Hoşgeldiniz; Bugün 24 Mart 2017 Cuma
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi|16 Mart 2015 Pazartesi

İmralı'da Büyük Kürdistan Kuruluyor

Cahit Armağan Dilek tarafından yazıldı.

Çözüm süreci İmralı'daki hükümlü teröristbaşının yönetmenliğini yaptığı tam bir tiyatroya dönüştü. Halka çözüm, barış, kardeşlik, demokrasi yalanıyla tiyatro seyrettirilirken gerçekte İmralı'da Büyük Kürdistan'ın kuruluşu tezgahlanıyor! Ne demek istediğimizi anlatmak için çok gerilere gitmeye gerek yok, son günlerde olup bitenlere bakmak yeterli. 

Çözüm süreci tiyatrosu ve 28 Şubat AKP-HDP ortak açıklaması

Öcalan'ın hazırladığı müzakare taslağının Aralık 2014 başında HDP'lilerce kamuoyuna sızdırılmasına kızan AKP yönetimi belli bir süre tıkanan sürecin önünü açmak üzere gizli kapaklı yürütülmesi konusunda muhataplarıyla anlaşınca zaten bir  tiyatroya dönüşmüş olan çözüm sürecinde oyunun sahnelenme formatı da değiştirildi. Artık oyunda kendisine rol verilenler sahneye çıktıklarında birbirlerinin aksi açıklama yapıyorlar, birbirlerini yalanlıyor ve kavga eder gibi görünüp gerçekte sahne gerisinde ve yönetmenin hücresinde ne yaptılarını maskelemeye çalışıyorlar. Bu tiyatro kapsamında HDP'liler AKP'li Bakanlarla görüştükten hemen sonra bir açıklama yapıyor peşinden Bakanlar yalanlıyor, bir süre sonra HDP'den de kendi partililerini yalanyan, boşa çıkaran bir açıklama yapılıyor. Özellikle 01 Aralık 2014'te Öcalan'ın hazırladığı müzakere taslağının HDP'lilerce basına yansıtılmasından sonraki durumun özeti işte bu. 

Diğer taraftan AKP 28 Şubat'ta AKP-HDP ortak açıklamasını "PKK silah bırakmaya karar verdi" diye topluma sunarken, HDP'liler "asıl önemli olan mutabık kalınan 10 maddedir, silah bırakma konusu değil" dediler, Kandil ise her zaman olduğu gibi "silah bırakma falan yok hükümet üstüne düşeni yapsın" dedi. Böyle olunca kamuoyunun ne olup bittiğini zaten bilmediği çözüm sürecinde yapılan ortak açıklamanın aslında ne olduğunu da kimse anlamadı, çünkü bir algı operasyonundan başka bir şey değildi.

İzleme heyetinin kurulması ve resmen "taraflar" oluşturulması, cezaevlerinde transfer

Son birkaç gündür çoğu sahne gerisinde olmak üzere tiyatro oyununda bir hareketlenme var. Şimdilerde süreç tiyatrosunda bir izleme heyeti sahnesi sergileniyor. Buna göre HDP'liler yine ilgili Bakan ile görüştü sonrasında izleme heyetinin 16 kişiden oluşacağı ve HDP heyetiyle birlikte İmralı'ya gideceğini açıkladılar, ama peşinden Bakan böyle bir şey yok dedi. Bunun üzerine HDP izleme heyeti konusunda muatabkat var isimler konuşulmadı diyerek durumu kotarmaya çalıştı. Sonrasında Başbakan "izleme heyeti 16 kişiymiş falan bunların hepsi spekülasyon" dedi. Dedi ama izleme heyetinin kurulacağını reddetmedi. Yani aslında Türkiye'yi PKK'nın tuzağına düşürecek olan bir oluşuma (izleme heyeti oluşturduğunuza göre artık resmen iki taraf vardır, T.C. hükümeti de kendi rızasıyla hiçbir hukuksal ve anayasal/yasal dayanağı olmayan bir heyetin denetimine giriyor)  hükümetin onay verdiği gözden kaçırılıyor, tartışma magazin seviyesinde heyetin sayısı ve isimler üzerine kaydırılıyor.

Kamuoyu buna odaklandırılmışken PKK'lı hükümlülerin Türkiye'nin batısındaki hapishanelerden doğudakilere nakledildiği, Öcalan'ın sekreteryasını oluşturacak PKK'lı mahkumların İmralı'ya nakledileceği, sözde hasta PKK'lı mahkumların serbest bırakılmasına ilişkin çalışmaların hızlandığı haberleri basına yansıdı, yalanlayan olmadı. Bütün bu gelişmeler bana Demirtaş'ın 17 Şubat'ta Meclis'te gazetecilere yaptığı "Öcalan'ın hükümete verdiği 10 maddelik ev ödevi" açıklamasını hatırlattı. Bu 10 maddeyi açıklamayan Demirtaş'ın ne demek istediğine ilişkin özel haber ise 19 Şubat'ta Yeniçağ gazetesinde "İşte Öcalan'ın 10 Emri" başlığıyla veriliyordu. Haberde  Demirtaş’ın hükümete “ev ödevi” olarak verdiği 10 madde şöyle sıralanıyordu:

Seçimden Önce: * İzleme Komitesi’nin oluşturulması. * Bebek Katili’ne sekretarya görevi yapacak mahkumların İmralı’ya sevki. * TBMM’de 8 komisyon kurulması. * Hasta teröristlerin tahliyesi ve yurt dışındaki PKK’lıların yurda serbestçe dönüşlerinin sağlanması, ayrıca batı illerindeki cezaevlerinde bulunan teröristlerin bölgedekilerine nakli. * TMK ve CMK ile Siyasi Partiler Kanunu’nda değişiklik yapılması.

Seçimden Sonra:* Yerel yönetimlere özerklik. * Bebek katili Abdullah Öcalan’ın da yararlanacağı genel af. * Eve dönüş yasasında değişiklik yapılarak pişmanlık koşulunun kaldırılması. * Kürtçe’nin ikinci resmi dil olarak tanınarak zorunlu eğitime alınması ve anayasadaki vatandaşlık tanımının değiştirilmesi. * Öcalan ve Kandil’deki üst düzey yöneticileri de dahil olmak üzere tüm teröristlere siyaset yolunun açılması.   (Bakınız:  http://www.yenicaggazetesi.com.tr/iste-ocalanin-10-emri-110239h.htm  ) 

Tiyatro oyununun perdelediği gerçek senaryo; Büyük Kürdistan

Demirtaş'ın daha sonra 25 Şubat'ta katıldığı bir TV programında ise ev ödevi diye tanımladığı 10 maddeyi açıklarken kullandığı ifadeler aslında yukarıda bahsedilen haberde geçenleri de kapsayan ve 28 Şubat AKP-HDP ortak açıklaması için yeniden düzenlendiği anlaşılan ifadelerdir. Daha da geriye gidersek 28 Şubat'taki ortak açıklamada açıklanan 10 madde aslında Aralık 2014'te basına sızan Öcalan'ın müzakere taslağının ana başlıklarıdır, Öcalan'ın müzakere taslağı da aslında Oslo süreci denen gizli görüşmelerde konuşulanların özetidir.

İşte bugünlerde çözüm süreci tiyatrosunda oynan oyunla Yeniçağ'daki haberi üst üste koyduğumuzda gerçek resim ortaya çıkmaktadır. Gerçek resim sahnede kavga eder gibi gözükülmesi, sahne arkasında ise Öcalan'ın verdiği ev ödevlerinin tamamlanmasıdır. Fakat oyun öyle gelişiyor ki Öcalan'ın ev ödevlerinden matruşka gibi sürekli yeni şartlar/ev ödevleri çıkıyor, gidişat o ki müzakerelere başlamak için yapılmasını istediği ev ödevleri tamamlanıp haydi müzakereye başlayalım dendiğinde müzakere edilecek bir şey kalmamış, iş işten geçmiş olacak. Çünkü burada başka bir perdeleme daha var. Tiyatro oyununun perdelediği asıl konu ise gerçekte İmralı'da sadece Türkiye'de bir özerk Kürdistan bölgesi değil Türkiye, Suriye ve Irak'ta PKK ve Barzani kontrolündeki bölgeleri de kapsayacak Büyük Kürdistan'ın inşa sürecidir.

Bunun böyle olduğunun en büyük kanıtlarından biri Kandil'in pozisyonudur. Kandil'deki terörist elebaşları PKK'nın Türkiye'de kazandığı psikolojik ve bölgedeki fiili hakimiyeti korumak ve sağlamalaştırmak maksadıyla çözüm süreci başladığından bu yana sürdürdükleri tehdit ve şantajla taleplerinin birer birer yerine getirildiğini gördükçe tek bir adım atmamış, Başbakan Davutoğlu'nun da söylediği gibi verdiği sözlerden de hiçbirini yerine getirmemiş, söylemlerinde (silah bırakmayacağız, Öcalan özgür olmadan barış olmaz, Kürt kimliğine anayasal güvence vs) tek bir geri adım atmamış, tehdit ve şantaj politikasını esas almıştır.

Diğer bir kanıt ise yukarıda bahsettiğimiz İmralı dahil cezaevlerindeki PKK mahkumların yer değiştirme operasyonudur. Bir kısım PKK'lılar niye batıdaki cezaevlerinden şuanda PKK'nın devlet uygulamalarının hakim olduğu doğudaki illere naklediliyor? Çözüm sürecinin öngördükleri gibi sonuçlanması veya sonuçlanmamasına göre bir hazırlık mı yapılıyor?  İmralı'da değişen PKK'lılar ve yeni gelenlerin PKK içindeki konumları da dikkat çekici; çünkü bunlar PKK'nın cezaevi sorumluları ve PKK'nın Ortadoğu sorumlusu. 

Cezaevlerinde değiş tokuşun yanında 14 Mart'ta HDP'lilerin İmralı ziyaretinden sonra basına yansıyanlar yukarıda bilgileri daha da anlamlı yapıyor. Buna göre HDP heyeti Öcalan'ın Nevruz mesajı metnini almış, Öcalan Türkiye ve bütün dünyaya kapsamlı bir analiz yapacakmış mesajında. Bunun yanında Öcalan Barzani ve Talabani'ye mektup yazmış, HDP'liler bu mektupları bizzat iletip Kürt ulusal konferansını, Suriye ve Irak'taki Kürtlerin durumunu konuşacaklarmış. Diğer taraftan Türk medyasının magazinsel düzlemde ele aldığı Nevruz'da görüntülü mesaj konusunda ise Öcalan "bunlar önemli değil önemli olan bizim fikirlerimizin duyurulması" demiş! Gerçekten de Öcalan çözüm süreciyle planlarını, fikirlerini, talimatlarını örgütüne ulaştırmayı gerçekleştirirken dışarıdaki adamları Öcalan'ın görüntülü mesaj verip vermeyeceğinin tartışılmasını sağlamışlar, perde arkası gelişmeleri gizlemişlerdir.

Öcalan'ın Nevruz mesajı ve Kürt ulusal konferansı tuzağı

Bu son İmralı ziyaretinden yansıyan bilgiler bile aslında İmralı'da neyin peşinde olunduğunu açıkça göstermektedir. O da şudur: Öcalan, hazırladığı 10 maddelik ev ödevi ve müzakere taslağı üzerinde AKP ile mutabıktır. Ama burada AKP'nin kabul etmek istemediği ya da öyle olmadığını savunduğu bir durum vardır. Aslında AKP ile PKK arasındaki çözüm süreci Öcalan'ın kafasındakinin sadece bir parçasıdır. Öcalan konunun Türkiye parçasını çözüm süreci kurgusuyla (aslında önce özerklik ve sonra bağımsızlık hedeflenmişken demokratik yönetim inşası ve barış gibi söylemlere amaçlarının gizlenmesiyle)  artık cepte görmektedir. Suriye bölümünü ise IŞİD'le birlikte oluşan konjonktürü avantaja çevirerek çözüm süreciyle paralel götürme şansını yakalamıştır ve onu çok iyi kullanmaktadır. Görünen o ki Öcalan'ın Nevruz'da vereceği mesaj ağırlıklı olarak Suriye ve Irak'ta Kürtlerin öncülüğünde barışın sağlanacağı ve bunun bütün Ortadoğu'da barışa hizmet edeceği, Türkiye'de ise silahlı mücadeleden demokratik mücadeleye geçmeye çok yakın oldukları gibi hayali ancak batı kamuoyunda zaten işlenmekte olan bir tema olacaktır.

Barzani ve Talabani'ye yazdığı ulusal Kürt konferansı konulu mesaj ise Büyük Kürdistan'a giden en büyük adımın işaretidir. Çünkü bu konferansta konulacak olan dört ayrı ülkedeki Kürtlerin tek bir yönetim altında toplanmasıdır. Bu Türkiye'den toprak parçasının koparılması girişimidir. Böyle bir oluşuma gidecek bir faaliyete göz yummak, bunu yapmayı planlayanlara kolaylık göstermek anayasamıza aykırıdır. AKP hükümetinin Kürt konferansı sanki Türkiye'yi hiç ilgilendirmiyormuş gibi bir tavır takınması ve kendisinden toprak koparılmasıyla sonuçlanacak bir girişime ortam hazırlaması anlaşılır değildir. Bu noktada, ulusal Kürt konferansı toplama fikrinin 2008'lerde Türkiye'de başlatılan açılım politikalarıyla eş zamanlı olduğuna dikkat çekmek gerekiyor.

Sonuç olarak;

İşte bütün bunların hepsini üst üste koyduğumuzda hiçbir hukuki, meşru, anayasal dayanağı olmayan çözüm sürecinin bir tiyatroya dönüştüğünü ve bu tiyatro oyununun İmralı'da Türkiye'nin bekasını, birlik ve bütünlüğünü tehdit eden bir senaryoyu perdelemekte olduğunu görmemek için kör ve sağır olmak gerekiyor. 

İşte süreç bu yönde ilerlerken kamuoyu ise işin magazinsel boyutuyla meşgul ediliyor ve İmralı'ya kim gitti, kaç kişi gitti, izleme heyetinde kimler varmış, Öcalan görüntülü (canlı mı banttan mı) mesaj verecek mi konuları konuşturuluyor ama doğu ve güneydoğuda PKK'nın devlet uygulamaları hiç gündeme getirilmiyor, konuşulmuyor, normalmiş gibi gösteriliyor. Dolayısıyla HDP heyeti ve izleme heyeti İmralı'ya kaç kişi giderse gitsin, kim giderse gitsin, Nevruz mesajını ister Öcalan ister başkası okusun aslında Büyük Kürdistan'a giden çözüm süreci tiyatrosundaki oyunda kimin, ne zaman, nerede, ne ve nasıl oynayacağını, oyunun nerede ve nasıl biteceğine Irak, Suriye ve Türkiye'de pozisyon almış talimat bekleyen eli silahlı teröristlerinden aldığı güçle İmralı'daki yönetmen karar veriyor!

Fakat bilinmesi gereken şudur: Gerçekte oynan bir tiyatro oyunu değildir. Türkiye'de barış ve kardeşlik getirecek diye sunulan çözüm süreci karşıt taraflar yaratmış, anayasadan yetki almayanlar yeni bir ülke kurma ve yeni anayasa yazma peşine düşmüşlerdir. Bu süreç Türkiye'den, Suriye'den, Irak'tan toprak parçaları koparılarak Büyük Kürdistan kurulması girişimidir. Bu süreç barış, huzur, demokrasi, kardeşlik oluşturulmasına değil hem Türkiye hem de bölgemizde daha büyük bir kaosun ortaya çıkmasına ve tabi ki Türkiye'nin bölünmesine neden olacaktır...

Bu yazı 5137 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı