Hoşgeldiniz; Bugün 22 Ekim 2017 Pazar
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi|12 Aralık 2014 Cuma

Akdeniz'de Neler Oluyor?

Sinan Topuz tarafından yazıldı.

Bana ayrılan bu köşede dünyada ilgimi çeken savunma faaliyetleri hakkında açık kaynaklarda yer alan ancak dikkatinizden kaçmış olabilecek haberleri sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Yazılarda açık kaynaklarda yer alan haberlerin politik değil, askeri bakış açısı ile değerlendirileceğini vurgulamakta fayda var.

Savunma haberleri, problemlerden uzak ülkelerde insanların günlük hayatını etkilemedikleri için çok önemsenmez. Ancak savunma sanayi karakteri gereği çok büyük kaynak ayrılması gereken bir alandır. Bir taraftan halkının savunma için ödemesi gereken fatura (vergilerin harcanma önceliği), diğer taraftan başka ülkelerin harcamaları, etraflarına bakış açısını ve tehdit algılamasını yansıtması bakımından önemlidir.

Ülkelerin savunma sanayisine ayırdıkları kaynak ve öncelikleri ulusal güvenlik stratejileri hakkında kuvvetli fikir vermektedir.

Strateji denilince aklımıza televizyonlarda sık sık gördüğümüz, olmuş bitmiş olayları değerlendiren kişilerin altında yazan “stratejist” yazısı gelmesin. Şüphesiz ki strateji de dinamiktir ve olaylara göre tadil edilebilir. Bu karakteri ile devam eden faaliyetler hakkında da eleştirisel bazda konuşmak mümkündür. Ancak aktörlerin hedefleri ve kaynaklarından bahsetmeyen, dikkate almayan tartışmalar genellikle olayların analizi, sohbeti seviyesinde kalmaktadır.

Strateji, karmaşık tanımların basite indirilmiş haliyle; hedefe ulaşmak için kullanılan yoldur. Eğer hedefe ulaşmak için kullanılacak yol için ayrılan kaynaklardan bahsetmiyorsak, en hafif değimi ile sadece isteklerimizi sıralıyoruz demektir. İstekler sonsuz olduğuna göre önceliklendirilmelidir. Şüphesiz ki, öncelikler de kaynaklarla sınırlıdır. Dolayısı ile hedefe ulaşmak için ayrılan kaynakları (finansal güç, materyal, insan gücü, psikolojik güç vs.) bilmeden stratejiden bilimsel anlamda söz etmek mümkün görülmemektedir. İşte bu kaynak kullanımı özelliğinden dolayı savunma harcamaları bizlere ülkelerin ulusal stratejileri hakkında ip uçları vermektedir.

Diğer taraftan, savunma haberlerinin de, ülkelerin savunma faaliyetleri içinde küçük parçalar olduğunu, parçaların tamamı veya çoğu bütün olarak görülmeden resmin tam anlaşılmayacağını kabul etmek gerek.

Bugünlerde sıkça karşımıza çıkan Akdeniz’deki doğalgaz kaynaklarla ilgili küçük haberler bu satırların okuyanlar tarafından muhtemelen çoktan tüketilmiştir. Sizlerle paylaşmak istediğim ilk konu, Suriye’deki olayların gölgesinde kalan (tam da onların istediği gibi[1]) İsrail’in Akdeniz’le ilgili doğalgaz dışındaki çalışmaları.

Akdeniz’de olanların savunma çevrelerinde ve dışişlerinde günlük olarak takip edildiğinden şüphemiz yok. İsrail kurulduğundan beri deniz kuvvetleri, silahlı kuvvetlerindeki küçük çocuk olarak kara ve hava kuvvetlerinin arkasından gelmiştir. Deniz kuvvetleri genellikle özel kuvvet harekatı, abluka, kısa süreli baskınlar, gözetleme gibi küçük sayılabilecek operasyonlar için muhafaza ediliyordu. Doğu Akdeniz’de kendisine rakip olabilecek Arap ülkelerinin göreceli güçsüz deniz kuvvetlerini muhtemelen kendisine büyük rakip olarak görmüyordu. Ancak son yıllarda Akdeniz’de hidrokarbon yataklarının bulunması ile bunun değişimi için bir çaba içine girdikleri görülmektedir.

Deniz kuvvetlerinin gelişimi ile ilgili olarak denizaltı ve kıyı muharebe gemisi alımları ve modernizasyon faaliyetleri hemen göze çarpan alanlardır.

Denizaltı Alımı:

İsrail 2017 yılında denizaltı sayısını 3’den 6’ya çıkarmayı planlamaktadır. Her ne kadar bu artış İran’a karşı olarak nitelendirilse de[2], denizaltı karakteri gereği her zaman dikkate alınması gereken bir silahtır. 1982 yılında Arjantin ile çıkan kriz sonucu, Falkland Adaları bölgesine intikal eden kuvvetli İngiliz filosunun, tek bir Arjantin denizaltısından korkularına okyanus geçişi sırasında denizaltıya karşı savunma silahlarının %80’ini denizaltı zannettikleri balinalara harcadığı savunma çevrelerinde çok iyi bilinmektedir.

İsrail’in ilk Havadan Bağımsız Tahrik Sistemi (AIP- Air Independent Propulsion)[3] ile donatılmış denizaltısı  INS Tanin Almanya’da testlerini tamamlamış, 23 Eylül 2014 günü İsrail’in Hayfa limanına intikal etmiştir[4]. 2015 yılı ortalarında operasyonel olması planlanmaktır.[5]Almanya’da üretilen ve halen kullanılan üç denizaltıya ilave alınacak denizaltıların sayısının üç olması planlanmaktadır. Açık kaynaklar[6] ilk iki denizaltının fiyat etiketinin 1.27 milyar dolar olarak telaffuz etmektedir. Mali portrenin üçte biri Almanya tarafından karşılanmıştır. İsrail denizaltı filosu sürekli takip edilmesi gereken bir kuvvet haline gelmiştir.

Popeye Turbo[7]

İsrail’in 2000 yılının mayıs ayında nükleer başlık taşıyabilen Popeye Turbo füzelerini Hint Okyanusu’nda denediği savunma çevrelerinde konuşulmaktadır. Füze’nin ilk denendiği günlerden bu günlere neredeyse 15 yıl geçtiği düşünüldüğünde, o zamanlar 200-350 km menzili olduğu tahmin edilen füzenin menzilinin artırıldığını tahmin etmek zor değildir. Karşılaştırma yapılacak olursa Amerikan 1500 mil menzilli Tomahawk füzesi ile benzer boyutlardadır[8]. Rakamlar 630 mm(24.80 inç) mm çaplı torpido tüplerine sığabilecek füzenin menzilinin rahatlıkla artırılabileceğini göstermektedir.

İsrail’in, 5 Temmuz 2013 tarihinde Suriye’nin Lazkiye limanındaki Rusya’dan henüz alınmış P 800 Yankhont füze deposunu hedef aldığı açık kaynaklarda yer almıştı. [9][10]ABD fısıltı gazetelerine göre atış platformu İsrail denizaltısıydı. Eğer denizaltıdan atılan bir füze ile hedefin vurulduğu doğru ise, kullanılan merminin Popeye füzesi olduğunu ve hassas olarak hedefini bulduğunu kabul etmek yanlış olmayacaktır.

Gizli harekat yapabilen, suüstü gemilerine büyük tehdit olabilecek, bulunması zor ve zahmetli olan denizaltıların seçilmiş kara hedeflerine de saldırı düzenleyebilmesi deniz harekatının kırmızı kalemle not edilmesi gereken bir faktörüdür.

Kıyı Muharebe Gemisi Tedariki:

İsrail, 1990’larda Amerikan Northrop Grumman tarafından inşa edilen Sa’ar 5 korvetleri hava savunma, gemilere karşı harekat ve özel kuvvetler harekatı için kullanmaktadır. Diğer dikkate değer modernizasyon çalışması 4 adet modern kıyı suları muharebe gemisi tedarik projesidir. [11]

2006 yılından itibaren yeni tip gemi peşinde koşmaya başlayan İsrail savunma makamları önce ABD’nin kıyı muharebe gemisi ile ilgilendiler. Daha sonra bütçe kısıtlamaları ve geminin İsrail’in ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde dönüştürülmesindeki masraflar nedeni ile İsrail’in Amerikan yapımı gemiye olan ilgisi sona ermiştir.

Burada dikkati çeken husus İsrail’in geminin o zamanlar planlanan silah sistemlerinin İsrail için yeterli gelmemesi ve gemiye kuvvetli hava savunma sistemleri monte etme istekleridir.

Projenin başlangıcında ilk göze çarpan İsrail’in ABD projesi olan LCS (Littoral Combat Ship – Kıyı Suları Muharebe Gemisi)’nin İsrail’in ihtiyaçlarına göre konfigüre edilip edilmeyeceğine ilişkin 2.5 milyon dolarlık araştırma bütçesidir. Lockheed Martin’e verilen çalışma sonunda geminin İsrail’in ihtiyaçlarına göre tasarlanabileceği ortaya çıkmıştı. İlerleyen safhalarda bir geminin maliyetinin planlananın çok üzerine çıkması nedeni ile İsrail, Amerika ile anlaşma yapmaktan uzak durdu. İsrail iki geminin maliyetinin 650 – 700 milyon dolar olarak planlarken, tek geminin İsrail’e maliyetinin 600 milyon dolar çıkması İsrail’li planlayıcıları başka kaynaklar aramaya sevk etti.

2009 yılında İsrail’in elinde olan Dolfin denizaltılarını da inşa eden Thyssen Krupp Marine Systems (TKMS) ile görüşmeler yapılıyordu. Düşünceleri Blohm + Voss’ MEKO A-100  2200 tonluk korvetin uzatılmış halini inşa etmekti. Korvet. Gemi MK 41 dikey fırlatma lançerleri ve Elta’nın EL/M-2248 MF-STAR “Adir” aktif array radar ile birlikte diğer İsrail yapımı cihazları bünyesinde bulunduracaktı. Gemi başına maliyet 300 milyon dolar olacağı hesaplanmıştı.

Reuters’de 25 Kasım 2009 tarihinde çıkan haber[12] İsrail’in Almanya’dan devlet başkanı seviyesinde daha fazla indirim istediğini, alım önceliğini Amerikan LCS’e vermek istemediklerini yazıyordu. Haberin veriliş şeklinden Almanya’nın da olası indirime sıcak baktığı anlaşılıyor ve MEKO alımının sekiz gemiye çıkartılabileceği bildiriliyordu. Açık kaynaklardan anlaşıldığı kadarı ile 2010 yılının yaz  aylarında Almanya İsrail’in indirim taleplerini geri çevirdi ya da askıya aldı. 2010 yılının Kasım ayında Hayfa açıklarında Leviathan sahasında doğal gaz bulundu. Doğal gaz kaynaklarının bulunması İsrail’in gemi arayışlarını artırdı. 2012 yılında Güney Kore Hyundaki tersaneleri ile 1300 tonluk gemi yapımını teklif etti.

İsrail yeni platform arayışını sürdürürken mevcut gemilerini de modernize etmekten geri durmadı[13]. Mevcut gemilerini modern faz sıralı (Phased array) radarlarla, elektronik harp sistemleriyle ve Barak 8 güdümlü mermileri ile donatmaya devam ediyor. 

İsrail’in ayrıca, karadan atılan roketlerin %90’ına karşı savunma sağlayan “Iron Dome” olarak adlandırılan füze savunma sisteminin deniz versiyonunun geliştirilmesi çalışmalarına başladığı öğrenilmiştir. Rafel şirketinin savunma konseptini 1 Kasım 2014 tarihindeki Paris Savunma Fuarında açıklayacağı bildirilmektedir[14].

Son olarak; 19 Ekim 2014 tarihli Haaretz gazetesinin yazısına göre Almanya 300 milyon Euro’luk indirimi kabul etmiş gözükmektedir. Görünüşe göre İsrail 4 gemi aldığı takdirde indirimlerle birlikte Almanya’ya 900 milyon Euro ödeyecek.

Doğalgaz kaynaklarını korumak için ciddi mali kaynaklar ayıran İsrail’in çevresinde tehdit olarak gördüğü hükümet dışı aktörlerin yanında[15] denizlerde Türk Deniz Kuvvetlerini kendisine olası tehdit/rakip olarak görmesi askeri olarak kabul edilebilir. İsrailli savunma planlayıcıları, diplomatik ilişkilerinin alt seviyeleri inmiş Türkiye ile İsrail’in doğrudan ve sürekli temasta olabileceği tek yerin Doğu Akdeniz’in mavi suları olduğunu farkındadır. Özellikle Rumlarla ve Yunanistan’la olası işbirliği faaliyetlerinin nereye varacağını kestirmek zor. Böyle bir ortamda Türk Deniz Kuvvetlerinin kendisini her türlü senaryoya hazırlama zorunluluğu kaçınılmaz. Tabii öncelik,kayıtsız şartsız güvene dayalı silah arkadaşlığının yaratılması için hainlerin temizlenmesi olmalı.

 


[1]http://www.foreignaffairs.com/articles/139069/yuri-m-zhukov/trouble-in-the-eastern-mediterranean-sea(Erişim Tarihi 29 Ekim 2014) (Foreign Affairs dergisinde çıkan makalede, Suriye’de İsrail menfaatlerine en uygun sonucun çatışmaların devam etmesi olarak değerlendirilmiştir. İleride bu konu ayrıca irdelenecektir.)

[3]Havadan Bağımsız Tahrik Sistemi, nükleer olmayan denizaltıların bataryalarını şarj etmek için ihtiyaçları olan şnorkel (şnorkel antenlerini satha sürme) periyodlarını çok uzatan sistem. Denizaltılar böylece gizliklerini çok uzun süreler muhafaza edebilmektedir. Bazı uzmanlar, nükleer denizaltılar gibi soğuta sistemi pompası çalıştırmak zorunda kalmadıkları için daha sessiz oldukların belirtmektedir.

[4]Jane’s Defence Weekly 1 October 2014, Sf: 18

[8]Tomahawk çapı 20.4 inç (518.16 mm) boyu 20.5 feet’dir (624.84 cm). Popeye’nin de benzer rakamlara sahip olduğu, 21 inç (533.4 mm) çaplı ve 16 feet  (487.68 cm ) uzunluğunda bildirilmektedir.

[9]http://rt.com/news/israeli-submarine-%20strike-syria-081/(Erişim Tarihi: 26 Ekim 2014)

[13]http://www.jpost.com/Defense/The-Israel-Navy-is-quietly-enhancing-its-capabilities-for-precision-long-range-missiles-352064

12http://www.defensenews.com/article/20141027/DEFREG04/310270011/Israeli-Firm-Adapts-Iron-Dome-Intercepts-Sea (Erişim Tarihi: 28 Ekim 2014)

[15]Hizbullah’ın 2012 yılında İsrail hava sahasında insansız hava aracı uçurması İsrailli yetkililer tarafından gaz platformlarına oluşabilecek bir risk olarak tanımlanmasına neden oluyor. Platform çalışanları olabilecek her türlü sabotaj eylemine karşı eğitimden geçiriliyor.

Bu yazı 4308 defa okundu.
  • Yorumlar1
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı