Hoşgeldiniz; Bugün 20 Ocak 2017 Cuma
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi|17 Haziran 2015 Çarşamba

AKP'nin Ortadoğu Politikasının İflası: S.Arabistan'ın Büyük Kürdistan Planı ve Suriye'de Kürt Koridoru

Cahit Armağan DİLEK tarafından yazıldı.

Değişik konular (kumpas davaları, hükümet-cemaat savaşı, yolsuzluk iddiaları, yerel-Cumhurbaşkanlığı-genel seçimler, çözüm süreci vs) nedeniyle son yıllarda iç gündemden başını kaldıramayan, kendi içine kapanan Türkiye'de zor günler yaşayan AKP hükümetinin izlediği Ortadoğu politikasının da iflas ettiği ve bu iflasın artık Türkiye'nin bekasını tehdit eder konuma geldiği görülmektedir. Türkiye artık Ortadoğu'da arabulucu, sorun çözücü, güvenilir, tarafsız, saygı gören değil mezhepçi bir yaklaşımla Sunni grupları destekleyen, hatta dinci radikal terör gruplarına destek verdiği iddialarına maruz kalan bir ülke konumuna gelmiştir. Fakat ilişkilerin güvenilmezliğini, sabah başka akşam başka ittifakların oluştuğu, tarafların anlık değiştiğini, basit çıkarların ön planda olduğunu göstermesi açısından "bataklık" olarak tanımlanan Ortadoğu'da devletlerin-uluslararası ilişkilerin genel kurallarına aykırı şekilde yerel ve silahlı gruplarla işbirliğine giren Türkiye'nin bu çarpık ve yanlış ilişkiler nedeniyle sürekli olarak aldatıldığına da şahit oluyoruz.  

 

TÜRKİYE-S.ARABİSTAN ORTAKLIĞI

Bunun son örneği Suudi Arabistan'dan. İşte böylesine karmaşık bir ortam içinde Türkiye, Katar ve S.Arabistan'ın özel ilişkiler kurarak özellikle Suriye'de Esad rejimine karşı birlikte hareket ettiği bilinmektedir. Ayrıca bugün artan sivil kayıplara rağmen ne olup bittiği artık medyaya yansımayan ve amacı bilinmeyen Yemen'deki Suudi operasyonuna da Türkiye'den açık destek geldiğini hatırlamak gerekir. Diğer taraftan Mart 2015'ten buyana Türkiye ile S.Arabistan'ın özel bir ittifak oluşturarak Esad rejimine karşı savaşan muhaliflere (içinde El Nusra Cephesi dahil El Kaide bağlantılı terör gruplarına) yönelik her türlü lojistik desteğini artırdıkları ve bu grupların Fetih Ordusu altında yapılanmalarını sağladıkları medyada geniş şekilde yer almakta ve resmen yalanlanamamaktadır. Nitekim bu oluşumun son haftalarda Suriye'nin özellikle kuzey batısında (İdlib) Esad rejimine karşı ilerlemeler kaydettiğini görüyoruz.

Ama son günlerde ortaya çıkan bazı gelişmeler AKP'nin Ortadoğu'ya yönelik dış politika uygulamalarında en önemli yeri işgal eden S.Arabistan'ın aslında ikili oynadığı ve Türkiye ile ilişkileri de diplomatik alanda düşük seviyede olan bir ülkeyle (İsrail) gizli görüşmeler yaparak Türkiye'nin topraklarının bölünmesini öngören bir politikayı benimsediğini deşifre etti. Türkiye'nin bölünmesi, diğer ülkelerden de koparılacak bu topraklarda Ermenistan ve Kürdistan kurulması için genel anlamda İsrail dahil Batı dünyasının genel (ve fiili) bir desteği olduğunu biliyoruz. Ama AKP hükümetinin çok sıkı-fıkı olduğu hem de şuanda Suriye üzerinde gizli işbirliği içinde olduğu S.Arabistan'ın böyle bir yaklaşımı benimsemesi en başta söylediğimiz Ortadoğu bataklığının bir tezahürü olarak ortaya çıkıyor.  Peki Suudi Arabistan'ın bu ikili oyunu ve Türkiye'nin bekasını tehdit eden olaylar nasıl açığa çıktı?

 

İSRAİL-S.ARABİSTAN ORTAKLIĞI 

Haziran ayı başında Vaşington'daki ünlü düşünce kuruluşu Dış İlişkiler Konseyi-CFR, S.Arabistan ve İsrail'den önemli birer konuşmacıyı aynı konferansta ağırladı. O tarihlerde seçime odaklanmış olan Türkiye'nin gündemine gelmeyen bu konferansta yer alan bu konuşmacıların önemi 2014 yılı başından buyana İsrail ile S.Arabistan arasında yapılan gizli görüşmelerin içinde olan kişiler olarak bu gizliliği resmen açığa çıkarmış olmalarıydı. İsrail ve S. Arabistan birbirlerini diplomatik olarak tanımadığı gibi S.Arabistan İsrail'in var olma hakkını bile tanımıyor. Ama her iki ülkenin kendi bekalarına en büyük tehdit gördükleri İran'ın bertaraf edilmesi amacı iki ülkeyi biraraya getirmiş ve gizli görüşmelere başlamışlar. Bu kapsamda son 17 ayda değişik ülkelerde 5 kez görüşmüşler. İşte o konferansta bu gizli görüşmelere ilişkin açıklamalarda bulundular.

Açıklamalarından, ana konu İran olmasına rağmen İran'la bağlantılı konuların (Suriye, Irak, Hizbullah, Yemen vs) bu gizli görüşmelerde konuşulduğunu anlıyoruz. S.Arabistan'dan gelen kişi Enver Macid Eşki (emekli general, eski S.Arabistan'ın Vaşington büyükelçisinin / S.Arabistan istihbarat servisi başkanının danışmanı, şuanda S.Arabistan'da bir düşünce kuruluşu başkanı olması nedeniyle) söyledikleriyle aslında S.Arabistan'ın politikalarını da deşifre ediyor, bir anlamda resmi bir anlam yüklüyor. Dolayısıyla mutlaka dikkate almak gerekiyor.

 

S.ARABİSTAN'IN İKİ YÜZLÜ POLİTİKASI ve BÜYÜK KÜRDİSTAN OLUŞTURMA

Macid Eşki konuşmasında İsrail ile neden görüştüklerini, İran'la ilgili görüşlerini açıklayıp görüşlerini Ortadoğu için yedi aşamalı bir plan ile sonlandırıyor. Bu plandaki listenin en üstünde İsrail ve Araplar arasında barışı sağlamak yer alıyor. İkinci olarak İran’daki rejim değişikliği geliyor. Listede ayrıca büyük bir Arap Birliği, bölgesel bir Arap askeri gücü kurma var. Bunların halen uygulanmakta olduğunu biliyoruz. Örneğin Yemen'e yapılan operasyonla birlikte Arap Gücü oluşturulması hareketlendi ve uygulamaya dönük kararlar alındı.

Tabi bizim açımızdan bu planda önemli olan ise Büyük Kürdistan oluşumuna destek. Buna göre Macid Eşki'nin açıkladığı yedi maddelik Ortadoğu planında şuan Irak, Türkiye ve İran’a ait olan bölgelerde Kürtlerin yaşadığı toprakları kopararak bağımsız büyük bir Kürdistan oluşturma maddesi de bulunuyor. Yani S.Arabistan AKP hükümetiyle ikili bazda sözde iyi ilişkiler geliştirirken perde arkasında Türkiye'nin topraklarının koparılmasının planını yapıyor ve bunu gerçekleştirecek gelişmeleri destekliyor. 

Peki S.Arabistan neden bağımsız büyük Kürdistan istiyor?  Macid Eşki'nin açıklamalarından S.Arabistan'ın büyük Kürdistan oluşumuna yönelik desteğinin ana nedeni İran'ın Şii hükümetlerin hakim olduğu Irak ve Suriye ile irtibatını kesmek, buralara müdahil olmasına mani olmaktır. Peki gizli ve özel ilişkileri olduğu AKP hükümetinin başında olduğu Türkiye'den toprak koparılmasın neden razı olmaktadır? Bunun cevabı da yukarıda kısaca açıkladığımız Ortadoğu bataklığının ilişki yapısından kaynaklanmaktadır. Bağımsız büyük Kürdistan konusunda S. Arabistan'ın gizli görüştüğü İsrail'in ve yine S.Arabistan'ın özel ilişkileri olan ABD'nin bölgeye yönelik çıkarları çok muhtemelen büyük Kürdistan konusunda örtüşmektedir ki gizli ve özel görüşmelerde bu konular gündeme gelmiştir. Gündeme gelmekle kalmayıp şuanda Irak ve Suriye'nin kuzeyinde uygulanmaktadır. (Büyük Kürdistan'ın İran parçasında da geçen haftalarda hareketlenmeler olmuş, olaylar yaşanmıştır.)    

 

TÜRKİYE KENDİ ELLERİYLE TESLİM

S.Arabistan'ın gizli görüşmeler yaptığı İsrail'in Irak'ta Barzani yönetimiyle yakın ve gizli ilişkileri, Irak'ın kuzeyindeki gizli operasyonları medyaya defalarca yansıdı. Ayrıca İsrail'in bağımsız bir Kürdistan'ı desteklediğini ve hatta en üst seviyede açıkça destek beyanında bulunduklarını biliyoruz. Ama AKP'nin sözde yakın dostu Suudi Krallığının Türkiye'nin arkasından dolaplar çevirdiğinin böylece açığa çıkması AKP hükümetinin dış politikasının tutarsızlığını, öngörüsüzlüğünü, Türkiye'nin bekasını gözardı ettiğini, Ortadoğu ülkelerinin dış politikalarını Dışişleri Bakanlıklarıyla değil gizli servisler üzerinden yürüttükleri gerçeğini kavrayamadığını göstermektedir. 

Ama bugün Suriye'de Türkiye ve S.Arabistan ikili ittifakla sözde Suriyeli muhalif ama El Kaide bağlantılı radikal dinci gruplara (Fetih ordusu) yardım etmektedir. Ayrıca ABD'nin eğit-donat projesi kapsamında Türkiye ve S.Arabistan ÖSO'nun dahil olduğu sözde ılımlı muhaliflere de destek sağlamaktadır. Gelen bilgilerden anlamaktayız ki PYD/YPG de bu sözde ılımlı gruplara dahildir. İşte ÖSO ve YPG, 15 Haziran 2015 itibariyle IŞİD'i püskürterek Tel Abyad ve çevresinde kontrolü ele geçirdiler. Gelen açıklamalar Tel Abyad'ın Kobani kantonuna bağlanacağı yönünde. Yani PKK/PYD'nin kontrolünde olacak. Böylece Suriye'nin kuzeyinde PKK/PYD'nin ilan ettiği üç kantondan ikisi (Cezire ve Ayn el Arab (Kobani)) arasındaki coğrafi bütünlükte sağlanmış ve medyada kullanıldığı şekilde Akdeniz'e uzanacak Kürt koridorunun oluşturulmasında PKK önemli bir kazanım elde etmiş oldu.

Bir sonraki aşama Türkmenlerin ağırlıklı yaşadığı Halep'in kuzeyinde Kobani ile Afrin kantonları arasındaki coğrafyanın da PKK/PYD/YPG kontrolüne katılması olacaktır. Bu gelişmelere karşıymış gibi söylemlerde bulunsa da yukarıda belirttiğimiz gibi çarpık ilişkiler yürüten AKP hükümeti bir şekilde Suriye'deki değişik gruplara değişik maksatlarla destek sağlamakta ve çarpıklık nedeniyle bu destek dönüp dolaşıp Türkiye aleyhine gelişmelere ve özellikle PKK'nın lehine (büyük Kürdistan'ın önü açılmaktadır) bir ortamın oluşturulmasına dönüşmektedir. Buradaki sıkıntı Türkiye ile birlikte söz konusu gruplara destek veren S.Arabistan bu desteklerin neyle sonuçlanacağını biliyor olması. Aslında Türkiye kendi eliyle bir süre sonra kendi topraklarından da toprak koparılmasına yol açacak gelişmenin (Büyük Kürdistan) önünü açmaktadır. Yani Türkiye, Suriye'nin kuzeyindeki "Kürt koridorunu" ve büyük Kürdistan'ın önündeki yolu adeta kendi elleriyle hazırlamaktadır. Tabi burada AKP'nin Türkiye'de yürüttüğü çözüm sürecinin de önemli bir etkisi olduğunu hatta bağlantılı olduğunu unutmamak gerekiyor.

 

IŞİD TEHDİDİN SAHADAKİ TEK KAZANANI KÜRTLER (BARZANİ ve PKK)

IŞİD tam bir yıl önce Musul'u işgal edince dünyanın gündemine girmişti. Geçen bir yıl sonunda IŞİD Suriye'nin yarısını Irak'ın üçte birini kontrol eden büyük bir yapı ve dünyanın en zengin terör örgütü haline geldi. Yabancı uzmanlara göre IŞİD artık bir devlet! İşte böyle bir yapıya karşı mücadelede en net ve belki de tek kazananı Kürtler (Barzani ve PKK) oldu. IŞİD sürekli alanını genişletip ilerlerken Irak'ta sadece ABD'nin de desteğiyle Peşmerge karşısında geriledi ve Barzani bu fırsattan istifadeyle de Kerkük başta olmak üzere tartışmalı bölgeler, Musul'un kuzeyinde -Sincar, Telafer- bölgelerinde yeni toprakları ele geçirdi. Yine başta ABD olmak üzere Batılı ülkeler Peşmergeye askeri yardım için yarışa girdi.

Suriye'nin kuzeyinde ise PKK üç kanton oluşturdu ve özerklik ilan etti. PKK terör örgütünün uzantısı PYD/YPG başta ABD'den olmak üzere aldığı dış yardımlarla adeta düzenli bir orduya (tankları, füzeleri, 50.000'e yakın silahlı adamıyla) dönüştü. PKK/PYD şimdi de üç kanton arasındaki coğrafi bütünlüğü sağlamaya başladı ve Tel Abyad'ı ele geçirmekle bunun yarısını tamamladı. Bu süreçte S.Arabistan ile özel ilişkileri olan ABD'nin yaklaşımı ise soru işaretlerini artırmaktadır. Örneğin, IŞİD'in Ramadi ve Palmira'yı büyük katılımlı saldırılarla işgalini göremeyerek(!) Irak ve Suriye kuvvetlerine hava desteği sağlayamayan ABD'nin önce Kobani şimdi Tel Abyad'da IŞİD'e karşı YPG ve ÖSO kuvvetlerine yoğun destek vermesi akılları karıştırmaktadır. Tabi bu arada coğrafi bütünlüğü oluşturma sürecinde Tel Abyad ele geçirilirken PYD/YPG'nin Türkmen ve Arapları zorla göç ettirmesi (Tel Abyad ve çevresinde Kürtler azınlıktadır, zorla göç ettirilenlerin yerlerine dışarıdan Kürtler getirilecektir) 2003'te Irak'ın işgal edilmesiyle birlikte ABD'nin göz yummasıyla Kerkük'te Peşmergenin yaptıklarını akıllara getirmektedir. Biraz zaman alsa da Kerkük'ün bugün fiilen Barzani yönetimine girdiğini görüyoruz. Dolayısıyla aynı filmin şimdi Suriye'nin kuzeyinde oynandığını söylemeliyiz.

Suriye'deki sözde Kürt kantonları arasındaki bölgelerin Kerkük kadar önemli bir gündem maddesi olmadığına ilişkin genel algıyı da düşündüğümüzde PKK/PYD'nin buradaki işi daha kolay gibi gözüküyor. ABD Dışişlerinin bu iddiaları "biz de duyduk" diye geçiştirmesi de bunun böyle olacağını göstermektedir. Böylece PKK Suriye'nin kuzeyinde üç yıl içinde çok önemli kazanımlar elde etmiş oldu, devletleşme yoluna girdi. Barzani'nin Irak'ın kuzeyi ve Kerkük'te 12 yılda ulaştığı duruma PKK Suriye'de daha kısa sürede ulaşmış oldu. PKK'nın bu dönemde Türkiye'de AKP hükümetini çözüm süreci adı altında müzakere masasına oturttuğunu söylemeliyiz ki bu sürecin PKK açısından ne denli kazançlı ve önemli olduğunu 7 Haziran seçimleri sonrasında oluşan Meclis tablosu göstermektedir. PKK, şimdi HDP aracılığıyla doğrudan koalisyonda yer almasa da hükümete ortak olmanın, Meclis'i yönlendirmenin hesabını yapıyor.

Çözüm süreciyle Suriye konusunun ilişkisi nedir denecek olursa onu da şöyle açıklayabiliriz: Çözüm süreciyle PKK sözde silah bırakacaktı ama PKK Suriye ve Irak'taki IŞİD tehdidini bahane ederek silah bırakamayacağını öne sürdü, öyle de yaptı ama bu süreçte AKP hükümeti hem yurt içinde PKK'ya hareket serbestisi sağladı, hem de yasal düzenlemelerle PKK terör örgütünün konumunu ve elini güçlendirdi. Böylece PKK hem Irak/Suriye'de hem de Türkiye'de hep kazanan durumuna geldi. Ayrıca AKP hükümetinin çözüm süreci kapsamında PKK terör örgütü ve onun ele başlarını muhatap alması Suriye'nin kuzeyindeki operasyonlarda ABD ve koalisyon ülkelerinin PYD/YPG'yi muhatap almasını kolaylaştırdı. Eğer çözüm süreci Türkiye'de daha ileri seviyeye geçerse Suriye'nin kuzeyinde ABD'nin PYD/YPG ile ilişkisi de daha açık ve resmi hale gelecek, askeri destek daha da artıracak, Kürt koridorunun Akdeniz'e ulaşması kolaylaşacaktır. Ve Kürt koridoru koridor olarak kalmayacak kuzeyine doğusuna güneyine doğru genişleyecek ve büyük Kürdistan'a dönüşecektir. 

 

SONUÇ OLARAK;

AKP hükümetinin yanlış hesaplara, öngörüsüz ve şeffaf olmayan ilişkilerine dayalı yaklaşımları hem iç hem de dış politikada sürekli olarak aldatılmayla sonuçlanmış gibi gözüküyor. S.Arabistan'ın Büyük Kürdistan'ı oluşturmaya yönelik gizli planların destekçisi olduğunun ortaya çıkması bunun son işaretidir. Ortadoğu siyaseti, sizinle gizli ve özel ilişkiler kuran devlet/grupların aynı zamanda bir başkasıyla da sizin aleyhinize oluşumlar içine girebileceğinin sayısız örnekleriyle doludur. S.Arabistan, İsrail ve ABD'nin çıkarlarının bağımsız büyük Kürdistan noktasında örtüşmüş olması bunun Türkiye açısından en trajik örneğidir. Bunu fark edemeyen, önceki hükümetlerin kurumsal bazda büyük özenle oluşturdukları Türkiye algısını yıkan ve bireysel yaklaşımları, ilişkileri benimseyen AKP hükümetinin Ortadoğu politikası iflas etmiştir. Deşifre olan S.Arabistan-İsrail gizli görüşmeleri bağlamında ortaya çıkan Ortadoğu Planındaki yedi maddeden birinin Türkiye'den de toprak koparacak bağımsız büyük Kürdistan'ı kurmak olması bu iflasın son halkası olmuştur. Bu başarısızlıklar, normal demokratik bir ülkede olduğu gibi, seçimler sonucunda AKP'yi hükümetten indiren etkenlerden biri olmuştur belki ama özellikle dış politikadaki yanlışlar maalesef Türkiye'nin bekasını tehdit eder, Türkiye'yi kaybedenler arasına yazacak boyuta getirmiştir. Bütün bu olumsuzlukları Türkiye'nin lehine olacak şekilde dönüştürmek önemli zaman alacak ve belki de bazı kaybedilenleri geri almak mümkün olmayacaktır.

Bu yazı 10849 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı