Hoşgeldiniz; Bugün 23 Haziran 2017 Cuma
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi|09 Aralık 2014 Salı

Kutsal Ocakta Bedel Olur Mu?

Ergüder Toptaş tarafından yazıldı.

Askerî Kültür ve Asker Alma Sistemi

Türk kültüründe ve onun bir alt birimi olan Türk askerî kültüründe askeralma sisteminin son derece önemli bir yeri vardır. Askerî kültürü oluşturan hem insan unsurunun, hem de yönetim unsurunun anlamlı bir bileşkesidir. O aynı zamanda bu kültürün maddi unsurlar(silahlar, araçlar ve gereçler) diye nitelenen alt biriminin etkinliğini sağlayan temel dayanaklarındandır. Ayrıca askerî kültürün bilgi ve deney birikiminde sahada bulunması gereken asıl güçtür.

Askerî kültürün insan unsuru nitelikleri itibarıyla ele alınması gereken bir konudur ve de devasa boyutludur: a) Askerliğe yönelik yetenek ve beceriler, b) Toplum ordu ilişkisi, c) Örf-âdet-gelenekler, d) Duyarlılık, e) Moral dâhil olaylar karşısındaki tepkime, f) Eğitim, g) Disiplin gibi hususların çok yönlü etki ve tepkileri de dikkate alınmak suretiyle incelenmesi gereken bir husustur.[1]

Asker alma sistemi değerlendirilirken veyahut revize edilme ihtiyacı duyulurken her iki paragrafta belirtilenlerle beraber; ülkenin jeopolitik durumu, dünyada ve bölgedeki politik gelişmeler ile kısa-orta vadede evrilmesi beklenen muhtemel durumlar ve devam eden mücadelenin karakteri mutlak surette hesap edilerek gerekli tedbirler alınmalıdır. Bu bir zorunluluktur ve günlük siyasi keyfiyet kabul etmez.

Mücadelede Asker Alma Sistemi

"Devam eden mücadele" vurgusunun özellikle ve ısrarla yapılmasının nedeni içinde bulunulan yüzyılda harp ve barış kavramlarının anlamını yitirdiği, sürekli ve kontrollü kaosa dayalı hegemon güç stratejisinin devrede olduğuna ilgi çekmektir. Ne barışı ne de savaşı beklemek veya ondan uzak kalarak olayları geçiştirmek boşunadır. Harp ve sulhu da kapsayan amansız ve hakkaniyetsiz bir mücadele güçlülerin kontrolünde devam ediyor. Ne Birinci ne İkinci Dünya Savaşı ne de bir başka savaşı kıstas kabul ederek gelecek harplere yönelik tedbirler alınabilir.[2] Bugün Türkiye Cumhuriyeti de dâhil olmak üzere Birleşmiş Milletlere üye devletlerin çoğunluğu bu anlamda bir mücadelenin içerisindedir. Tartışılması gereken mücadelenin yoğunluğu ve yöntemleridir. Türkiye Cumhuriyeti gibi jeopolitik kaderi zorluk ve çilelerle yazılmış ve yoğrulmuş bir coğrafyada barışı hayal ederek asker alma sistemini popülist yaklaşımlarla istismar etmek geleceği kaybetmek demektir.

Ordular silahları, teçhizatı, kuruluşu, eğitimi, taktik ve stratejileri ile değerlenirler. Fakat tarihte orduların özellikleri en iyi olarak, asker kaynakları ve asker alma sistemleri ile özgünleştikleri bilinen bir husustur.[3] Mücadelede üstünlüğü sağlamanın ve maliyeti düşürmenin en etkili yolu; kaynağı koruyarak güçlendirmek ve sistemi sürekli iyileştirmekten geçmektedir. Orta Asya’dan beri Türk askerî sistemi incelendiğinde bu vazgeçilmez gerçeklik devlet ve orduların yönetiminde açıkça görülmektedir. Şüphesiz her toplum ve her devirde sosyal, ekonomik ve siyasi yapılanma bahse konu gerçeklikle ters düştüğünde kayıpları ve yüksek maliyetli kazançları da beraberinde getirmiştir. Türk askerî tarihinde bunun namütenahi örnekleri vardır. Çok uzaklara gitmeden Balkan Harbi öncesi yapılan terhislerde bunları görmek mümkündür.

PKK ile Mücadelede Bedelli Uygulamaları

Türk ordusu bu konuda özlenen uyuma( asker kaynağı-sistem-vazife anlayışı ), Balkan Harbi sonrası Cumhuriyet değerleri ile kavuşabilmiştir. Bunu da hiç şüphesiz ki Yüce Atatürk’e borçludur.[4] Ancak bu uyum özellikle 1987 sonrası uygulanmaya başlanan bedelli askerlik sistemi ile bozulmaya başlanmıştır. 1992, 1999 ve 2011’de ki uygulamalar da dâhil olmak üzere yapılan düzenlemeler tamamen kaynağın korunması ve sistemin iyileştirilmesi aleyhindedir. Aynı zamanda günlük politik mülahazalar ve yoz çıkarlar kararların alınmasında etkili olmuştur. Söz konusu zaman dilimi dikkate alındığında, PKK ile amansız bir mücadele yürüten Türkiye Cumhuriyeti’nin bu dönemlerde daha etkili tedbirler alması gerekirken tam zıt uygulamalara yönelmesini akıl ve mantık ölçüleriyle açıklamak mümkün değildir.

1987’de sıkıyönetimin kaldırılması sonrası PKK’nın gelişme dönemine girmesinin, 1992’de ise mücadelenin en yoğun olarak yürütüldüğü bir sırada hem bedelli uygulaması hem de askerlik süresinin 18 aydan 15 aya düşürülmesinin son derece olumsuz etkileri olmuştur. 1999 PKK’nın askerî yönden yenildiği ve ezildiği bir dönem olmasına rağmen, 2011 yine terör örgütünün ağır kayıplar verdiği ve marjinal düzeye düşürülmek üzere olduğu bir sırada mücadelenin ruhu ile çelişkili tedbirlerin alınması politikanın yüzeyselliği ve üzerinde fikir birliği sağlanmamış bir stratejinin apaçık göstergesidir.

2014’te Tekrar Bedelli

Üç yıl gibi kısa bir süre sonra tekrar bedelli uygulaması ve bundan yararlanabilecek yükümlü sayısının yaklaşık olarak 640 bin; saklı, yoklama kaçağı ve bakayanın ise 50 bin gibi çok yüksek bir düzeye ulaşması sağlıksız ve tartışmalı bir sistemin varlığına işaret etmektedir. Sorgulanması gereken, yaklaşık 700 bin gibi devasa rakama bu kadar kısa sürede nasıl ulaşıldığıdır. Birikmeyi teşvik eden ve bedelli beklenti yaratan sistemin varlığı tamamen siyasi bir sorundur. Gençlerin askerlik hizmetini yerine getirmekten neden imtina ettikleri her yönüyle incelenmesi gereken toplumsal bir meseledir.

Bedel vermek suretiyle askerlik hizmetinden vareste kalmak, eşitlik ilkesinin apaçık ihlali olduğu gibi Anayasa’nın 72’inci maddesinde belirtilen, “ Vatan hizmeti, her Türkün hakkı ve ödevidir ” ilkesinin de anlamsızlaştırılmasıdır. Ayrıca vatan, millet ve ordu gibi Türk milletinin temel değerlerinin yozlaştırılması,düşünce hamurundaki mayanın bozulmasıdır. Orduları ayakta tutan gelenekleridir ve de “ bedel verme ”nin Türk töresinde yeri yoktur.

Bedelsiz Bir Sistem Mümkün mü?

Yaklaşık 30 yıldır terörle mücadele eden bir ordunun ıslah edilmesi gereken temel ihtiyaçlarından birisi, belki de en önemlisi, kaynağın ve sistemin düşük yoğunluklu çatışmaların ruhuna uygun şekilde düzenlenmesiydi. Ancak bu yapılmadığı gibi, her seferinde bedelli uygulamaları, askerlik süresinin siyasi düşüncelerle kısaltılması ve de her şeyden önemlisi kamuoyunda beklenti yaratılması suretiyle askerlik konusunda negatif yönlü bir algı oluşturulmuştur. Bu durumun, milletimizin askerlik ruhunda tahribata sebebiyet vermemiş olması düşünülemez.Ordu çok hassas dengeler üzerinde duran canlı bir kuruluştur. Düzeni sarsıcı ve bozucu uygulamaların canlılık, güç ve varlık prensiplerinde uzun yıllar boyunca ciddi ve giderilmesi maliyetli yaralar açtığı konuyla ilgilenenlerin yakinen bildiği bir husustur.

Terörle mücadelenin ruhu ve karakteri incelendiğinde, siyasetten atılması beklenilen ilk adımın; eşitlik ilkesi, vatan hizmetini yerine getirme hak ve ödevi kapsamında “tek tip askerlik hizmeti ”nin en akılcı ve hakkaniyetli yol olduğu görülecektir. Ne bedelli ne yedek subaylık ne de askerlik kaynağını çeşitlendirici ve sulandırıcı diğer yollara ihtiyaç yoktur. Eğitim ve öğretim durumuna göre makul ölçülerde hizmet süresi farklılığı olan, ancak hiç kimseye ayrıcalık tanımayan bir sistemin inşası bir zorunluluktur.

Tabii ki gençlerin eğitim ve öğretim başta olmak üzere iş durumlarını da düşünerek gerekli tedbirleri almak siyasetin görevidir. Çözümde kolaycılığa kaçarak askerlik değerlerini erozyona uğratmak yerine güçlendirici ve evrensel yönü kuvvetli tedbirler almanın da pekâlâ mümkün olduğu bilinmelidir. Bu anlamda akla ilk gelen profesyonel ordu tartışmalarıdır ki bir sonraki yazıda bu husus irdelenecektir.



[1]İlhan Suat, Türk Askerî Kültürünün Tarihî Gelişimi-Kutsal Ocak, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1999, s. 29-30.

[2]Toptaş Ergüder, 21. Yüz Yılda Savaş-Yeni Bir Mücadele Felsefesine Doğru Harp ve Stratejiyi Yeniden Düşünmek, Kripto Yayınları, Ankara, 2009, s. 211-220.

[3]İlhan Suat, s. 94.

[4]Age., s. 198.

Bu yazı 3187 defa okundu.
google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı