifadesiyle Kürt koridorudur ki HDP'nin çağrısında bu yer almaktadır.

Demek istedikleri şunlardır: Suriye'nin kuzeyinde IŞİD'i büyük ölçüde püskürttük az bir yer kaldı, Türkiye PYD/YPG'ye doğrudan destek olmasa bile engel olmasın, Suruç-Kobani koridoru sorgusuz sualsiz sürekli geçişe açık olsun, Türkiye ABD'nin işini kolaylaştırsın İncirlik'i Amerikan hava operasyonlarına açsın ki IŞİD'e karşı etkili operasyonlar yapılsın, ABD hava saldırılarından kaçan IŞİD'lilerin yerini PYD/YPG emniyete alsın, Türkiye'nin girmesine gerek yok onlar sınırın Türkiye tarafında tedbir alsın, Suriye kuzeyinde Türkiye sınırlarında IŞİD'li kalmasın, böylece Türkiye'nin sınırları da güvenli hale gelsin, Türkiye'ye IŞİD'liler geçip terör saldırısı yapamasın, Suriye'nin kuzeyi yani Rojava güvenli yer haline gelince Türkiye'nin de güvenliği sağlanmış olacaktır. Bunun sonunda PYD/YPG Suriye'nin kuzeyinde kendi özerk yönetimini kursun, Türkiye'nin gösterdiği bu anlayış ve yardım karşılığında PKK da Türkiye'de terörü sonlandırsın, çözüm süreci 28 Şubat'ta ilan edilen ortak açıklamadaki esaslar çerçevesinde kaldığı yerden devam etsin. 

Ama burada bir sıkıntı var, önce Suriye'nin kuzeyi PYD/YPG yani PKK açısından onların hedefleri doğrultusunda güvence altına alınıyor ve onlara teslim ediliyor. Türkiye'nin içindeki PKK'nın durumu ise yine ucu açık bir süreçle başbaşa bırakılıyor. Bu süreçte daha önce Irak'ın kuzeyinde kurulmuş olan, şimdi yukarıdaki senaryo kapsamında Türkiye'nin de gözetiminde Suriye'nin kuzeyinde kurulacak özerk yönetimin (batı Kürdistan) benzeri Türkiye'de de kurulmadıkça Türkiye'ye barış gelmeyeceği mesajları verilerek 28 Şubat açıklamasının hükümlerinin yerine getirilmesi istenecektir. Unutmayalım ki 2013 başında Türkiye'de başlatılan PKK'nın hükümlü liderinin kurguladığı çözüm süreci aslında PKK'nın ağırlığını Suriye'nin kuzeyine vermesini sağlamak içindi. ABD destekli PKK'nın planı da iyi gidiyordu ta ki Kürt koridorunun oluşmakta olduğu gerçeğinin Türk kamuoyunda tepki çekmesiyle plan askıya alındı. İşte tam da bu aşamada Kandil PKK'ya karşı yapılan bazı askeri operasyonları bahane ederek çözüm sürecini fiilen bitirdiğini açıkladı, peşinden de Suruç saldırısı geldi. Görünen o ki Suruç saldırısı Suriye'nin kuzeyinde yarım kalan Kürt koridorunu tamamlamak ve sağlamlaştırmak, son safhasında da olsa Türkiye'yi bu koridorun mimarları arasına sokmak (böylece kendi topraklarında gelişecek benzer bir yapıya da hayır diyemesin) için çözüm sürecini yenilemek (hatta özellikle yeni kurulacak hükümet ile bunu yapmak) maksadına da hizmet etmektedir. Dolayısıyla yeni bir hükümet kurulup yeni formatta da olsa yeni bir çözüm süreci başlayıncaya kadar maalesef Türkiye'de PKK terörünün artarak devam edeceğini söyleyebiliriz. Ya da PKK'nın öngördüğü şekilde bir çözüm sürecini dışlayan bir hükümet gelecek ve PKK terör örgütüyle gerçekten mücadele edecek bir siyasi iradeyi ortaya koyacaktır.

 

Sonuç olarak;

IŞİD etiketli Suruç saldırısı basit bir terör saldırısı değildir. Birden fazla hedefe ulaşılmasını amaçlayan saldırıyla IŞİD artık Türkiye topraklarında istediği yer ve zamanda terör saldırısı yapabileceğini göstermiş, Türkiye'yi açıktan düşman ilan etmiştir. Suruç saldırısı ister istemez Türkiye'yi daha sert tedbirler almaya, IŞİD'e karşı daha aktif mücadeleye zorlayacaktır. Türkiye'nin sınırda ve kendi toprakları içinde alacağı yeni tedbirlerin yanında en belirleyici olan İncirlik'in Amerikan savaş uçaklarının ve silahlı İHA'larının IŞİD'e karşı hava saldırılarına açılması olacaktır. Bunu kendisine karşı savaş ilanı görecek IŞİD Türkiye'deki saldırılarını artıracaktır. Bu durum aynı zamanda Türkiye fiilen Suriye savaşına girmese de Türkiye'yi savaşın taraflarından biri yapacaktır. Suruç saldırısının devamında Türk toprakları üzerinde IŞİD-PKK çatışmaları da yaşanacaktır. Bütün bunlar Suriye'deki çatışmaların Türkiye'ye aktarılması demektir. Bu aynı zamanda artık Suriye yeni Afganistan, Türkiye ise yeni Pakistan olma yoluna girmiş demektir. Türkiye Suriye'ye girmemiştir, giremeyecektir ama IŞİD Türkiye'ye girmiştir.

IŞİD etiketli Suruç saldırısı Türkiye'nin IŞİD'e karşı tutumunu sertleştirip ABD'nin IŞİD stratejinin göbeğine oturturken asıl tetiklediği ise PKK terör örgütü olmuştur.  Saldırı sonrası gelişmeler  Suruç saldırısının "IŞİD ambalajlı PKK operasyonu" olduğu izlenimi vermektedir. Saldırı sonrası artan PKK terörü ve HDP'nin Suruç ile hiç alakası olmayan konuları (çözüm süreci, Rojava bölgesiyle Türkiye'nin ilişkileri ve IŞİD tehdidi) gündemin tek ve ana konusu olarak dayatma girişimi IŞİD ambalajlı PKK operasyonu izlenimini güçlendirmektedir. Bu operasyonla Suriye'nin kuzeyinde özerk bölge kurulması Türkiye'nin zorunluluğuymuş havası yaratılmakta, Türkiye'nin kendi elleriyle Suriye'nin kuzeyinde özerk bölge kurması, bilahare aynı yapının örnek alınarak Türkiye'nin doğu ve güneydoğusunda oluşturulması, nihayetinde de bu özerk bölgelerin birleşmesine göz yumması  istenmektedir. Dolayısıyla Suruç saldırısı Türkiye'nin bekasıyla doğrudan ilgili etkileri ve sonuçları olan stratejik bir saldırıdır. Bu nedenle Türkiye yürütülen psikolojik operasyonları boşa çıkarıp sadece IŞİD'le mücadele konusuna ağırlık verme yanlışına düşmemeli, perde arkasındaki büyük oyunu iyi görmelidir.

Bu yazı 6994 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı