Hoşgeldiniz; Bugün 23 Nisan 2018 Pazartesi
Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi|10 Nisan 2014 Perşembe

Dönüşüm Sürecinde Milli İstihbarat Teşkilat: 2010-2015

Erhan Canikoğlu tarafından yazıldı.

Bu makale 21.Yüzyıl Dergisi 64. sayısında yayınlanmıştır.

MİT’inadında somutlaşan milli istihbarat; devletin milli güvenlik politikasını oluşturmak ve yürütmek için yurtiçinde ve yurtdışında sekiz ana konuda (askeri, siyasi, ekonomik, sosyal, coğrafi, biyografik, ulaştırma, muhabere, ilmi ve teknik istihbarat ile Kontr-Terör ve Kontr-Espiyonaj) çalışmalarının tümünü içeren merkezi istihbarat faaliyetidir.[1] Yine, kurumun yürütmekle sorumlu olduğu devlet istihbaratı; devletin bütünlüğünü, rejimin emniyetini sağlamak için, milli politika ile tespit edilen milli hedefleri elde etmek üzere devlet organlarının yaptığı istihbaratın bütünüdür. Devlet istihbaratı ise milli güvenlik politikasının oluşturulması için gerekli bilgileri sağlayan ve ilgili tüm devlet istihbarat kuruluşlarının işbirliği ve koordinasyonu ile üretilen istihbarattır. MİT’in asli görevi olan milli güvenlik istihbaratı ise devletin, ülkenin ve milletin güvenliğinin sağlanması amacıyla belirlenen hedefler doğrultusunda yürütülen istihbari ve operasyonel çalışmaların bütünüdür.

İstihbarat Teşkilatını yönetenlerin kariyerlerini toplama ya da analiz birimlerinin hangisinde geçirdiği, yasal çerçevelerin içinde kalsa da, kurumun misyonu ve vizyonu üzerinde önemli ölçüde etki yapmaktadır. Başlangıçta toplama ünitelerinde çalışmamış kişilerin kurumun üst yönetimine atanmaları kimi konularda istihbarat zafiyetine yol açmaktadır. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın sahadaki faaliyetleri, yöntem ve usulleri açısından, diğer istihbarat teşkilatlarından farklılaştığından, kuruma atanacak personelin özel olarak seçilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla Milli İstihbarat Teşkilatı’nın günümüzde maruz bırakıldığı dönüşüm süreci son derece tehlikelidir.

MİT’in Görevleri ve Ana Faaliyet Birimleri

MİT, TBMM’de kabul edilen 22 Temmuz 1965 tarih ve 644 sayılı kanunla kuruldu. 12 Eylül sonrası referandumla kabul edilen Anayasa’nın tesis ettiği yeni siyasi ve hukuki düzene devletin kurumları da uyarlanmıştır. 1 Ocak 1984’de yürürlüğe giren 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı kanunu ile kurumun bugünkü yapısının temelleri yeni bir çerçeveye oturtuldu.[2] 1988, 2005 ve 2007’de gerek ihtiyaca gerekse mevzuata uyum amacıyla bir takım değişiklikler yapıldı. Kanun MİT ile ilgili genel çerçeveyi çizerken kurumun hangi biriminin hangi faaliyetleri yürüteceği ayrıca çıkartılacak “Gizli” bir yönetmelikle belirlenecekti.[3] Devlet düzeyinde yürütülecek istihbarat faaliyetinin içerik, kapsam, usul ve metot açısından son derece gizli tutulması gerektiğinden, bunun “Gizli” yönetmeliklerle belirlenmesi makul karşılanmalıdır.

Teşkilat, devletin varlığına, bağımsızlığına, bütünlüğüne, ulusal güvenliğine tehdit oluşturan her türlü yıkıcı ve bölücü terör örgüt, unsur, kuruluş, kişi ile bunların yurtiçi ve yurtdışındaki bağlantıları, destekçileri hakkında haber toplamaktadır. Bu haberleri kimi zaman açık yayınları takip etmek suretiyle, çoğu kez ise gizli çalışma usul ve yöntemlerle elde eder. “Gizli Faaliyet” kapsamında önce kuruma ihtiyaç duyduğu bilgilere erişebilecek kişiler tespit edilir. Ardından bunlar arasında devlete yakınlık, milli hassasiyet, manevi duygular, ideolojik tutum, maddi ihtiyaç ya da beklenti karşılığında hedef örgüt, kuruluş içinden ya da çevresinden ya da o kuruluş ve örgüt mensubunun çevresinden kişilere görev teklif edilir. Böylece Türkiye’de istihbarat terminolojisine “casus”, “hain” gibi negatif bir anlam yüklenen, esasen “memur” anlamına gelen “ajan-agent” başlığı altındaki muhtelif kategorilerde kişiler istihdam edilir. Bu kişilerin nasıl eğitileceği, nerede, nasıl, hangi iletişim araçlarıyla temas kurulacağı, hangi bilgilerin isteneceği, elde edilen bilgilerin nerede, nasıl, hangi yöntemle teslim edileceği, normal zamanlarda ve olağanüstü durumlarda taraflar arasında irtibatın nasıl kurulacağı önceden belirlenmiş kurallar dâhilinde gerçekleştirilir. MİT’e hizmet eden bu kişiler yurtiçi ya da yurtdışında faaliyet yürütürler. Yakalandıkları zaman diplomatik muafiyete ve bağışıklığa sahip değillerse faaliyette bulundukları ülkelerin kanunlarına göre yargılanırlar ve cezalarını çekerler.

İstihbarat faaliyeti esasen iki ana esasa dayanmaktadır: Toplama ve analiz çalışmaları. Analiz birimi insan vücudunun beyni kabul edilirse toplama faaliyeti vücudun geri kalan her organıdır. Doğru, eksiksiz, zamanında, isteğe uygun (isteğin parçası ya da yeni istekler doğuracak), hedefin içinden ve teyid edilmiş haber toplayamayan bir istihbarat teşkilatının analiz-değerlendirme ünitesi düşünce kuruluşları, akademiler ya da açık kaynak üzerinde çalışan diğer kurum ve kuruluşlarının ötesine geçemez. Bu kapsamda Milli İstihbarat Teşkilatı’nın üç ana haber toplama/analiz organından ve bir de söz konusu birimlere elektronik istihbarat desteği sağlayan Sinyal İstihbaratı Başkanlığı’ndan bahsetmek gerekecektir.

MİT’in Üç Ana Faaliyet Birimi

MİT’in başlıca faaliyetlerinden biri güvenlik istihbaratı yapmaktır. Teşkilat, Türkiye’ye içten ve dıştan yöneltilen bölücü, yıkıcı ve gerici faaliyetleri, kişileri ve örgütleri tespit edip, bunlara nüfuz ederek gerekli her türlü bilgiyi almayı hedeflemektedir. Soğuk Savaş döneminin tehdit önceliklerine paralel olarak güvenlik istihbaratı bileşenlerinden K/Komünizm ve K/Espiyonaj konularına ağırlık verdi.[4] Batılı servislerle birlikte Sovyetler Birliği’nin Türkiye’ye yönelik istihbari faaliyetleri ile sol partilere ve örgütlere desteğini tespit edip bunların faaliyetlerini önlemeye çalıştı. Yani, Türkiye’de Sovyet yanlısı bir yönetimin işbaşına gelmemesi için elinden geleni yaptı. Bu sürecin doğal bir sonucu olarak MİT’in K/Komünizm konusunda çalışanlar genellikle kurumun üst yönetimin kademelerine yükseltildiler. Böylece Teşkilat, Silahlı Kuvvetlerle birlikte devletin Batı ile işbirliğinin en önemli kurumları olarak varlığını sürdürdü.

MİT’in bir diğer görevi stratejik istihbarat yapmaktır.[5] Pratikte stratejik istihbarat adı verilen bu çalışma yurtdışına yönelik sekiz ana konuda haber toplanmasını gerektiren klasik bir espiyonaj faaliyetidir. MİT, hedef ülkelerin ve devletlerin milli gücünü oluşturan her unsur hakkında açık ve gizli yollardan bilgi toplar.[6] Bu bilgilerin doğruluğunu ve önem durumunu değerlendirir, analiz eder, ardından mevcut bilgilerle karşılaştırır, birleştirir ve ihtiyaç durumuna göre ilgili makamlara ya da kurumlara gönderir. MİT’in bu anlamda müşterileri Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Dışişleri Bakanlığı’dır. MİT’in stratejik istihbarat konusunda en önemli müşterisi Genelkurmay Başkanlığı’dır. Genelkurmay Başkanlığı ve MİT arasında yapılan bir protokol çerçevesinde, Genelkurmay istihbarat isteklerini her yıl MİT’te gönderir. MİT, yurtışına yönelik çalışan personeli ya da kaynakları vasıtasıyla bu istekleri karşılar.[7]

MİT’in üçüncü önemli görevi ise istihbarata karşı koymaktır.[8] Teşkilat, ülkeye yönelik gizli faaliyet yürüten kişileri tespit ederek gerektiğinde bunları açığa çıkaracak şekilde hazırlanmaktadır. MİT, karşı koyma faaliyetlerini kuvvetli bir merkezi teşkilat, ülke geneline yayılmış yetişmiş kadroları, bu kadroların yönettiği, yönlendirdiği kurum dışı kaynaklar, teknik imkanlar ve son dönemde tartışma konusu yapılan her türlü bilgi-belgeye erişme altyapısına sahip olarak yürütür. MİT, böylesi geniş imkânlarıyla öncelikle istihbaratçıları, istihbarat şüphelilerini ve faaliyetlerini tespit eder. MİT’in İKK konusundaki kapasitesi, kurumun imkân ve kabiliyetleri, araç-gereçleri ve nitelikli personeli ile ölçülmektedir. Personel, gerek sahada gerekse masa başında karşılaştığı vakalar sayesinde zaman içinde önemli bir birikime sahip olur. Personelin karşılaştığı vakaların niteliğine, çalıştığı konuların yoğunluğuna, kişisel algılama, kavrama düzeyi ve yeteneklerine göre böylesi bir birikimin oluşması için 3-10 yıl geçmesi gerekebilir. Kitap okumak, heves etmek, casusluk faaliyetlerine ilgi duymak yeterli değildir. İKK personelinin farklı niteliklere sahip olması zorunluluktur. Stratejik İstihbarat’ta görevli analiz memurlarının akademik donanımı belirli ölçüde fayda sağlayabilir, ancak haber toplama konusunda çalışan personelin (İKK Karargahı personeli dahil) kesinlikle her basamağı adımlamış, en basitinden en kompleksine kadar vaka tecrübesi edinmiş memurlar olması gerekir. Devletin en mahrem alanını savunan bu kadrolara hatır, ahbaplık, siyasi hiyerarşi ve benzeri yollarla atama yapılması savunma hatlarında büyük gedikler açılmasına neden olmaktadır.

Kurumun bir diğer görevi yukarıda belirtilen faaliyet alanlarını destekleyecek elektronik istihbarat faaliyetlerini yürütmektir. Söz konusu faaliyetler ise kendi iç birimlerinin imkan ve kabiliyetleri sayesinde ya da diğer kamu-özel kurumlar üzerinden yürütür. Son dönemde Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı esasen yurtdışına yönelik dinleme, kestirme ve elektronik istihbarat yapan GES Komutanlığı MİT bünyesine dahil edilmiştir.[9] Böylece GES Başkanlığı ve Elektronik İstihbarat Başkanlığı Sinyal İstihbaratı Başkanlığı bünyesinde bir araya getirilmiştir. Ancak Elektronik İstihbarat’ın ARGE ve benzeri faaliyetleri yürüten diğer birimleri bu birleşmenin dışında bırakılmıştır.

MİT Personelinin Niteliği ve Yeni Yöneticiler

MİT’in haber toplama, analiz ve değerlendirme kadrolarına, özel uzmanlık gerektiren askeri konularda TSK personelinin görevlendirilmesi dışında, kesinlikle nakil yoluyla personel atanmaması gerekir. Bakanlıklardan ve diğer kurulardan naklen MİT’e geçenler nispeten daha yüksek maaş alarak refah düzeylerini arttırabilirler ancak bu kişilerin karşılığında Teşkilata ve ülkeye verebilecekleri sınırlıdır.

Dolayısıyla MİT’in omurgasını oluşturan meslek memurları (haber toplama memurları ve analiz memurları) ve istihbarat üretimine katkı sağlayan diğer personel kesinlikle iyi bir eğitim aldıktan sonra hem özel olarak görevlendirilecekleri alanlara karşı ilgi, merak ve hevesi olan, hem de o alanda iş yapabilecek ilave donanım ve yeteneğe sahip kişilerden seçilmelidir. Siyasetçi, bürokrat, asker, polis, MİT personelinin yakını anlayışıyla yapılmış/yapılacak atamalar Milli İstihbarat Teşkilatı’nın sıradan bir devlet dairesi haline dönüşmesine yol açabilir.

MİT’te istihdam edilen personelde öncelikli olarak güvenilirlik kriterini taşıması beklenir. Personelin, 657 sayılı Devlet Memurları Kanun, 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanun ile buna dayanılarak hazırlanan yönetmeliklerde belirlenen nitelikleri taşıması önemlidir. Personel maddi ve ahlaki zafiyetten, toplumda genel kabul görmüş davranışların dışındaki sosyal, siyasi, ticari ilişkilerden uzak durmalıdır. Maalesef medyaya yansıyan olaylarda MİT’te görevli kimi yöneticilerin ahlaken uygun olmayan ilişkilere yöneldiği, maiyetindeki personel ile ilişki yaşadığı,[10] görevi gereği kurduğu ilişkileri özel çıkar amacıyla kullandığı, gelirinin çok daha üstünde, açıklayamadığı mal varlığına sahip olduğu örnekleri mevcuttur.[11]

Geçmişte kuruma atanan asker kökenli müsteşarlar ve yardımcıları tekrar orduya döneceklerinin bilinciyle hareket ettiler. Kurum’da geçirecekleri kısa sürede komutanlarıyla karşı karşıya gelmemeye özen gösterdiler. Bu nedenle kuruma derinlemesine nüfuz etmek yerine, belli başlı sivil personele danışarak görevlerini yürüttüler. Komutanların bu yönetim anlayışında, kurumda görevli asker çocukları referans kaynağı sağladı. Her iki yaklaşım MİT’i Genelkurmay Başkanlığı’nın bir garnizonu haline getirdi.

Soğuk Savaş döneminde Türkiye’nin Batı kampında yer alması, NATO üyeliği ve askeri yönetimler MİT’in bağımsız bir kurumsal kültür geliştirmesinin önüne geçti. 1990’lara kadar hakim olan bu düşünce sebebiyle MİT’in kurumsal ve fonksiyonel gelişmesi sürekli ikinci planda tutuldu. Özellikle 12 Eylül’den sonra sadece askeri personel değil, zamanla bu personelin çocukları, akrabaları ya da asker referansı bulunanlar atamalarda avantaj elde ettiler. Bunlara kurumda görevli istihbaratçıların çocukları ya da yakınları da dahil edildi. Söz konusu atamalar iş gereğinden ziyade “güvenilir” personel istihdam arzusunun sonucuydu.

Fidan döneminde özellikle üst ve ara kademelere yapılan atamalarda “ parti odaklı güvenilir” personele yönelinmiştir..[12] Davutoğlu’nun MİT’i dış politikanın hizmetine sokma arzusu MİT’e yapılan Büyükelçi atamalarını bir derece haklı kılabilir. Ancak, Bakan bürokrat ve akademisyenleri Büyükelçi olarak dış postlara aday gösterirken, kendi personelini MİT’e neden gönderdiği ayrıca tartışma konusu olacağa benzemektedir. Dışişleri ve MİT’te görülen bu kadrolaşma benzer özellikler taşımaktadır. Bakanlık ve MİT’in üst yönetiminin, kendilerinden önce göreve başlatılmış asli kadrolara karşı güvensizlik duydukları, yeni işe alınan personelin yetişmesi için 5-10 yıl bekleyemeyecek kadar acele ettikleri anlaşılmaktadır.

MİT’in Operasyonel Sorunları

MİT’in Oslo görüşmelerinin medyaya sızdırılması kurumun çalışma usul ve metotlarının sorgulanmasının yanında yeni yönetiminin aciziyetini ortaya koyması açısından ders alınması gereken bir olaydır. Kendi faaliyetlerinin gizliliğini ve güvenliğini sağlayamayan bir kurum, devletin güvenliğini sağlayabilir mi? Yeni yönetim devlete yönelik tehditlerle baş edebilir mi?” Dolayısıyla bu sızma yeni MİT yönetimi için büyük bir prestij kaybına yol açmıştır.

Bir diğer konu MİT’in, İsrail’in, insani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine saldırma ihtimalini veya kararlılığını devletin yetkili birimlerine bildirip bildirmediğidir. Mayıs 2010 sonunda gerçekleşen bu olay Hakan Fidan’ın müsteşarlığının ilk günlerine rastlamıştır.[13] Fidan, daha önce kısa bir süre MİT’te Müsteşar Yardımcılığı yapmış, bu göreve hazırlanma adına önceki yıllarda Başbakanlıkta Güvenlikten Sorumlu Müsteşar Yardımcılığını yürütmüştür.[14] Devletin güvenlik konusunda önemli makamlarından birini işgal eden Fidan’ın MİT Müsteşarlığı’nın ilk günlerindeki bu başarısızlığı stratejik öngörü eksikliğinden kaynaklanmaktadır. İstihbarat konusunda araştırma yapmak, istihbaratı bilmek, iyi istihbaratçı olmak ve devletin milli istihbaratını yönetmek birbirleriyle ilintili olmakla birlikte son derece farklı şeylerdir.

MİT personelinin tartışılmasına yol açan bir diğer olay Suriye’de düşürülen Türk uçağı mevzusudur.[15] Türk Hava Kuvvetleri’nin son derece değerli iki pilotu Suriye hava Savunma sistemlerinin yerlerinin tespit edilmesi amacıyla gerçekleştirilen keşif uçuşu sırasında Suriye Hava Savunma Kuvvetleri tarafından düşürülmüştü. MİT’in Suriye’nin hava savunma sistemlerini, yerlerini, imkan ve kabiliyetlerini, 2937 sayılı kanunun 4 (e) maddesi uyarınca Genelkurmay Başkanlığı’na bildirmiş olması gerekmekteydi. MİT yöneticileri, kurumu ülkenin bağımsızlığı, devletin bekası ve vatandaşlarının can güvenliğinin sağlanmasına dönük istihbarat ve istihbarata karşı koyma çalışmalarına sevk etmek zorundadır. Aksi halde görevlerini ihmal durumu ortaya çıkmaktadır.

MİT ile ilgili tartışma konularından biri ise Reyhanlı’da 53 vatandaşımızın ölümüyle sonuçlanan bombalama olayında emniyet ve güvenlik güçlerine yaptığı ihbarla ilgilidir.[16] Servisler işbirliği yaptıkları ülkeleri yanıltmak, dikkatini başka yere çekmek ya da destek verdiğine inandırmak amacıyla çeşitli bilgiler verebilir, ihbarda bulunabilir. Örneğin, “El-Kaide mensubu beş kişi Irak üzerinden Türkiye’ye girecek ve ses getiren bir eylem yapacak” ya da “Suriyeli rejim unsurları Batılı bir ülke elçiliğine/misyonlarına karşı eylem yapacak” şeklinde bir istihbarat zamanla rutine dönüşür. Bu tür ihbarlar aslında istihbarat servislerini yormak, dikkatlerini farklı yönlere çekmek ve servisleri çalışamaz hale getirmeyi hedeflemektedir. Reyhanlı saldırısı öncesi MİT’in Ankara’da bir eylem yapılacağı uyarısı, (muhtemelen Teşkilat’a bir başka servisten ya da servis bağlantılı kaynaktan intikal etmiştir.) dikkatleri eylemin asıl yapılacağı yerden uzaklaştırdığını göstermektedir.[17] İstihbaratın başarısı eylemde bulunacak kişilerin önceden yakalanması ve etkisiz hale getirilmesi ile ölçülür. Dolayısıyla MİT ve ilgili bölge birimi burada da başarısız olmuştur.

MİT’e ilişkin bir diğer sıkıntılı konu aralarında çocukların da bulunduğu 35 vatandaşımızın 29 Aralık 2011’de PKK’lı terörist sanılarak F-16 uçaklarının bombardımanı sonucu öldürülmesidir.[18] MİT’in sınır bölgelerindeki ihlalleri, sınır ötesindeki tehdit unsurlarını, niteliğini tespit edip ilgili makamlara bildirmesi başlıca görevidir. MİT, küresel bir güç olma hedefindeki ülkenin dış işlerine refakatten önce ulusal güvenlik konularında tehditlere ilişkin zamanında haber alarak bunları gerekli tedbirlerin alınması için ilgili kurumlara aktarması gerekirdi. MİT görevini dosdoğru yapıyor olsaydı 35 kişilik grubun içinde istihbarat kaynağı bulunur, bunun kaçakçılık faaliyeti olduğunu Genelkurmay Başkanlığı’na ya da Bölge’deki emniyet ve güvenlik birimlerine bildirirdi. Böylece kaçakçı köylülerin üzerine uçaklarla bomba yağdırılmazdı. Bu yüzden MİT’in bir iç soruşturma açarak bölgede neler olup bittiğini, kimlerin görevinin gereklerini yerine getirmediğini, bunda herhangi bir ihmal ya da MİT üst yönetiminin yetersizliğinin etkisi olup olmadığının ortaya çıkarılması gerekirdi. Demokratik ülkelerde kamu yönetiminde şeffaflık ve hesap verilebilirlik “olmazsa olmaz” ilkeler arasındadır.

MİT hakkındaki bir başka tartışma Gülen hareketi mensuplarının MİT’e sızmak istediği[19] ancak Fidan’ın buna izin vermediğidir. Türkiye’de Cemaatler genellikle iktidar partileriyle iyi ilişkiler kurmaktadır. Sosyal Demokrat partilerin bile cemaatlerin taleplerine olumlu yanıt verdiği bilinmektedir. Cemaatler varlıklarını sürdürmek için uygun ortam arayışındadır. MİT’in Gülen cemaatinden korunmak adına diğer cemaat mensuplarına ve/veya siyasetten referanslı olanlara kapıyı açmaması gerekir. MİT, milli bir kuruluş olması nedeniyle kurum, herhangi bir grup, klüp, dernek, vakıf, cemaat gibi çıkar çevrelerine ait personeli sırtında taşıyamaz. Bu hem memuriyete yeni başlayan kişiler hem de diğer kurumlardan nakil ve atama yoluyla gelen üst düzey personeli için geçerlidir. MİT’in kurumsal yapısı üzerinde yapılan oynamalar, kurumun genlerini, dokularını bozmakta, onun milli niteliğini giderek ortadan kaldırmaktadır.

MİT’in Suriye’deki meşru Esad yönetiminin devrilmesi için uluslararası çabalara katılması, bu amaçla uluslararası dinci teröristlere eğitim, barınak, tedavi, finansman ve lojistik destek sağlaması eleştirilerin odağında yer almaktadır.[20] Öte yandan MİT tarafından yapılan organizasyon çerçevesinde Suriye’ye silah ve mühimmat taşıyan TIR’ların kolluk kuvvetlerince durdurulması ve aranması üzerine ortaya son derece ciddi bir kriz çıkmıştır. Operasyona katılan polis, jandarma, subay ve yargı mensupları görevlerinden alınmışlardır.[21] Türkiye’nin Suriye politikası çerçevesinde MİT üzerinden yapılan bu operasyonların, Türk yetkilileri uluslararası ceza mahkemeleri önüne getirme riski son derece büyüktür.

MİT’in gizli faaliyetlerini denetleyebileceği kaynaklar üzerinden yürütmesi beklenmektedir. Son dönemde Yunanistan’ın Sakız adasında 72 yaşındaki bir Alman vatandaşının Türkiye adına askeri tesislerin fotoğraflarını çekerken Yunan makamları tarafından yakalandığı yönünde bir habere medyada yer aldı.[22] Şahsın her parti iş için 500-1500 Avro para aldığı belirtilirken, mail hesabında kime gönderildiği belli olmayan bir mailde adadaki Yunan askeri gemileri ve araçlarının yanı sıra 30 Temmuz’da Sakız açıklarında yakalanan DHKP-C’liler ve mühimmatları hakkında da detay bilgilere rastlandı. Böylesi bir operasyon birkaç yönüyle sakıncalıdır. Öncelikle Alman şahsın MİT tarafından denetlenmesi mümkün değildir. Yani şahsın Alman dış istihbarat teşkilatı BND’ye hizmet edip etmediği garanti edilemeyecektir. İkincisi kişinin evinde 3 bilgisayar, 2 fotoğraf makinesi, 14 hafıza kartı, 5 USB, 5 harita bulunması yönetim hatasıdır. Üçüncüsü bu kişinin MİT’e hizmet ettiğinin kesinleşmesi halinde başka yansımalarının olması kaçınılmazdır. Dolayısıyla eğer bu faaliyet gerçekten MİT ile ilgiliyse, ajanın açığa çıkmasının nedenleri belirlenmeli, MİT’in İKK ünitesi olayı pek çok açıdan incelemeli ve gerekli dersleri çıkarmalıdır.

Bir süre önce MİT’in siyasi parti mensupları, milletvekilleri ve muhalif görüşteki işadamlarını izlediği, kamu ihalelerine girecek kimi işadamlarını takip ettiği ortaya çıktı. MİT, Hukuk Müşaviri imzasıyla Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na gönderdiği bir yazıda aralarında Deniz Baykal, kızı ve damadının da bulunduğu CHP ve MHP’li milletvekillerini ve işadamlarını fişlediğini kabul etti.[23]MİT, milli güvenlik konularını bir tarafa bırakarak hükümete yakın olmayan firmaların ihalelerdeki hareket tarzlarının tespiti, bertaraf edilmek istenen adayların olumsuz yönlerinin ön plana çıkarılması ve sair konularda ne gibi bir rol oynadığı Cumhurbaşkanı’nın harekete geçireceği bir denetleme süreciyle incelenmelidir.

Sonuç

MİT’te Mayıs 2010’dan itibaren başlayan kadrolaşma hareketinin, üst yönetime ve ara kademelere dışarıdan yapılan atamaların, kurumun yapısal ve görev anlamında yeniden yapılanma[24] çalışmalarının, yukarıdaki örneklere bakıldığında, kurumu başarıya ulaştırdığını söylemek mümkün değildir. Yapısal değişiklikler, mevzuat değişikliği ya da yönetici değişikliği zihni yenilikler olmadan bir işe yaramayacaktır. Kaldı ki bir ülkenin istihbarat servisi, tıpkı savunma, güvenlik ve emniyet kuruluşları gibi, o ülkenin milli gücünün niteliği, insan kalitesi, bölgesel ve küresel çıkarları ve hedefleri ile kapasitesi arasındaki bağın güçlü olması ya da bunların birbirlerine paralel gitmesi sayesinde etkinlik sağlayabilir.

MİT, tıpkı Silahlı Kuvvetler, Emniyet Teşkilatı, Jandarma Genel Komutanlığı, Kamu Güvenliği ve Düzeni Müsteşarlığı gibi halkımızın sahip çıkması, arkasında kenetlenmesi gereken bir kurumudur. Ancak, MİT’i yönetenlerin kurumun dokusuyla, uzmanlarıyla, geleneksel terfi kanallarıyla uğraşmaktan bir an önce vazgeçmesi gerekir. Zira MİT, her türlü kişisel, örgütsel, siyasal çıkarlardan uzak tutulması ve milli niteliği hassasiyetle korunması gereken bir kurumdur.

MİT’ ile ilgili son dört yılda medyaya yansıyanolaylar sorunun kaynağını açık şekilde ortaya koymaktadır. Milli İstihbarat Teşkilatı bir an önce ehil ellere teslim edilmeli ve milli bir vizyonla yönetilmelidir.

 


[1] www.mit.gov.tr

[2] Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu, http://www.mit.gov.tr/kanun.html

[3] Bkz. Md.32, Ibid. Kanun içinde de; Teşkilat yapısı, MİKK, olağanüstü durumlarda MİT’in diğer kurumlarla ilişkileri ve personel konularının yönetmeliklerde belirtilecek esaslara göre olacağı ifade edilmektedir.

[4] Soğuk Savaş döneminde MİT-CIA ilişkileri konusunda genel bir çerçeve için bkz. Doç.Dr.Sait Yılmaz, Soğuk Savaş Dönemi CIA-MİT İlişkileri, http://www.ulusalkanal.com.tr/soguk-savas-donemi-cia-mit-iliskileri-makale,1592.html

[5]Murat Yetkin, MİT’e yeni yapılanma, http://www.mesajhaber.com/haber.php?haber_id=4368

[7] Bkz. Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu, madde 4 (e), http://www.mit.gov.tr/kanun.html

[8]Ibid, Madde 4 (g).

[11]“MİT’çi ve kızı 1 milyon lirayı açıklayamadı”, http://www.hurriyet.com.tr/gundem/22191851.asp

 

[15] “Suriye’de düşen uçaktan MİT bombası çıktı”, http://www.haber3.com/suriyede-dusen-ucaktan-mit-bombasi-cikti-haberi-1702932h.htm

[16] “MİT’in reyhanlı saldırısı öncesi istihbarat belgesi ortaya çıktı”, http://t24.com.tr/haber/mitin-reyhanli-saldirisi-oncesi-istihbarat-belgesi-ortaya-cikti/230076

[17] ‘Reyhanlı’da ihbar dikkate alınmadı’ iddiası yalan çıktı”, http://www.zaman.com.tr/gundem_reyhanlida-ihbar-dikkate-alinmadi-iddiasi-yalan-cikti_2202268.html

[18] “Şırnak’ta 35 kaçakçı bombardımanda öldü”, http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=190077

[19] “Cemaat MİT’i Teslim Almaya Çalışıyor”, http://www.dogukultur.com/Default.asp?Cmd=HaberOku&ID=15581

[21]Erhan Canikoğlu, Suriye’ye Silah Sevkiyatı MİT’in Görevi mi?”, http://www.21yyte.org/tr/arastirma/suriye/2014/01/05/7363/suriyeye-silah-sevkiyati-mitin-gorevi-mi

Bu yazı 10090 defa okundu.
  • Yorumlar0
  • Onay Bekleyenler0

comment_what_is_your_mind

google_ad_height = 240; //-->
TSK Mehmetçik Vakfı